TÜRKİYE’NİN SURİYE’NİN KUZEYİNDE ABD İLE BİRLİKTE ÇALIŞMASI DOĞRU DEĞİL

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

ABD ile ilgili bir haber, bir-iki gündür ekonomide yaşananlar ve yine özellikle bir-iki gündür ilgili Bakanların medyaya yansıyan açıklamaları, haberleri ve görüntüleri… Bu çalışma, bunları, bunlara yapılmış anlam yüklemelerini ve konuya ilişkin değerlendirmeleri içerir.

Haber, Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın, geçtiğimiz Çarşamba günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu telefonla aradığı ve söyledikleri ile ilgilidir. Senatör, S-400 sorununun çözülebileceğini, bir “kazan-kazan”olabileceğini, ancak bunun için S-400’lerin etkinleştirilmemesi gerektiğini söylemiş. Yine bu habere göre; Senatör şunları da söylemiş: S-400’lerden (bu suretle) feragat edilirse, Türkiye ekonomisini değiştirecek (düzlüğe çıkaracak) serbest ticaret anlaşması müzakerelerine başlanabilir, ABD ile yakın ekonomik ilişkiler kurulabilir, bu iki ülkenin de ekonomisine katkı sunar. Habere göre; Senatör, S-400’leri etkinleştirene kadar Türkiye’ye yaptırım uygulanmaması gerektiğini de söylemiş[i].

Bilindiği üzere, daha yeni, Türkiye Merkez Bankası faizleri % 4.25 oranında aşağıya çekti. Bu karar, beklentilerin aksine, dövizde yukarıya doğru bir harekete yol açmadı. Ekonomideki bu bir-iki günlük seyre bakılarak, Türkiye’de üretimde bir canlanma olabileceği ifade ediliyor. Bu bir-iki günlük ekonomik seyir ile eş zamanlı dikkat çeken politik/askeri gelişmeler de şunlardır: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, açıkça ve net bir şekilde, ABD’yi “güvenli bölge” konusunda Türkiye’yi oyalamakla itham etmiştir. Türkiye’nin “Fırat’ın doğusuna operasyon yapma” konusunda sabrının tükenmekte olduğuna ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce vermiş olduğu operasyonun başlamasına dair iki kararın ABD’den gelen “bekleyin-çözeceğiz” mealindeki talep üzerine ertelenmiş olduğuna dikkat çekmiştir. MSB Hulusi Akar da, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile birlikte, Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyon kapsamında görülebilecek sınır bölgesinde incelemelerde bulunmuştur. Ayrıca hem Milli Savunma Bakanı’nı, Genelkurmay Başkanı’nı ve Kuvvet Komutanlarını Silahlı Kuvvetler Karargâhında bu operasyona dair masa başı ve harita çalışmalarında gösteren haber ve görüntüler, hem de MSB Hulusi Akar’ın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun söylediklerine benzer açıklamaları medyada yer almıştır.

Türkiye’de şu bir-iki günde bu yaşananlar Amerikalı Senatörün yukarıda verilen açıklamaları ile birlikte dikkate alındığında, ortaya ne çıkmaktadır? ABD ile ipler koptu-kopacak mı çıkıyor; yoksa ABD ile varılmış bir anlaşma mı çıkıyor?

Merkez Bankası’nın almış olduğu karar ciddidir. Ekonomideki sükûnet dikkat çekicidir. Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarının açıklamaları, normal koşullarda içeride vatandaşı endişeye sevk edecek, bir kriz algılamasına yol açabilecek derecede ciddi açıklamalardır. Böyle olmasına rağmen, ne siyasette, ne de ekonomide, bir kriz havası hissedilmektedir.  Her şey yeniden iyiye gidiyor gibi bir hava esmeye başlamıştır. Bu atmosfere, sezgilerime ve birikimime dayalı değerlendirmem, ABD ile iplerin koptu-kopacak noktasında olmadığı yönündedir, Daha önce bazı yazılarımda ifade etmiş olduğum üzere, onca yaşananlara rağmen “ABD sevdasının” Erdoğan (AKP) Yönetiminin gönlünden bir türlü çıkmadığını düşünüyorum. Bugüne kadar onca yaşananlara rağmen çıkmamış, şimdi niye çıksın? Üstelik ülke düne göre çok daha olumsuz bir noktada iken…

Bu takdirde, madem ABD ile ipler kopma noktasında gözükmüyor, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarından gelen ABD’ye yönelik “tehdit kokan” açıklamalar ne oluyor diye sorulmaz mı? Doğal olarak, sorulur ya da sorulması beklenir. Böyle bir sorunun cevabı bana göre gayet açık: ABD ile “iş yapma”nın (birlikte çalışmanın) atmosferi oluşturulmak isteniyor. Türkiye’yi yönetenler bugüne kadar ABD’nin aleyhine o kadar çok şey söylediler ve söyledikleri Türk kamuoyu nezdinde o kadar çok karşılık buldu ki, bunları söyleyenler şimdi ABD ile iş yaparlarsa (birlikte çalışırlarsa) bunu Türk kamuoyuna izah etmekte zorlanacaklardır. Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarından gelen açıklamalar, işte bu zorluğu aşma amacına hizmet eden açıklamalar olarak görülmektedir. Yani “ABD’ye dirsek gösterdik, koşullarımızı kabul ettirdik, öyle çalışıyoruz” algısı yaratmak içindir diye düşünülmektedir.

Bir düşünün lütfen!… ABD, dün Irak Kürtlerini himaye etmiş ve bugüne taşımış; bugün de aynı şeyi Suriye Kürtlerine yapmaktadır. ABD, Kürtlerin Doğu Akdeniz kıyılarına çıkacakları bir ülkeye sahip olarak müstakil bir devlete kavuşmaları yolunda adım adım ilerlemektedir. Bu adımlar; dün Irak’ın kuzeyi idi, bugün Suriye’nin kuzeyidir, kuvvetle muhtemel çok yakında da İdlib üzerinden Hatay olacaktır. Hatay’ın bulunduğu İskenderun Yarımadası üzerinden Kürtlerin Doğu Akdeniz kıyılarına açılması!… Ancak dikkat edeniz, bu açılma, sıradan bir açılmanın çok ilerisindedir. Çünkü bu açılmada, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünde kayıplar olması ihtimali vardır. Kürtlerin İskenderun Körfezi’ne ve Kıbrıs Adası’na nüfuz etmesi ihtimali vardır. Bu açılma, Kürtlerin Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki petrolü İskenderun Körfezi’ne taşıması ile sınırlı olarak görülebilecek bir açılma değildir, bunun çok ilerisinde bir açılmadır. Kürtlerin Kuzeydoğu Akdeniz’in deniz yatağındaki enerji kaynaklarına Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin aleyhine olarak “ortak” olmasının önünü açma ihtimali bulunan bir açılma olacaktır.

ABD’nin Suriye’deki varlığı bütün bunları çağrıştırırken, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge uygulaması” kapsamında ABD ile birlikte çalışması gündemde!…. İki tarafın yetkilendirilmiş heyetleri bu konu üzerinde çalışıyor!…

Şunlar sorulmaz mı? ABD, Türkiye’de en yetkili ağızlardan açıkça ve çok net bir şekilde Türkiye’yi hedef alan bölücü/ayrılıkçı terör örgütleri ile ilişkilendirilmedi mi? En yetkili ağızların Türkiye için ifade ettiği  “beka sorunu” bu ilişkilendirmenin ürünü değil mi? Yine en yetkili ağızdan ABD’nin “15 Temmuz Olayı”nın faillerine ev sahipliği yapmaya ısrarla devam ettiği ifade edilmiyor mu? Bunlar ortada duruyor iken, Türkiye, “bu ABD” ile Suriye’nin kuzeyinde nasıl birlikte çalışabilir? ABD, sorunun asıl kaynağı değil midir? Bu ve benzeri sorular, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde ABD ile birlikte çalışmasının Türk kamuoyuna izahını bir sorun olarak öne çıkarmaktadır.

İşte bunun içindir ki; gerek Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarından gelen söz konusu açıklamalar, gerekse Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge uygulaması”na dair açıklamalar, belirtilen bu güçlüğü aşma amaçlı olarak görülmektedir. Birlikte çalışmaya karar verilmiştir, bunlar üzerinden de Türk tarafı için birlikte çalışmayı kolaylaştıracak (buna imkân verecek) bir atmosfer yaratılmak istenmektedir diye değerlendirilmektedir.

Uygulamanın içinde gelmiş, bu konularda geniş bir birikime sahip, bir akademisyen olarak, yukarıda belirttiğim mülahazalar nedeniyle, Erdoğan (AKP) Yönetiminin Suriye’nin kuzeyinde ABD ile birlikte çalışmasının Türkiye açısından isabetli olmayacağına inanıyorum. Suriye’nin kuzeyinde ABD ile birlikte “güvenli bölge uygulaması”na gidilmesi, Türkiye’nin değil, ABD’nin ve ABD himayesindeki Suriye Kürtlerinin (bölge Kürtlerinin) çıkarlarına hizmet edecektir diye değerlendirmekteyim. Irak’ın kuzeyindeki güvenli bölge uygulamasının sonuçları ve geçtiğimiz yıl Erbil’de yapılmış “bağımsızlık referandumu” ortada iken, bunlar görmezden gelinerek ABD ile bu kez Suriye’nin kuzeyinde birlikte çalışılması Türkiye açısından doğru bulunmamaktadır.

Madem ilgili Bakanların açıkladığı üzere Türkiye’nin ABD yaptırımlarına verilecek cevabi hazırlıkları vardır, madem Fırat’ın doğusuna yönelik askeri harekât için gereken hazırlıklar ikmal edilmiştir, hareket talimatı beklenmektedir, yapılacak iş bellidir. Suriye’nin kuzeyi konusunda, ABD’yi karşısına almak pahasına, özel “angajman kuralları” çerçevesinde bu hazırlıklar “kontrollü” bir şekilde uygulamaya sevk edilmeli, bu suretle kararlılık gösterilmelidir. Bu yapılmalıdır.

Bugün Suriye’nin kuzeyinde ABD ile birlikte çalışmanın yarın Türkiye’de Hatay sorununun konuşulmasına neden olma ihtimali yüksek görülmektedir.

ABD, dün Irak Kürtlerini himaye ederken, bu himaye için kullanılan çok uluslu güce ev sahipliği yapan Türkiye’den (TSK İncirlik Tesisi’nden) havalanan helikopterlerin PKK terör örgütünün kontrolündeki bölgelere havadan paraşütle kargo bıraktığı o günler hatırlanmalıdır. Dün bunu yapmış ABD, bugün de Suriye Kürtlerini himaye etmekte; daha ileriye giderek, resmi ağızlarla, açıkça YPG terör örgütünün ABD’nin yerel müttefiki ve bölgedeki kara gücü olarak görüldüğü ifade edilmektedir. Artık bu  öyle bir seviyeye taşınmıştır ki; sorumluluk alanına Kazakistan’dan başlayıp Pakistan-İran üzerinden Arap Yarımadası’na ve buradan Mısır’a ve Suriye’ye kadar uzanan oldukça geniş bir coğrafyanın dâhil olduğu ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) gibi çok büyük ve önemli bir Komutanlığın başında bulunan Amerikalı Orgeneral Keneeth McKenize, birkaç gün önce Suriye’nin kuzeyinde YPG terör örgütü temsilcilerinin ayağına kadar gidip onlarla görüşebilmektedir. Bunların Türkiye için hiç mi bir anlamı yoktur? Dün Türk askerinin başına çuval geçirenlerin bugün Türkiye’nin başına çuval geçirme peşinde olabileceği hiç akla gelmiyor mu?

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde ABD ile birlikte çalışması, mevcut krizi Türkiye’nin aleyhine olarak ciddi şekilde ağırlaştırma potansiyelini içeren bir seçenek olarak görülmektedir. Türkiye, krizi mevcut haliyle yönetmeyi ve Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonu bu kapsamda icra etmeyi tezekkür etmelidir.

Dikkat edilir ise; konuya, Türkiye’nin itibarı, Çin, Rusya ve İran açısından bakılmamıştır bile!..

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 26 Temmuz 2019.

[i] The Hill, Overnight Defense, https://mail.yahoo.com/d/folders/1/messages/34041?guce_referrer=aHR0cHM6Ly9sb2dpbi55YWhvby5jb20v&guce_referrer_sig=AQAAACJMHnIAmquElW_wLo9eP8_8t-67ZgS3cni7H1DEOpmlVw9IN8xAlHt8KryeMxMUIMgp4GjBdtreeEy4TuRDI0eLzwrPkcboWwJAjXSihPD44uQ9oPW5BtUPkBqIyHas1KSCinc9K2HhXOHpjDbUSs-_SW03AaJIcu2jBm8yw7bQ, 26.7.2019.


SURİYE KONUSU: ABD, GÜVENLİ BÖLGE VE TÜRKİYE İÇİN BİR ÖNERİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı I. Türkiye açısından Suriye konusunda belirgin bir hareketlilik var.

TÜRKİYE’NİN ÇEK CUMHURİYETİ’NE ATADIĞI BÜYÜKELÇİ VE ABD

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Sayın Egemen Bağış, Türkiye’nin Çek Cumhuriyeti (Çekya) nezdindeki yeni Büyükelçisi… Kamuoyunda ve Türk siyasetinde oldukça geniş yer bulmuş, tartışma konusu olmuş, bir atama… Bu, medyaya yansıyan haberlerden ve yorumlardan anlaşılabiliyor. Bu yazıda, önce kısaca bunun nedenine, sonra da işbu yazıyı yazmama neden olan, “küçük” gibi olsa da “benim

MÜNİH’İN HONG KONG’UN YERİNİ ALMASI ÖNERİSİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Hong Kong, daha önce Britanya Krallığı’na (İngiltere’ye) bağlı iken 01 Temmuz 1997 tarihinden itibaren Çin’e bağlı “özel yönetim” bölgesine dönüşen, bu tarihten itibaren “bir devlet, iki sistem” olarak ifade edilen bir yaklaşım ile Pekin tarafından “uzaktan” yönetilmektedir. Çin’in ana karasının bir parçasıdır. Hong Kong, Çin’in güney kıyısında yer

SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ RAFİNERİ SALDIRISI: ARKASINDA İRAN MI, ABD Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Suudi Arabistan’da Aramco’ya ait iki rafinerinin saldırıya uğraması ve bu suretle ortaya çıkan petrol arzındaki daralma sonrasında, İran’ın adı öne çıkmaya, İran’ı bu saldırı ile ilişkilendirmeye yönelik çabalar devam ediyor. Önce saldırının Yemen’deki İran destekli Husilerin silahlı insansız hava araçları ile yapıldığı öne çıkmıştı. Ancak Husilerin elinde, menzil

SUDAN’IN DEVRİK-HAPİSTEKİ DEVLET BAŞKANI ÖMER EL BEŞİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bugünkü (10 Eylül 2019) Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında Sudan’ın devrik ve hapisteki Devlet Başkanı Ömer el Beşir hakkında bir haber var. “Nereden nereye” dedirten bir haber… Haber, ben de o kadar çok şeyi çağrıştırıyor ki… Bu yazı, bu çağrışımları konu edinen bir yazıdır. Haber, Sudan’ın devrik lideri Ömer

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.