YA HİNDİSTAN KAOSA/İSTİKRARSIZLIĞA SÜRÜKLENİRSE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

“ABD demek kaos demek”, ne kadar doğru olur bilemiyorum. Ancak ABD’nin genelde kaoslarla anıldığı, gittiği hemen her yerde bir şekilde kaos çıktığı ya da kaoslara angaje olduğu ifade edilebilir. Türkiye’den bakıldığında da böyle görülebiliyor. Türkiye için, ABD’nin kaos üreticisi bir ülke olma özelliği artık o kadar belirgin ki…

Kaos, kelime anlamı itibarıyla, düzen yoksunluğu, karmaşa, belirsizlik demek… Düzensizlik, karmaşa ve belirsizlik, toplumları endişeye sevk eder, toplumda gelecek kaygısına yol açar, toplumu “denize düşen yılana sarılır” misali bir kurtuluş arayışına iter. Bu arayışta, rasyonaliteden çok söz edilemez, ilkeler/değerler unutulmuştur, duygusallık etkilidir (yönlendiricidir), genellikle ilerisi görülmez, gün kurtarılmaya çalışılır, normal koşullarda gidilemeyecek angajmanlara gidilir, olağan koşullarda kurulmasından kaçınılacak bağlantılar kurulur. Düzensizliğin, karmaşanın ve belirsizliğin beraberinde getireceği “şoklar”, bunları kolaylaştırır, irrasyonaliteyi ayrıca besler. Normal koşullara dönüldüğünde ve geriye dönülüp bakıldığında, inanılması çok zor, çok ağır, “bunlar nasıl yapılmış, yapılabilmiş” dedirtecek türden bir tablo görülür. Ancak “atı alan artık Üsküdar’ı geçmiştir”, yapılacak bir şey yoktur, giden gitmiştir.

ABD’nin kaos götürdüğü ya da kaos ile anıldığı coğrafyalara bakarken bunları görmek gerekir. ABD, bir yönüyle, ekonomik, askeri ve politik açılardan kaostan beslenen bir ülkedir. Orta ve uzun vadeli kaos planlamaları ile ülkelerin başına çorap örmede ustadır. Bunun gerektirdiği devasa bir çarka ve bu çarkın bugüne kadarki işleyişinden kazanılmış büyük bir deneyime sahiptir. ABD’ye bakarken bunları görmek ve kaos üretimi bağlamında ABD’nin denizaşırı devasa askeri varlığını hatırlamak icap eder.

Afganistan konusu, bu bağlamda oldukça anlamlıdır. ABD’nin Sovyetleri Afganistan’a çekmek için 1970’li yılların başından itibaren (özellikle Başkan Gerald Ford ve Jimmy Carter dönemlerinde) militan İslami aşırıcılara ilgi duyduğu, bunları dışarıdan Afganistan’a sevk ettiği, bu suretle Afganistan’da Moskova’yı cezbeden bir kaos ortamının doğduğu, bu cezbetmede İran’daki eş zamanlı kaosun da etkili olduğu, Moskova’nın Afganistan ve İran üzerinden Basra Körfezi’ne çıkma hülyasına kapıldığı (kaptırıldığı), Sovyetlerin Afganistan’ı işgali ile birlikte ABD’nin bu kez militan İslami aşırıcıları “İslami direnişçiler” olarak Sovyet işgaline karşı kullandığı, Sovyetlerin İran’a uzanamamak bir yana, dağıldığını (çöktüğünü) bir hatırlayalım… ABD, Sovyetlerin Afganistan’dan çekilmesi ve dağılması ile birlikte, Körfez Krizi/Savaşları üzerinden daha güçlü olarak bölgeye geri dönmüştü…

Afganistan’daki kaos ile İran’daki kaos arasındaki eş zamanlılık dikkat çekici… Afganistan’daki kaos, kaosun İran’a ihracına imkan veriyor; Afganistan’daki kaos, İran’a taşıyor. Bu noktada, o tarihlerde ABD’ye ileri derecede yakınlığı nedeniyle “küçük Amerika” olarak nitelenen Şah’ın İran’ındaki militan İslami aşırıcıları da komşu Afganistan’da düşünmek icap eder. Şah’ın devrilip İran’ın Şii karaktere sahip “İran İslam Devleti”ne dönüşmesi, ABD’nin bölgede varlık bulundurmasına elverişli bir atmosfer doğurmuştur.

ABD, hem kaosu (yani düzensizliği, karmaşayı ve belirsizliği) yaratıyor, hem de bundan yararlanıyor, kaostan besleniyor. Kaos yaşayan ülkeler ABD’nin yardımına ve desteğine ihtiyaç duyuyor, ABD de böyle bir ortamda daha önce o ülkelerin önüne koyamadığı ya da o ülkelere kabul ettiremediği talepler ile ortaya çıkıyor. Bir şekilde pazarlık yapılıyor. Yerel şoklar, ülkelerin ABD karşısındaki pazarlık güçlerini üretiyor. Ülkeler güç kaybederken, savunma imkân ve kabiliyetleri ile toplumsal refah seviyeleri gerilerken, iktidarlar halkın beklentilerini karşılamaktan giderek uzaklaşırken, ABD için bunların tam tersi söz konusu oluyor. Aynı kaos, ülkeler için yıkıcı olurken, ABD için yararlı, yapıcı ve de kazançlı oluyor.

Ülkelerin başına “kaos çorabını ören” ABD, ülkeleri kaostan kurtarıcı rolü ile ortaya çıkıyor. Ülkelere düşman yaratan da, o düşman karşısında o ülkelerin yanında olan da ABD!… ABD, hem kaos/düşman yaratma işini ülkelere finanse ettiriyor, hem de o kaosla/düşmanla mücadele üzerinden ciddi politik, askeri ve ekonomik getirileri toplayıp cebine indiriyor.  ABD’ye süper güç kazandıran çark, bir yönüyle böyle işliyor.

Saddam’ın 1990’da Kuveyt’i işgali ile başlayıp 1991’de Körfez Savaşları ve Çekiç Güç uygulaması ile, 2003’de ABD’nin Irak’ı işgali ile, 2011’de Suriye’de birdenbire baş gösteren iç çatışma/savaş ile devam eden süreç de, yukarıda Afganistan ile ilgili olarak belirtilenler gibidir. ABD, burada da hem kaosu yaratandır hem de kaostan beslenendir. Önce Irak’ın kuzeyinde, Bağdat’tan kopmaya, yani bağımsızlığa çok yakın bir Kürt siyasal yapılanmasını ortaya çıkarmıştır. Arkasında aynı şeyi Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirmeyi öngören bir süreci başlatmıştır. ABD, bu suretle, “Büyük Kürdistan” emelini hayata geçirmede ciddi yol almıştır, artık bu işi açıktan yapar hale gelmiştir, sırada İran ve Türkiye vardır. İran’daki ve Türkiye’deki Kürtler için de benzeri adımlar atılabilirse, İran’dan başlayıp Doğu Akdeniz kıyılarına ulaşan bir hat üzerinde müstakil bir Kürt devleti ortaya çıkabilecektir. Yani bugün ilgili ülkelerdeki kaosun, “arkası” da, “önü” de,  “yaratıcı/yapıcı” sonuçları da bellidir.

ABD, bugün, enerjide geldiği noktayı, küresel ölçekte yaygın denizaşırı askeri varlığını, süper güç deneyimini ve olan gücünü kullanarak, yeniden “küresel hegemon” olma peşindedir. ABD’nin aynı anda hem Çin’i hem de Rusya’yı karşısına alması, bu peşinde koştuğuna işaret ettiği kadar, bunu başarması ile de ilgilidir.

Hindistan, Çin’e komşu, Çin ile 2659 km. kara sınırına sahip, Çin ile sorunlar yaşayan, demografik olarak dil, din ve etnik köken itibarıyla çoğulculuk arz eden 1 milyar 300 milyonun üzerinde nüfusu barındıran, nükleer güç sahibi bir ülke… Aralarında 3190 km. uzunluğunda kara sınırı ve ciddi sorunlar bulunan Pakistan’ın Çin’e yanaşması nedeniyle, Hindistan, son dönemde ABD’ye yakın bir görüntü vermekte; ABD’nin Asya-Pasifik stratejisini “Hint-Pasifik stratejisi” olarak güncellemesi ile, ABD, Avustralya, Japonya ve Hindistan arasında son dönemde sayıları artan ortak deniz tatbikatlarının bu güncellemenin içini doldurması,  bu görüntüyü teyit etmektedir.

Hindistan’ın batısında kalan; Pakistan, istikrarsızlık potansiyeli yüksek bir ülkedir.  Afganistan’daki kaos ortamı sürmektedir. İran, ABD baskısı altındadır. Irak, ABD askeri varlığının bulunduğu istikrardan çok uzak bir ülkedir. ABD askeri varlığının bulunduğu Suriye’de iç savaş devam etmektedir. ABD askeri varlığının “anlaşmalar uyarınca” bulunduğu Türkiye, kaosa doğru yol almaktadır. Pakistan’da, Afganistan’da, İran’da, Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de durum özetle (genel olarak) böyle…

Hindistan’da, 2014’den beri, Narendra Modi Başbakan’dır, lider olduğu Bharatiya Janata Partisi (BJP) iktidardadır. Modi, 2019’daki son genel seçimde, popülist (münhasıran çoğunluğu teşkil eden Hinduları memnun edecek) bir yaklaşım içinde olmuştu, aşırı sağcı bir görüntü vermişti ve seçimden hemen sonra Camnu Keşmir’in “özel statüsü”nü uluslararası hukuka aykırı bir şekilde kaldırması büyük tepki çekmişti. En büyük tepki de Müslüman nüfustan gelmişti. Hindistan, Endonezya’dan sonra Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna (yaklaşık 190 milyon) sahip. Ve son dönemdeki gelişmelerden, Hindistan Müslümanlarında belirgin bir huzursuzluk-hoşnutsuzluk olduğu çıkarılabilmektedir. Dünden hatırlananlar, bugün yaşananlar ve görünür geleceğe ilişkin tahminler, bir de medeniyetler çatışması tezi, özellikle bu hoşnutsuzluk-huzursuzluk üzerinden Hindistan’ın bir kaos ortamına sürüklenebileceği ihtimalini çağrıştırıyor. ABD’nin perde gerisinden böyle bir kaosun üreticisi olma ihtimali dışlanamamaktadır.

Hindistan’a dair bu ihtimal, Hindistan’dan başlayıp biribirlerine komşu/bitişik Pakistan’daki, Afganistan’daki, İran’daki, Irak’taki, Suriye’deki ve Türkiye’deki durum ile birlikte mütalaa edildiğinde, Çin’e komşu Hindistan’dan başlayp söz konusu ülkeler üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına ulaşan bir  “kaos/istikrarsızlık hattı” ortaya çıkıyor ve bu hat, yeni koşullarda küresel hegemon olma peşinde koşan ABD’nin işine gelebileceğini düşündürtüyor. Niçin düşündürttüğünün nedenleri var.

Birincisi, Hindistan’ın Pakistan ve Çin ile olan ilişkilerinin Modi Yönetimini ABD’ye itmesi, nüfusun çoğulcu yapısının sunduğu imkânlara ilave olarak, ABD’ye Hindistan için kaos çalışması yapma imkânını ayrıca verdiğidir. Hindistan’da ortaya çıkacak kaos/istikrarsızlık, ABD’nin Çin’i yönelik örtülü çalışmalarını kolaylaştıracak ve genişletmesine imkan verecektir.

İkincisi, Hindistan’daki kaosun/istikrarsızlığın, komşu coğrafyalara taşacağı, komşu coğrafyalardaki mevcut sorunların bu taşmayı ayrıca kolaylaştıracağıdır. Bu bağlamda, Çin’in ve Pakistan’ın mevcut sorunlarını hatırlamak uygun olacaktır. Yani Hindistan’daki kaosun/istikrarsızlığın, Pakistan’daki istikrarsızlık potansiyelini harekete geçirmesi, Çin’i istikrarsızlığa itmesi, en azından Pakistan’ın da Çin’in de hareket serbestilerini kısıtlayıcı, ilgilerini ve kaynaklarını ufalayıcı bir etkiye yol açması kaçınılmaz görülmektedir.

Üçüncüsü,  Hindistan’dan başlayıp Pakistan, Afganistan, İran, Irak, Suriye ve Türkiye üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına kadar ulaşacak böyle bir kaos/istikrarsızlık hattının, bir yandan Çin’in dış ticaretini sekteye uğratma, diğer yandan enerji ulaşımında (tedarikinde) sıkıntıya yol açma, potansiyelinin yüksek olacağıdır. Her ikisi de, özellikle Çin karşısında, ABD’nin işine gelecektir. Çünkü Çin’in yükselen ekonomik gücü dış satıma dayalıdır ve Çin enerji yönünden ciddi şekilde dışa bağımlıdır. Yani söz konusu kaos/istikrarsızlık hattı, Çin’in ihracatını ve enerji tedarikini zora sokacak, belki enerjide ABD’nin kapısını çalmasına yol açabilecektir. Çin’in sadece ekonomik değil, politik ve güvenlik işlevi de yüklediği “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” de ciddi şekilde sekteye uğrayabilecektir.

Dördüncüsü, söz konusu kaos/istikrarsızlık hattının güzergahının, Rusya için, hem enerji, hem de ülke ve ulus bütünlüğünü koruma açısından önemli olacağıdır. Doğu Akdeniz, Kafkasya, Karadeniz, Orta Asya, Uzakdoğu, böyle bir hattan etkilenecektir. Bu, sorun demektir. Rusya’nın büyük (geniş) ülkesini elde tutması, böyle bir durumda, mevcut federatif yapının da etkisiyle, Moskova için ciddi bir soruna dönüşebilecektir. Rusya, eş zamanlı olarak çok sayıda ciddi sorunla karşı karşıya kalabilecek; Rusya’nın ilgisinde ve gücünde yaşanacak ufalanma, Rusya karşısında ABD’nin hareket serbestisini artırabilecektir.

Beşincisi, söz konusu kaos/istikrarsızlık hattının ABD’nin ürünü olacağı varsayılır ve böyle bir hattın ortaya çıkmasının irrasyonaliteyi öne çıkaracağı (daha önce olmaz/olamaz denilen hususların olabilirliğine yol vereceği) kabul edilirse; ABD’nin, bu kaosa/istikrarsızlığa ilişkin senaryosu dahilinde, beklenmedik, ihtimal verilmeyen ve mevcut dengeleri kendisi lehine değiştirecek adımları atmasının beklenebileceğidir.

Altıncısı, böyle bir kaos/istikrarsızlık hattının, ABD ile Avrupa arasındaki gevşemeyi telafi etmekle kalmayıp ilişkileri yeniden güçlendirebileceğidir. Özellikle İngiltere ile Fransa’nın ABD’ye müzahir görüntüsü daha da belirginleşebilir. AB’nde bir gevşeme yaşanabilir, ABD’nin aniden Afganistan’dan çekilmesi sonrasında AB içinde öne çıkan kendi askeri gücünü oluşturma çabası hız kesebilir. NATO’da belirgin bir canlanma görülebilir.

Yedincisi, söz konusu kaos/istikrarsızlık hattının, Asya’nın güneyinde denizden işleyen ticareti sekteye uğratması ve küresel ısınmanın etkisinde yeni kuzey deniz ticaret yolunun giderek öne çıkması ışığında, ABD’nin kuzey deniz ticaret yoluna nüfuz etmesine imkân verebileceğidir.

Tabiatıyla, istihbarat dediğimiz çok boyutlu bir olgu var ve Çin’in de, Rusya’nın da, söz konusu kaos/istikrarsızlık hattı karşısında yapacakları (karşı hamleleri) olacaktır. Bu bağlamda, ŞİÖ’nü ve KGAÖ’nü, belki BRICS’i, bu örgütlerin Çin’e ve Rusya’ya sunduğu avantajları, ABD’nin kendisinin arka bahçesi olarak gördüğü Amerika kıtasındaki durum ile ABD içerisindeki güncel durumu hatırlamak gerekir.

Bütün bu belirtilenlerden, jeopolitiğe dair klasik kara ve deniz hâkimiyet teorilerinin yeni koşullarda düşünülmesini gerekeceği de çıkıyor.

Ayrıca adı geçen ülkelerin bir kısmı nükleer güç sahibidir ve bunun böyle bir ihtimali boşa çıkarabileceği düşünülebilir. Fakat gerçekler ve deneyimler, bu düşünceyi beslememektedir. Söz konusu “kaos/istikrarsızlık hattı”, yeni bir Soğuk Savaş çağrışımına yol açmaktadır. Ve ABD’nin, deneyimi, gücü ve durumu itibarıyla, böyle bir savaşı yeniden göze alabileceği düşünülmektedir. Bir de, medeniyetler çatışması tezi var ki; söz konusu kaos/istikrarsızlık hattı, diğer medeniyet grupları karşısında, ABD liderliğindeki Batı medeniyet grubuna avantaj sağlayabilecektir. Bunun da, yine ABD ile bağlantılı olarak, Hindistan’ı da içine alan “kaos/istikrarsızlık hattını” beslediği değerlendirilmektedir.

22 Kasım 2021


TÜRKİYE: DIŞARIDAKİ VE İÇERİDEKİ ŞU TABLOYA BİR BAKIN!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye, dışarıdan adeta kuşatma altında… Batıda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlara Atina lehine artık ABD de angaje olmuş; Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’yi karşısına almış ABD, Yunanistan’da da Türkiye’yi karşısını almış ve buradaki askeri varlığını sürekli artırmaktadır. PKK/YPG terör örgütüne verdiği destek, artık herkesçe biliniyor. Doğuda, Azerbaycan-Ermenistan sınırında sıcak çatışma

KAFKASYA’YA DAİR BİR KAÇ HUSUS DAHA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kısa bir süre önce, “Kafkasya’yı ne bekliyor?”[i] diye bir yazı kaleme almıştım… Aşağıdaki hususlar o yazıyı tamamlıyor…

PEŞMERGE “TÜRK KERKÜK”E NİYE GERİ DÖNER!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Irak’ın kuzeyindeki “Türk Kerkük”ün güvenliğinin sağlanmasının Bağdat ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında varılan anlaşma uyarınca IKBY’e bağlı Peşmergeye bırakılmasına gösterilen tepki giderek büyüyor[i]. Konuyu, geçtiğimiz 29 Ekim’de twitter ve linkedin hesaplarım üzerinden dile getirmiş, Irak Türkmen Cephesi (ITC)’nin önceki Başkanı ve Kerkük Milletvekili Sayın Erşat Salihi’nin kişisel twitter

KAFKASYA’YI NE BEKLİYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Çin’in yükselişi, Çin-ABD rekabetinin baş göstermesi, ABD’nin Çin’i çevreleme politikasına yönelmesi ve bu bağlamda bir taraftan Asya-Pasifik stratejisini güncelleyip Hint-Pasifik’e dönüştürmesi ve bu suretle Hindistan’ı yanına çekmeye yönelmesi diğer taraftan da AUKUS[i] gibi bölgesel savunma yapılanmasına öncülük etmesi, Tayvan konusunda artan gerginlik, Çin’e komşu Afganistan’da kontrolün Taliban’ın eline geçmesi ve

TÜRKİYE: ŞİMDİ DE “SOSYAL BARIŞ KORKUSU”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Çağdaş demokratik yönetimlere sahip ülkelerde, ülke ekonomisi büyüyorsa, ülkede refah artıyorsa, bunun o ülkede yaşayanlara yansıması, çalışanlarda ve emeklilerde ifadesini bulması beklenir. Bu, ekonomipolitik bakış açısının olduğu kadar “sosyal devlet”in de bir gereğidir, ayrıca “toplumsal barışı ve huzuru” da besler. Niye buna değinme ihtiyacı duydum? İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.