MHP’NİN “GÖVDEDEN”/”MERKEZDEN” UZAKLAŞMIŞ GÖRÜNTÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

MHP…

Sayın Devlet Bahçeli…

Nisan 1999’daki Genel Seçimde % 17 oy almış, TBMM’deki 550 sandalyeden 129’nu kazanmıştı.

Mayıs 1999’da merhum Bülent Ecevit’in başında bulunduğu DSP ve merhum Mesut Yılmaz’ın başında bulunduğu ANAP ile, 57. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuştu. Bu Hükümet, MHP’nin siyasette nasıl konumlandığına işaret ediyordu.

MHP, koalisyon hükümetinin en güçlü ortağı idi. Sayın Devlet Bahçeli’nin 7 Temmuz 2002’de, 3 Kasım 2002’de seçimlerin yapılmasını istemesi ve bu isteğin belirtilen tarihte gerçekleşmesi, MHP’nin siyasal gücünün, siyasetteki “belirleyici” işlevinin bir yansıması idi.

MHP, kendisini “gövde”, yani “merkez partisi” olarak görmüş bir partiydi. DSP ve ANAP ile bir araya gelmesi ve 57. Hükümette sergilediği genel görüntü, bu “siyasal konumlanmayı” hem teyit ediyordu, hem de besliyordu.

Sayın Devlet Bahçeli, 1999’da olduğu gibi bugün de MHP’de “hiç ara vermeden” Genel Başkan’dır. Ve ne yazık ki, Sayın Devlet Bahçeli, izleyen dönemde MHP’nin “gövde”/ “merkez partisi” olduğu siyasal konumlanmasını besleyen ve güçlendiren bir politika izlememiştir. Eğer izlemiş olsaydı, kuvvetle muhtemel, ne MHP, ne de ülke, bugün bu durumda olacaktı…

MHP, merkez/gövde partisi, olmadı, olamadı ya da yapılmadı, yapılamadı.

Bugün gelinmiş olan şu noktaya bir bakın!…

MHP, Haziran 2018’de yapılan son Genel Seçimde, % 11 oy aldı, TBMM’deki 600 sandalyeden ancak 49’nu kazanabildi.

MHP, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına yönelik başlangıçtaki yaklaşımını terk etti, Cumhur İttifakı üzerinden iktidarın açık ve net destekçisi oldu.

Ve bugün, anayasada değişiklik yapılmasına dair medyaya yansıyan haberlerde, MHP için, ülke barajının % 5’e çekilmesi, ittifak olarak girilecek seçimlerde bu oranın % 2’ye kadar düşürülmesi geçiyor.

Dün MHP’yi “gövde”/”merkez partisi” olarak konumlayan, DSP ve ANAP ile üçlü koalisyon hükümetinin içinde yer alarak bu konumlamaya dair samimiyetini ortaya koyan Sayın Devlet Bahçeli; bugün, iktidarlarında şeriat özlemlerinin sıkça dillendirilir olduğu, siyasal İslam’ın belirgin olarak hissedildiği ve devletin milli karakterinin sisitemli/bilinçli olarak aşındırıldığı algısının edinildiği AKP/Sayın Erdoğan iktidarının açık ve net destekçisi!…

Bu açık ve net destek ile, bu destek bağlamında kâh MHP’den gelen açıklamaların, kâh MHP’nin sergilediği tepkisizliğin/sessizliğin etkisinde, bunların işaret ettiği, MHP’deki “gövdeden”/”merkezden” uzaklaşma süreci artık o kadar belirgindir ki!…

Resmi/kurumsal yapılanması “milli değerler” üzerine inşa edilmiş, bugüne kadarki söylemi hep “milli” olmuş, siyasette bu “milli” söylemi ile bilinen ve algılanan MHP, bugün artık içeride ve dışarıda “militan İslami aşırıcılık” ile ilişkilendirilen, bu yönde iddialara konu yapılan AKP/Sayın Erdoğan iktidarının açık ve net destekçisi!…

MHP ve Milliyetçi-Ülkücü Hareket için, bu, olacak iş mi!…

MHP için, siyasette ne “gövde” kaldı, ne de “merkez”!…

Olan, ya eridi, ya da eriyor!…

MHP’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarına “çok açık ve çok net” destek vermesi, merkez sağda ciddi bir boşluğa yol açmış, bugün bu boşluk o kadar çok belirgin, o kadar çok cezbedici ki…

Sayın Bahçeli az sabretseydi, az dayansaydı, “sabrın sonu selamettir” ya da “dar günün ömrü kısadır” diyebilseydi, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına karşı duygusal olmaktan uzak akılcı bir muhalefet politikası izleseydi… İnanıyorum ki, bugün, hem AKP/Sayın Erdoğan iktidarının merkezin ne kadar uzağına düşmüş, ülke için ne kadar tehlikeli bir siyasal konumlanma içinde olduğu görülebilecekti, hem de bu iktidarın karşısında MHP halkın umudu olarak öne çıkacak, MHP’nin merkez/gövde söylemi çok uzun bir süre siyasal iktidar mevkiinde hayat bulmuş olacaktı…

Maalesef, Sayın Devlet Bahçeli’yi, hem kendisini, hem MHP’yi, hem de ülkeyi ateşe atmış görüyorum.

Gelinen noktada, ne Sayın Bahçeli için “devlet adamı” ve “lider” ifadesi, ne de MHP için “son kale” ifadesi, artık bana anlamlı geliyor. Ülkenin yürürlükteki anayasada ifadesini bulmuş mevcut rejiminin geleceği konusunda endişeliyim.

Bu kötü gidişe dur demek için, siyasette MHP’nin, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in caydırıcı siyasal gücüne ihtiyaç var.

MHP, Milliyetçi-Ülkücü Hareketi temsil kabiliyeti daha fazla erimeden, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği destekten vazgeçmeli; Sayın Devlet Bahçeli, MHP’nin yönetimini, gövdeye/merkez odaklanacak, ülkenin umudu olacak, genç ve dinamik bir kadroya devretmeli, bırakmalıdır.

22 Ağustos 2021

Anahtar Kelimeler:

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI’NIN İMZALANIŞININ 99.YILI MESAJI

Türkiye (Cumhuriyeti) Devleti’nin, egemen ve bağımsız bir devlet olarak, diğer devletler ile eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, “Dünya milletleri ailesi” içinde yer almasına imkân veren, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanışının 99. yıl dönümü… Bir kere daha kutlu olsun. Lozan Barış Antlaşması, Türk Milletinin yüreğindeki “istiklal” ateşinin ve bütün Dünyaya timsal olmuş büyük zaferinin belgesidir.

MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk… Türk Milletine, Türk Devletine ve Türk Vatanına adanmış bir hayat… Sivil-askeri arkadaşları ile birlikte verdiği mücadeleler ve ortaya koydukları bugüne gelmiş yaşayan eserler… Yaşayan en büyük eseri ise, “temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan”, vatandaşı olmakla iftihar ettiğim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti… Diyor ki,

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

19 Mayıs 1919, büyük Türk Milleti’nin vatan topraklarını düşman çizmeleri altında çiğnenmekten kurtarma ve özgür- bağımsız yaşama iradesini dışa vurduğu, bugün vatandaşı olmakla iftihar ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasına giden yolda, bir başlangıçtır, bir işaret fişeğidir.

3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ (DÜNYA TÜRKLERİNİN GÜNÜ) MESAJI

Türk’ün atası Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında, Türk Ocakları’nda yaptıkları konuşmada şunları söylemiş:

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.