HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur.

Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael Doran, Rebeccah L. Heinrichs, Brayn Clark, Jonn Lee ve Peter Rough, ABD’nin “aniden” Afganistan’dan çekilmesini ve müteakiben Taliban’ın Afganistan’da kontrolü ele geçirmesini değerlendirmiş. Uzmanlar, Çin ile rekabet, küresel cihatçılıkla mücadele ve nükleer silahların yayılması gibi alanlarda bekledikleri jeopolitik zincirleme reaksiyonu tartışmışlar. Afganistan’da ortaya çıkan durumun, acil güvenlik ve insani krizlerin çok ötesinde, ciddi sonuçlara yol açacağına işaret edilmiş. ABD’nin kaotik geri çekilmesinin, insani ve jeostratejik bir felaket yarattığı ifade edilmiş. İlginçtir, uzmanlar, Afganistan çekilmesini “yenilgi” olarak nitelemişler.

Uzmanlar, Afganistan’dan kaotik geri çekilmenin uzun vadede ABD’nin küresel rolünü (nüfuzunu) azaltma sonucunu doğuracak beş hususa değinmiş, çalışmada bunlar şu şekilde sıralanmıştır:

i. Afganistan’daki kaotik geri çekilme, son dönemde yaygın olarak konuşulan, ABD’deki gerilemeyi beslemiş (teyit etmiş), ABD’nin giriştiği/üzerine aldığı işleri başaran ülke olma imajı zarar görmüştür. Bu bağlamda, ABD’nin mevcut Savunma Bakanı Lloyd Austin’in, Afganistan’da mahsur kalmış Amerikalılara yardım etme “yeteneğimiz yok” ifadesinin altı özellikle çizilmiştir.

ii. Afganistan’daki kaotik geri çekilme, ABD’nin, evrensel değerler ve insan hakları için mücadele edenlerin ortağı ve umut ışığı olma düşüncesinin adeta ölüm çanı olmuştur. Afganistan’da bugün yaşananlar, Biden’ın “cinsiyet eşitliği” ve “daha iyi bir Dünyayı yeniden inşa” sloganları ile çelişmiş, o sloganların içinin boş olduğunu göstermiştir.

iii. Afganistan’daki kaotik çekilme, ABD’nin özensiz eylemleri (müttefiklerini görmezden gelmesi) yüzünden müttefikleri ile ilişkilerinin zarar gördüğü yeni bir örneği teşkil eder. Biden, “diplomasi geri döndü” dedi ama, Afganistan’da askeri güçleri ve personeli olan NATO müttefikleri ile istişare edilmeden aniden başlatılan geri çekilme, hem bu sloganın da içinin boş olduğunu göstermiş, hem de müttefikleri Afganistan’da tehlikeye atmıştır.

iv. Afganistan’daki kaotik çekilme, bir fiyaskodur ve ABD’nin bu fiyaskosu, Orta Asya’nın ortasında cihatçı bir devletin yeniden canlanması için gerekli koşulları yaratmıştır. Dünyanın dört bir yanındaki cihatçı gruplar, ABD’nin Afganistan fiyaskosuna seviniyor. Çünkü Afganistan’daki Taliban yönetimi, artık, gücünü yansıtmak ve operasyonel kapasitesini inşa etmek için, (ele geçirilen ABD askeri teçhizatı da dâhil) kaynağa ve bir coğrafi konuma sahiptir.

v. Afganistan’daki kaotik çekilme, ABD’nin stratejik rakiplerine yeni fırsatlar sunuyor. Çin, şimdiden Taliban ile müzakerelere başladı. Pekin, Orta Asya’daki güçlü konumunu, hem Bir Kuşak Bir Yol Projesini pekiştirmek için, hem de Afganistan’ın 1 trilyon dolar değerinde olduğu tahmin edilen geniş stratejik maden yataklarının kontrolünü ele geçirmek için kullanacaktır.

Uzmanların çalışmasında, ayrıca şu önemli hususlara da işaret edilmiştir:

a. Afganistan’daki kaotik geri çekilme ya da ABD’nin Afganistan fiyaskosu, küresel ölçekte kesintisiz enerji akışını ve temel malların küresel pazarlara ulaşımını sağlayan Ortadoğu’da ABD’nin caydırıcılığını sürdürme yeteneğine olan güveni aşındıracaktır.

b. ABD’nin Afganistan fiyaskosu, nükleer kapasite arayışındaki İran tarafından bir fırsat/çağrı olarak görülebilecektir.

c. ABD’nin Amerikalıların ve Afgan ortaklarının tahliyesine odaklanması, Gazze’den ve Lübnan’dan gelen tehditler ile karşı karşıya bulunan İsrail’in ABD’den daha az yardım görmesine neden olabilecektir.

d. Afganistan’daki zaferin körüklediği ve Taliban’ın binlerce tutukluyu Dünyaya saldığı bir durumda, “küresel cihat hareketi”, ABD’nin “kararlılığındaki ve liderliğindeki boşluğu” sömürerek, ABD’yi ve ABD’nin Dünya çapındaki çıkarlarını (ve varlığını) hedef alabilecektir.

e. ABD’nin Afganistan’da “Taliban’a teslim olması”, hem Ortadoğu’daki “Amerikan düzenini” baltalamak için (gevşek bir uyum içinde) Çin’i, Rusya’yı ve İran’ı, hem de küresel ölçekte “aşırı İslamcıları” cesaretlendirecektir.

f. Biden yönetimi, Taliban üzerinde en fazla etkiye sahip Çin’in ve Pakistan’ın “küresel cihada” olumsuz bakmalarından ve Taliban’ın Afganistan’da IŞİD varlığını hedef almasından hareketle, Taliban’ın “özlemlerini” Afganistan ile sınırlayacağını ve Afganistan topraklarının aşırıcılar tarafından kullanılmasını engelleyeceğini ümit etmektedir.

g. ABD’nin Afganistan fiyaskosu sonrasında, Taliban, Hindistan’a yönelik olarak Afganistan’ı cihatçılara açabilir; Çin ile Pakistan da, bu konuda Taliban’a göz kırpabilir. Böyle bir durumda cihatçılar, sadece Hinduları değil, Dünya çapında Hıristiyanları, Yahudileri ve laikleri de hedef alabilecektir. 11 Eylül hadisesine kadar ABD’ye yönelik Afganistan bağlantılı terör saldırıları Çin’i ve Pakistan’ı pek rahatsız etmemiş iken, ABD ile Hindistan arasındaki güvenlik işbirliğinin arttığı ve Çin’in ABD’nin küresel liderlik rolüne açıkça meydan okuduğu mevcut koşullarda, aynı durum devam eder mi diye sorgulanıyor. Yani Çin ve Pakistan, mevcut koşullarda, ABD’ye yönelik Afganistan bağlantılı muhtemel terör saldırılarından rahatsızlık duymayabilir demeye getiriliyor.

h. Nükleer caydırıcılık, müttefiklerin ve düşmanların şu inancına dayanır: ABD taahhütlerini yerine getirir, müttefiklerini ve ortaklarını korumak için ne gerekiyorsa onu yapma kararlılığına sahiptir. Afganistan fiyaskosu, Biden yönetiminin Amerikan vatandaşlarının, NATO müttefiklerinin ve Afgan ortaklarının can ve mal güvenliğine öncelik vermediğine işaret etmek suretiyle, ABD’nin (caydırıcılık konusundaki) güvenilirliğini zedelemiştir. Bunun nükleer caydırıcılıkta aşınmaya yol açması beklenir.

i. Afganistan’daki kaotik geri çekilme ve Başkan Biden’ın geri çekilme krizi boyunca gösterdiği davranış ve ortaya koyduğu zayıflık ve büyük beceriksizlik, ABD’nin hayati ilişkilerini baltalamıştır.

Hudson Enstıtute uzmanlarının konuya ilişkin görüşleri, genel olarak yukarıda belirtildiği şekilde…

Uzmanların bu çalışmadaki bazı nitelemeleri dikkat çekici… En çok dikkat çekici olanı da, Obama döneminden beri ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi konuşulmasına ve bu konuda çok sayıda çekilme takvime gündeme gelmiş olmasına rağmen, bugünkü ABD çekilmesinin “aniden” olarak nitelendirilmesi. Niye “aniden”? Bu, sorgulanmayı gerektiren ve belirsizliğe işaret eden bir nitelemedir.

Başka nitelemeler de var. ABD çekilmesi, çalışmada ”fiyasko”, “yenilgi” ve “ABD’nin Afganistan’da Taliban’a teslim olması” şeklinde nitelenmiştir. Bu nitelemeler, Amerikan iç politikasına yönelik olarak Biden’ı hedef alan nitelemeler olarak görülebilirse de, bana göre nesnel/gerçekçi nitelemeler, değilse ABD’nin küresel hegemonyasını tazelemesini öngören kapsayıcı bir senaryosunun varlığına işaret eden nitelemelerdir.

ABD, meydanı boş ya da başkalarına bırakır gözükerek, gerçekte meydanın kontrolünü yeni koşullarda ele geçirmeyi öngören bir senaryonun peşinde olabilir. Bölgede son 40-45 yılda yaşananlar, böyle bir senaryonun varlığını dışlamaya manidir.

Niçin böyle düşünüldüğüne biraz açıklık getireyim: Uzmanların görüşlerinde geçen;

– “küresel cihat”, “küresel cihatçılık”, “küresel cihat hareketi”, “aşırı İslamcılar” gibi nitelemeler,

– Taliban’ın Afganistan’ı bunlara açabileceği ve bunların sadece Hinduları değil, Dünya çapında Hıristiyanları, Yahudileri ve laikleri de hedef alabileceğinin belirtilmesi,

– 11 Eylül hadisesine kadar olan dönemde ABD’ye yönelik Afganistan bağlantılı terörden Çin’in ve Pakistan’ın rahatsızlık duymadığına ve bugün Hindistan-ABD ilişkilerinde görülen yakınlaşma nedeniyle Çin’in ve Pakistan’ın aynı yaklaşımlarını sürdürebileceklerinin ima edilmesi (Çin’in ve Pakistan’ın Hindistan ile olan sorunları da hatırlandığında),

önemlidir. Niye önemlidir? Çünkü akla “medeniyetler çatışması tezi” ve 11 Eylül hadisesinden hemen sonra ABD’nin başlattığı “sonsuza kadar terörizmle savaş” olgusu akla gelmektedir. ABD’nin savaş açtığı terörizm, “İslami terörizm”dir. Bu niteleme, İslam’ın terörizme yol veren bir din olarak, Müslümanların da “potansiyel terörist” olarak algılandığı bir anlayışa işaret eder. “İslami terörizm” nitelemesi, İslam Dünyasından gelen yoğun tepki nedeniyle artık sıkça kullanılmıyor ama, “militan İslami aşırıcılık” yaygın olarak kullanılıyor. Eğer 11 Eylül (2001) hadisesi ile birlikte ortaya çıkan “İslami terörizm” nitelemesinden sonra, bugüne doğru yaşanan Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, kuzey Afrika’dan başlayıp Ortadoğu’ya kadar uzanan coğrafyada ortaya çıkan Arap Baharı, Suriye’de başlayan iç savaş, bunların ve benzeri hadiselerin hepsinin Müslümanların çoğunlukta olduğu coğrafyalar olduğuna dikkat edilirse, son 20 yıldır ABD’nin “İslam medeniyet grubuna” karşı örtülü ve kapsamlı bir savaş açmış olduğu çıkarılabilmektedir. Geçen 20 yılda, gerçekte “İslam-Batı çatışması” yaşanmış; geçen 20 yılda İslam, Batı karşısında güç/mevzi kaybetmiştir. Bu kapsamda, Hudson Enstıtute uzmanlarının görüşlerinde geçen ve yukarıda sıralanan hususlar, ABD’nin “İslam medeniyet grubuna” karşı başlattığı savaşta “ileri” bir aşamaya geçilmiş olabileceğini çağrıştırıyor. Çin ve Pakistan “küresel cihatçılık” ile dikkat çekici şekilde ilişkilendirilirken, çalışmada Rusya’nın ve İran’ın adının fazla öne çıkmaması, Hindistan’a ve Hindulara yapılan vurgu dikkat çekici bulunmaktadır ki; bunları, yeni saflaşmanın ipuçları olarak görmek mümkün.

Yani Afganistan çekilmesinin neden olduğu ABD’nin meydanı boş bıraktığı ya da başkalarına bırakır/bırakacak gözükmesi, bir oyun olabilir. ABD, geçen 20 yılda, “ileri” aşamanın koşullarını hazırlamış, şimdi bu aşamaya geçiyor diye düşünülebilir.

25 Ağustos 2021

[i] “Now What? The Global Consequences of American Defeat in Afghanistan”, https://www.hudson.org/research/17205-now-what-the-global-consequences-of-american-defeat-in-afghanistan, 25.8.2021

 

 


“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

AFGANİSTAN’IN KUZEYİ: TALİBAN, ABD, ÇİN VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Taliban’ın, Afganistan’ın kuzeyinde, Özbekistan’ın güneyinde kalan Şibirgan kenti ile, Tacikistan’ın güneyinde kalan Kunduz kentini ele geçirdiği, ABD’nin de B-52 bombardıman uçakları ile Şibirgan’daki Taliban mevzilerini bombaladığı ifade ediliyor[i]. Afganistan kuzeyinde, Taliban’ın ele geçirdiği Şibirgan ve Kunduz vilayetleri, bu nedenle ABD’nin B-52 uçakları ile bombaladığı ve “hayalet gambot uçakları”[ii] sevk ettiği

SURİYE’DE NELER OLUYOR, RUSYA NEYİN PEŞİNDE OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İsrail’in, Suriye’deki Hizbullah ve İran bağlantılı hedeflere yönelik olarak 19 Temmuz’da başlattığı füze saldırıları, İsrail ile Rusya’yı karşı karşıya getirmiş gözüküyor[i]. Rusya’nın Suriye’deki “Muhalif Tarafları Uzlaştırma Merkezi” Başkan Yardımcısı General Vadim Kulit, İsrail’in Halep yakınlarına fırlattığı sekiz füzeden yedisinin, Humus yakınlarına fırlattığı dört füzenin hepsinin, Rus füze savunma sistemi tarafından

ÖZBEKİSTAN AFGANİSTAN SORUNUNDA ÖNE ÇIKABİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyayev’in girişimiyle, Taşkent’te,15-16 Temmuz 2021 tarihlerinde “Orta ve Güney Asya: Bölgesel Bağlantısallık, Sınamalar ve Fırsatlar” konulu uluslararası bir konferans yapılıyor[i]. Konferansın temel amacının “bölgesel bağlantısallığın güçlendirilmesi” olarak ifade ediliyor. Konusu da, zamanlaması da dikkat çekici bir etkinlik…

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.