ABD’NİN UKRAYNA YAKLAŞIMI TÜRKİYE BAKIMINDAN NASIL OKUNUYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Cenevre’de, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile Ukrayna konusunu görüşen ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Eğer herhangi bir Rus kuvveti Ukrayna sınırını geçerse, bu bir işgaldir. Ortaklarımız ve müttefiklerimizle buna hızlı, şiddetli ve müşterek bir yanıt veririz.”[i] demiş…

ABD Dışişleri Bakanının bu ifadesi ile karşılaşınca, bir kere daha bazı hususlar bir film şeridi gibi zihnimden geçti. Ancak burada hepsine değinmeyeceğim. Daha önce benzeri gelişmeler sırasında da dile getirdiğim üzere, Türkiye’nin dış politikadaki mevcut durumu ışığında, bu ifadenin de Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceği bakımından durup düşünülmesi, değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir değerlendirme, hiç şüphesiz, Türk diplomasisinin geleceği bakımından da anlamlı olacaktır.

a. Blinken’in söz konusu ifadesindeki “ortaklarımız” ve müttefiklerimiz” kavramlarından yola çıkıldığında, hemen akla şu soru geliyor: Türkiye, ABD’nin “ortağı” mıdır? Hayır, değildir. Bildiğim kadarıyla, Türkiye ile ABD arasında, bir “ortaklık” ilişkisi değil, “müttefiklik” ilişkisi vardır. Türkiye, NATO üzerinden “resmen” ABD’nin “müttefiki”dir. Ve NATO Antlaşması kapsamında ABD ile yapılmış “ikili anlaşmalar” uyarınca Türkiye’de bulunan ABD askeri varlığı da, bu müttefiklik ilişkisini, ayrıca somut ve resmi olarak teyit etmektedir. Eğer müttefiklik ortaklığı da içermiş olsaydı, Blinken bu kavramları aynı cümle içinde yan yana kullanma ihtiyacı duymazdı. Demek ki, bu iki kavram farklı hususları içeriyor. Ayrıca, Türkiye-ABD ilişkilerinin bugün gelmiş olduğu berbat nokta da, mevcut “müttefikliğe” ilave olarak bir “ortaklığın” olamayacağını söylemektedir. En azından ben böyle görüyorum. Blinken’in açıklamasındaki “ortaklarımız” kavramı, kuvvetle muhtemel, NATO’ya üye olmayan, ancak üye olma isteğini açığa vurmuş ve sonuçta NATO üyeliği ile noktalanacak bir süreci içeren bir  “özel” ilişki üzerinden NATO ile “resmi” bağlar kurmuş ülkeler kastedilmektedir.

b. Türkiye “resmen” ABD’nin müttefiki olduğu için, ABD Dışişleri Bakanının söz konusu açıklamasından, eğer Rus kuvvetleri Ukrayna sınırını geçerse, NATO kapsamında Türkiye’nin de ABD ile birlikte Ruslara hızlı, şiddetli ve müşterek bir yanıt vereceği, yani Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almak suretiyle Rusya’yı karşısına alacağı çıkmaktadır.

c. Ukrayna, hâlihazırda NATO üyesi bir ülke değildir. NATO’ya üye olma isteğine sahip bir ülkedir. NATO’nun “ortaklık” ilişkisi tesis etmiş olduğu ülkelerdendir.

d. ABD Dışişleri Bakanının söz konusu açıklamasından çıkarılabilen bir diğer husus da, eğer Rus kuvvetleri Ukrayna sınırını aşarsa, NATO Antlaşması’nın 5. maddesinde düzenlenmiş “müşterek savunma” mekanizmasının Ukrayna için de işletileceğidir. Fakat NATO Antlaşması’nın içerdiği “müşterek savunma” mekanizması, “üye ülkeler” için söz konusudur. Henüz üye olmamış, üye olma isteğini dışa vurmuş ve bu nedenle “ortaklık” ilişkisi tesis edilmiş “üyelik adayı ülkeler” için bu mekanizmanın işletilmesi hukukun mümkün görülememektedir. Çünkü yürürlükteki NATO Antlaşması, hukuksal açıdan bu konuda temel kaynak niteliğindedir ve antlaşmada “ortaklık” tesis edilmiş ülkeler için de “müşterek savunma” mekanizmasının işletilebileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır.

e. Bir diğer husus, NATO Antlaşması’na göre, NATO’da kararlar oybirliği ile alındığıdır. Üye ülkelerden birinin “hayır” dediği bir konuda, NATO adına “ortak açıklama” yapılması da, NATO’nun imkân ve yeteneklerinin kullanılması da, NATO’nun “resmi” olarak bir olay/durum karşısında reaksiyon göstermesi (duruş sergilemesi) de hukuken mümkün değildir.

f. NATO Antlaşması’nın açık hükümleri ortada duruyor ve antlaşmada “ortaklar” için “müşterek savunma” mekanizmasının işletilebileceğine dair bir hüküm bulunmuyor iken, üye ülkelerin oybirliği ile alınmış olsa bile, hukuken bu mümkün değildir. Bu, en hafif ifadeyle, “şekil” yönünden hukuka aykırılık teşkil eder. Ayrıca böyle bir durum, üye ülkelerin başlangıçta izhar etmiş oldukları egemen iradelerinin dışına çıkma ve/veya başlangıç iradelerini istismar anlamına da gelebilecektir. Çünkü mevcut ve oldukça açık hükümler içeren bir anlaşmanın, sonradan yorum ve oylama yoluyla mecrası değişmiş olmaktadır. Evrensel hukuka göre, böyle bir mecra değişikliği, ancak usulüne uygun olarak antlaşmada değişiklik yapılmak suretiyle mümkündür. Antlaşmada değişiklik yapılmadan üye ülkelerin oy birliği ile “ortaklar” için “müşterek savunma” mekanizmasının işletilebilmesi, üye ülkeleri ilgilendiren, üye ülkelerin kendi iç sorunu gibi gözükse ya da böyle kabul edilse bile, bu, BM Şartı’nın lafzına, ruhuna ve tebeyyün etmiş uygulamalarına (duruşuna) da aykırı bir durumdur. Esasen İç hukuk boyutunda sorunlu olan bir durumun uluslararası hukukta himaye görmesi de beklenemez, çünkü en azından “hukuka saygı” ilkesi ile bağdaşmazlık söz konusudur.

g. Bunlardan şunlar çıkıyor:

(i). NATO Antlaşması’nda “müşterek savunma” mekanizmasının ancak “üye” ülkeler için işletilebileceği öngörüldüğü ve Ukrayna NATO üyesi olmadığı için, Rus kuvvetleri Ukrayna sınırını geçerse, NATO’nun “müşterek savunma” mekanizmasının işletilmesi, hukuken mümkün değildir.

(ii). Ukrayna resmen NATO üyesi olmadığı sürece, Türkiye’nin, NATO Antlaşması’nın içerdiği “müşterek savunma” mekanizmasının Ukrayna için işletilmesine “evet” demesi, Türk iç hukukuna ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil edecektir.

(iii). Türkiye’nin NATO’nun içerdiği “müşterek savunma” mekanizmasının Ukrayna için işletilebilmesine “evet” diyebilmesi için, haliyle bu mekanizmanın bir parçası olarak Rusya’yı karşısına alabilmesi için, ya NATO Antlaşması’nda değişiklik yapılarak “NATO’nun ortakları için de müşterek savunma mekanizamasın işletilebileceğine” dair bir hükmün antlaşmaya dahil edilmesi, ya da (bu olmuyorsa) TBMM’den usulüne uygun olarak bu konuda bir karar istihsal edilmesi gerekmektedir.

h. Tabiatıyla, bu noktada insanın aklına, bir taraftan Türkiye’nin 40 yıldır devlet destekli uluslararası terörizmle mücadele ettiği, diğer taraftan da Türkiye’nin bu mücadelesinde, ABD’nin ve NATO’nun Türkiye’ye “destek” mi, yoksa “köstek” mi oldukları geliyor ki, buna burada girmiyorum.

i. Gelişmelere dair önceki kısa yorum ve değerlendirmelerimde de işaret ettiğim gibi; Ukrayna konusu, Türkiye için, Türk diplomasisi için, bir fırsattır. Hem ABD’ye ve NATO’ya gereken mesajlar verilebilir, hem de Türkiye-Rusya ilişkilerinde belirgin bir rahatlamanın yolu açılabilir. Ve bunlar, Türk diplomasisi için yeni ve farklı bir dönemin başlangıcı da olabilir. Bence, bunlar için, Batının hep kol-kanat gerdiği Yunanistan’ın, Soğuk Savaş yıllarında, ABD’ye ve NATO’ya rağmen Sovyetler Birliği ile olan ilişkileri de hatırlanabilir.

Ankara, 22 Ocak 2022

[i]Türkgün, 22 Ocak 2022, s. 1-10

 


“NATO ÜYELİĞİ ONAY SÜRECİ KOLAY DEĞİLDİR”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yukarıdaki başlık bana ait değil. Başlık, Sayın Konur Alp Koçak’ın, 11 Kasım 2022 tarihli Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında yer alan köşe yazısının başlığıdır. Sayın Koçak’ın köşe yazısında yer alan bazı hususlar, işbu çalışmayı kaleme alma ihtiyacını doğurmuştur. Sayın Koçak, köşe yazısında, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyareti

ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.