SURİYE VE SURİYELİLER YETMEDİ, ŞİMDİ DE LİBYA VE LİBYALILAR MI? DIŞ POLİTİKADA HEP SORUN… NİYE İYİ BİR ŞEY YOK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Libya ile “askeri” anlaşma yolda… Anlaşma metni hafta başında TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecekmiş. Anlaşma ortak tatbikatı ve “operasyonu”, istihbarat paylaşımını ve askeri teçhizat verilmesini kapsıyormuş…[i]

Geçtiğimiz 7 Aralık’ta, Resmi Gazete’de, 7195 sayılı, Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Mutabakat Muhtırasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun yayınlandı. Bunu konuştuk. Şimdi Libya ile “askeri” anlaşma yolda. Bugünkü (15.12.2019) Resmi Gazete’de ise, Libya Devleti’nin 16 yaşından küçük ve 55 yaşından büyük umuma mahsus pasaport sahibi vatandaşlarına Türkiye’ye yapacakları turistik amaçlı seyahatleri için vize muafiyeti sağlayan, Cumhurbaşkanı’nın 1834 sayılı kararı yayınlandı.

Ne oluyor? Türkiye, Suriye’deki çatışma ortamından sonra, Libya’daki çatışma ortamına da mı taraf olacak?

Anlamakta güçlük çekiyorum.

Beka sorunu varken, Türkiye’nin milli ve coğrafi (toprak) bütünlüğü yakın ve ciddi bir tehdit ile karşı karşıya iken, sıkıntı içindeki ülke ekonomisinde askeri harcamalar giderek artarken, “Libya konusu”nun bu mecrada gündeme gelmesi de ne oluyor? Libya konusu, birden bire nasıl ortaya çıktı?

Ülkem adına endişeliyim.

Libya ile ilgili bu gelişmeleri nasıl anlamalı? Bugüne kadar Suriye’yi, PYD’yi/YPG’yi,  Suriyeli sığınmacıları konuşuyorduk… Beka sorunu var diyorduk. Bundan sonra bunlarla birlikte, Libyayı, Libya’da çatışan tarafları ve Libyalı sığınmacıları da mı konuşacağız? Suriye’deki çatışma ortamından sonra, Libya’daki çatışma ortamına da mı taraf oluyoruz?

Suriye krizine angaje olmuş ve bu kriz üzerinden beka sorununu ile karşı karşıya gelmiş iken, Suriye krizi sona ermemiş (devam ediyor) iken, Türkiye’nin Libya krizine de angaje olması, mevcut beka sorununu ağırlaştırmaz mı, ekonomideki mevcut sıkıntı büyümez mi?

İlginçtir, Libya konusundaki bu gelişmeler, bende Türkiye’nin 2011’de beklenmedik bir şekilde ABD’nin yanında Suriye krizine angaje olmasını çağrıştırıyor. Arada benzerlik görüyorum. Ve aklıma Sayın Erdoğan’ın BM Genel Kurul çalışmaları için ABD’ye yaptığı ziyaret ve bu ziyarette ABD Başkanı Trump ile yaptığı görüşme geliyor. Libya konusu bunlardan sonraya denk geliyor. Bu denk düşme, kurduğum benzerlik ve ABD’nin Rusya destekli Hafter Cephesinin güçlenmesinden ve “bölünmüş” Libya’da artan Rusya varlığından/nüfuzundan duyduğu rahatsızlık nedeniyle, aklıma acaba Türkiye, Suriye’den sonra, Libya’ya da ABD’nin yönlendirmesi adım mı atıyor/atacak sorusu geliyor.

Böyle olabilir mi? Türkiye beka sorunu yaşıyor iken, gücünü ve ilgisini Libya ile ufalayabilir mi? Bu, beka sorununu daha da ağırlaştırmaz mı?

Uzmanlık ve çalışma alanı uluslararası ilişkiler olan, münhasıran Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini takip eden bir akademisyen olarak, Libya konusundaki bu gelişmeleri, sezgilerim, birikimim ve mevcut koşullar ışığında doğru/isabetli bulamıyorum. Tam aksine, Türkiye’nin başına yeni gaileler açabileceğinden ciddi şekilde endişe duyuyorum.

Biraz şüpheci yaklaşınca, aklıma bir başka husus da geliyor: Acaba AKP iktidarı ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan, Libya ile ilgili bu gelişmeler üzerinden bir şeyleri kamuoyunun gözünden mi kaçırmak istiyor? Bu olabilir mi? Olabilir ise, o bir şeyler, nelerdir, hangi konulardır? Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler mi, ekonomideki durum mu, iç siyasetteki istikrarsızlık mı, vb., hangisi?

Uluslararası ilişkiler çalışan bir akademisyen ve bu ülkenin bir evladı olarak, dış politikaya ilişkin bu yaklaşıma “artık yeter” deme ihtiyacını duyuyorum. Türkiye, artık adı uluslararası sorunlarla ve/veya bu sorunların bir parçası olarak anılan ülke olmaktan çıkmalıdır. İyi ve güzel günleri çağrıştıran dostluk ve işbirliği girişimlerinin ve anlaşmalarının taraflarından biri olarak anılmalıdır. Bunu, özledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde sorun üstüne sorun görmekten ve bunların bende yol açtığı endişeyi yazmaktan yoruldum, ağır geliyor, kaldıramıyorum.

Bu dış politika anlayışı ve uygulaması artık terk edilmelidir.

Demokrasilerde dış politikaya sivil katılım özellikle önemlidir. Nedeni, dış politika kararlarının, ülkede yaşayan herkesi yakından ilgilendirmesi, herkes üzerinde uzun dönemli kaçınılmaz sonuçlarının olmasıdır. Sivil katılıma imkan ve fırsat vermeyen dış politikalar, hem başarısızlığa mahkumdur, hem de ülke için telafisi çok güç -hatta imkansız- sonuçlar doğururlar. İşbu yazı, bu mülahaza ışığında görülmelidir.

Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üzerine almış olanlar, önce ülkelerini, sonra partilerini, ancak bunlardan sonra da kendilerini düşünmelidirler. Siyasetin “teorisi” de, milli ve manevi değerler de böyle söylüyor. Siyasette salih amelin işareti, ülke için, doğru konuşmak ve doğru iş yapmaktır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 15 Aralık 2019

[i] https://tr.sputniknews.com/savunma/201912151040841251-libya-ile-askeri-anlasma-yarin-tbmm-disisleri-komisyonunda-gorusulecek/, 15.12.2019.


PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

GÜÇLÜ LİDER-GÜÇLÜ ÜLKE ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Her siyasal lider, yönettiği ülkenin güçlü olmasını ister. Ancak bir ülkenin güçlü olması, içeriden bakıldığında görülen güçten çok farklı bir şeydir. İçeriden bakıldığında görülen güç, görecelidir, subjektiftir, gerçekçi bakış ile fazla bir anlam taşımaz. Asıl güç, ülke, uluslararası ilişkiler sistemi ile birlikte mütalaa edildiğinde görülen güçtür. Siyasal liderler, bu son

ANKARA İÇİN SURİYE YAKLAŞIMINI GÖZDEN GEÇİRME VAKTİ GELMİŞTİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Şarku’l Avsat’a dayandırılan bir habere göre; Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin siyasi kanadı Suriye Demokratik Meclisi’nin Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed, geçtiğimiz günlerde, Rusya’nın Suriye’deki Humeymim askeri üssünde, Rus heyeti ile görüşmüş.[i] SDG temsilcisi, bu görüşmenin ertesi gün de, Şam’a geçerek, Şam’da Suriye Ulusal Güvenlik (İstihbarat) Bürosu Başkanı Ali

İDLİB ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Geriye dönülüp 2011’de Suriye’de ortaya çıkan iç savaşın bugüne kadar olan seyri bir film şeridi gibi gözden geçirildiğinde, arkasındaki asıl amacın Kürtleri denize çıkışı olan müstakil bir devlete kavuşturmak olduğu görülebiliyor. İdlib, bu amaca ulaşılması bağlamında kritik önemi haiz, Suriye’nin kuzey batısında, Türkiye’nin Hatay iline komşu Suriye’ye ait

2019’DA TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE DIŞ POLİTİKADA 2020 ÖNGÖRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye, 2019 yılında, dış politikada, çözümlerin değil, sorunların bir parçası oldu. Sergilenen dış politika anlayışı ve uygulaması ile, daha sorunlu, soru işaretlerinin daha çok olduğu bir dış politika görünümü ortaya çıktı.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.