TÜRKİYE’NİN FİLİSTİN NEZDİNDEKİ DİPLOMATİK TEMSİLCİLİĞİNİ DOĞU KUDÜS’E TAŞIMASI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Türkiye, Doğu Kudüs’te Büyükelçilik açmayı amaçlıyormuş, bu yönde bir niyete sahipmiş[i]… Konu, çok önemli; ancak anlaşılan o ki, Türkiye’yi yönetenler, iç politikadaki “ben yaptım, oldu” ya da “isteseler de, istemeseler de bu olacak” şeklindeki yaklaşımlarının uluslararası politikada da geçerli olabileceğini düşünüyorlar. Eğer öyle ise, bu doğru bir yaklaşım değildir ve yanlışlığı dış politikadaki “değerli” (!) ve giderek “derinleşen” yalnızlık üzerinden görülebilmektedir.

Türkiye, keşke bu açıklamayı yapmadan önce, Mısır’ın hazırlayıp BM Güvenlik Konseyi’nde dolaşıma sunduğu Kudüs konusundaki karar tasarısının sonucunu bekleseydi. Bu beklenmeden yapılmış olduğu için, söz konusu açıklamanın, uluslararası hukuk ve uluslararası politika bağlamında önemli ve anlamlı bazı yanları olduğu ve bunun görülmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Görülmesi gereken ilk husus, ABD’nin Kudüs konusundaki kararının İsrail’in 1980 yılında Kudüs konusunda aldığı karara güç vereceği ve Tel Aviv’in Kudüs’ün “tamamını” sahiplenmede elinin daha kuvvetli olduğudur. Çünkü artık ortada, bir “tanıma” kararı vardır. İsrail’in 1980’de aldığı Kudüs’ü ilhak (yani Kudüs’ün tamamının İsrail’in ülkesine dahil etme) kararı, ABD tarafından kabul edilmiştir, tanınmıştır. Doğru bulunmasa, ciddi rahatsızlık duyulsa da; İsrail, bir bütün olarak Kudüs’ü sahiplenme konusunda şimdi daha güçlü bir pozisyondadır. Peki, buradan ne çıkmaktadır? Buradan bana göre şu çıkmaktadır: Türkiye, Filistin nezdindeki diplomatik temsilciliğini Doğu Kudüs’e taşıyacağını açıklamak suretiyle, İsrail’in “benim” (!) dediği ve ABD’nin de İsrail’e ait olduğunu kabul etmiş (bunu tanımış) olduğu topraklarda, bir başka ülkenin (Filistin’in) diplomatik temsilciliğini açacağını ifade etmiş olmaktadır. Üstelik Filistin nezdindeki diplomatik temsilciliğinin seviyesini Büyükelçilik seviyesine çıkararak…

Ortada henüz “resmen” iki ayaklı (İsrail+Filistin) bir “birleşik devlet” modeli olmadığı için, Türkiye’den gelen açıklamayı, bugün itibarıyla, farklı şekillerde değerlendirmek imkânının bulunmadığı düşünülmektedir.

Görülmesi gereken bir başka husus da, uluslararası hukuk ile ilgilidir. Eğer Kudüs konusundaki tartışmalar bir kenarda tutulursa, mevcut koşullarda, Türkiye’nin Doğu Kudüs’te Filistin Büyükelçiliği açması demek, İsrail’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü yok varsayması anlamına da alınabilecektir. Filistin’i tanıyan ülkeler, Filistin’in BM nezdindeki 2012’de yenilenmiş mevcut statüsü (üye olmayan gözlemci ülke statüsü) ve BM önünde dalgalanan bayrağı,  bu anlamı ayrıca güçlendirmektedir diye düşünülmektedir.  Yani Türkiye’den gelen söz konusu açıklama, İsrail açısından düşmanca bir davranış, İsrail’e adeta “savaş açmak” gibi bir şey…

Mısır’ın BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu Kudüs konusundaki karar tasarısı, henüz oylanarak kabul görmemiş olduğundan, Türkiye’den yapılan açıklama doğru olmamıştır ve yukarıdaki mülahazalara neden olmuştur. Yapılan yorumlar, karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi kararına dönüşmeyeceği, yani kabul görmeyeceği yönündedir. Eğer öyle olur, söz konusu oylamadan bir netice çıkmaz ise, Türkiye aynı zamanda, BM Şartı’nı, BM sistemini de ihlal etmiş olacaktır ki; bunun, son dönemde Türkiye’yi radikal ideolojilere destek vermekle itham eden girişimlere, dolayısıyla uluslararası sistemin dışına itme amacını giden çabalara güç katabileceği de akla gelmektedir.

Türkiye’den gelen açıklama, hem Türkiye’nin yalnızlığını artırıcı, hem Türkiye’yi hedef alan düşmanlıkları güçlendirici bir etkiye yol açmaktadır. Bu, ülkenin içerideki durumuna (politik, ekonomik ve askeri/güvenlik açılarından) bakıldığında, kendi elimizle kendi ayağımızı bağlamak anlamına gelmektedir.

Uzmanlık ve çalışma alanı uluslararası ilişkiler (dış politika, savunma, güvenlik) olan bir akademisyen olarak, söz konusu açıklamayı böyle görüyor ve değerlendiriyorum…

Dış politikada, “sorumsuz” bir gidişat var ve maalesef bu hız kesmiyor. Türkiye, “Ortadoğululaşma” yolunda ilerlemeye devam ediyor. Bugün de dahil, Orta Doğu’nun yıllardır içinde bulunduğu durum, bir türlü geride bırakamadığı her açıdan olumsuz tablo ortada gözler önünde iken, bu durum/tablo herkesçe biliniyor iken, Türkiye için bu gidişatın iyi bir şey olduğu söylenebilir mi?

Bedelini ülke olarak bizlerin (halkın) çekeceği, dış politikada maalesef kötü bir gidişat var…

İşin acı tarafı, insanı üzen tarafı nedir, biliyor musunuz?  Bu gidişat ile Türkiye’nin dış politikadaki “değerli”(!) yalnızlığı arasında neden-sonuç ilişkisinin kurulamaması… Birincisinin ikincisine yol açtığının görülememesi… Hem sıkıntı var deniliyor, hem de bu gidişattan dönülmüyor… Bir öz eleştiri yapılmıyor.

Aklıma şu da geliyor: Acaba bazı muhalefet partilerinin iktidarın dış politikadaki bu gidişatına destek vermesi, iktidarın dış politikada bir öze eleştiri yapmasına engel mi oluyor? İktidarın kendisini doğru yolda görmesine mi yol açıyor?

Nereden bakılırsa bakılsın, dış politikadaki tablo anlaşılır gibi değil!…

Alıntı olduğu için tırnak içinde verdiğim şu sözler ile hissiyatımı ortaya koyayım ve bitireyim: “Yazıktır bu ülkeye. Yazıktır bu vatana. Yazıktır, günahtır, ayıptır bu millete.”

Osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 18 Aralık 2017.

[i] “Erdoğan says Turkey aims to open embassy in East Jerusalem” https://www.reuters.com/article/us-usa-trump-israel-turkey/erdogan-says-turkey-aims-to-open-embassy-in-east-jerusalem-idUSKBN1EB0H7, 18.12.2017. Ve “Doğu Kudüs’te Büyükelçilik Açacağız.” Ortadoğu Gazetesi, 18 Aralık 2017, s.1, 10.

 

 

 


KEŞMİR’DEKİ PAKİSTAN-HİNDİSTAN GERGİNLİĞİ VE HİNDİSTAN’DAKİ SEÇİMLER

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hatırlanacağı üzere, Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde, geçtiğimiz ay (Şubat 2019) yaşanan ve 40’ın üzerinde Hintli askerin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısı gerçekleşmiş, Hindistan bu saldırı için Pakistan’ı suçlamıştı.  Sonrasında Pakistan-Hindistan gerginliği baş göstermiş, taraflar karşılıklı olarak biri birlerinin savaş uçaklarını düşürmüş ve Asya’nın bu bölgesinde tansiyon yükselmişti. İşbu çalışma, söz

ORTADOĞU: ABD BÖLGEDE HALA GÜÇLÜ MÜ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Brookings Institute tarafından yayınlanan, ekip çalışmasının ürünü, Ortadoğu’ya ilişkin güncel bir değerlendirmede gerçekçi tespitlerde bulunulmuştur.[i] Değerlendirmede; Soğuk Savaşın sona ermesinden (1991) bu yana yaşananların Ortadoğu’nun jeopolitiğini değiştirdiği ve ABD’nin artık Ortadoğu’nun tartışmasız ve egemen tek dış gücü olmadığı ifade ediliyor. Ayrıca ABD’nin Ortadoğu’dan çekildiği algısının gerçeği yansıtmadığına, ABD’nin Ortadoğu’da mevcut

KOMUTANLARIN AMERİKAN SİYASETİNE NÜFUZU MU ARTIYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Asıl karargâhı Tampa/Florida’da olan, sorumluluk alanına geniş anlamda Ortadoğu’nun dâhil olduğu bilinen ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel, geçtiğimiz gün Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde açıklamalarda bulundu. Yaptığı açıklamada, hem IŞİD’dan alınan yerler için “anıtsal bir askeri başarı” ifadesini kullanmış, hem de IŞİD’ın Irak’ta ve Suriye’de yerin

HANOİ’DEKİ TRUMP-KİM ZİRVESİNİN SONUCU HAKKINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Vietnam/Hanoi’deki Trump-Kim Zirvesi, bilindiği üzere başarısızlık ile sonuçlanmış; sonrasında da taraflardan, görüşme sürecinin devamı konusunda karamsarlığa neden olan açıklamalar gelmişti…

ABD AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD, Afganistan’dan çekilir mi? Ya da Afganistan’daki askeri varlığı, ABD’nin denizaşırı askeri varlığı için neye işaret ediyor? ABD’nin küresel ve bölgesel gelişmelere (Ortadoğu’ya, Suriye’ye) ilişkin mevcut ve muhtemel yaklaşımları açısından, bunlar önemli diye düşünüyorum.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.