TRUMP VE KÜRESEL POLİTİKADA BAŞ GÖSTEREN BELİRSİZLİK

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasındaki söylemleri ile, göreve başladığı 20 Ocak 2017 tarihinden bu yana geçen yaklaşık dört aylık süre içerisindeki uygulamaları, uluslararası politikada bir belirsizliğin hissedilmesine yol açmış gözükmektedir.

Seçim kampanyası sırasında Çin’i karşısına alan Trump, bugün Çin ile yakınlaşma işaretleri vermektedir. Ekonomik konularda ve Kuzey Kore sorununda kendisini belli eden bir ABD-Çin yakınlaşması söz konusudur.

ABD-Rusya ilişkileri için de benzer bir durumdan söz edilebilir. Rusya’nın ABD’deki Başkanlık seçimine Trump lehine örtülü/siber müdahalede bulunduğu bugün hala tartışılmaktadır. Bu tartışma devam ederken, ABD’de Rusya’ya yönelik, biri birinin tersi olarak görülen iki yaklaşım göze çarpmaktadır. Bir taraftan ABD üst yönetiminden ve ABD’nin “kontrolündeki” NATO’dan Rusya’yı hedef alan açıklamalar gelmektedir. Moskova’nın ve Washington’un, karşılıklı olarak hava taciz iddiaları ve bunları önlemede bulundukları medyaya yansımaktadır. Keza, tarafların, kendi kamuoylarını “tatmin etme” amacı güdülmüş olsa bile, karşılıklı füze denemeleri de vardır. Ama diğer taraftan, geçtiğimiz günlerde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Başkan Trump tarafından kabulünde bazı istihbarat bilgilerinin Lavrov ile paylaşıldığı iddiaları da öne çıkmaktadır.

Keza Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington ziyaretinden hemen önce YPG’ye ağır silahlar verilmesini öngören kararı imzalayan Trump’ın Erdoğan’a gösterdiği yakın ilgi de, bu bağlamda dikkat çekici bulunmaktadır.

Genel olarak, ABD ister Demokrat ister Cumhuriyetçi bir Başkan’a sahip olsun, bunun Washington’un izleyeceği dış politikayı fazla etkilemeyeceği, kabul edilir. Ancak dört aya yakın süre içerisinde yaşananlar, bunun çok da öyle olmadığına, Trump Yönetiminin Obama Yönetiminden ayrıldığına işaret etmektedir. Yaşananlar, Trump’ın kampanya dönemindeki söylemleri ile genelde örtüşmemektedir. Değerlendirmem ya da kanaatim, bu durumun Amerikan iç politikasından kaynaklandığı yönündedir ve bunu, temelde iki olguya dayandırmaktayım. Birincisi, ABD seçmeni için “Amerikan rüyasının” bozulması, Amerikalıların yaşam seviyelerinin gerilemesi, yaşam kalitelerinin bozulmasıdır. Trump’ın “yeniden Büyük Amerika” söylemi, bu gerçeğin ifadesi (ve oy için istismarı) niteliğinedir. İkinci olgu da, Trump ile birlikte “muhafazakârlığın” iktidar olduğunun görülmesidir. Bunu da, özelde Trump’ın yaşı ile, genelde ise yaşlı nüfusun ve “askerin” muhafazakarlığı ile açıklamak gerekir. Eğer Obama döneminde, istihbaratın, Savunma Bakanlığının ve Dışişleri Bakanlığının dış politika ve savunma/güvenlik konularında “bildiklerini okudukları”, her kafadan bir ses çıktığı hatırlanırsa; Trump, askerler (muhafazakârlar) lehine bu duruma “şimdilik” son vermiş gözükmektedir. Ancak Amerikan iç politikasının (Amerikalıların) içinde bulunduğu durum nedeniyle, Trump’ın (dış politika ile savunma ve güvenlik konularında kendisini belli eden) bu yaklaşımı sürdürülebilir bulunmamaktadır. Ve ABD’nin küresel politikadaki yeri nedeniyle, Amerikan iç politikasının bu durumunun küresel politikaya yansıması kaçınılmaz görülmektedir ki; bu da, bir belirsizlikten söz edilmesine yol açan bir başka etkendir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, öncelikle Trump Yönetiminin küresel politikada bir belirsizliğe yol açmakta olduğu, sonra da bunun ABD için bir belirsizliğe dönüşme ve bir adım sonrasında da bunun Amerikan iç politikasını “karıştırma” riskini içerdiği değerlendirilmektedir.

Söz konusu belirsizliğin hissedildiğine işaret eden somut bazı gelişmeler vardır. Belki de en somut gelişme, Japonya-Çin ilişkilerine dair olan gelişmedir. Bugünlerde Japonya’da, ABD-Çin yakınlaşması konuşulmakta, bu nedenle ABD’ye ne kadar güvenilebileceği ve Japonya’nın merkezinde Çin’in yer aldığı Asya Altyapı Yatırım Bankası (Asia Infrastructure Investment Bank-AIIB)’na üyeliği, yani Japonya’nın Çin ile yakınlaşması tartışılmaktadır. Asya’nın doğusunda, Doğu Çin Denizi’nde, Çin’in Yüksek İrtifa Hava Bilgi Bölgesi ilanında, Japon işgal yıllarının acı hatıraları konusunda Pekin ile karşı karşıya bulunan Tokyo’nun, Çin ile yakınlaşmayı düşünebilmesi, Trump yönetiminin küresel politikada neden olduğu belirsizliğin ne denli ciddi hissedildiğinin bir işareti olarak görülmektedir.

Benzeri bir durum, Endonezya Cumhurbaşkanı Duterte’nin son çıkışlarında da görülebilmektedir.

Keza Orta Doğu’da, Washington’un sadece Ankara’ya değil, Riyad’a ve Tahran’a ilişkin güncel yaklaşımları da, gerçekçi bir gözle bakıldığında, bir belirsizlik algısına yol açmaktadır.

Bu noktada, Türkiye için son dönemde sıkça konuşulan ve bazıları tarafından “değerli” bulunan yalnızlık akla gelmektedir. Eğer Türkiye’nin bu yalnızlığının arkasında, Ankara ile ilgili “belirsizliğin” yer aldığı ve bunun Türkiye için ciddi bir “güven” kaybına yol açtığı hatırlanırsa; ABD için de, önümüzdeki dönemde böyle bir sürecin söz konusu olabileceği düşünülmektedir. Bu noktada, Trump’ın seçim kampanyası sırasındaki söylemlerinin yol açtığı “ABD Trump ile içine kapanacak” yorumları ve endişeleri de akla gelmektedir ki; bu, Trump Yönetiminin mevcut yaklaşımından uzaklaşmasının da (genelde küresel politika, özelde dostları/müttefikleri için) aynı sonucu doğuracak bir ihtimal olarak görülmektedir.

Doğmakta olduğu değerlendirilen söz konusu belirsizliğin seyri ile, Trump’ın “muhafazakâr askerler” ile olan ilişkisinin seyri arasında bağımlı bir etkileşim olduğu/olacağı, bize göre, açıktır.

Acaba küresel politikada yol açtığı/açacağı belirsizliğin ABD’ye yansıması nasıl olur ve bu, küresel politikada hangi aktöre/aktörlere yol vermek anlamına gelir?

Orta Doğu’da gerçekten çok ciddi risk ve tehditler ile karşı karşıya bulunan Türkiye, ABD ile bağlantılı bu belirsizliği dikkate alan adımlar atmak durumundadır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 17 Mayıs 2017.


“İRAN OYUNLARI” HIZ KESMİYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Mossad’ın 2018 yılı başında ele geçirdiği ileri sürülen İran’a ait nükleer belgelere ilişkin yeni bazı detayların ortaya çıktığı ve bunların, İran’ın nükleer silah üretmek için gereken her şeyi bir araya getirmek için çalıştığını gösterdiği ileri sürülmüştür.[i] Haber İsrail mahreçli ve haberde, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, medyaya sızdırılan yeni detayların, ABD Başkanı

PUTİN-TRUMP ZİRVESİ İÇİN HELSİNKİ’NİN TERCİH EDİLMESİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Putin-Trump Zirvesinin niçin Finlandiya/Helsinki’de gerçekleştiği üzerinde duruluyor. Buna ilişkin olumlu ve olumsuz yorumlar var.[i] Bununla beraber, zirvenin Helsinki’de gerçekleşmesinin Soğuk Savaş yıllarına giden bir “nostalji”den daha fazlası olduğunda bir uzlaşma var. Ben de bu görüşteyim. Ancak, “fazlası” konusunda analizde geçenlerden ayrılıyorum. Analizde “fazlası”, güncel, bilinen ve hâlihazırda devam eden, Rusya

NATO ZİRVESİ, NATO’NUN IRAK’A ANGAJE OLMA İHTİMALİ VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Brüksel’de devam eden NATO Zirvesine, Batıdaki ayrışmaya, ABD-Avrupa çekişmesine rağmen, “doğrudan” ve “dolaylı” olarak, ilk günden ABD damgasını vurmuş gözüküyor. Önce, Başkan Trump’ın “doğrudan”/açık talepleri konuşulmuş; arkasından da “dolaylı” olarak ABD’nin işine gelen, arkasında ABD’nin olduğu tahmin edilen, Afganistan, Irak ve Karadeniz (Ukrayna-Gürcistan) konularına geçilmiş ya da geçilecek[i]… Afganistan’a ilave

BU NATO ZİRVESİ KÜRESEL POLİTİKANIN GELECEĞİ AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İşbu yazı, The German Marshall Fund of the United States (GMF)’da yayınlanan, Jan Techau tarafından kaleme alınmış, “Europe’s Value in the Coming Standoff” başlıklı yazının[i] içeriği ve neden olduğu çağrışımlar ışığında ortaya çıkmıştır. Yazının sonunda, belirtilen görüşlerin her ne kadar sadece yazarını bağlayacağı ifade edilmişse de; yazının, transatlantik işbirliğinin güçlendirilmesini

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.