KINAMA DUYURUSU

Hukuksal ve siyasal gerçekler görmezden gelinerek, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak, Ada’nın tamamı adına 2004 yılında AB’ne kabul edilen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclisi’nin;

– Türkiye’nin terörizmle mücadele adı altında Suriye’ye müdahale ettiği ve bunun kabul edilemeyeceği,

– Türkiye’nin Cerablus operasyonunun şiddetle kınandığı,

– Türkiye’nin Suriye’den askerlerini geri çekmesi ve Kıbrıs dahil diğer komşu ülkelerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyması amacıyla baskı yapmaları için uluslararası topluluğa çağrı yapıldığı,

– “Terörist başı” Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasının ve AB’nin PKK terör örgütünü “terör örgütleri” listesinden çıkarmasının istendiği,

hususlarını içeren bir karar aldığı ifade edilmiştir.[i] Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclisi’nin resmi web sayfası[ii] üzerinden kararın tam metnine ulaşma imkânı bulunamamıştır. Karar, Rum Yönetiminin bugüne kadar olan Türkiye’ye yönelik yaklaşımı ile uyumludur, Rum Yönetiminin bilinen Türkiye yaklaşımının yeni bir örneğidir.

Ancak bilinen yaklaşımın yeni bir örneği olması, kararın önemini azaltmamaktadır. Koşullardaki değişim ve bu meyan da ortaya çıkmış mevcut koşullar, kararı önemli kılmaktadır. Dün, Rumlar, “İki Buçuk Savaş Stratejisi”nin bir parçası olarak görülüyordu; bugün ise, Türkiye’nin “derinleşmiş” yalnızlığı, daha fazlasını söylemektedir, yani Türkiye karşısındaki cephe çok daha genişlemiştir. Koşullardaki değişimin bir diğer boyutu da, içeride, birlik ve beraberliğin düne göre ciddi şekilde zedelenmiş, gerilemiş olduğudur.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclisi’nin aldığı karara bakarken, hem dış ve iç koşullardaki değişimi, hem de dün olduğu gibi bugün de “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” sözünün Türkiye için daha bir anlam/ciddiyet kazanmış olduğunu dikkate almak gerekir.

Rumlar, söz konusu kararları ile, önce Suriye Kürtlerine, sonra da PKK terör örgütüne sahip çıkıyorlar…

Suriye krizi ile birlikte Kürt hareketinin geldiği nokta artık herkesçe bilinmektedir. Türkiye’nin güney sınırına bitişik bir “Kürt Koridoru” belirmiştir. Bu koridor, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü yakından tehdit etmektedir. Hatay’ın bu koridorun önünde bir “engel” olması, söz konusu tehdidi ayrıca beslemektedir. Kıbrıs Adası, Hatay’ın (İskenderun Körfezi’nin) uzaktan savunulması için son derece önemlidir. Doğu Akdeniz kıyılarına çıkacak Kürt Koridoru petrol ve doğal gaz trafiği bağlamında, Rumları ve Kürtleri ayrıca biri birlerine itme potansiyelini de içermektedir ki; bu, Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını da tehdit eden bir durumdur.

Yani Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclisi’nin aldığı karar, açıkça politik, askeri ve ekonomik açılardan açıkça Türkiye’yi hedef alan bir karar olma özelliğini yansıtmaktadır.

Bu karar; ne BM Şartı’nın üye ülkelere getirdiği siyasal bağımsızlığa saygı yükümlülüğü ile, ne de Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi (1961)’nin öngördüğü iç işlerine müdahale etmeme yükümlülüğü ile bağdaşır. Hukuksal ve siyasal açıdan doğru bir karar değildir.

Dikkat çekici olan bir başka husus da, Türkiye’nin iç işlerine müdahale anlamına gelen benzeri açıklamaların, eş zamanlı olarak, başka ülkelerden de gelmesi ve bu eş zamanlılığın, Türkiye’yi hedef alan, “çok yönlü”, “aynı noktaya vuran” ve “boyun eğdirmeyi öngören” bir baskı/kuşatma politikasını çağrıştırmasıdır.

Türkiye’nin ne kadar çok Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yaptığı ve bunun artık sürdürülemeyecek bir noktaya geldiği ortadadır. Suriye’de sadece Türk askeri bulunmamaktadır. En yetkili ağızlardan, Türkiye’nin uluslararası hukukta himaye gören hak ve menfaatlerini korumak için karadan Suriye’ye girmek durumunda kaldığı ve Suriye’de kalıcı olmadığı da ifade edilmiştir. Türkiye, ülkesindeki Suriyeli sığınmacıların güven içinde ülkelerine dönmelerini sağlamak ve bu yolda onlara güvenilir bir yaşam alanı oluşturmak amacıyla Suriye’dedir. Yani Türkiye’nin Suriye’deki varlığı, hem geçicidir, hem de barış ve insani amaçlıdır.

Hem bölgesel barıştan ve istikrardan söz etmek, hem de durum böyle iken Türkiye’nin Suriye’ye girişinin eleştiri konusu yapmak, anlaşılır gelmemekte, iyi niyetli bulunmamaktadır.

Aldığı karar nedeniyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclisi’ni kınıyor ve uluslararası hukuka saygılı olmaya davet ediyorum.

Kamuoyunun bilgisine saygı ile sunarım.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ASCMER Başkanı

 

[i] Müyesser Yıldız, http://odatv.com/aman-kibrista-da-kandirilmayin-1409161200.html, 16.9.2016.

[ii] http://www.parliament.cy/


LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI’NIN İMZALANIŞININ 99.YILI MESAJI

Türkiye (Cumhuriyeti) Devleti’nin, egemen ve bağımsız bir devlet olarak, diğer devletler ile eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, “Dünya milletleri ailesi” içinde yer almasına imkân veren, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanışının 99. yıl dönümü… Bir kere daha kutlu olsun. Lozan Barış Antlaşması, Türk Milletinin yüreğindeki “istiklal” ateşinin ve bütün Dünyaya timsal olmuş büyük zaferinin belgesidir.

MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk… Türk Milletine, Türk Devletine ve Türk Vatanına adanmış bir hayat… Sivil-askeri arkadaşları ile birlikte verdiği mücadeleler ve ortaya koydukları bugüne gelmiş yaşayan eserler… Yaşayan en büyük eseri ise, “temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan”, vatandaşı olmakla iftihar ettiğim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti… Diyor ki,

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

19 Mayıs 1919, büyük Türk Milleti’nin vatan topraklarını düşman çizmeleri altında çiğnenmekten kurtarma ve özgür- bağımsız yaşama iradesini dışa vurduğu, bugün vatandaşı olmakla iftihar ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasına giden yolda, bir başlangıçtır, bir işaret fişeğidir.

3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ (DÜNYA TÜRKLERİNİN GÜNÜ) MESAJI

Türk’ün atası Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında, Türk Ocakları’nda yaptıkları konuşmada şunları söylemiş:

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.