TARİH YALAN SÖYLEMEZ. SAHİP ÇIKILIP İSTİFADE EDİLMELİ.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Tarih, çok boyutlu ve önemli bir disiplin…

Demokratik-meşru seçimler üzerinden ülkeyi yönetme sorumluluğunu üzerilerine almış olan siyaset adamları için, tarih, ayrıca ve özellikle önemlidir.

Niye?

Çünkü tarih/tarihçi, ülke yöneticilerine ışık tutar. Tarihin/tarihçilerin tuttuğu ışık, onları, ya geçmişte yapılmış hatalara düşmekten korur ya da geçmişte elde edilmiş başarıların güne uyarlanmış olarak tekrarlanmasına imkân ve fırsat verir. Yani tarih, aynı zamanda faydacı bir disiplindir. Onun içindir ki, tarihin faydacı işlevine aracılık etmek tarihçinin görevlerinden kabul edilir.

Tarihçi, bu belirttiğim işlevi ile, ülkeyi yönetme sorumluluğunu üzerilerine almış siyaset adamlarının ülke kaynaklarını yerinde kullanmasına, yani ülke insanlarının dara/sıkıntıya düşmemesine, aydınlık-güzel günlere kavuşmasına, dolaylı ama önemli katkı sunar.

Ancak tarihçinin bu işlevini yerine getirebilmesi, geçmişe ışık tutarken bugünü hatırlamasına bağlıdır. Bu bağlamda, tarihçi (yazar-gazeteci) Sayın Sinan Meydan, yazıları ile dikkatimi çekiyor. Sözcü’deki bugünkü yazısı da böyle bir yazı (01.6.2020, s.2)…

Sayın Sinan Meydan, bugünkü yazısında, Türkiye’de çok tartışılan bir konuya, geçmişin belgeleri ile açıklık getirmiş: “Saray (Padişah Vahdettin), Atatürk’ü, Milli Mücadele’yi başlatsın diye Samsun’a gönderdi” iddialarını, “üç resmi belge” ile çürütmüş.

Belgelerden ilki, 22 Haziran 1919 tarihli, Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa ile Erkânıharbiye Umumiye Reisi Cevat Paşa imzalı, 14. Kolordu Komutanlığı’na gönderilmiş, “Milli Mücadele’nin önüne geçilmesi” talimatıdır.

Belgelerden ikincisi, 30 Temmuz 1919 tarihli şifre emri ile, 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’dan Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklayıp İstanbul’a göndermesini isteyen Harbiye Nazırı Nazım Paşa’ya Karabekir Paşa’nın verdiği cevapta yer alan ifadelerdir: “(Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal Paşa), mülk (devlet) ve milletin saadet ve selameti ile alakadar her ferdi vatanperver gibi yaşamaktadır.” Harbiye Nazırı’nın bu isteğinin, bu ifadeler ile ret edilmiş olmasıdır.

Belgelerden üçüncüsü de, Padişah Vahdettin’in, Kuvayı Milliye’yi “isyan hareketi” diye niteleyen “hattı hümayunu” ve Milli Mücadele’yi “en büyük hiyaneti vataniye” diye nitelendiren “hükümet beyannamesi”dir.

Bunlardan çıkardığım, Türkiye’deki hâkim siyaset anlayışının, milli tarihe sırtını dönmekle kalmadığı, milli tarihi tahrif ya da hedef alma çabası içinde de olduğu…

Böyle görüyorum.

Osmanlı Devletine bakışı ve zaman zaman gündemde gelen “Yeni Osmanlıcılık” söylemleri İslamiyet ile sınırlı olan, bu siyaset anlayışı, Padişah Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine dair kutlamalarda da ifadesini buluyor.

Bunu da görebiliyorum.

Peki, bu takdirde sorulmaz mı; bu siyaset anlayışı ile, Osmanlı’daki Türk kimliği,  Padişah Fatih Sultan Mehmet’in Türk kimliği siliniyor mu, görünmez mi oluyor?

Asla.

Bütün Dünya Osmanlı’yı da, Padişah Fatih Sultan Mehmet’i de Türk kimliği ile biliyor ve Türk kabul ediyor. Daha yeni, bizler İstanbul’un fethini kutlarken, İstanbul’u kaybedenlerin yayınladıkları bazı mesajlarda bu çok açık olarak ifade ediliyor: Türkler…

Bizdeki hâkim siyaset anlayışının bunu görmezden gelmesi, bunu değiştiriyor mu?

Hayır. Bir şeyi değiştirmiyor.

Değiştirdiği ne var, biliyor musunuz; Türkiye üzerindeki yükün/baskının ağırlaşması… Türkiye’nin dış politikadaki “ağır” yalnızlığının nedenlerinden biri de, işte bu siyaset anlayışıdır.

Çünkü Batı, “siyasal İslam”ı medeniyetler çatışması bağlamında en öncelikli çatışma alanı olarak öngörmüş iken, “İslam-Batı” çatışması Dünyanın birçok yerinde değişik şekillerde görülebilir/yaşanır iken, varlığını ve gücünü en son Milli Mücadele’de emperyalist işgalcilere göstermiş Türk Milletinin kurmuş olduğu Cumhuriyet’te şimdi bir de “Sünni siyasal İslam” öne çıkmış gözüküyor.

Bizim dışımızdakiler endişe etmesin de ne yapsın!…

Bu nedenle, Batıdan gelen Türkiye’nin/Türkiye’yi yönetenlerin gururunu okşayan açıklamalara inanmaktan çok, şüphe ile yaklaşırım, arkasında bir oyun olabileceğini düşünürüm.

Suriye’de “oyuna” geldiğimiz, bugün içinde bulunduğumuz durumdan, belli değil mi?

Bana göre, Libya’da da “oyuna” geliyoruz.

Bir oyunla Suriye’de Müslümanı Müslümana kırdıranların, Türkleri Türklere kırdırma noktasına geldiği de ne yazık ki görülmüyor. Suriye’deki Müslüman Uygur Türkleri?

Belirttiğim mülahazalar ışığında, söz konusu hâkim siyaset anlayışı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığı ve geleceği bakımından isabetli bir siyasal tercih olabilir mi? Şimdi konuşulmuyor ama, daha dün konuşuyor olduğumuz “beka” sorunu bu siyaset anlayışının ürünü değil mi?

Ne yazık ki, konuşulmaması, bana göre, beka sorunumuzun ortadan kalkmış olduğu anlamına gelmiyor.

Lütfen herkes -vicdanını elden bırakmadan- bu söylediklerimi bir tezekkür etsin.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 01 Haziran 2020.


MHP’DEKİ MEVCUT YÖNETİM VE HAS PARTİ/SAYIN NUMAN KURTULMUŞ ÖRNEĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Genel Başkan Sayın Bahçeli’nin ifadesiyle, MHP, “son kale”dir. Ne demek, “son kale”? Anladığım, AKP iktidarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş değerlerinin ve “milli” karakterinin korunmasına ve geleceğine dair artan bir endişe ortaya çıkmış; MHP diyor ki; “vatandaşlarımız endişe etmesin, MHP var, MHP ‘son kale’dir, buna geçit vermez.” Doğru. Niye?

CUMHUR İTTİFAKI MHP’NİN GELECEĞİNİ KARARTIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı MHP, ırkçılıktan uzak bir anlayış içinde, kucaklayıcı ve toparlayıcı bir milli ve manevi değerler manzumesinden güç ve ilham alarak, büyük Türk Milletinin varlığını korumayı ve yüceltmeyi esas olan bir partidir. Büyük Türk Milleti’nin yükselişini, sahip olduğu milli ve manevi değerler manzumesinin ürünü “milliyetçilik ülküsü”nde görür. Türk Milletini yüceltmek,

RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

ASCMER olarak, izleyicilerimizin, dostlarımızın, meslektaşlarımızın ve öğrencilerimizin Ramazan Bayramlarını kutluyoruz. Bayramın, tüm insanlık için, evrensel anlamda hukukun üstünlüğüne samimi olarak saygı gösterildiği; insanların gelecek endişesinden uzak olduğu; entrikaya, hileye, kumpasa ve iftiraya itibar edilmediği; gösterişten ve israftan kaçınıldığı; samimiyetin, iyi niyetin, dostluğun, iyi komşuluğun öne çıktığı; ayrımcılıktan, ötekileştirmekten ve dışlayıcılıktan uzaklaşıldığı; samimi ve akılcı bir

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

19 Mayıs 1919, Büyük Türk Milleti’nin, vatan topraklarını düşman çizmeleri altında çiğnenmekten kurtarma azim ve kararlığını dışa vurduğu gündür. Osmanlı Yönetiminin özünden uzaklaştığı ve emperyalizme teslim olduğu bir ortamda, Büyük Türk Milleti için güneşin ufukta doğduğu gündür. 19 Mayıs 1919, İstanbul Hükümeti işgalcilerle Saraylarda bir araya gelip işgale direnişi ortadan kaldırmayı konuşurken, bu yolda işgalcilerle

DÜNYA TÜRKLERİNİN GÜNÜ: “3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında, Türk Ocakları’nda yaptıkları konuşmada şunları söylemiş: “… Biz milliyet fikirlerini uygulamada çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.