UKRAYNA GERGİNLİĞİ

Prof. Dr. Dr. Osman Metin Öztürk

Karadeniz’deki Rusya-Ukrayna gerginliğinde tansiyon yükseliyor gözüküyor.

Gerginlik tırmanırken, önce Ukrayna’dan savaş istenmediği açıklaması gelmiş; daha sonra Rusya’dan da aynı yönde bir açıklama gelmişti.[i] Ancak Ukrayna’dan ve Rusya’dan bu açıklamalar gelmiş iken; ABD de, bir yandan durumdan endişeli olduğunu, gelişmeleri yakından izlediğini ve Dışişleri Bakanının Ukrayna konusunu Avrupalı ortaklarla görüşmek üzere Avrupa turuna çıkacağını açıklamış[ii], diğer yandan da Karadeniz’e iki savaş gemisi göndermişti. O gemilerin bugünlerde Karadeniz sularına girmesi bekleniyor.

Bu arada,  NATO Genel Sekreteri de, Rusya’ya, Ukrayna sınırına konuşlandırdığı askerleri geri çekmesi çağrısında bulunuyor ki; NATO’dan gelen bu resmi açıklamayı ABD’nin Ukrayna yaklaşımından ayrı düşünmek, eşyanın tabiatına aykırı olacaktır.

Gelinen noktada, gerginlikte, Ukrayna’nın ön plandan arka plana geçtiği, ABD’nin ön plan çıktığı gibi bir tablonun ortaya çıkması üzerine; Moskova, hem ABD’yi uyarıcı ciddi bir açıklama yapmış, hem de Hazar Donanması’ndan 15 kadar savaş gemisini Karadeniz’e sevk etmiştir. İşler bu noktaya gelmiş iken, Biden ile Putin, telefonda Ukrayna’yı konuşmuştur. Bu telefon görüşmesi, Ukrayna gerginliğinin kazandığı ciddiyetin bir işareti olarak görülebilir.

Ukrayna ile ilgili gerginlik hiç şüphesiz Türkiye için önemli ve Türkiye’yi ilgilendiriyor. Nedeni şunlar: (i) Ukrayna, denizden komşu olduğumuz, aramızda yakın bağlar bulunan bir ülke. İki ülke arasında yakın bağlar var. (ii) Türkiye, bugüne kadar Kırım’ın Rusya tarafından ilhakına karşı, Ukrayna’nın ülkesel bütünlüğünden yana, bir duruş sergilemiş; yani Kırım konusunda, Ukrayna’nın yanında, Rusya’nın karşısında gözükmüştür. (iii) Ukrayna gerginliği, doğal olarak Karadeniz’i ve Karadeniz’e girişi kontrol eden Türk Boğazlarını öne çıkarıyor. (iv) Montrö Boğazlar Sözleşmesi, hem Türk Boğazlardan geçişi düzenliyor ve kıyıdaş olmayan ülkelerin Karadeniz’de bulundurulabilecekleri deniz gücüne sınırlamalar getiriyor, hem de bu işlerin yönetimini Türkiye’ye bırakıyor. (v) Türkiye, Rusya ile yakın gözüküyor; ancak Suriye’de “sorunlu” bir beraberliği var, Libya’da ve Kırım konusunda ise karşı karşıya. (v) Türkiye’nin ABD ile ilişkileri ciddi sorunlu; fakat ne hikmetse, ABD, Ankara’nın gönlünden bir türlü çıkmıyor. Ankara, Biden Yönetimi ile yakın çalışma arayışı içinde gözüküyor. Ve ABD, NATO üzerinden, “sözde” Türkiye’nin müttefiki… Bu tablodan haliyle, Ukrayna gerginliğinin Türkiye için çok hassas bir konu olduğu çıkıyor. Türkiye’nin Suriye’de, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Ege’de ve Batı Trakya’da karşı karşıya bulunduğu oldukça sıkıntılı durum, Türkiye için Ukrayna gerginliğini ayrıca hassas kılıyor. Bundan 20-25 yıl kadar önce, içeride PKK terör örgütü ile mücadeleden, dışarıda Yunanistan ve İran ile yaşanan sorunlardan ve bu üçünün Türkiye’ye karşı dayanışma sergilemesinden hareketle “iki buçuk savaş stratejisi”nden söz edilirdi. Bugünkü duruma bakınca, “iki buçuk savaş stratejisi”nin artık çok geride kaldığı, eş zamanlı olarak dokuz- on aktör ile eş zamanlı olarak yaşanabilecek bir savaş stratejisine ihtiyaç olduğu çıkarılabiliyor ki; bu da, Osmanlı’nın son dönemindeki durumu çağrıştırmaktadır.

Bu tabloda, hatırlanacağı üzere, Ukrayna Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyaret etmişti. Ankara’nın ziyarete ilişkin olarak yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, hem Kırım konusundaki duruşu tekrarlanmış, hem de Ukrayna’nın doğusunda gerilimin artmasından yana olmadığı belirtilmişti. Bu açıklama, bana göre, belirttiğim hususlar üzerinden, Ukrayna konusunun Türkiye için ifade ettiği hassasiyeti dikkate alan, dengeli bir açıklamaydı.

Diğer taraftan Ukrayna gerginliğine bakarken, hem Çin’i Rusya’dan ayrı olarak düşünmemek, hem de Rusya’ya yakın İran ile Çin arasında geçtiğimiz ay imzalanan Stratejik İşbirliği Anlaşmasını hatırlamak da gerekir. ABD’nin de, Avrupa’nın da, Ukrayna konusuna, Çin’i ve İran’ı ihmal ederek bakacaklarını beklemiyorum. Çünkü bağlı rekabetler ve dengeler var.

Şu aşamada, NATO Genel Sekreteri Türkiye’yi ziyaret eder mi, ABD Dışişleri Bakanının Avrupa turuna Türkiye dâhil mi, bilmiyorum. Ama gerçekleşirse, bunlar anlamlı/önemli olacak, gerginliğin kazandığı ciddiyete işaret edecektir diye düşünüyorum.

Belirttiğim hususlar ışığında, tansiyon yükselmiş gözükse de, Ukrayna’nın doğusundaki gerginliğin sıcak bir çatışmaya dönüşme ihtimali çok zayıf görünüyor. Bunun en temel nedeni, küresel sistemdeki belirsizlik/düzensizlik; bir de, ABD’nin bunu göze alabilecek bir durumda gözükmemesi ve devam eden küresel salgın var.

Bununla beraber, Rusya’nın “kontrollü” bir sıcak çatışmayı isteyebileceği ihtimali akla geliyor. Rusya üzerindeki ABD merkezli Ukrayna baskısındaki ağırlık, bardağı taşırabilir. Rusya’nın bu baskıya verdiği “cevabi” askeri hazırlığın “çapı”, bir ihtimali çağrıştırıyor. Bir de Biden’ın Putin için kullandığı malum ifade ve bunun Rusya tarafında devam eden (şu ana kadar “yerde kalmış”) psikolojik etkisi var. Görünür güç zafiyetine rağmen ABD’nin Rusya’ya uyguladığı aşırı baskı, Moskova’nın Ukrayna konusundaki son yaşananları “blöf, dalga geçme, nabız ölçme” gibi değişik şekillerde algılayabileceğini akla getiriyor ki; bu, risk ve belirsizlik demektir, dolayısıyla sıcak çatışma ihtimalinin tümden dışlanmasına manidir.

Yani Rusya, hazır bölgeye kuvvet de yığmış iken, ciddiyetini-kararlılığını göstermek için, Ukrayna konusunda “kontrollü” bir sıcak çatışmayı düşünebilir. Böyle bir ihtimalden söz edilebilir. Şu hususların, bu ihtimali ayrıca beslediği düşünülebilir: Birincisi, Ukrayna konusundaki kontrollü bir çatışma, Moskova’ya, hem “dost-düşman güncellemesi” yapma, Türkiye ne yapar buna bakma imkânı verebilir; hem de, Güney Kafkasya ülkelerindeki mevcut sıkıntılı durum karşısında bölgesel nüfuzunu tazeleme/sağlamlaştırma fırsatı verebilir. İkincisi, Sovyetlerin çöküşü, ABD’nin bundaki rolü ve çöküşün Ruslar üzerindeki psikolojik etkisi (ABD imajı ve kin/intikam) hatırlandığında, Ukrayna konusundaki kontrollü çatışma Moskova tarafından anlamlı bulunabilir. Ancak bu noktada önem arz eden soru, Çin’in Ukrayna konusunda ABD’nin karşısında Rusya’nın yanında bir yaklaşım içine girip girmeyeceğidir. ABD ile yaşadığı sorunlara ve enerji ihtiyacına bakıldığında, Çin’in Rusya’nın yanında yer alabileceği ileri sürülebilir. Ancak acaba Çin, Rusya’nın Ukrayna gerginliğinden ABD karşısında güçlenmiş olarak çıkmasını çıkarına görür mü, görmez mi? Bu sorunun cevabı önemli. Çünkü Rusya’nın büyük ülkesi, potansiyel olarak Çin’in yayılma/taşma alanı olarak görülebiliyor ve küresel ısınma bu toprakların Çin için cazibesini artırıyor. Çin, ileride karşı karşıya gelme ihtimali bulunan Rusya’nın Ukrayna üzerinden güç ve itibar kazanmasını ister mi?

Tabiatıyla bu noktada, Çin için sorulan soruyu Türkiye için de sormak gerekir.  Acaba Türkiye, Rusya’nın Ukrayna gerginliğinden ABD karşısında güçlenmiş olarak çıkmasını çıkarına görür mü, görmez mi?

14 Nisan 2021

[i] Sözcü, 13 Nisan 2021, s.12

[ii] Türkgün, 13 Nisan 2021, s. 10 ve Sözcü, 13 Nisan 2021, s.12.


“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

AFGANİSTAN’IN KUZEYİ: TALİBAN, ABD, ÇİN VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Taliban’ın, Afganistan’ın kuzeyinde, Özbekistan’ın güneyinde kalan Şibirgan kenti ile, Tacikistan’ın güneyinde kalan Kunduz kentini ele geçirdiği, ABD’nin de B-52 bombardıman uçakları ile Şibirgan’daki Taliban mevzilerini bombaladığı ifade ediliyor[i]. Afganistan kuzeyinde, Taliban’ın ele geçirdiği Şibirgan ve Kunduz vilayetleri, bu nedenle ABD’nin B-52 uçakları ile bombaladığı ve “hayalet gambot uçakları”[ii] sevk ettiği

SURİYE’DE NELER OLUYOR, RUSYA NEYİN PEŞİNDE OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İsrail’in, Suriye’deki Hizbullah ve İran bağlantılı hedeflere yönelik olarak 19 Temmuz’da başlattığı füze saldırıları, İsrail ile Rusya’yı karşı karşıya getirmiş gözüküyor[i]. Rusya’nın Suriye’deki “Muhalif Tarafları Uzlaştırma Merkezi” Başkan Yardımcısı General Vadim Kulit, İsrail’in Halep yakınlarına fırlattığı sekiz füzeden yedisinin, Humus yakınlarına fırlattığı dört füzenin hepsinin, Rus füze savunma sistemi tarafından

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.