NAHÇİVAN’IN AZERBAYCAN’A KATILMASI HUSUSU

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Cumhur İttifakı üzerinden AKP/Sayın Erdoğan iktidarının “ortağı”/”destekçisi” olan MHP’nin Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli demiş ki; “Bu gelişmeler karşısında, Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’ne katılması şarttır, tarihi zorunluluktur, çok acil bir ihtiyaçtır, deyim yerindeyse hayat memat konusudur.” (Türkgün, 5.10.20, s.6)

Bunu okuyunca, durup bir düşündüm: Türkiye’deki güç/ilgi ufalanması/erimesi ortada… Politik, ekonomik ve güvenlik/askeri açılardan Türkiye’nin ne durumda olduğu, içeriden de, dışarıdan da görülebiliyor. Akıl, izan ve vicdan sahibi herkes Türkiye’nin mevcut durumunu görebiliyor.

Nahçivan, Azerbaycan’ın “koruyuculuğunda” (yani Azerbaycan’a bağlı) özerk bir cumhuriyet. Nahçivan’ın bu statüsünü belirleyen uluslararası anlaşmalar da yürürlükte (yani bağlayıcılığını koruyor), bu anlaşmaların tarafları da belli.

16 Mart 1921 tarihinde Moskova’da imzalanan, “Türkiye-Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Andlaşması’nın 3. maddesinde, Nahçivan’ın, koruyuculuk hakkını üçüncü bir devlete hiçbir zaman bırakmamak koşuluyla, Azerbaycan koruyuculuğunda özerk bir bölge olmasında tarafların anlaştıkları yer almaktadır. Bu anlaşmanın “Nahçivan toprakları” başlığını taşıyan 1(C) Eki’nde de Nahçivan’ın sınırları belirtilmiştir.

13 Ekim 1921 tarihinde Kars’ta imzalanan, “Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Arasında Dostluk Andlaşması”nın 5. maddesinde ise; andlaşmanın III sayılı Ek’inde belirtilen sınırlar içinde olmak üzere, Nahçivan bölgesinin Azerbaycan’ın koruyuculuğunda özerk bir ülke oluşturulması konusunda tarafların anlaştıkları yer almaktadır. Bu andlaşmanın 5. maddesi ve III sayılı Eki, Moskova Andlaşması’nın 3. maddesinin ve 1(C) Eki’nin karşılığıdır ki, bu oldukça önemlidir. Bu andlaşmanın başlığında Rusya’nın adı geçmese de, gerek Rusya’nın bu andlaşmanın müzakerecisi ve imzacısı olması, gerekse bu andlaşmanın 5. maddesinde Türkiye ile Rusya arasında yapılmış Moskova Andlaşmasına çok açık yollama yapılmış olması, Rusya’yı Kars Andlaşması’na da taraf yapmaktadır ki, bu da yine konu bağlamında ayrıca önemlidir.

16 Mart 1921 tarihli Moskova Andlaşması ile 13 Ekim 1921 tarihli Kars Andlaşması yürürlükte ve tarafları bağlıyor iken, Sayın Bahçeli’nin işaret ettiği “Nahçivan’ın Azerbaycan’a katılması” işi acaba nasıl mümkün olacak?

MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin söz konusu açıklamasından iki husus çıkarılabiliyor: Ya Nahçivan’ın statüsüne tek taraflı olarak ve uluslararası hukuk çiğnenerek (yani güç kullanılarak) son verilecek, ya da ilgili imzacı devletler ile müzakere edilerek Nahçivan’ın statüsü Azerbaycan lehine değiştirilecek. Bir de ileride değinilecek üçüncü bir ihtimal var.

Sormak isterim: Türkiye’nin mevcut durumu, bu iki hususu gerçekleştirmeye elverişli mi, değil mi? Gerçekçi bakış açısı ile, bana göre, elverişli olmadığı çok açık…

Ayrıca şu soruları da görmek gerekir: Rusya, buna yol verir mi? Ermenistan evet der mi?

Peki, ya Türkiye’yi karşısına alarak yaptığı onca şey ortada duruyor iken, Türkiye ABD’ye bel bağlayarak bu adımları atabilir mi? Atarsa, atması Türkiye için ne kadar isabetli bulunabilir? Türkiye için, Suriye’nin kuzeyinde, Ege’de, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de ne anlama gelir?

Sayın Bahçeli’nin siyasette kendine göre belli bir birikiminin, biraz da devlet tecrübesinin olduğu inkâr edilemez. Ancak Nahçivan konusu, yukarıda izah edildiği üzere, teknik ayrıntıyı içeren bir konudur. Sayın Bahçeli’den, her genel başkan gibi, konuların bu tür ayrıntılarına kişisel olarak vakıf olması beklenemez. Partilerin genel merkez yönetimlerinin bir görevi de, bu tür konuların teknik ayrıntılarına ilişkin olarak genel başkanları bilgilendirmeleridir. Partilerin genel merkez yönetimleri, genel başkanlarına bu suretle besleme yapar. Dolayısıyla Sayın Bahçeli’nin söz konusu açıklamasını MHP’nin genel merkez yönetimi ile birlikte mütalaa etmek gerekir.  Şunu demek istiyorum: Sayın Bahçeli, Nahçivan konusunda işaret ettiğim hususları (ayrıntıyı) görebilecek bir birikime ve statüye sahip. Bunun aksi düşünülemez. Bu mülahazadan hareketle, keza Sayın Bahçeli’nin, Yeni Delhi’nin, geçtiğimiz aylarda Keşmir’in uluslararası hukuka konu statüsünü görmezden gelip tek taraflı bir tasarrufla Keşmir’i Hindistan’a bağlamasının Asya’nın güneyinde yol açtığı devam eden gerginliğin farkında olduğunu da varsaymak gerekir.

Tabiatıyla uluslararası hukuk ve uluslararası politika ışığında akla gelen son bir ihtimal de, Nahçivan halkının, BM Şartı’nın 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, “ulusların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesi”ne sarılarak ortaya çıkmaları, halk oylamasına giderek tercihlerini belirtmeleridir. Ancak bu takdirde de, sadece “Azerbaycan’a katılma” tercihinin değil, “bağımsızlığı ilan etme” ve “Türkiye’ye katılma” tercihleri de gündeme gelebilecektir. Bu tercihler, bu işin işaret fişeği atılmadan önce, üzerinde ayrıntılı olarak, muhtemel bütün yansımaları dikkate alınarak, çok iyi çalışılması gerektiğini söylemektedir. Önemli olan, krizi başlatan tarafın, krizi istediği gibi sonlandırabilmesidir. Krizi başlatan, ancak krizde kontrolü kaybeden ülke durumuna düşmemek gerekir. Bunun o ülke için  ekonomik, politik ve askeri açılardan bedeli çok ağır olur. Nahçivan konusuna böyle bakmak gerekir.

Azerbaycan’ın, Nahçivan’ın kendisine katılmasının beraberinde getireceği politik, ekonomik ve askeri sorunları/baskıları tek başına göğüslemesi beklenemez. Gücü/ilgisi ufalanmış/erime sürecine girmiş Türkiye’nin, Nahçivan konusunda sahaya inmesindeki güçlük de ortada…

O takdirde, “bu açıklama ne oluyor” diye sorulmaz mı? Bu soru sorulunca da, insanın aklına, acaba Sayın Bahçeli, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile ilgili başka bir hesap içinde mi sorusu geliyor.

Sayın Bahçeli’nin söz konusu açıklamasını, Nahçivan konusunun görünenden daha farklı/ileri bir boyuta sahip olabileceğinin işareti gibi görüyorum. Bunun ne/neler olduğunu, bekleyip hep birlikte göreceğiz.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 05 Ekim 2020


“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

AFGANİSTAN’IN KUZEYİ: TALİBAN, ABD, ÇİN VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Taliban’ın, Afganistan’ın kuzeyinde, Özbekistan’ın güneyinde kalan Şibirgan kenti ile, Tacikistan’ın güneyinde kalan Kunduz kentini ele geçirdiği, ABD’nin de B-52 bombardıman uçakları ile Şibirgan’daki Taliban mevzilerini bombaladığı ifade ediliyor[i]. Afganistan kuzeyinde, Taliban’ın ele geçirdiği Şibirgan ve Kunduz vilayetleri, bu nedenle ABD’nin B-52 uçakları ile bombaladığı ve “hayalet gambot uçakları”[ii] sevk ettiği

SURİYE’DE NELER OLUYOR, RUSYA NEYİN PEŞİNDE OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İsrail’in, Suriye’deki Hizbullah ve İran bağlantılı hedeflere yönelik olarak 19 Temmuz’da başlattığı füze saldırıları, İsrail ile Rusya’yı karşı karşıya getirmiş gözüküyor[i]. Rusya’nın Suriye’deki “Muhalif Tarafları Uzlaştırma Merkezi” Başkan Yardımcısı General Vadim Kulit, İsrail’in Halep yakınlarına fırlattığı sekiz füzeden yedisinin, Humus yakınlarına fırlattığı dört füzenin hepsinin, Rus füze savunma sistemi tarafından

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.