ÜLKE İÇİNDE ASKERİ ÜSSE SALDIRI GİRİŞİMİ VE ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Bugünkü medyada, Diyarbakır’daki 8 nci Ana Jet Üssü’ne, bomba yüklü maket uçakla saldırı girişiminde bulunulduğuna dair haberler var. (20.5.21, Sözcü, s.15, Cumhuriyet, s.12) Bomba yüklü maket uçak düşürülmüş, can ve mal kaybı/zayiat yokmuş…

Türkiye için, çok üzücü ve düşündürücü bir gelişme…

Niye böyle gördüğümü, yol açtığı çağrışımları, anlatayım.

Saldırı girişimi, Türkiye’nin içinden geliyor ve Türkiye’nin münhasıran Ortadoğu’ya ilişkin hava imkân ve kabiliyetinin en önemli parçasını teşkil eden Diyarbakır’daki 8 nci Ana Jet Üssüne yönelik… Diyarbakır, bölücü/ayrılıkçı Kürt hareketi ile en çok ilişkilendirilen bir kent… Ve Türkiye, yaklaşık 40 yıldır, devlet destekli, bölücü/ayrılıkçı terörizmle mücadele eden bir ülke…

i. Milli Savunma Bakanlığı’ndan hemen her gün şu kadar terörist etkisiz hale getirildi açıklamaları gelirken, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu sıkça teröristlerin bittiğini ya da yurt içinde terörist kalmadığını açıklarken, bu saldırı girişimi, durumun hiç de öyle olmadığını çağrıştırmıyor mu? Terörizmle mücadelenin “etkin” olmak bir yana, sözde kaldığını akla getirmiyor mu? Teröristlerin, bu denli bir saldırı girişiminde bulunabilecek imkân, yetenek ve cesarete sahip olduğu, haberden çıkmıyor mu?

ii. Söz konusu saldırı girişimi, Türk istihbaratının etkinliği ve işlevselliği konusunda, soru işaretlerine yol açmıyor mu? Önleyici savunma günümüzde her zamankinden daha çok öne çıkmış ve istihbarat önleyici savunmanın adeta bel kemiğini teşkil eder iken, bu saldırı girişimi, istihbarat yetersizliğinin, dolayısıyla Türkiye’nin önleyici savunmadaki zafiyetinin bir işareti olarak algılanamaz mı? Türkiye içeride ve dışarıda çok ciddi tehdit ve risk ile karşı karşıya iken, istihbarattaki zafiyetin ülke için gelebileceği anlam gelecek endişesine yol açmaz mı?

iii. Saldırı girişiminin faillerinin ülke içinde, üstelik kritik önemi haiz bir askeri üsse saldırı girişiminde bulunabilmesi, ülkenin gücündeki gerilemenin, ulusal güçte bir süredir devam eden erimenin bir sonucu olarak görülemez mi? Saldırganlar bu güç erimesinden de cesaret almışlar (ya da bu güç erimesi üzerinden cesaretlendirilmişler) diye düşünülebilir mi? Eğer ülkenin gücünde bir erime görülüyorsa, bu, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Milletini hedef alan iç ve dış güçleri cesaretlendirmez mi, onların işbirliğini teşvik ve tahrik etmez mi?

Türkiye’nin, içeride de dışarıda da, çok berbat bir durumda olduğu zaten biliniyordu. Ancak bu saldırı girişimi, Türkiye için koşulların giderek daha da ağırlaşacağı bir sürece işarete ediyor gibi  gözüküyor. Bana göre, bunu hala inkâr etmek, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmak gibi beyhude bir çaba olduğu kadar, Türkiye için durumun daha da ağırlaşmasına adeta yol vermek ile eş anlamlı…

Türkiye için koşulların ağırlaşmakta olduğu bir gerçek. Türkiye’nin içindeki bir askeri üsse saldırı girişimi ve bunun yol açtığı yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığım çağrışımlar, bu ağırlaşmaya teyit eden çok ciddi, çok somut, çok güncel bir işarettir.

Öyle anlaşılıyor ki; Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan tehdit/risk büyüyor. Daha dün beka sorunundan söz ediliyordu ama, bana göre asıl şimdi beka sorunundan söz edilmeli… Çünkü bu tehlike, bu risk, o zamana göre, şimdi çok daha belirgin, çok daha güçlü…

Peki, çözüm nedir, nerededir diye sorabilirsiniz.

Ana muhalefet partisi CHP de dâhil, MHP dışındaki, muhalefet partileri AKP/Sayın Erdoğan iktidarına muhalefet ediyor ancak, ülkenin içeride ve dışarıda ağırlaşan berbat durumuna bakınca, onların bu muhalefetinin işe yaramadığı çok açık olarak görülebiliyor. CHP’nin başını çektiği muhalefete rağmen; AKP, 19 yıldır tek başına iktidardadır ve 19 yılda ülkeyi içeride ve dışarıda bugünkü berbat hale getirmiştir.

Çözüm, MHP’dedir, MHP tabanındadır, Milliyetçi-Ülkücü Hareket mensuplarının inançlı, kararlı, örgütlü, ortak siyasal duruş sergilemelerindedir.

Çünkü AKP/Sayın Erdoğan iktidarı, Sayın Devlet Bahçeli’nin ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını, hala anlayamadığım desteği sayesinde ayaktadır. Eğer AKP/Sayın Erdoğan iktidarı bu destekten mahrum bırakılırsa, ülke bu gidişe dur deme imkânını yakalamış olacaktır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği desteğin arkasında yatan nedeni bilememekle ve anlayamamakla beraber; “bildiğim” Sayın Bahçeli’nin verdiği bu desteğin MHP’nin savuna geldiği değerler ile örtüşmediği, “anladığım” da Sayın Bahçeli’nin verdiği bu desteğin ülkedeki kötü gidişi beslediği, bu kötü gidişe süreklilik kazandırdığıdır. Sadece ben değil, MHP’li olsun-olmasın, vicdan sahibi hemen herkes, bunu biliyor ve anlıyor.

Söz konusu saldırı girişimi göstermiştir ki; ülkenin içinde bulunduğu mevcut koşullar nedeniyle, MHP, MHP seçmeni, Milliyetçi-Ülkücü Hareket mensupları, tarihi önemi haiz bir misyon ile karşı karşıyadır. MHP’ye, MHP tabanına, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin her bir mensubuna, ağır ve tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Türkiye için koşullar ağırlaşmaktadır; bu gidişata bağlı olarak, ileride, ülke için telafisi çok daha imkânsız durumlar ortaya çıkabilir. Bu durum karşısında, sorumluktan kaçmak olmaz, olamaz. Sayın Bahçeli’ye rağmen, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verilen destek çekilmeli; MHP teşkilatları, MHP seçmeni, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin her bir mensubu, bulundukları her zeminde, her fırsatta, mensubu oldukları davanın yüksek değerlerine halel getirmeden, ülkenin dört bir yanında AKP/Sayın Erdoğan iktidarını desteklemediklerini haykırmalıdır.

Yukarıda arz ve izah ettiğim üzere, ülke bu haldeyken, MHP, MHP tabanı, Milliyetçi-Ülkücü Hareket mensupları bu kötü gidişe dur deme potansiyeline sahiptir. Hem bunu görmelidirler, hem de savuna geldikleri değerlerin içinde saklı olan sorumluluğu hatırlamalıdırlar.

Görünen o ki; Türkiye için, içeride ve dışarıda koşullar geçen her gün ağırlaşmaktadır ve bu da, MHP’nin, MHP tabanının, Milliyetçi-Ülkücü Hareket mensuplarının, harekete geçmesi ihtiyacını doğurmaktadır. Ülke için çözümün anahtarı, MHP’de, MHP seçmeninde, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin her bir mensubundadır. Bu suretle, ülkenin AKP/Sayın Erdoğan iktidarından kurtulması mümkündür. En azından, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı, izlemekte olduğu berbat siyaseti terk etmek zorunda bırakılabilir.

Şunu artık herkes görmelidir: Türkiye’nin, içeride de dışarıda da, barış, dostluk, kardeşlik, iyi niyet, adalet, hakkaniyet, doğruluk, dürüstlük, samimiyet gibi, muhataplarının teveccüh göstereceği yeni bir siyaset anlayışına şiddetle ihtiyacı vardır. Bu kötü gidişatın başka türlü önüne geçilemez.

20 Mayıs 2021


TÜRKİYE: ON BÜYÜKELÇİYİ “İSTENMEYEN KİŞİ” İLAN ETME ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde, 10 ülkenin (ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda) Türkiye’de görev yapan Büyükelçileri, kamuoyunda “Kavala davası” olarak bilinen konu hakkında ortak bir açıklama yapmış ve Türkiye’ye tutuklu olarak cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın “serbest bırakılması” çağrısı yapmıştı. Bu çağrı sonrasında; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel

VAY HALİMİZE… VAY Kİ VAY…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, “YPG, PKK’nın tam da kendisidir” demiş[i]… Ne zaman diyor bunu? İdlib’de Rusya’nın YPG ile müzakerelere başladığının ileri sürüldüğü bir sırada ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinin bir gün öncesinde… Sayın Hulusi Akar’ın söz konusu ifadesi, Soçi’deki görüşmede, Putin karşısında, Sayın Erdoğan’ın elini güçlendirme amaçlı mı, yoksa

“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.