DİĞER KONULAR/DUYURU KÖŞESİ



VAN/BAHÇESARAY SEYAHATİ: GÖRDÜKLERİM VE ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Van’ın Bahçesaray ilçesi…

Bilmiyorum, hiç gittiniz mi, yolunuz düştü mü ya da en azından merak ettiniz mi?

Hemen her sene, doğuda kar yağışı başlayınca muhakkak haberlerde işitiriz: kar nedeniyle yollar kapandı, kar geçit vermiyor, Bahçesaray’ın Dünya ile ulaşım bağı yine koptu diye…

Bu, bana olacak iş gibi gelmiyordu. Çünkü 21. yüzyıldayız, temel insan hakları diye bir şey var. En önemlisi, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının Türkiye’ye çağ atlattığı, bu iktidar sayesinde Dünyanın Türkiye’ye gıpta ile baktığı ifade ediliyor. Eğer öyle ise, kış aylarında kar geçit vermediği için Bahçesaray’ın ulaşım olarak Dünya ile irtibatı niye kesiliyordu? Bahçesaray insanının temel insan haklarından “mevsimsel” ve “kronik” mahrumiyetini, nasıl anlamak ve izah etmek gerekirdi, bu devirde bu kime anlaşılır gelebilirdi?

Van/Bahçesaray benim ülkem, Bahçesaraylı da benim insanım…

Ve Bahçesaray’ın, Bahçesaray’da yaşayanların bu durumu, bu mağduriyeti, bana anlaşılır gelmiyordu. Gidip yerinde görmeliydim, anlamalıydım. Birkaç yıldır böyle bir isteğe sahiptim. Salgın ve getirilen kısıtlamalar seyahatime bir süre mani oldu.

En nihayet, 24 Mayıs sabahı, bu düşünceler ile yola çıktım. Devamı…



19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

19 Mayıs 1919, büyük Türk Milleti’nin vatan topraklarını düşman çizmeleri altında çiğnenmekten kurtarma ve özgür- bağımsız yaşama iradesini dışa vurduğu, bugün vatandaşı olmakla iftihar ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması yolunda çok önemli bir kilometre taşıdır, bir başlangıç, bir işaret fişeğidir.

1919’da, ülke, emperyalistlerin işgali altındadır.

İşgalciler, Anadolu’yu “teslim almak” için, kadın, yaşlı, çocuk, bebek demeden masum sivil halkı vahşice katletmektedir. Irz-namus tanımamaktadır. Anadolu halkına “insanlık dışı” her muameleyi reva görmektedir. Mukaddesata dil ve el uzatmaktadır. Müslümanlara ağır hakaretlerde bulunmakta, ibadetlerini engellemektedir. Anadolu’yu “Hristiyanlaştırma” ve “Türkler”den arındırma, yani Anadolu’da “etnik/dinsel temizlik” peşindedir.

Görülmüştür ki; Osmanlı Yönetimi, hem bunlar karşısında sessizdir, hem özünden uzaklaşmıştır, hem de işgalci emperyalistlere teslim olmuştur. Padişah ve hükümeti, işgali son erdirmeye ve bu amaçla mücadeleye odaklanmak yerine, işgalcilerle Saraylarda bir araya gelip işgale direnişi ortadan kaldırmayı konuşmaktadır, bu yolda işgalcilerle işbirliğine gitmektedir.

19 Mayıs 1919, işte buna tepkidir, yılların birikimi olan bu tepkinin mücadele ve kurtuluş ateşine dönüştüğü gündür.

19 Mayıs 1919, yıllarca cepheden cepheye koşmaktan yoksul ve yorgun düşmüş olmasına rağmen, büyük Türk Milleti’nin özüne döndüğü, özünden/tarihinden aldığı güç ve ilham ile silkinip ayağa kalkarak, emperyalist işgale ve emperyalist işgalcilerle işbirliği içindeki Padişah ve hükümetine direnişi başlattığı, kendi geleceğine sahip çıkma iradesini dışa vurduğu gündür.

19 Mayıs 1919, karşılıklı inancın ifadesidir. Anadolu’ya hâkim yorgunluğa ve yoksulluğa rağmen, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Türk Milleti’ne, Türk Milleti’nin de Mustafa Kemal ve arkadaşlarına inanıp güvendiğinin; tarafların, büyük bir inanç ve güvenç içinde adeta yokluğu paylaşarak birlikte yola çıkışlarının, bu büyük “buluşmanın” ifadesidir.

Bu büyük buluşma nedeniyledir ki; 19 Mayıs 1919, büyük Türk Milleti için güneşin ufkun altında fark edilmeye başladığı çok değerli, çok özel bir gündür.

Kimse unutmasın ki; 19 Mayıs 1919, büyük Türk Milletinin, zamanın emperyalist devletleri karşısında elde ettiği, savaştaki muhataplarının bile “Türk Mucizesi” diye tarif ettiği, Türk’e şan ve şeref katmış bir mücadelenin, mukaddesatın ayaklar altından alınıp baş tacı yapıldığı hayat bulduğu Milli Mücadelenin, başladığı tarihi bir gündür.

19 Mayıs 1919, ezan seslerinin eksik olmadığı özgür ve bağımsız bir ülkede yaşamamızı mümkün kılan, bugünleri borçlu olduğumuz bir gündür.

“19 Mayıs”, işte böyle bir gün…

Onun içindir ki; 19 Mayıs 1919, büyük Türk Milleti’nin en kutlu günlerinden biridir.

Bir kere daha kutlu olsun.

Bugünü anlamlı kılan bir diğer husus da, 19 Mayıs’ı “19 Mayıs” yapan “Türk Mucizesi”nin mimarı, Türk’e şan ve şeref katmış bir zaferin başkumandanı, Türk’ün mukaddesatının samimi ve fedakâr hizmetkârı, bugün vatandaşı olmakla iftihar ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür, O’nun sivil-asker mücadele arkadaşlarıdır.

“19 Mayıs”, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten, O’nun sivil-asker mücadele arkadaşlarından ayrı düşünülemez.

Her 19 Mayıs’ta, onları da anıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, “19 Mayıs 1919”’un 102. yılında; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve en yakınındaki sivil-asker mücadele arkadaşları olmak üzere, Milli Mücadeleyi başlatan ve zafere ulaştıran asker-sivil bütün kadroyu, bu mücadelede canını vermek, kanını ve terini akıtmak, bir şekilde hizmet etmek suretiyle zafere katkı sunmuş, isimli-isimsiz bütün kahramanları saygı ile anıyorum.

Bütün şehitlerimize ve ebediyete intikal etmiş bütün gazilerimize bu vesileyle bir kere daha Allah’tan rahmet, varsa hayatta olan gazilerimize Allah’tan sıhhat ve afiyet diliyorum.

Hepsinin aziz hatıraları önünde bir kere daha saygı ile eğiliyorum.

Aziz hatıraları, yolumu aydınlatmaya, bana güç ve ilham vermeye devam edecektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu suretle ortaya çıkmış kuruluş değerleri ile, milli ve coğrafi bütünlüğünü muhafaza ederek, sonsuza kadar yaşayacaktır.

İçeride ve dışarıda mevcut berbat tabloya rağmen, buna inancım tamdır.

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti.

Ne mutlu Türk’üm diyene.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ASCMER Başkanı

Ankara, 18 Mayıs 2020.  Devamı…



23 NİSAN, MİLLİ BAYRAMLAR VE MHP

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

23 Nisan…

Dün kutladık…

Nasıl kutlandığına, hep birlikte bir kere daha televizyon ekranlarından şahit olduk…

Lütfen şunu unutmayınız: 23 Nisan, sadece çocuklara armağan edilmiş bir bayram, çocukların bayramı değildir. Aynı zamanda “ulusal egemenlik” bayramıdır da…

23 Nisan, milletin egemenliği ele alışının, milli iradenin ne demek olduğunun hukuken ve fiilen gerçeklik kazanmasının kutlandığı, önemli bir milli bayramdır. Devamı…



23 NİSAN MESAJI: “23 NİSAN’I ANLAMAK” ÜZERİNE…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…

“Milli” bayramlarımızdan…

Kutlu olsun.

Peki, 23 Nisan’ı niye kutluyoruz, hiç düşündünüz mü? Devamı…



BU RESMİ VE BU İHTİMALİ BİR DÜŞÜNMELİ…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

I. Türkiye, yaklaşık 40 yıldır, bölücü/ayrılıkçı terörizm ile, PKK terör örgütü ile, mücadele ediyor. Türkiye ile bir şekilde sorunları olan, Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsızlık duyan ya da Türkiye’yi bölgedeki çıkarlarının önünde bir engel olarak gören ülkeler de, Türkiye karşısında PKK terör örgütüne bir şekilde destek veriyorlar. ABD ve bazı Avrupa ülkeleri, PKK terör örgütüne destek verenlerin başında geliyor. Türkiye’nin bazı komşuları, İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bazı bölge/Körfez ülkeleri de bu işin içindeler. Rusya da, bu işin uzağında gözükmüyor.

Bunlara niçin işaret ediyorum? Türkiye’nin 40 yıldır mücadele ettiği bölücü/ayrılıkçı terörizmin, “devlet destekli” bir terörizm olduğunu vurgulamak için… Yani Türkiye’nin karşısında sadece PKK terör örgütü yok; Türkiye, gerçekte bu örgüte destek veren ülkeler ile de mücadele içindedir. Devamı…



CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ: SAYIN DEVLET BAHÇELİ, MHP VE MİLLİYETÇİLİK

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

I. Türkiye, Temmuz 2018’den beri (30 ayı aşkın bir süre) “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS)” ile yönetilmektedir. Dolayısıyla, CHS’nin uygulamasının sonuçları az çok belli olmuştur. CHS ile ülkenin gelmiş olduğu nokta, hemen her anlamda herkesin gözünün önündedir.

Mevcut ortamda, geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi AKP’nin Genel Başkanı sıfatlarını uhdesinde bulunduran Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan yeni bir “anayasa değişikliği” çıkışı gelmiş; bazıları, bu çıkışı “yeni bir anayasa yapma” olarak algılamış; buna bağlı olarak da, bugün, bütünüyle yeni bir anayasanın yapılıp yapılamayacağı da tartışma konusu yapılmaktadır.

Bu gelişme, tabiatıyla, kamuoyunun gündeminde CHS’nin öne çıkmasına neden olmuştur. Devamı…



SİYASETTE MİLLİYETÇİLİK REVAÇTA İKEN MHP VE DURUM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

MHP tabanı ve Milliyetçi-Ülkücü Hareket bağlamında anlamlı bulduğum güncel üç hususa işaret edeceğim.

Birincisi, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in (bir dönem siyaset yapmış küçük oğlundan sonra) “AKP’de siyaset yapan” büyük oğlu Sayın Tuğrul Türkeş’in açıklamasında kullandığı “azgın milliyetçilik” ifadesi.

İkincisi, Cumhuriyet’te (25.1.21, s.9), gazeteci Sayın İpek Özbey’e mülakata veren Sayın Prof. Dr. Emre Erdoğan’ın, mülakatta geçen “Milliyetçilik bir hastalık zaten.” ifadesi.

Üçüncüsü ve belki ilk ikisinden daha acı olanı, “çizgisi” ve ülkeyi getirmiş olduğu nokta malum olan AKP/Sayın Erdoğan iktidarının son günlerdeki açıklamalarında yer alan “kızılelma”, “turan”, “dil/Türkçe”, “Türkçe’nin ‘milli kimliğimizin ve hafızamızın nişanesi” olduğu” ifadeleri. Devamı…



SAYIN BAHÇELİ HDP KONUSUNDA “YÖNTEM” HATASI YAPIYOR OLABİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, HDP konusunda dikkat çekici bir çıkış daha yaptı, bir defa daha bu partinin kapatılması için harekete geçilmesini istedi. Bu seferki çıkışı öncekilere göre daha ileri ve kararlılığı yansıtıyor. Çünkü diyor ki, eğer harekete geçilmez ise, MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde harekete geçecek…

Hiç şüphesiz, parti kapatmak, demokratik siyaset bağlamında, en son önlem olmak durumundadır. Fakat eğer AKP/Sayın Erdoğan iktidarının HDP’li siyasetçiler konusunda münhasıran 2014’den başlayarak bugüne doğru atmış olduğu adımlar ve aynı dönemde yargı yerlerince HDP’li siyasetçiler hakkında verilmiş mahkûmiyet kararları ile açılmış-başlatılmış devam eden davalar-soruşturmalar dikkate alınırsa, sıra en son önlem olan parti kapatmaya gelmiş demektir. AKP/Sayın Erdoğan iktidarı, HDP hakkında 5-6 yıl öncesine götürülebilen bir süreci başlatmıştır. Bu süreçte bugüne kadar yaşananlar, süreci, bugün parti kapatma aşamasına getirmiştir. Devamı…



SORULARLA “SÖZDE” TARTIŞMASI: ANAYASA NE DİYOR, UYGULAMADA DURUM NEDİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ana muhalefet partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine, kullandığı “sözde Cumhurbaşkanı” ifadesi için, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 1 milyon liralık tazminat davası açılmış…

Duruma, üzüldüm.

CHP’li değilim, siyasal çizgim belli, biliniyor, Sayın Erdoğan’ın Sayın Kılıçdaroğlu aleyhine yine yüklü miktarda yeni bir tazminat davası açmasına, üzüldüm.

Gelişmeleri medya üzerinden imkânlarım ölçüsünde takip etmeye çalışıyorum ve siyasetteki bu tablodan yoruldum, rahatsızım.

Gelişmelerden çıkardığım, Sayın Erdoğan’ın, hem Cumhurbaşkanı hem de AKP Genel Başkanı şapkasını taşımasına rağmen ve sözleri/tasarrufları genelde AKP Genel Başkanı şapkasına işaret ederken, bu işaretten yola çıkılarak demokratik siyasetin doğası gereği kendisine tevcih edilen eleştirileri çoğunlukla Cumhurbaşkanı şapkası ile karşıladığıdır. Öyle bir tablo algılıyorum ki; Sayın Erdoğan, açık olarak iktidar partisine terettüp eden, iktidar partisi ile ilgili iş ve işlemlerde Cumhurbaşkanı şapkası ile yer alıyor, bu iş ve işlemler için yine demokratik siyasetin doğası gereği muhalefet partilerinden bir eleştiri gelince bunları da yine Cumhurbaşkanı şapkası ile karşılıyor. Açıkça kendi partisine ait etkinliklerde, partisi adına yapılan açıklamalarda, AKP Genel Başkanı sıfatını değil, Cumhurbaşkanı sıfatını duyuyoruz.

Anayasaya baktım.

Mevcut ve yürürlükte olan Anayasa, Cumhurbaşkanı sıfatı ile Sayın Erdoğan’a yetkiler verdiği kadar sorumluluklar da yüklemiştir. Uygulamadan öyle anlıyorum ki, Sayın Erdoğan’ın, bu yetkilerini kullanmadaki yaklaşımı ile, sorumluluklarını yerine getirmedeki yaklaşımı farklıdır. Yetkilerini sonuna kadar kullandığını görüyorum ama, sorumluluklarını yerine getirmede soru işaretleri olduğunu düşünüyorum. Oysa herkes biliyor ki, demokratik siyasetin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden biri de, yetki-sorumluluk dengesidir. Yasama ve yargı gibi anayasal kurumlar, bu dengenin korunmasına nezaret eden kurumlardır. Ve bu kurumların etkin/işlevsel olması, demokratik siyaset ve hukukun üstünlüğü bağlamında son derece önemlidir.

Bu hususlar ışığında, gelin Cumhurbaşkanı’nın Anayasa ile tayin edilmiş konumuna bir bakalım.

Anayasa’nın 103. maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde “andiçmesi” (yani söz vermesi) öngörülüyor. Bu andın metnine baktım ve metne baktıktan sonra ülke siyasetindeki mevcut tablonun etkisinde ister istemez aklıma gelen şu soruları sorma ihtiyacı duydum:

i. Ülkede, kendisini Anayasa ile bağlı görmeyen hâkimler var mı, yok mu?

ii. Ülkede, hukukun üstünlüğüne saygı var-yok tartışması yapılıyor mu, yapılmıyor mu?

iii. Ülkede, Atatürk ilke ve inkılapları ile laik Cumhuriyet ilkesine yönelik “adeta” sistemli bir hedef alma ve bunları aşındırma çabası var mı, yok mu?

iv. Ülkede, milletin huzuru ve refahı ne durumda, bu konuda ne söylenebilir?

v. Ülkede, vatandaş adalete nasıl bakıyor, adalet konusunda ne düşünüyor, adalete güven duyuyor mu?

vi. Ülkede, insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanma durumu nedir, bu konuda ne söylenebilir?

vii. Ülkede, vatandaş, ülkenin itibarı konusunda ne düşünüyor?

viii. Ülkede, vatandaşlar, Cumhurbaşkanı’nın üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için çalıştığını düşünüyor mu, düşünmüyor mu?

ix. Ülkede, Cumhurbaşkanı’nın herkesin Cumhurbaşkanı olduğu mu, olmadığı mı, konuşuluyor?

Lütfen, önce Cumhurbaşkanı’nın görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde içtiği anda (“Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda” verdiği söze) bir bakın, sonra da and metnini ülke siyasetindeki mevcut tablonun etkisinde ister istemez insanın aklına gelen yukarıdaki sorularla birlikte bir değerlendiriniz. Ne düşünüyorsunuz? Elinizi vicdanınıza götürerek söyleyiniz, aklınıza ne geliyor? Bu konular, bu ülkenin siyasetinde bir siyasal parti olarak faaliyet gösteren muhalefetin doğal ilgi alanına giren eleştiri yöneltebilecekleri konular değil midir? Sormak isterim; Sayın Erdoğan’ın bu tür eleştirileri Cumhurbaşkanı şapkası ile mi karşılaması, yoksa AKP Genel Başkanı şapkası ile mi karşılaması doğrudur?

Yine mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın 104/2 maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın, Devlet başkanı sıfatıyla, Türk Milletinin birliğini temsil edeceği öngörülüyor. Bu ifadeden, Cumhurbaşkanı’nın, kendisine oy versin-vermesin bütün vatandaşları kucaklaması, söz ve tasarrufları ile herkesin Cumhurbaşkanı olduğunu göstermesi gereği çıkar mı, çıkmaz mı? Çıkar diyorsanız, Türkiye’deki mevcut tablodan bu çıkarılabiliyor mu? Toplumda, Cumhurbaşkanı’nın kendisine oy vermeyen-muhalif kesimi karşısında bir yere oturttuğu algısı var mı, yok mu? Toplumda bir kutuplaşmadan-ayrıştırmadan hemen herkes söz ediyorsa, bunu konu bağlamında nasıl anlamak, yorumlamak uygun olur?

Bir de, yine mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın 104/18. maddesi var. Bu maddede de, Cumhurbaşkanı’nın kanunların uygulanmasını sağlamakla görevli olduğu öngörülüyor. Peki, vatandaş, kanunların gerektiği gibi uygulandığını düşünüyor mu, düşünmüyor mu? Örneğin, 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun” varken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef alan ve suç teşkil eden fiillerin bir türlü önünün alınamamasını, sizce nasıl anlamak uygun olur? Siz hiç “Siyasi partiler, Türk Milletinin kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Atatürk’ün şahsiyet ve faaliyetlerini veya hatırasını kötülemek veya küçük düşürmek amacını güdemez.” şeklindeki, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 85. maddesini ihlalden bir siyasal parti hakkında yasal işlem yapıldığını işittiniz mi, okudunuz mu? Keza siz, hiç “Türk Milletini aşağılayıcı” söz ve fiiller için Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin işletildiğini işittiniz mi, okudunuz mu? Bunlar sadece birer örnek. Ülkede,  “Mahkemelerin bağımsızlığı”na ve “Hâkimlik ve savcılık teminatı”na dair Anayasa hükümlerinin anlamını yitirdiği, yargının yürütmenin kontrolüne girdiği, konuşuluyor mu, konuşulmuyor mu? Eğer konuşuluyorsa, buradan, kanunların uygulanıp uygulanmadığı konusunda nasıl bir çıkarsamada bulunulabilir?

Yukarıda belirtilenler ışığında, vicdanı elden bırakmadan, olana (mevcut duruma) bakarak, lütfen söyleyiniz; mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın Cumhurbaşkanı ile ilgili hükümlerine tam bir uyarlıktan söz edilebilir mi? Eğer söz edilemeyecekse, olan (yani mevcut durum), “sözde” ifadesinin kullanılmasına adeta “çanak tutmuş” olmuyor mu?

Bilemiyorum.

Ancak görebildiğim,

i. Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı şapkası ile AKP Genel Başkanı şapkasının kullanım yerlerinin ciddi şekilde biri birine karışmış olduğu, bu konuda bir belirsizliğin bulunduğu, bu durumun siyasette kaosa yol açtığı, yargıyı zora soktuğu ve bu durumun “güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş” söylemi üzerinden anayasal bir krize doğru yol aldığı,

ii. Sayın Erdoğan’ın, bu durumu düzeltebilecek, bu gidişi durdurabilecek, bir konumda bulunduğu,

iii. Kamuoyunda, Mahkemelerin bağımsızlığı”na ve “Hâkimlik ve savcılık teminatı”na dair Anayasa hükümlerinin anlamını yitirdiğinin ve yargının yürütmenin kontrolüne girdiğinin ciddi şekilde tartışıldığı bir ortamda, Sayın Erdoğan’ın muhalefet partilerden ve muhaliflerden gelen açıklamalar için tazminat talepleriyle sıkça yargıya müracaat ediyor gözükmesinin, hukuksal açıdan buna hakkı olmakla beraber, kamu vicdanını rahatsız ettiğidir.

İşbu yazı, kişisel vicdani rahatsızlığın ürünüdür.

13 Ocak 2021 Devamı…

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.