AFGANİSTAN/KABİL ULUSLARARASI HAVAALANININ GÜVENLİĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Geçtiğimiz günlerde Belçika/Brüksel’de gerçekleşen NATO Zirvesine katılan liderlerin, Türkiye’nin Afganistan/Kabil Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nın güvenliğinin sağlanmasında öncü bir rol oynayacağına dair “açık bir taahhütte bulunduğu” ve şimdi ülkelerin bunun nasıl gerçekleştirileceği üzerinde çalıştığı; ABD, İngiltere ve diğer ülkelerin Afganistan’daki büyükelçiliklerini açık tutmalarına yardımcı olmak için tasarlanmış bir anlaşmayla, Amerikan birliklerinin Afganistan’dan çekilmesi sonrasında, Türkiye’nin Kabil uluslararası havaalanını güvence altına alacağı; Amerikan birliklerinin güvenli bir şekilde Afganistan’dan tahliyesi garanti edilemezse veya havaalanını Taliban’ın eline geçme ihtimali varsa, bu ülkelerin Afganistan’daki büyükelçiliklerini açık tutma ihtimallerinin çok az olduğu; hatta Avustralya’nın, kendi birliklerinin güvenliğini garanti edemediğini söyleyerek Afganistan’daki büyükelçiliğini çoktan kapatmış olduğu ifade ediliyor[i].

Fransa’nın havacılık ve uzay dergisi “Air & Cosmos”a dayandırılan konuya ilişkin bir başka haberde de, ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinden sonra, Türk askerinin Kabil Havaalanını koruması ve hava trafiğini yönetmesi konusunda Erdoğan ile Biden’ın “130 milyon dolar” karşılığında el sıkıştığı ifade ediliyor. Bu haberde, dikkati çeken üç önemli husus daha var. Birincisi, ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley’in ve ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in, “cihatçıların (Taliban’ın) ülkeyi (Afganistan’ı) tamamen ele geçirmesinin” iki yılı bulacağına işaret etmeleri, bu işaretlerin Türkiye’de 2023’de yapılacak Cumhurbaşkanı ve Genel Seçimler ile ilişkilendirilmesi ve AKP/Sayın Erdoğan iktidarının 2 yıl (2012-2023 arası) için, Biden’ın siyasal desteğini kazanmaya yönelik siyasal hesaplar bağlamında Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanmasına talip olduğunun belirtilmesidir. İkincisi, Kanada’nın “45e orda (45enord.ca)” sitesi referans gösterilerek haberde yer verilen, ABD’nin Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanmasına ilişkin “B planı”dır. Eğer Türkiye mümkün olamaz ise, ABD’nin “B Planı”, Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanmasının “özel orduya-paralı askerlere” verilmesidir ki, bu durumda bu işi üstlenecek ABD şirketinin tahmini bütçesinin, “Türkiye’nin istediğinden kat kat fazla” olacağına dikkat çekiliyor. Üçüncüsü de, Biden Yönetiminin, “Afganistan’da ölecek ABD askerlerinin kendisine oy kaybettireceği” düşüncesiyle hareket ettiğinin belirtilmesidir[ii].

Anlaşılacağı üzere, Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanması, sıradan bir konu değil, çok boyutlu, çok önemli, çok hassas bir konu…

Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanması kolay-sıradan bir konu olsaydı, öngörüldüğü gibi ABD birliklerinin Afganistan’dan tahliyesi geçtiğimiz Mayıs ayında tamamlanır, bu tahliye işlemi önümüzdeki Eylül ayına ertelenmezdi, üstelik ABD sırf bu tahliye için Afganistan’a “özel” takviye birlikleri göndermezdi. Demek ki, Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanması, çok ciddi bir konu ve bu konuda yazılanlar/konuşulanlar, buzdağının suyun üstünde kalan kısmı gibi bir şey.

Aşağıda sıralanan hususlar, sanırım bu buz dağının gerçek büyüklüğünün anlaşılması konusunda okuyucuya bir fikir verecektir.

Öncelikle bu konuya bakarken, Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgalini ve bu işgale ABD merkezli, Pakistan-Suudi Arabistan destekli, “İslami direniş” ile son verildiğini, Sovyet birliklerinin İslami direniş karşısında Afganistan’ı terk etmek zorunda kaldığını hatırlamak gerekir. Bu zorunlu terk, bir taraftan “İslami direniş”in gerçek bir başarı hikâyesi olduğuna, diğer taraftan da Sovyet birliklerinin Afganistan’ı terk etmesinde ifadesini bulmuş “İslami direniş”in sahip olduğu ciddi savaş/mücadele deneyimine işaret eder.

İkincisi, Afganistan’ın yakın-günümüz tarihi önemlidir. Afganlar, 1979’da başlayan Sovyet işgalini 1989’da sona erdirmiştir ama, çok değil 2 yıl sonra 2001’de, bu kez 11 Eylül saldırısını bahane eden ABD Afganistan’ı işgal etmiştir. ABD, NATO’yu peşinden Afganistan’a sürüklemiş; böylece Afganistan, 2001’den bugüne ABD liderliğinde çok uluslu bir gücün adeta işgali altında gelmiştir. Sovyetler Afganistan’da 10 yıl kalabilmişti, ABD 20 yıldır Afganistan’da ve Afganlar bu 20 yılda maddi ve manevi çok daha fazla şey kaybetti, kaybetmeye de devam ediyor. Bir başka açıdan da, ABD, 20 yıldır Afganistan’da ama, Afganistan’a hala özgürlük, barış ve istikrar gelmedi. Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin hala ciddi bir sorun olmasından da, ABD’nin Afgan güvenlik güçlerinin eğitimi ve donatımı konusunda samimi hareket etmediği çıkarılabilmektedir. Bu durum, geçen her gün, ABD’nin Afganistan’daki varlığının daha çok sorgulanmasına ve artan bir şüphe ile bakılmasına neden olmaktadır.

Üçüncüsü, Taliban’ın, hem İslami direnişin ürünü olması, hem de İslami direnişin deneyimine ve gururuna sahip bir yapılanma olmasıdır. Bu, önemlidir; bunu önemsemek gerekir. Afganistan’da Sovyetlere karşı yürütülen ABD merkezli İslami direniş, bu direnişin unsurlarına ABD ile yakın çalışma, ABD’yi tanıma imkânı vermiştir. Artı, Afganistan’daki 20 yılın envanteri, Afganlıların gözünde, ABD’yi, hem güvenilmez, hem de sivil masumların kanına giren bir ülke haline getirmiş, ABD’nin aleyhine böyle bir algı doğmuştur. Afganistan’ın genelinde ciddi bir ABD karşıtlığı söz konusudur. Bugün Taliban’a bakarken bunları bir bütün olarak görmek icap eder. Ortada, 30 yıldan fazla bir süre ABD ile iç içe, ABD ile karşı karşıya, ABD’yi yakından tanımış, ABD’nin zayıf ve güçlü yanları konusunda az-çok fikir sahibi bir Taliban vardır. Bunlar, Taliban’ın gücüne işaret eden hususlardır. Taliban, sıradan bir örgüt olmaktan çıkmış, Afganistan’ın bütününe sahip çıkan, Afganistan’ın bütünü için söz söyleme hakkını kendisinde gören, başta ABD olmak üzere devletler tarafından muhatap alınmasının da bunu teyit ettiği güçlü bir yapılanmadır. Bunlar, Afganistan’da Taliban’a rağmen ABD ile bağlantılı askeri varlık bulundurmanın güçlüğüne ve maliyetine işaret eden hususlardır. Taliban’ın, bir yanıp bir sönen IŞİD gibi görülmesi, IŞİD’a benzetilmesi, sonuçları ağır olabilecek ciddi bir yanılgı olacaktır.

Dördüncü olarak, konunun öneminin, hassasiyetinin ve çok boyutluluğunun anlaşılabilmesi için, Sovyetleri kapı dışarı etmenin gururunu taşıyan Afganlıların ABD’yi de kapı dışarı etmesinin muhtemel sonuçları neler olabilir, bunlar bir düşünmek, üzerinde çalışmak icap eder. Bir taraftan Taliban’ın Sünni İslam kimliği, diğer taraftan 1989’da Afganistan’da çekilmek zorunda kaldıktan kısa bir süre sonra Sovyetlerin dağıldığı hatırlandığında, ABD’nin Afganistan’dan çekilmek zorunda kalmasının, Hint-Pasifik bölgesindeki ve küresel ölçekteki dengeleri nasıl etkileyebileceği oldukça önemli olacaktır. Sünni siyasal İslam’ın bu suretle ciddi mevzi kazanmasına acaba İran nasıl bakar? ABD ile sorunlar yaşayan Pakistan’ın ve Suudi Arabistan’ın yaklaşımları ne olur? Afganistan’dan çekilme sonrasında Sovyetler gibi ABD’nin de dağılması ihtimali, acaba Çin’in konuya ilişkin yaklaşımı üzerinde nasıl bir etkiye yol açabilir? Acaba Çin, Sovyetlerin ve ABD’nin Afganistan deneyimlerinden ne tür çıkarsamalarda bulunmuş olabilir? Rusya’nın, hem Afganistan deneyimi var, hem de “Rus hafızasına” yerleşik “acı” Afganistan algısı var. Acaba Rusya, bunların etkisinde, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesine, çekilmeye zorlanmasına nasıl bakar? ABD’nin Afganistan’dan çekilmek zorunda kalması, Rus hafızasındaki acı Afganistan algısını eritir mi, Moskova için içeride ve dışarıda “itibar iadesine” imkân ve fırsat verir mi? Bunlar, bir taraftan Afganistan konusunun, ABD için oldukça kırılgan/hassas bir konu olduğuna, diğer taraftan da Taliban’ın ABD karşısında yalnız olmayacağına işaret eden hususlardır. ABD ile bağlantılı olarak Afganistan’da askeri varlık bulundurmayı, bunlardan bağımsız olarak düşünmek, gerçekçi, akılcı ve isabetli bir yaklaşım olmayacaktır.

Beşincisi, Afganistan’da epeyi bir süredir dengelerin Taliban lehine değiştiği bir sürecin baş gösterdiğidir. Afganistan’ın büyük bir kısmı Taliban’ın kontrolündedir ve Taliban başkent Kabil’e sokulmaya çalışmaktadır. Bunun Taliban bağlamında güç ve siyaset olarak iyi okunması icap eder. ABD’nin Şubat 2020’de Katar’ın başkenti Doha’da Taliban ile imzaladığı, Afganistan’dan çekilmeye dair anlaşma, “hâkimiyet” ve “temsiliyet” bağlamında Taliban’ın Afganistan’da geldiği noktayı teyit eden ve buna resmiyet kazandıran bir anlaşmadır. Bu anlaşmada, bütün yabancı güçlerin Afganistan’dan çekilmesinin taraflarca kabul/taahhüt edilmiş olması, konu bağlamında çok önemlidir. Çünkü bu kabul/taahhüt, bir taraftan Taliban’ın Afganistan’daki “hâkimiyetinin” ve Afganistan’ı “temsiliyetinin” resmi/hukuksal olarak somut bir işaretidir, diğer taraftan da hukuksal açıdan zımnen üçüncü ülkeleri de ilzam edici bir mahiyet arz eder.

Altıncı olarak, konu Türkiye olunca, şu gelişmeyi unutmamak, hatırlamak icap eder. Yakın zamanda, Taliban ile Afgan Hükümeti arasındaki görüşmelere İstanbul’da devam edilmesi gündeme gelmişti ancak, Taliban ret ettiği için bu gerçekleşememişti. Bu görüşmeler, daha önce olduğu gibi, bundan birkaç gün önce Katar’ın başkenti Doha’da yeniden başladı. Taliban’ın, görüşmelerin İstanbul’da yapılmasına ilişkin bu olumsuz yaklaşımı, çok yenidir ve Türkiye’deki iktidara nasıl baktığına, kuvvetle muhtemel duyduğu güvensizliğe, çok açık olarak işaret etmektedir. Bu noktada, Taliban’ın, hiç kimsenin Afganistan’daki askeri varlığını sürdürmeyi ummaması uyarısında bulunduğunu ve bunlara gereken tepkinin gösterileceğini açıkladığını[iii] hatırlatmak da uygun olacaktır. Taliban’ın Afganistan’da Türkiye’nin askeri varlığını istemediği çok açıktır. Kuvvetle muhtemele, Afganistan’daki Türk askeri varlığının ABD ile bağlantılı olması, Taliban’ın karşı çıkışını ayrıca besliyordur.

Yedincisi, günümüzde Afganistan’ın jeopolitiğinin çok değerli hale gelmesidir. Afganistan, artık küresel politikadaki mevcut rekabeti derinden etkileme potansiyeline sahip bir ülkedir. Hint-Pasifik hattının hinterlandını kontrol eden, Çin’in karadan ve denizden çifte kıskaç altına alınmasına imkân veren, Rusya’ya bitişik/yakın coğrafyalara ve uzaktan da olsa Rusya’nın uzakdoğusuna nüfuz imkânı sunan konumu ile, Afganistan çok önemlidir. Ancak Afganistan’a bakarken, sadece Çin’i ve Rusya’yı değil, istikrarsızlığa yelken açmış gözüken İran’ı, Hindistan ile olan gerginliği hiç eksik olmayan ve ABD ile sorunlar yaşayan Pakistan’ı ve ABD ile ilişkileri sorunlu Suudi Arabistan’ı, Orta Asya ülkelerini de görmek icap eder.  Bu kadar önemli ve hassas bir jeopolitiğe sahip, ABD karşıtlığının çok yüksek olduğu bir ülkede, ABD’nin o ülkedeki temsilcisi gibi hareket etmenin, Türkiye için, sadece Afganistan ile sınırlı kalmayacak, başka coğrafyalarda ve konularda doğrudan ya da dolaylı ciddi politik, ekonomik ve askeri riskleri de olacaktır.

Sekizinci husus, Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığının hukuksal dayanağıdır. Eğer NATO Afganistan’dan resmen çekilir ve Türkiye Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanması için Afganistan’da askeri varlık bulundurma yoluna giderse,  Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığının hukuksal dayanağına ihtiyaç olacak, ilgili taraflarla Türk iç hukukuna uygun olarak bir anlaşmanın imzalanması gerekecektir. Uluslararası hukuka göre, böyle bir anlaşmanın sadece ABD ile imzalanması yeterli olmayacaktır. ABD’nin Taliban ile imzaladığı Doha Anlaşması ile Afganistan’a hâkimiyeti ve Afganistan’ı temsiliyeti uluslararası hukuk bakımından kabul ve teslim edilmiş Taliban’ın da bu anlaşmaya imza koyması gerekecektir. Taliban’ın Afganistan’da yabancı askeri varlık istemediği çok açık olduğu için böyle bir anlaşmaya imza koyması beklenmeyecektir. Böyle bir durumda, hem Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığı hukuksal açıdan hep tartışılacaktır, hem de Türkiye sadece Afganistan’da Taliban ile karşı karşıya gelmekle kalmayacak, Suriye’de ve Libya’da Taliban bağlantılı riskler ile karşı karşıya kalabilecektir.

Dokuzuncusu, Türkiye’nin içeride ve dışarıda içinde bulunduğu berbat durumdur. İçeride ekonomik ve siyasal istikrarsızlık giderek daha çok kendisini hissettirmektedir. Türkiye’nin gücünün, inandırıcılığının ve güvenirliğinin eridiği, uluslararası ilişkilerinde artan yalnızlığından çıkarılabilmektedir. ABD’nin içinde bulunduğu durum bellidir. Biden Yönetiminin, Trump Yönetiminden çok da farklı bir politika izlememektedir. Böyle görüyorum. Böyle bir tabloda, Türkiye’nin yeni bir soruna angaje olması yanlıştır. Üstelik bu angajmanda Türkiye’nin tanımlanmış ve kamuoyu ile paylaşılmış bir çıkarı da bulunmamaktadır. Türkiye’nin “130 milyon dolar karşılığında” Afganistan cehenneminde askeri varlık bulundurmasının rasyonel bir yaklaşım olmadığı çok açıktır. Türkiye’nin ABD istedi diye Afganistan’da askeri varlık bulundurması, çok kıymetli bu coğrafya nezdinde sahip olduğu nüfuzu/avantajı ABD yüzünden boşa çıkarması sonucunu doğurabilecektir. Bu yetmezmiş gibi, Afganistan’daki ABD ile bağlantılı askeri varlığı, Türkiye’yi ciddi potansiyel riskler ile karşıya da bırakabilecektir. Böyle bakınca, bunlar, Türkiye’nin içerideki ve dışarıdaki mevcut berbat durumunun daha da ağırlaşmasına neden olabilecek hususlar olarak gözükmektedir.

Onuncusu, Türkiye’nin, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına rağmen, Afganistan’da ve Afganistan’a komşu coğrafyalarda hala nüfuz sahibi olduğudur. Türkiye, içeride ve dışarıda içinde bulunduğu mevcut berbat durumdan çıkmada, bu nüfuzdan istifade edebilir, etmelidir. Bu istifade, hiç şüphesiz, Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin 130 milyon dolara sağlanması gibi sığ-basit bir yaklaşımı dışlar. Bu istifadenin, münhasıran AKP/Sayın Erdoğan iktidarının “iktidar ömrünü” uzatmayı öngören ilkel, kişiselleştirilmiş, anti demokratik, bir bütün olarak hukuka saygıyı dışlayan bir yaklaşım üzerinden olamayacağı da açıktır. Bu istifade, Türkiye’nin mevcut ve görünür hak ve menfaatlerini gözeten, güvenirliğini ve inandırıcılığını yeniden kazanmayı önceleyen bir yaklaşım ile mümkün olabilecektir. Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanması konusunun gündeme gelmesinin bana göre en olumlu yanı, Türkiye’nin Afganistan’da ve Afganistan’a komşu coğrafyalarda hala sahip olduğu nüfuzu ve bundan akılcı istifadeyi hatırlatmasıdır.

Bir ülke düşününüz, sizin milli ve coğrafi bütünlüğünüzü hedef alan bölücü ve ayrılıkçı terör örgütüne açıkça destek veriyor, bitişik-komşu coğrafyaların neredeyse tamamında sizin karşınızda olan işlerin içinde ve siz kalkıp sırf o ülke istedi diye Kabil Uluslar arası Havaalanının güvenliğini sağlama işine talip oluyorsunuz, Afganistan’da asker bulunduruyorsunuz!…

ABD’den bahsediyorum. O ülke ABD… Konunun, bir de böyle bir boyutu var.

ABD, Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü hedef alan bölücü ve ayrılıkçı PKK/YPG terör örgütüne açıkça, göstere göstere destek verir iken, bu yetmezmiş gibi Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Ege’de, Batı Trakya’da Türkiye’nin karşısında olan işlerin açıkça bir parçası olur iken, Türkiye, ABD istedi diye, Afgan halkını da karşısına alarak, Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanmasına soyunamaz, soyunmamalıdır. Türkiye’nin Afganistan ve Afganistan’a komşu coğrafyalar nezdindeki nüfuzunun ve avantajlarının, Türkiye’ye yaklaşımı bu olan ABD için kullanılması, heder edilmesi, kabul edilemez, kabul edilmemelidir.

Yukarıda arz ve izah ettiğim mülahazalar ışığında, öyle görüyorum ve anlıyorum ki; sırf ABD istedi diye, Türkiye’nin Afganistan/Kabil Uluslararası Havaalanının güvenliğinin sağlanmasına soyunması, bu amaçla Afganistan’da asker bulundurması, Türk demokrasisinin ve Türkiye’nin geleceği açısından kritik bir dönemeçtir. Ya Türkiye’nin kötüye gidiş ağırlaşarak sürecek ya da Türkiye kötüye gidişe dur diyecek ve iyiye gidiş başlayacaktır. Hep birlikte bunun hangisinin olacağını göreceğiz. Temennim, bu çalışmanın ortaya çıkmasında da ifadesini bulduğu üzere, ABD’nin Afganistan konusundaki söz konusu talebine ilgisiz kalmak suretiyle, Türkiye’nin kötü gidişe dur deme iradesini dışa vurmasıdır. Hiç şüphesiz bu, iyiye gidiş işareti olarak algılanacaktır.

20 Haziran 2021

[i] https://www.yahoo.com/news/us-able-keep-embassy-afghanistan-104916918.html,19.6.2021

[ii] https://odatv4.com/erdogan-ve-biden-afganistan-icin-130-milyon-dolara-el-mi-sikisti-20062149.html, 20.6.2021

[iii] https://tr.euronews.com/2021/06/12/taliban-afganistan-da-asker-bulunduran-yabanc-guclere-isgalci-gibi-tepki-gosterilecek, 20.6.2021


TÜRKİYE: ON BÜYÜKELÇİYİ “İSTENMEYEN KİŞİ” İLAN ETME ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde, 10 ülkenin (ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda) Türkiye’de görev yapan Büyükelçileri, kamuoyunda “Kavala davası” olarak bilinen konu hakkında ortak bir açıklama yapmış ve Türkiye’ye tutuklu olarak cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın “serbest bırakılması” çağrısı yapmıştı. Bu çağrı sonrasında; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel

VAY HALİMİZE… VAY Kİ VAY…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, “YPG, PKK’nın tam da kendisidir” demiş[i]… Ne zaman diyor bunu? İdlib’de Rusya’nın YPG ile müzakerelere başladığının ileri sürüldüğü bir sırada ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinin bir gün öncesinde… Sayın Hulusi Akar’ın söz konusu ifadesi, Soçi’deki görüşmede, Putin karşısında, Sayın Erdoğan’ın elini güçlendirme amaçlı mı, yoksa

“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.