TÜRKİYE’DE SİYASETE BAKIŞ: HDP’NİN KAPATILMASI DAVASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Parti kapatmak hoş bir şey değil. Demokrasi ile bağdaşırlığı tartışmaya açıktır. Ancak bir de, kişileri bağlayan, bir “olan hukuk” vardır. Demokrasiyi/özgürlüğü öne çıkarıp, olan hukuku arkaya itemeyiz. Hukuk, farklı olanların bir arada yaşamasına imkân verir, birlikte yaşamı kolaylaştırır.

Hukuk, kişilere demokrasi ve özgürlük anlamında bir alan açar. Demokrasilerde, kişilerin demokratik haklarını kullanımlarının ve özgürlüğe dair fiillerinin bu alan içinde kalması, hukuksal bir zorunluluktur. Bu, çağdaş demokratik yönetimlerde, Batılı ülkelerde, bu şekildedir. Hukukun açtığı alanın dışına çıkan partiler kapatılır.

Esasen parti kapatma, toplumun ekonomik, sosyal, kültürel gelişme düzeyinin ürünü, bunlara bağlı, siyasal bilinçlenme ile, siyasal olgunluk ile ilgili bir konudur. Çağdaş demokratik yönetimlerde, batılı ülkelerde, parti kapatmanın çok fazla yaşanmamasının nedenini bunda görmek gerekir.

Giriş niteliğindeki bu genel açıklamalardan sonra, somut konuya, HDP’nin kapatılması konusuna geleyim.

Evet, HDP’nin kapatılması gerektiğini düşünüyorum. İki de temel nedenim var.

Birincisi, HDP’nin, bir “türlü Türkiye partisi” olamaması, “etnik temsiliyette” ısrarlı gözükmesi, PKK/YPG terör örgütü ile bağını koparmamakla kalmayıp yardım ve yataklık ettiğinin açık olması, bu görüntüsü ile Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğüne zarar vermesi, bunların hepsinin “olan hukuk” ile bağdaşmayan hususlar olması.

İkincisi de, kapatmanın, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile Sayın Bahçeli’nin HDP’ye yönelttikleri çoğu hukuksal açıdan çok ağır eleştirilerde samimi olup olmadıklarını gösterecek olmasıdır.

Parti kapatma, demokrasilerde “olan hukuk” çerçevesinde başlatılması ve sonuçlandırılması gereken bir süreçtir. Ancak gördüğüm/algıladığım, HDP’nin kapatılmasına ilişkin hukuksak süreçte “oy hesaplarının” etkili olduğu, olacağıdır. Bu, medya haberlerinden de çıkarılabilmektedir.

Sayın Bahçeli’ye yakınlığı ile bilinen Türkgün Gazetesi’nde, Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin kapatılmasına ilişkin iddianamenin kabulüne karar vermesi, “İhanetin giriş kapısına kilit vurmanın yolu açıldı. Beklenen oldu!” başlığı ile haber yapılmış. (22.6.21, s.1)

Türkgün Gazetesi’nin, aynı nüshasında, aynı sayfasında, Sayın Erdoğan’ın Biden ile ilgili açıklamaları da var. Sayın Erdoğan, “Biden’la teması sıkılaştıracağız.” “Sayın Biden ile yakaladığımız bu iklimi geliştirmek konusunda kararlıyız.” demiş.

Lütfen şunları hatırlayınız: ABD’nin, HDP’ye bakışı, PKK/YPG terör örgütüne müzahir yaklaşımı biliniyor. ABD, dünden farklı olarak, artık açıkça Türkiye’yi hedef alıyor. Bu hususlar, bir şekilde, AKP iktidarının başı Sayın Erdoğan’ına açıklamalarında yer alıyor. Bu da biliniyor. Fakat aynı Erdoğan, “Biden’la teması sıkılaştıracağız.” “Sayın Biden ile yakaladığımız bu iklimi geliştirmek konusunda kararlıyız.” da diyor. İster istemez insanın aklına, askeri hem “vesayetçi” hem de “Amerikancı” diye nitelendirip adeta “dalını budağını kesmesi” geliyor. Şimdi, eski vesayeti ve Amerikancılığı mumla aratan “aşırı kişisel vesayeti” ve “koyu Amerikancılığı” yaşamıyor muyuz? Bir de, 2006’da gündeme gelmiş, Sayın Cüneyd Zapsu’nun söylediği ileri sürülen, “deliğe süpürmeyin, kullanın” ifadesi var. Bunların hepsi birlikte mütalaa edilince, HDP’nin gerçekten kapatılabileceği olabilir gibi geliyor mu? Üstelik “aşırı kişisel vesayet” ve yargının iktidarın kontrolüne girdiği, iddiaları ayyuka çıkmış iken…

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, AKP iktidarının başı olarak Sayın Erdoğan’ın HDP’nin kapatılmasına yol verebileceğini düşünemiyorum. Önce şunu belirteyim: HDP ile ilgili kapatma davasının, ister erken seçim olsun, ister 2023 seçimleri olsun, seçimlerden önce karara bağlanmasını beklemiyorum. Ancak olur da, yapılacak ilk seçimden önce bir karar çıkarsa, bu kararın da “kapatma” dışında başka bir ceza olacağını bekliyorum. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açılması, fakat davanın kapatma ile değil başka ceza/cezalar ile sonuçlanması, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının bir taşla birkaç kuş vurması gibi sonucu doğuracaktır. Böyle bir durumda, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı, hem MHP tabanından, hem de HDP tabanından oy devşirme imkânına kavuşacaktır ki, böyle bir durumda iktidarın Sayın Bahçeli ile yollarını ayırma ihtimali belirebilecek, bu ihtimal hayata geçerse iktidar ayrıca oy devşirmesi yapabilecektir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nden kapatma dışında bir kararın çıkması, CHP’nin ve İP’in “HDP oyları” ile ilgili muhtemel beklentilerini de büyük ölçüde boşa çıkaracaktır ki, bu da yine AKP/Sayın Erdoğan iktidarının hanesine yazılacak bir husustur.

Ve öyle anlıyorum ki, Anayasa Mahkemesi, HDP hakkında, ister kapatma kararı versin, ister kapatma dışında başka bir cezaya hükmetsin, bu işin siyaseten kaybedeni Sayın Bahçeli olacaktır. MHP’nin mevcut yönetimi, yapılacak ilk seçimde hiç ummadığı bir berbat bir sonuç ile karşılaşacaktır. AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile Sayın Bahçeli’nin yollarının ayırıldığı bir durumda ise, MHP’nin kaybı yapılacak ilk seçimde daha da ağır olacaktır. MHP, ülke seçim barajının % 5’e düşürülmüş olduğu bir durumda, bu barajı bile aşamayabilir. Çünkü MHP, bu koşullarda girilecek ilk seçimde, sadece muhalefet partilerinin değil, kuvvetle muhtemel AKP/Sayın Erdoğan iktidarının da hedefinde olacak; her işte, her konuda, Sayın Bahçeli suçlanacak; yapılamayan/başarılamayan işlerin sorumlusu olarak Sayın Bahçeli gösterilecektir.

22 Haziran 2021

 


TÜRKİYE: ON BÜYÜKELÇİYİ “İSTENMEYEN KİŞİ” İLAN ETME ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde, 10 ülkenin (ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda) Türkiye’de görev yapan Büyükelçileri, kamuoyunda “Kavala davası” olarak bilinen konu hakkında ortak bir açıklama yapmış ve Türkiye’ye tutuklu olarak cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın “serbest bırakılması” çağrısı yapmıştı. Bu çağrı sonrasında; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel

VAY HALİMİZE… VAY Kİ VAY…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, “YPG, PKK’nın tam da kendisidir” demiş[i]… Ne zaman diyor bunu? İdlib’de Rusya’nın YPG ile müzakerelere başladığının ileri sürüldüğü bir sırada ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinin bir gün öncesinde… Sayın Hulusi Akar’ın söz konusu ifadesi, Soçi’deki görüşmede, Putin karşısında, Sayın Erdoğan’ın elini güçlendirme amaçlı mı, yoksa

“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.