ÇİN’E BAKARKEN BUNU DA GÖRMEK GEREKMEZ Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Bu çalışmanın konusu, Çin hakkında dikkatimi çeken, gelecek adına anlamlı bulduğum bir makaledir[i]. Makalenin çıkış noktası, Çin’in “açık sözlü ve reformist” Maliye Bakanı Lou Jiwei’nin görev yerinin değiştirilmesi, daha alt seviyede bir göreve getirilmesi… Bu görev yeri değişikliği; önceki Maliye Bakanlarının görevden ayrılma yaşları ve görev süreleri ile karşılaştırılıyor, bunlarla paralellik arz etmediğine işaret ediliyor ve görev değişikliği (eski deyimle “tenzili rütbe”), Lou’nun “açık sözlü ve reformist” olmasına bağlanıyor.

Deniliyor ki; Xi Jinping, hükümet içinde muhalif görüşlere hoş görüsüz ve bu, Çin’in, politikalarında hata yapma riskini artırıyor. Ve Xİ Jinping ile, Çin’in nereye doğru yol aldığı konusunda şu değerlendirmede bulunuluyor: Çin’de, Xi Jinping ile; izin verilen sınırlar içinde anlaşmazlıklardan ve tartışmalardan uzaklaşılıp, sadakatin ve uyumun ödüllendirildiği merkezi liderlik tarzına doğru bir gidiş (yöneliş) var.

Makalenin bu içeriği, Çin’in istikrarlı bir şekilde yükseldiği ve ABD’nin iniş sürecinde olduğu mevcut tabloda, şu soruya yol açıyor: Acaba yarın Çin küresel sistemde “hegemon” bir güç olarak ortaya çıktığında, bu, “özgür Dünya” için ne anlama gelecektir?

ABD’nin tek başına hegemon güç olduğu yıllara ve o yıllardaki ABD’ye bakılıp, Çin’in nüfusu, rejimi, otokratikleşmeye yönelişi, Dünyaya yayılmış Çin yatırımları ve düzenli olarak artan askeri harcamaları hatırlandığında; cevap, Çin’in tek hegemonik güç olacağı bir Dünyanın olumlu bir çağrışıma yol açmadığı olmaktadır.

Çin’in askeri harcamaları henüz ABD’nin askeri harcamalarının dörtte birine yakın bir seviyededir ama, bu seviye hep böyle kalmayacaktır. Düzenli olarak ekonomisi büyüyen Çin’in askeri harcamaları da, buna paralel bir artış içinde olacaktır. Öyle de olmaktadır. Dün denizaşırı askeri varlık bulundurmaya olumlu bakmayan Çin, bugün deniz aşırı askeri varlık bulundurmaya yönelmiştir. Çin, artık Güney Çin Denizi’nde, Afrika’nın doğusunda, Avustralya’nın doğusundaki adalar ülkesinde ya deniz aşırı askeri varlığa sahiptir ya da bu yolda bir çaba içindedir. Çin Donanması, kıyı savunması konseptinin ilerisine geçmiş, uzak sular konseptini uygular hale gelmiştir.

Çin’in askeri güç olarak büyümesi, henüz ekonomik büyümesi gibi öne çıkmamıştır, ekonomik büyümesinden farklı olarak fazla dikkati çekmemektedir. Ancak kısa vadede Çin’in askeri gücünün ABD seviyesine geleceğinden şüphe duyulmamaktadır.

Yumuşak gücünü kullanarak (öne çıkararak) bugün bulunduğu noktaya gelmiş ve ABD karşısında yeni bir kutup olarak görülmeye başlanmış Çin, fevkalade bir gelişme olmaz ise, kısa vadede büyük ve etkin bir sert güce (askeri güce) de sahip olacaktır.

Yumuşak gücünün yanında artık sert (askeri) gücünü de etkin bir şekilde kullanılabilen Çin’i, küresel hegemonik güç olarak bir tahayyül etmek gerekmez mi? Sadakati ve uyumu ödüllendiren merkezi bir liderlik tarzı ile “otokratik” bir rejime dönüşmüş Çin, küresel hegemonik güç!… Uluslararası ilişkilerde gücün etkisi ve çekiciliği!… Acaba bu belirtilenler, Çin tek hegemonik güç olduğunda, nasıl bir Dünyaya işaret ediyor olabilir?

Yukarıdan belirtilenler, bugün Çin’e bakarken, yarını her zamankinden daha çok dikkate almayı gerektirmektedir. Çin’e bakarken, sadece bugünden yola çıkılmasının isabetli olmayacaktır. Çin’in uzak-yakın geçmişinin, bugünkü durumunun, mevcut iç ve dış sorunlarının, bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasına, Çin hakkında orta ve uzun vadeli projeksiyonlarda bulunulmasına ihtiyaç vardır.

Ve gelelim, dış politikada “dip” yapmış ama ne hikmetse “değerli” olduğu ifade dilen bir yalnızlık içindeki Türkiye’ye…

Türkiye’nin özellikle ABD ve AB ile olan ilişkilerinin oldukça bozulmuş ve ülkenin varlığı/geleceği adına bir endişenin doğmuş olduğu bir ortamda, Çin, çekici görünebilir. Ancak ülkelerin yönetiminin, bu kadar basite indirgenmesi, bu suretle adeta “günlük yaşanması” çok vahim bir hata olacaktır. Orta ve uzun vadeli bakmak ve buna bağlı olarak da, bugünkü sıkıntılara katlanmak gerekir. İlla ki, büyük-güçlü ülkelerin kanatları altına girerek varlığı korumayı ve sürdürmeyi öngören bir siyaset anlayışının geleceği olamaz. Dış politikada gelinen noktada ortadadır. “Yanaşma” ya da “maraba” siyaseti olarak gördüğüm bu tür bir siyaset anlayışı ile ülkenin yönetilmesi, ne rasyonel olmadığı için kabul edilebilir, ne de Türk’ün tarihine yaraşır…

Türkiye, dış politikada da, iç politikada da, benim ifadem ile, artık bu “yanaşma” ya da “maraba” siyasetinden kurtulmak; Türk siyaseti “malul” görüntüsünden hızla çıkmak zorundadır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 19 Nisan 2019

[i] https://www.scmp.com/comment/insight-opinion/article/3006516/xi-jinpings-intolerance-dissent-within-government-heightens?utm_medium=email&utm_source=mailchimp&utm_campaign=enlz-scmp_today&utm_content=20190418&MCUID=6453d665d8&MCCampaignID=330349cf45&MCAccountID=3775521f5f542047246d9c827&tc=8, 18.4.2019.


“NATO ÜYELİĞİ ONAY SÜRECİ KOLAY DEĞİLDİR”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yukarıdaki başlık bana ait değil. Başlık, Sayın Konur Alp Koçak’ın, 11 Kasım 2022 tarihli Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında yer alan köşe yazısının başlığıdır. Sayın Koçak’ın köşe yazısında yer alan bazı hususlar, işbu çalışmayı kaleme alma ihtiyacını doğurmuştur. Sayın Koçak, köşe yazısında, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyareti

ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.