PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal gaz boru hatlarını güvenceye alma, (Erbil’in) petrol ve doğal gaz boru hatları projelerini bitirmesi ile ilişkilendirilmiş…

Paylaşımda dikkat çekici ifadeler var. Onlardan bazıları şunlar:

a. “Erbil gazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya ihraç etmenin yollarını ararken, Kuzey Irak’ın gaz rezervleri her zamankinden daha önemli hale geldi.”

b. “Kuzey Irak’ta Barzaniler, PKK’nın, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin istikrarına, bölgede son 10 yılda kaydedilen önemli sosyal ve ekonomik ilerlemeye ve bölgenin Türkiye ve Batı ile ilişkilerine yönelik oluşturduğu tehdidi en sonunda anladı.”

c. “Doğal Gazın daha verimli bir şekilde çıkarılması ve Türkiye üzerinden taşınması biraz zaman alacak, ancak olacak ve karlı olacak.”

Paylaşımı, içerdiği bu ve benzeri ifadeler nedeniyle dikkat çekici, düşündürücü ve Türkiye için vahim sonuçları çağrıştıran bir paylaşım olarak gördüğüm için, bir taraftan paylaşıma yorum yaptım, diğer taraftan da paylaşımı işbu yazının konusu yapma ihtiyacı duydum. Konu, Türkiye için, Türkiye’nin geleceği için, son derece önemli.

Paylaşıma salt enerji açısından bakılmış. Ancak konu, salt enerji bağlamında ele alınamayacak kadar ciddi bir konu. Böyle bir konuda, ilgili diğer hususlar ihmal edilemez. İhmal edilirse, ülke için, ileride telafisi güç ya da imkânsız durumlara yol verilmiş olur.

Paylaşımda kullanılan “Erbil gazı” ifadesi, hukuken de, siyaseten de, yanlış bir ifadedir. Çünkü Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’nin kontrolündeki bölgenin enerji kaynakları IKBY’e ait değildir, Bağdat’a (yani Türkmenler de dâhil Irak’ın bütününe) aittir, bölgenin enerji kaynaklarından IKBY’nin sadece pay alması söz konusudur. Bu, yürürlükteki Irak Anayasasında ifadesini bulmuş bir husustur. Bu durumda, Türkiye, IKBY’e ait olmayan enerji kaynaklarının ülkesi üzerinden ihracına yol vermek gibi hukuksal ve siyasal açıdan ciddi sorunlu, sakat bir işin parçası olmuş oluyor. Altını çizerek bir kere daha ifade etme ihtiyacı duyuyorum: IKBY, kendi bölgesinde bulunan ama, yürürlükteki Irak Anayasası uyarınca kendisine ait olmayan enerjiyi ihraç ediyor.

Türkiye’nin, Irak’ın kuzeyindeki enerjinin ihracı konusunda Bağdat ile iş tutması gerekirken, Erbil ile iş tutması yanlıştır. Türkiye, bu konuda Erbil’e müzahir olamaz, olmamalıdır. Niye?

Çünkü;

a. Yukarıda da ifade edildiği üzere, Irak’ın kuzeyindeki enerji kaynaklarına yönelik tasarruf yetkisi, Erbil’e ait değil, Bağdat’a aittir.

b. İhracı söz konusu enerji IKBY’a ait değildir. IKBY, kendisine ait olmayan enerjiyi ihraç ediyor. Türkiye, “yetkisiz” Erbil ile iş tutuyor gözükmektedir.

c. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki enerji konusunda “yetkisiz” IKBY ile iş tutması, IKBY’nin yürürlükteki Irak Anayasası uyarınca sadece “pay alması” gerekirken enerji kaynaklarının sahiplenmesine yol vermektedir ki; bu, bir yönüyle Ankara’yı Bağdat (ve Arap Dünyası) ile karşı karşıya getirecek, diğer yönüyle Türkmenleri Erbil karşısında zayıf düşürecek bir durumdur.

d. Bölgede, 1990’dan bu yana Irak’ta ve 2011’den bu yana da Suriye’de yaşananlar, IKBY’nin enerji ihracının, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde, “Büyük Kürdistan” emeline giden yolda, ABD himayesinde Kürtlere “ulus inşa” sürecinin bir parçasıdır.

e. Enerji geliri, IKBY’nin ciddi kaynağa kavuşmasına ve Bağdat’tan kopmasına, bağımsızlığını ilan etmesine hizmet edecektir. Enerjiden elde edilecek gelir, buzdolabında bekleyen, Irak Kürtlerinden % 90’nın üzerinde evet oyu almış 2017’deki bağımsızlık referandumunun buzdolabından çıkarılıp uygulamaya konulmasının önünü açacaktır.

f. IKBY’nin bağımsızlığını ilan etmesi, kaçınılmaz olarak Türkiye’ye de yansıyacak, Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünü çok yakından tehdit eden bir durum ortaya çıkacaktır.

g. Paylaşımda Türkiye’nin icra ettiği Pençe Kilit Operasyonunun Erbil’in (IKBY’nin) kendisine ait olmayan enerjiyi ihracı ile ilişkilendirilmesi, Türkiye’deki siyasal iktidarın ABD ile vahim hususları çağrıştıran bir anlaşmaya vardıklarını çağrıştırıyor. (i) Çünkü Türkiye’de, ABD ile yakınlaşmak için her şeyi yapar gözüken, gelişmeler üzerinden böyle bir görüntü veren bir siyasal iktidar vardır. (ii) Çünkü artık açıktır ki, ABD, bölge Kürtlerinin hamisidir. Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin geldiği noktanın arkasında da, Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin bugün yürüttükleri mücadelenin arkasında da ABD vardır ve ABD, bölgede Kürtler için “ulus inşa” çabası içindedir. ABD’nin bölgedeki mevcut varlığına ve eylemlerine bakınca, “Büyük Kürdistan”ı parçaları üzerinden kurma çabası düne göre bugün artık çok daha belirgindir. (iii) Çünkü ilk iki husus birlikte mütalaa edilince, AKP iktidarının ABD ile bir uzlaşıya varmış olabileceği akla geliyor. (iv) Çünkü ABD hala Irak’ta vardır, Bağdat üzerinde nüfuz sahibidir ve Erbil ABD’nin desteği olmadan bu işlere soyunamaz.

h. Eğer öyle ise, yani AKP iktidarı ile ABD arasında böyle bir uzlaşı var ise, ve paylaşımdaki ifadeler ışığında Pençe Kilit Operasyonu bu uzlaşının ürünü ise, bu uzlaşı, yukarıda arz ve izah ettiğim hususlar nedeniyle, bana göre, iktidar uğruna vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye atmak olur, en azından bu yönde çok büyük bir risk demektir, dolayısıyla kabul edilemez.

Son söz: Doğru, AKP, iktidardadır, devlet çarkını işetendir, bu ona siyasal tercihlerde bulunma imkânı verir. Ancak Türkiye, yürürlükteki Anayasanın 2. maddesinde ifadesini bulduğu üzere, hem demokratik bir devlettir, hem de bir hukuk devletidir. Ve bunlar siyasal iktidarın tercihlerini belirlerken, devlet çarkını işletirken göz önünde bulundurması gereken, bağlayıcı olan hususlardır. AKP siyasal iktidardır ama, bundan, hukuken de siyaseten AKP’nin devlet olduğu anlamı çıkmaz. Türkiye’nin yürürlükteki anayasal sistemi “parti devleti”ni himaye etmez. Demokrasilerde, millet vardır, milli irade vardır. Dolayısıyla, eğer varsa böyle bir uzlaşı, ne hukuk böyle bir uzlaşıyı himaye eder, ne de devlet ve millet böyle bir uzlaşıyı kabul eder. Böyle görüyorum ve düşünüyorum. Kimse merak etmesin, namerde/Türkiye’nin muarızlarına el açmaya da gerek yok, dün küllerinden doğmayı bilmiş/becermiş bu aziz millet, bugün de içinde bulunduğu olumsuz koşullardan sıyrılmasını bilecektir.

26 Nisan 2022


ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

TACİKİSTAN SAVUNMA BAKANI’NIN TÜRKİYE ZİYARETİ ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde (20-21 Nisan’da) Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’ın önemli bir ziyaretçisi vardı. Tacikistan Savunma Bakanı Orgeneral Sherali Mirzo, Sayın Akar’ın “resmi davetlisi” olarak Türkiye’deydi. Sayın Akar, Sayın Mirzo’yu Milli Savunma Bakanlığı’na gelişinde askeri törenle ve görüntülerde ifadesini bulan dikkat çekici bir samimiyet ile karşılamış. Milli Savunma Bakanlığı tarafından

UKRAYNA’DAKİ SICAK ÇATIŞMANIN -GELİNEN NOKTADA- EVRİLME DURUMU

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Ukrayna’daki sıcak çatışmaya, ABD, ABD’nin ortakları ve müttefikleri ile bunların kontrolündeki medya “savaş” diyor. Ben, bugüne kadar “sıcak çatışma” ifadesini kullandım. Rusya ise, “özel askeri operasyon” diyor. “Savaş” kavramını kullanmayı niçin doğru bulmadığıma, kavramın genel-geçerli tanımından ve uluslararası hukuktan hareketle, ayrı bir yazı ile işaret etmiştim. “Özel askeri operasyon”,

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.