ORTADOĞU KAYNIYOR: FİLİSTİN, KÜRTLER VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ortadoğu, bir süredir, ilginç, “ne/neler oluyor” dedirtecek gelişmelere sahne oluyor. Yakın zamana kadar, biri birlerini hasım/rakip gören, biri birleri aleyhine çalışan ve biri birleri hakkında çok ağır sözler sarf eden bölge ülkeleri arasında, içinde bulunduğumuz günlerde bir yakınlaşma-yaklaşma süreci yaşanıyor. Bu, İran-Suudi Arabistan ilişkilerinde, Katar-Suudi Arabistan ilişkilerinde, Türkiye’nin Mısır, Suudi Arabistan ve Libya ile olan ilişkilerinde (o kadar olmasa da İsrail ile olan ilişkilerinde) görülebiliyor. Bunlarla eş zamanlı ve en güncel olanı da, İsrail’in Filistin halkını hedef alan, insanlık dışı, savaş suçu sayılabilecek, bir kısmı kadın ve çocuk olmak üzere 120’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, 800’e yakın kişinin de yaralandığı, son saldırılardır. Bölgenin hasım/rakip ülkeleri biri birlerine yaklaşırken-yakınlaşırken, İsrail bunun tam tersini yapıyor, bölgede tansiyonu yükseltiyor, gerginliği besliyor, husumete süreklilik kazandırma çabası içinde gözüküyor.

Ortadoğu’da güncel tablo bu iken, karşılaştığım bir haber[i] dikkatimi çekti. Haberde şu üç hususa işaret edilmiş: i. ABD, Ortadoğu’dan uzaklaşıyor ve İran ile iyi şartlara kavuşma çabası içinde. ii. Riyad, üç ülke ile (İran, Türkiye ve Katar ile) yeniden ilişki kurma peşinde. iii. Suudi Arabistan, artık ABD’ye güvenemeyeceğini düşünüyor.

Bunlar, bana dikkat çekici, oldukça anlamlı, geldi.

Eğer ABD Ortadoğu’dan çekiliyorsa ve aralarında sorunlar olan bölge ülkeleri bu sorunları bir kenara bırakıp yakınlaşmak için uğraşıyorsa, “ABD çekilmesini” sadece Riyad’ın değil, İran, Türkiye, Mısır ve Katar’ın da fark etmiş olduğu anlamı çıkmaktadır. Tabiatıyla ve evleviyetle İsrail’in de…

Öyle ise, İsrail’in Filistin halkına yönelik güncel ağır saldırıları, haberde işaret edilmiş “ABD’nin Ortadoğu’dan uzaklaşması/çekilmesi” ışığında, acaba nasıl okunabilir? Eğer İsrail’in ABD’den güç aldığı hatırlanır ve ABD’nin bölgeden uzaklaşmasının (çekilmesinin) İsrail’de güç kaybına yol açacağı düşünülürse, İsrail’in Filistin halkına yönelik (insanlık dışı-savaş suçu sayılan) son saldırılarına, bu açıdan, bir anlam yüklemesi yapılabilir mi?

Hemen ifade edeyim; İsrail’in Filistin halkını hedef alan ağır/orantısız saldırıları, ABD’yi bölgede tutma, ABD’nin bölgeden çekilmesi ile kendisinde ortaya çıkacak güç kaybını önleme amaçlı görülebilir. İsrail, bu amacının tahakkuku için, Filistin halkını ağır bir şekilde hedef aldığı saldırılar üzerinden uluslararası toplumu ABD ile karşı karşıya getirme peşinde gözükmektedir. Çünkü Filistinlilere yönelik saldırılarının ağırlığı (ağır sonuçları), uluslararası toplumun, olaya müdahale etmesi için ABD üzerinde ağır bir baskı oluşturmasına yol açacaktır. Yani İsrail niçin bu saldırıları yapıyor sorusuna verilebilecek cevaplardan biri de, İsrail’in ABD’yi bölgede tutmak istemesi olmaktadır.

ABD’nin İsrail saldırılarına ilişkin yaklaşımı İsrail’i destekleyici görülse de, bu görüntünün yanında şunu da görmek gerekir: ABD, hem bölgeden çekilmek istiyor, hem İsrail’in bundan rahatsız olduğunun (bunu istemediğinin) farkında, hem de bu iki husus arasında bir denge oluşturmak durumunda… Anladığım kadarıyla bulduğu çözüm yolu, İsrail’in rahatsızlığını (ABD’nin çekilmesi ile doğacak kayıplarını) tolere etmek için, saldırılar konusunda İsrail lehine açıklama yapmak, adım atmak… Biden Yönetiminin İsrail’in son saldırılarına ilişkin açıklamasını ve BM Güvenlik Konseyi dönem başkanı Çin’in İsrail saldırılarının Güvenlik Konseyi’nin gündemine alınması çabasını engellemesini[ii], bunu ileri tarihlere öteleme girişiminde bulunmasını, böyle görmek mümkündür.

Çünkü ABD’nin bu yaklaşımı, İsrail’in, “ayrıca” ve “şöyle” işine geliyor: İsrail, Ortadoğu Barış Süreci kapsamında 90’lı yılların ortasında imzalanmış uluslararası düzenlemeler uyarınca Filistin tarafına bırakılmış daha fazla toprağı işgal etmede (Filistinlilerden temizlemede) zaman kazanmış, imkân ve fırsat elde etmiş oluyor. ABD, bunu yapmakla, Ortadoğu’dan çekilmesine yönelik İsrail engelini aşılabilir bir pozisyona indirgemiş olmaktadır ki; bunu, hem ABD’nin Filistin konusunda sahaya inme ihtimalinin zayıf olduğunun, hem de ABD’nin Ortadoğu’dan uzaklaşma eğiliminde olduğunun, bir işaret olarak almak da mümkündür.

Ortadoğu’daki güncel gelişmelere böyle bakınca, Trump Yönetiminin bölgeye ilişkin yaklaşımının Biden Yönetimince sürdürüldüğü sonucu da çıkıyor.

Bölgeye ilişkin güncel gelişmelerden çıkan bir diğer sonuç da, Kürtleri çok daha fazla konuşacağımız bir sürecin bizleri beklediğidir. Bölgeye ilişkin güncel gelişmelerde Kürtler fazla geçmese de, böyle görüyorum. Onun içindir ki, Filistin konusundaki son gelişmelerin Kürtler bakımından da değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Irak’ın ev sahipliği yaptığı Riyad-Tahran görüşmeleri, bu bağlamda anlamlıdır. Riyad’ın, özellikle Suriye Kürtlerine müzahir olduğu biliniyor. Irak’ın istihbarat kökenli Başbakanı Mustafa Kazimi, hem Şii’dir, hem de ABD ve İran tarafından desteklenmektedir. Irak’ın Cumhurbaşkanı Berhem Salih, bir Kürt siyasetçidir ve Kürtlerin ABD ile olan ilişkileri bilinmektedir. Irak’taki Kürtlerin ABD sayesinde bugünkü noktaya geldiği, ABD’nin Suriye Kürtlerini de Irak Kürtlerinin seviyesine taşıma peşinde çaba harcadığı, Washington’ın “Büyük Kürdistan” emeline artık açık destek verdiği biliniyor.

Kürtler ile ilgili bu hususlardan nereye gelmek istiyorum? Şuna: Evet, ABD bölgeden uzaklaşmak-çekilmek istiyor ama, bölgedeki çıkarlarından vazgeçmesi beklenemez. Onun içindir ki, çekilirken, kendisinin çıkarlarına uzun süre hizmet edecek, sıkı kontrolü altında olacak, bir Kürt varlığını geride bırakmak isteyecektir. Yani ABD’nin Ortadoğu’ya olan ilgisini ve enerjisini artık münhasıran Kürtler konusuna yoğunlaştırmasını beklemek gerekecektir.

Bu takdirde, şu iki soru öne çıkmaktadır: i. ABD’nin bölgede Kürtlere yoğunlaşmasının Türkiye’ye muhtemel yansımaları neler olabilir? ii. İsrail’in Filistinlilere yönelik son saldırıları, münhasıran Kürtler bağlamında, nasıl görülebilir? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyindeki varlığı, her zamankinden daha önem kazanmış gözükmektedir. Milli Savunma Bakanlığı’ndan gelen Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyine dair son açıklamalar, bu önemi teyit eder mahiyette görülmekle beraber; Türkiye için söz konusu potansiyel tehdit ve risklerin uygulamaya geçmesini önlemede sadece askeri tedbirlerin yeterli olamayacağı çok açıktır. Acil olarak, içeride “iç barışı” sağlamaya ve dışarıda “yalnızlıktan” kurtulmaya ihtiyaç vardır. Türkiye, tez elden, askeri gücü besleme potansiyeli yüksek bir ekonomiye ve diplomasiye sahip olmalıdır.

15 Mayıs 2021

[i] https://www.yahoo.com/news/saudi-arabia-trying-patch-things-084700158.html, 15.5.2021

[ii] Filistin konusunun, önümüzdeki birkaç gün içerisinde, BM Güvenlik Konseyi’nde ele alınması beklenmektedir.


“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

AFGANİSTAN’IN KUZEYİ: TALİBAN, ABD, ÇİN VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Taliban’ın, Afganistan’ın kuzeyinde, Özbekistan’ın güneyinde kalan Şibirgan kenti ile, Tacikistan’ın güneyinde kalan Kunduz kentini ele geçirdiği, ABD’nin de B-52 bombardıman uçakları ile Şibirgan’daki Taliban mevzilerini bombaladığı ifade ediliyor[i]. Afganistan kuzeyinde, Taliban’ın ele geçirdiği Şibirgan ve Kunduz vilayetleri, bu nedenle ABD’nin B-52 uçakları ile bombaladığı ve “hayalet gambot uçakları”[ii] sevk ettiği

SURİYE’DE NELER OLUYOR, RUSYA NEYİN PEŞİNDE OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İsrail’in, Suriye’deki Hizbullah ve İran bağlantılı hedeflere yönelik olarak 19 Temmuz’da başlattığı füze saldırıları, İsrail ile Rusya’yı karşı karşıya getirmiş gözüküyor[i]. Rusya’nın Suriye’deki “Muhalif Tarafları Uzlaştırma Merkezi” Başkan Yardımcısı General Vadim Kulit, İsrail’in Halep yakınlarına fırlattığı sekiz füzeden yedisinin, Humus yakınlarına fırlattığı dört füzenin hepsinin, Rus füze savunma sistemi tarafından

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.