SURİYE’DE ŞİMDİ DE “İRAN KORİDORU” VE RUSYA-İRAN AYRIŞMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

I. Suriye krizinde, ciddi mecra değişikliklerine işaret eden ve Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, Şam’a iki günlük bir ziyarette bulunmuştu. Bu ziyaret sırasında, Suriye’nin yeniden imarı konusunda İran’ın Şam’ın yanında durmaya devam edeceğini açıklamış; İran’ın devlet ve özel şirketlerinin Suriye’de konut, enerji, ulaşım, bankacılık ve turizm sektörlerinde Suriye’de ortak iş yapmaya hazır olduklarına dikkat çekmişti. Suriye Başbakanı İmad Muhammed Dib Hamis de, belirtilenleri olumlu karşıladıklarını ifade etmişti.[i] Konu, medyada fazla yer bulmasa da önemliydi. Çünkü bu ziyarete ilişkin haberlerde dikkat çeken iki husus vardı. Bunlardan biri, İran Cumhurbaşkanı Yardımcısının, ticaretin geliştirilmesi bağlamında, ortak demiryolu projesi üzerinden Basra Körfezi’nin Doğu Akdeniz’e bağlanmasından söz etmesi idi; diğeri de, İran ile Suriye arasında uzun vadeli ekonomik işbirliği anlaşmasının imzalanmış olduğunun ileri sürülmesiydi.

Her iki husus da önemlidir ve birlikte mütalaa edilmesi gerekir. Çünkü ekonomik, politik ve askeri açılardan, biri birlerini tamamlayan içerikleri vardır.

Ticaretin geliştirilmesi bağlamında söylenmiş olsa bile, İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısının Basra Körfezi’nin Doğu Akdeniz’e bağlanmasından söz etmesi, bölgesel dengeler açısından son derece ciddi bir konudur. Nedeni, bu bağlantının, sadece ticaret (ekonomi) ile sınırlı görülememesi, politik ve askeri boyutları içermesi ve İran’ın “yayılmacılığına” işaret etmesidir. Bu noktada, İran’ın bu yayılmacılığının Temmuz 2015’de İran ile uluslararası toplum arasında imzalanmış nükleer anlaşma ile ilişkilendirilebileceğini, anlaşmanın İran’ın yayılmacılığını teşvik ve tahrik ettiğini belirtmekte yarar görülmektedir.

Bugün bakıldığında, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalinin ve 2011’de aniden başlayan Suriye krizinin İran’ın işine gelmiş olduğu açıkça görülebilmektedir. Tahran, bugün, Bağdat üzerinde ciddi bir nüfuza sahiptir. Irak’ta, Tahran’ı görmezden gelen (ihmal eden) kararlar alınamamaktadır. Irak’ın cari siyasetinde Tahran’ın ağırlığı çok belirgindir. Keza İran, Şii milisler üzerinden, askeri açıdan da Irak’ta hatırı sayılır bir güce sahiptir. Suriye krizi, İran’ın Irak üzerindeki bu nüfuzunu Suriye’ye taşımasına hizmet etmiş; İran, Suriye krizini kendisi için bir fırsata dönüştürmüştür. Öyle ki, Suriye’deki İran varlığının, askeri açıdan Irak’tan daha ileride olduğu ifade edilebilir. Çünkü Irak’tan farklı olarak, Suriye’de Şii milislerin yanında İran’ın kontrolündeki Hizbullah da vardır. Bu tablo nedeniyle, Suriye krizi, bugün IŞİD ile ilgili olmaktan çıkmaya ve İran’ın Suriye’de artan varlığı ile ilgili olmaya başlamış gözükmektedir. Suriye krizinde, Astana süreci üzerinden “çözümün” bir parçası olarak öne çıkmış İran’ın, Suriye’de giderek “sorunun” bir parçası olma ihtimali belirmiştir.

Bugün, tıpkı Irak’ta olduğu gibi, artık Suriye konusunda da, İran’a rağmen (İran görmezden gelinerek) uygulanabilir bir karar alınması mümkün görülememektedir. ABD’nin, özellikle İsrail’in Suriye’deki bu durumdan ciddi şekilde rahatsız olduğu bilinmektedir. Şimdilik fazla gündeme gelmese de, Rusya’nın ve Türkiye’nin de, Suriye’de artan İran varlığından rahatsız olduğu ifade edilebilir ki; bu konuya Rusya, ABD ve diğer ilgili ülkeler açısından aşağıda ayrıca değinilecektir.

Türkiye’nin bölgede İran ile tarihten gelen bir rekabet içinde olduğu bilinmektedir. Temmuz 2015’deki nükleer anlaşma ve Türkiye’nin Suriye krizine sonunu düşünmeden adeta “balıklama dalması” ile bugün gelinen nokta, Türkiye ile İran arasındaki rekabette bu dengeyi Türkiye’nin aleyhine bozmuş olduğu için, İran’ın Irak ve Suriye üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına çıkması Türkiye için son derece ciddi ve önemli bir durumdur. Türkiye, “Kürt Koridoru”ndan sonra, şimdi de “İran Koridoru” ile karşı karşıyadır. Eğer İran’ın Irak’taki ve Suriye’deki varlığının politik ve askeri mahiyet arz eden bir varlık olduğu hatırlanırsa; “İran Koridoru”, hem salt ticaret bağlamında görülemeyecektir, hem de doğusundan sonra baştanbaşa güneyinden de İran’a komşu olan Türkiye’nin savunma ve güvenlik ihtiyacının artması anlamına gelecektir. Türkiye ile İran arasındaki dengenin İran lehine bozulmuş olması nedeniyle, “İran Koridoru” üzerinden ortaya çıkan bu yeni “dolaylı komşuluk” durumu, Türkiye için, münhasıran bir savunma ve güvenlik sorunu olarak kendisini göstermektedir.

Türkiye, hâlihazırda zaten “Kürt Koridoru” üzerinden milli ve coğrafi bütünlüğüne yönelik yakın ve ciddi bir tehdit algılamasına sahipti. Türkiye’nin güneydoğusunu, Hatay’ı ve İskenderun Körfezi’ni çağrıştıran yakın ve ciddi bir tehdit algılaması zaten vardı. Şimdi “İran koridoru”, bu algıya boyut ve derinlik kazandırmak suretiyle Türkiye’nin güvenlik sorununu bir adım daha “ileriye” taşıma, yani “ağırlaştırma” potansiyelini içermektedir.

II. Suriye krizinde Türkiye’yi çok yakından etkileyen ve mecra/denge değişikliğine işaret eden gelişme, sadece muhtemel “İran Koridoru” ile sınırlı değildir. Yine İran ile bağlantılı ve hızla bir soruna dönüşmekte olduğu gözlemlenen bir başka gelişme daha vardır. O da, Suriye’de artan İran varlığıdır. Bu konu, hem Suriye krizine ilişkin mevcut “cepheleri” (dolayısıyla dengeleri) derinden etkileme ve değiştirme potansiyelini içermektedir, hem de doğrudan ve dolaylı olarak Türkiye’ye yönelik muhtemel ciddi yansımaları olan (olacak) bir konudur. Bir taraftan Suriye Krizinin seyrinin değişmesi, diğer taraftan Türkiye’nin daha ileri savunma ve güvenlik riskleri ile karşı karşıya gelmesi söz konusudur.

İran’ın Suriye’de artan varlığı, Suriye krizinde daha önce bir araya gelmemiş, karşı karşıya görüntü vermiş aktörlerin İran karşısında aynı paydada bir araya gelmesi ihtimaline yol açmıştır ki; bunun (eğer ihtimal gerçekleşirse), Suriye krizinin seyrini etkileyecek bir mahiyet arz ettiği çok açıktır.

Bugünlerde ABD’nin Suriye’den çekileceği konuşuluyor ama, kimse ne ABD Başkanı Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın “İran tehdidi ortadan kalkana dek Amerikan askeri Suriye’de kalacak” açıklamasını[ii], ne de Trump Yönetiminin yeniden İran’a uygulamaya başladığı yaptırımları hatırlamaktadır. ABD İran varlığının arttığı Suriye’den çekiliyor ama, İran’a yaptırım uyguluyor!… İran’ın Suriye’de artan varlığı; ABD’nin İran yaptırımlarının işe yaramadığı, İran’ın ABD’ye rağmen güçlendiği anlamına gelmez mi? Bu, ABD’nin eski gücünden uzak olduğu algısına yol açmaz mı? Son dönemdeki yayılmacılığı (Irak’taki, Suriye’deki ve Yemen’deki varlığı) ve enerji zenginliği dikkate alındığında, İran’ın “Basra Körfezi’nin Doğu Akdeniz’e bağlaması”, enerji açısından ABD için kabul edilebilecek bir durum mudur? Bunlar üst üste konulduğunda, İran’ın Suriye’de artan varlığının küresel ölçekte ABD’ye ciddi zarar verme potansiyelini içerdiğini ortaya çıkmıyor mu? Bu belirtilenler, ABD’nin İran’a yaptırım uygulaması ile örtüşüyor mu? Suriye’de artan İran varlığından rahatsız duyanların başında ABD gelmiyor mu? O zaman şu soru gündeme geliyor: ABD Suriye’den çekilecek ise, İran rahatsızlığını ne şekilde ortadan kaldıracaktır? Yoksa ABD için, İran “perdenin” önündeki hedef, asıl hedef “perde” arkasında mı? Öyle ise, perde arkasındaki kim? ABD açısından son bir husus, Irak’ta son günlerde gündeme gelen ABD karşıtı gelişmelerdir. İran’ın artan varlığına rağmen ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklaması, Irak’ta, ABD askerinin Irak’tan da çekilmesini gündeme taşımıştır. İran kontrolündeki Şii siyasetçiler hazırlanan ve ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesini öngören bir kanun teklifini Irak Başbakanı’na sunmuşlardır.[iii] Irak’taki askeri varlığı, mevcut konjonktürde ABD için son derece önemlidir ve İran’ın Suriye’de artan varlığı, ABD’nin Irak’taki ki varlığını tehlikeye düşürme potansiyelini içermektedir. Öyle olmasına rağmen, ABD, Irak’taki bu gelişmeleri fazla dikkate almamıştır. Söz konusu kanun teklifi de, ilk heyecanını kaybetmiş gözükmektedir. Bu son hususa bakınca; yaptırımlara rağmen, ABD-İran ilişkilerinin gerçekte bir oyun olduğu ve bu oyun üzerinden “perde gerisinin” saklanmak istendiği şeklinde bir algı ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin buna dikkat etmesi gerekir.

İran’ın Suriye’de artan varlığından ciddi şekilde rahatsız olan bir başka ülke İsrail’dir. Hatta İsrail’in bu ülkelerin başında geldiği anlaşılmaktadır. 1967 yılında işgal ettiği, arkasından 1981 yılında ilhak ettiği Suriye’ye ait Golan Tepeleri, Suriye krizinde giderek öne çıkmış konulardan biridir. Suriye krizi ile birlikte, Golan Tepelerine bitişik Suriye’nin güneybatısında Tahran’ın kontrolündeki Şii Milislerin ve Hizbullah’ın yoğunlaşması, sadece İsrail’in buradaki varlığı üzerinde değil, ülke derinliği fazla olmadığı için İsrail’in bütünü üzerinde ciddi bir tehdide dönüşmüştür. Ekonomik, askeri ve politik açılardan İsrail için son derece önemli olan Golan Tepelerine yönelik artan bu tehdit karşısında, İsrail savaş uçaklarının ve topçularının, Suriye’deki İran ve Hizbullah hedeflerini sıkça bombalamaları bundandır. Moskova’dan her defasında İsrail’e bu saldırılara son verme çağrısı gelse ve Rusya Suriye’ye S-300 hava savunma sistemi konuşlandırmış olsa da, İsrail’in saldırıları sürmektedir. Ayrıca bir taraftan İsrail’in Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarına sahip olduğu, diğer taraftan İran’ın hem İsrail’i “küçük şeytan” olarak nitelendirdiği hem de Lübnan Hizbullahı’nı kontrol ettiği hatırlanırsa; İran’ın Suriye üzerinden Basra Körfezi’ni Doğu Akdeniz’e bağlamasının İsrail için geleceği anlam daha iyi anlaşılacaktır. İsrail, hem İran tarafından daha fazla kuşatılmış olacaktır (üzerindeki İran tehdidi ağırlaşacaktır), hem de enerji kaynaklarını değerlendirmesinin maliyeti çok artacaktır.

Suudi Arabistan ve Riyad ile birlikte hareket eden Arap ülkeleri, Suriye’de artan İran varlığından rahatsız diğer ülkelerdir. Bu ülkelerin İran rahatsızlığı, genelde “mezhepsel” gözükse de, sadece bununla açıklanamayacaktır. Rahatsızlığın, enerji kaynaklarının değerlendirilmesi açısından da görülmesi gerekir. Riyad’ın İran rahatsızlığı, diğer Arap ülkelerinden daha ileridir. Bunun çok sayıda nedeninden söz edilebilir. Burada İran’ın “rejimini ihraç” ve “yayılma” çabasının, Suudi Arabistan için sadece mezhepsel bir rahatsızlık unsuru olmadığını; bu rahatsızlığın ciddi ekonomik, politik ve askeri boyutları olduğunu ifade etmek gerekir. Çünkü Suriye’de artan İran varlığı, şimdilerde fazla konuşulmayan “İran Yayı” ya da “Şii Hilal” ışığında, Suudi Arabistan için çok şey ifade etmektedir. Suudi Arabistan, tamamen bu yayın ya da hilalin içinde kalmaktadır. İran’ın Suriye’de artan varlığı, Tahran’ın “İran Yayı”nı ya da “Şii Hilali”ni tamamlaması bağlamında, kritik önemi haizdir.

Suriye’de artan İran varlığına Rusya açısından bakıldığında, ilk bakışta, Astana süreci de hatırlanarak, Moskova’nın bu durumdan rahatsız olmadığı, İran ile uyumlu bir ilişki içinde olduğu düşünülebilir. Ancak durumun böyle olmadığına işaret eden bazı gelişmeler vardır. Bunlardan bir tanesi, İsrail’in hava saldırılarına karşı Rusya’nın Suriye’ye konuşlandırdığı S-300’leri içeren hava sistemine rağmen İsrail saldırılarının sürmesi ve bu durumun İran tarafında “İsrail Suriye’ye saldırı düzenlediği sırada Rusya’nın S-300 füze savunma sistemini kapattığı” şeklinde algılanmasıdır.[iv] Bir diğer gelişme ise, geçtiğimiz günlerde, Hama’nın kuzeyinde ve El Bap’ta yaşandığı ifade edilen, çok sayıda ölü ve yararlının olduğu ileri sürülen, Rusya’nın kontrolündeki gruplar ile İran’ın kontrolündeki gruplar arasında cereyan eden çatışmalardır.[v] Son günlerde, İsrail’den, Suriye’deki İran varlığını tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışmaya ve Rusya’nın bu çalışma konusunda desteğini kazanmaya ilişkin haberler gelmektedir ki; bu haberler ile İsrail Başbakanı Netenyahu’nun önümüzdeki günlerde gerçekleştirmesi beklenen Rusya ziyareti arasındaki eş zamanlılık, konu bağlamında anlamlı bulunmaktadır. Keza İsrail Başbakanı Netenyahu’nun son birkaç yıl içinde sıkça gerçekleştirdiği Rusya ziyaretleri de vardır. Geçtiğimiz Eylül (2018) ayında, Lazkiye yakınlarında, Suriye hava savunma sistemi tarafından bir Rus savaş uçağı düşürülmüş ancak, Moskova Rus savaş uçağının düşürülmesinden İsrail’i sorumlu tutmuştu. Bu olaya rağmen iki ülke arasındaki ziyaret trafiğinin son dönemde artmış olması, dikkat çekici bulunmaktadır. Eğer İran’ın Suriye’de artan varlığının, Rusya’nın Suriye politikasını boşa çıkarma ve Rusya’yı istemediği durumlara angaje etme potansiyelini içerdiği varsayılır ise; yukarıda belirtilen gelişmelerden, Rusya’nın, hem Suriye’de artan İran varlığından rahatsız olduğu, hem de İsrail ile “örtülü” işbirliği yaptığı sonucuna ulaşılabilecektir. Bu sonuca ulaşılmasının arkasında iki değerlendirme daha vardır. Eğer İran’ın Suriye’deki varlığının artması, Basra Körfezi’nin Doğu Akdeniz’e bağlanması ve dolayısıyla “İran Yayı”nın ya da “Şii Hilal”in tamamlanması anlamına gelecekse; bu, birinci olarak enerji, ikinci olarak da İran’ın rejimini ihraç çabası açılarından Rusya için rahatsız edici olacaktır. Rusya ve İran, enerji pazarında rakiptir. İran’ın Basra Körfezi’ni Doğu Akdeniz’e bağlaması, enerji pazarında, Rusya karşısında İran’a avantaj sağlayacaktır ve Rusya’nın buna seyirci kalması beklenemez. İran Anayasası, İran Hükümetine, rejimi ihraç görevini yüklemiştir ve bugün görünen, İran’ın bu yolda ilerlediğidir. İran’ın bu ilerleyişi, münhasıran Şiiliği/Şiileri esas alan bir ilerleyiş olsa da; yine İran Anayasası, İran Hükümetine Dünya Müslümanlarının hamisi olma görevini de yüklediği için, Tahran, “ezilen” Sünni Müslümanlara da sahip çıkmakta ve bu, Tahran’a Sünni Müslümanları kullanma imkânı vermektedir. Bunun en somut ve güncel işareti, Tahra’nın, Suriye’de üç bine yakın Sünni milise sahip olduğunun ileri sürülmesidir. İran’ın bu durumu, Moskova için son derece önemlidir. Çünkü Rusya, bir federasyondur ve bu federasyona vücut veren Cumhuriyetlerin bir kısmı Müslüman nüfusa sahiptir. İran’ın güçlenmesi ve yayılması, Tahran’ın, rejim ihracı bağlamında bu Cumhuriyetlere ilgi duymasına neden olabilir ki; bu, Rusya’nın milli ve coğrafi bütünlüğünü tehdit eden bir durum olacaktır. Rusya, bu konuda ciddi sıkıntı yaşamış, ciddi deneyim sahibi bir ülkedir. Kuzey Kafkasya, bu bağlamda hemen akla gelen coğrafyadır ve bu coğrafya her açıdan Rusya için çok önemlidir. İran’ın Doğu Akdeniz’e çıkması, Rusya için, Kuzey Kafkasya konusunda iki yönlü olarak (Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz üzerinden) İran ile karşı karşıya gelme potansiyelini içermektedir. Ve Rusya’nın bu potansiyele de “seyirci” kalması beklenemez. Kritik soru şu: Acaba bütün bunlar, Suriye konusunda, ufukta bir Rusya-İran ayrışmasının gözüktüğüne işaret ediyor mu, etmiyor mu?

Bu bölümde belirtilenlerden; İran’ın Suriye’de artan varlığının, ABD’nin, Rusya’nın, İsrail’in, Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın aleyhine olduğu ve bu durumun, bu ülkeleri İran konusunda biri birlerine itme potansiyelini içerdiği çıkmaktadır.

Suriye krizinin geldiği noktada, ayrılıkçı Kürt hareketinden algıladığı yakın ve ciddi tehdit konusunda bu ülkeler ile ya açık ya da örtülü olarak karşı karşıya olan Türkiye, İran konusunda bu ülkeler benzer bir pozisyonda gözükmektedir. Dikkat çekici olan budur. Bu noktada akla gelen bir başka husus daha var. İran’ın Şii Kürtler üzerindeki nüfuzunu Türkiye’nin bugüne kadar Sünni Kürtler üzerinden ne kadar dengeleyebilmiş olduğu tartışmaya açık olsa da, İran’ın Şii Kürtler üzerindeki nüfuzu tartışma konusu olmaktan uzaktır. Bunu, Türkiye’nin, ayrılıkçı Kürtler karşısında (fiili durum olarak) İran ile aynı pozisyonda olup olmadığını sorgulama bağlamında düşünmekte yarar görülmektedir.

III. İran’ın Suriye’de artan varlığının doğurduğu ortak rahatsızlığın ülkeleri bir araya getirip getirmeyeceği, getirecekse bunun çerçevesinin ne olacağı şimdilik belli değildir. Ancak belli olan husus, ABD’nin bu konuda harekete geçtiğidir. Öyle anlaşılmaktadır ki; ABD, 13-14 Şubat 2019 tarihlerinde Polonya/Varşova’da düzenlediği Ortadoğu Zirvesi üzerinden, İran konusunda, kendisi liderliğinde katılımcı sayısı fazla, güçlü bir koalisyon oluşturma peşindedir.[vi] Zirve münhasıran İran’a ilişkin olmasa da, zirvede İran ve Filistin konularının öne çıkacağı açıktır. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, zirve için “Dünya koalisyonu” ifadesini kullansa da, zirvenin medyaya yansıyan katılımcı sayısı ve katılım düzeyleri, bunu doğrulamamaktadır. Bu durum, iki hususu çağrıştırmaktadır. Birincisi, ABD, eski gücünden uzaktır, etkisi azalmıştır. İkincisi de, Irak örneği (Çekiç Güç uygulaması) bilindiği için, ülkeler ABD’nin neyin peşinde olduğunu az-çok tahmin edebilmektedirler. Bir zamanlar evrensel değerlere vücut vermiş ve bayraktarlığını yapmış ABD’nin şimdi Trump Yönetimi ile bu değerlere sırtını dönmüş görüntüsü, ABD’nin Ortadoğu’da bu değerler peşinde olmadığını güçlü şekilde çağrıştırdığı için, zirve fazla çekici bulunmamıştır. Ancak Suriye’den çekileceğini söyleyen ABD’nin, bu zirve üzerinden, çekilmesi ile Suriye’de ortaya çıkacak boşluğu doldurma peşinde olduğunu söylemek mümkündür. Burada da, ABD Dışişleri Bakanının zirve için söylediği “Dünya koalisyonu”nun kime karşı oluşturulmak istendiğini sorgulamakta yarar görülmektedir.

Zirvenin çekici bulunmaması, bir “Dünya koalisyonu”na imkân vermese de, bunun İran konusunda rahatsız söz konusu ülkelerin, ikili-çoklu, gizli-açık, her gelişme/konu/olay için ayrı işbirliğine gitmelerine mani olması beklenmemelidir. Böyle bir beklenti, uluslararası ilişkilerin doğasına aykırıdır.

“İran Koridoru”nun ve Suriye’de artan İran varlığının Türkiye açısından ne anlama geldiği yukarıda açıkça belirtilmiş olmakla birlikte; İran’a ilişkin bu iki durumun, Türkiye için önemli, bir başka boyutu daha vardır. O da, “Kürt Koridoru” konusunda açıkça ve doğrudan ABD ile, bu koridora müzahir oldukları için de dolaylı olarak İsrail ve başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere bazı Arap ülkeleri ile karşı karşıya gelmiş Türkiye’nin, konu “İran Koridoru” olunca, bu kez, bu ülkelerin hepsi ile yan yana gelme durumu ile karşı karşıya bulunmasıdır.

Bu durum karşısında akla şu sorular gelmektedir: Türkiye, Suriye’de (ve Irak’ta) İran’ı karşısına alabilir mi? Alabilecek bir durumda mı? Bunun olabilirliği hangi koşullar/durumlar ile ilişkilendirilebilir? Yine Suriye’de belirginleşecek bir Rusya-İran ayrışması Türkiye’ye nasıl yansıyabilir? Böyle bir ayrışmanın Türkiye için riskleri ve fırsatları neler olabilir? ABD’nin çekilmesi ve/veya “Dünya koalisyonu”nun devreye girmesi, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını da bir soruna dönüştürebilir mi? Sırada, gerçekten İran mı var, yoksa Türkiye mi? Astana süreci, işlevselliğini korur mu? Putin, Erdoğan ve Ruhani arasındaki üçlü görüşmelerin seyri ne olur? Sorular çok ve gördüğüm, sıkıntının çok büyük olduğu…

İşe yaramadığı için bugün bu duruma geldiği mevcut dış politika anlayışı ve uygulaması ile, Türkiye’nin bu sıkıntıyı “idare edilebilmesi”, ciddi bir sorun olarak gözükmektedir ve Türkiye adına endişeye yol açmaktadır. Bu, Türkiye için, mevcut yakın ve ciddi tehdidi (beka sorununu) ayrıca ağırlaştıran bir etken olarak görülmektedir. Çünkü ortada, bırakınız orta ve uzun vadeyi, 7-8 yıl gibi oldukça kısa bir süre sonrası için Suriye krizine bakamamış, halk arasındaki deyimle  “basireti bağlı” bir Ankara ve “dip yapmış” bir dış politika vardır. Mevcut dış politika anlayışına ve uygulamasına belirgin bir yansıması görülemediği için, Cumhur İttifakı’nın da, bu zayıflığı telafi etme bağlamında fazla bir değeri bulunmamaktadır.

Evet, doğrudur. “İran Koridoru” ve İran’ın Suriye’de artan varlığı, Türkiye için, geçen her gün daha fazla etkisi hissedilebilecek bir sıkıntı kaynağıdır. Ancak şunu da unutmamak gerekir: İran, Türkiye’nin komşusudur ve iki ülke arasında ciddi ve kökleri çok gerilere giden bağlar vardır. Yani Türkiye, İran konusunda soğukkanlı olmak zorundadır. Hem Suriye krizinden, hem de Türk Diplomasi Tarihinden dersler çıkarmak suretiyle ve iyi bir planlama ile, önce İran ile gelinen noktanın Türkiye’nin aleyhine daha da kötüleşmemesine odaklanılmalı; bu yapılırken, bununla iç içe olarak da, bilinen diplomasi içinde kalınarak durumun düzeltilmesine, dengenin yeniden sağlanmasına çalışılmalıdır. Ankara, Suriye gibi, İran’ı da birden bir karşısına almak gibi, bir hataya yeniden düşmemeli, bundan uzak durmalı, yeni bir “oyuna” gelmemelidir.

Bugünlerde, yaşanmakta olan yerel seçim süreci nedeniyle, iç siyasette, beka sorunu var-yok tartışması yaşanıyor olabilir. Ancak Türkiye’nin gerçekten bir beka sorunu ile karşı karşıya bulunduğu tartışma konusu olmaktan uzaktır. Suriye krizinin bugün geldiği noktada, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü, ciddi ve yakın bir tehdit altındadır. Kürtler ile ilgili gelişmeler nedeniyle zaten var olan bu tehdit, İran ile ilgili olarak yukarıda belirtilen hususların etkisinde daha da ağırlaşmıştır.

Bu tablo, Türkiye’nin 2011 yılında Suriye krizine adeta “balıklama atlamış” olmasının ne kadar yanlış olduğuna işaret etmektedir. Eğer Suriye krizinden Türkiye’nin 2011’den bu yana ne kazandığı ve ne kaybettiği özel bir çalışma konusu yapılır ise, “balıklama atlamanın” ne kadar yanlış ve tehlikeli olduğu çok net olarak ortaya çıkacaktır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 13 Şubat 2019.

[i] https://www.yahoo.com/news/iran-made-important-banking-deals-syria-iranian-vp-184041398–sector.html, 29.01.2019, http://turkish.cri.cn/1781/2019/01/29/1s195841.htm, 29.01.2019 ve https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201901291037346390-iran-basra-korfezi-akdeniz-ticaret-gelistirebiliriz/, 29.01.2019.

[ii] https://tr.sputniknews.com/abd/201807161034309887-bolton-iran-tehdidi-ortadan-kalkana-dek-amerikan-askerleri-suriyede-kalacak/, 12.02.2019.

[iii] https://www.ntv.com.tr/dunya/irakta-abdnin-askeri-varligina-karsi-kanun-teklifi-hazirlandi,7LVocwjAhUm_ChsEycBFaQ, 13.02.2019.

[iv] https://www.dw.com/tr/suriye-sava%C5%9F%C4%B1-irana-kar%C5%9F%C4%B1-saflar-s%C4%B1kla%C5%9F%C4%B1yor/a-47300793, 31.01.2019

[v] “İran’ın Amacı İsrail’i Haritadan Silmek”, Türkgün, 29.01.2019, s.11.

[vi] https://tr.sputniknews.com/abd/201902121037627508-pompeo-ortadogu-buyuk-koalisyon-polonya-toplanti-rusya/, 13.02.2019.

 


SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ RAFİNERİ SALDIRISI: ARKASINDA İRAN MI, ABD Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Suudi Arabistan’da Aramco’ya ait iki rafinerinin saldırıya uğraması ve bu suretle ortaya çıkan petrol arzındaki daralma sonrasında, İran’ın adı öne çıkmaya, İran’ı bu saldırı ile ilişkilendirmeye yönelik çabalar devam ediyor. Önce saldırının Yemen’deki İran destekli Husilerin silahlı insansız hava araçları ile yapıldığı öne çıkmıştı. Ancak Husilerin elinde, menzil

SUDAN’IN DEVRİK-HAPİSTEKİ DEVLET BAŞKANI ÖMER EL BEŞİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bugünkü (10 Eylül 2019) Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında Sudan’ın devrik ve hapisteki Devlet Başkanı Ömer el Beşir hakkında bir haber var. “Nereden nereye” dedirten bir haber… Haber, ben de o kadar çok şeyi çağrıştırıyor ki… Bu yazı, bu çağrışımları konu edinen bir yazıdır. Haber, Sudan’ın devrik lideri Ömer

İSRAİL’İN IRAK’TA İRAN HEDEFLERİNİ VURMASI ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İsrail’in, 1981’de Irak’ın Osirak nükleer santralini hedef alan saldırılarından sonra, şimdi de Irak’taki İran hedeflerini vurduğu medyaya yansıyor. İsrail, bu yöndeki haberleri yalanlamıyor, dolaylı olarak teyit ediyor. Bu duruma bağlı olarak da, İsrail-İran çatışmasında yeni cephenin Irak mı olduğu (olacağı) soruluyor.[i] Haberde geçtiği üzere, İsrail’in Irak’a hava saldırısında

ABD HİNT-PASİFİK BÖLGESİNDEKİ ASKERİ VARLIĞINI ARTIRIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’nin, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF)’ndan çekildikten sonra, Hint-Pasifik bölgesine yeniden/yeni füzeler konuşlandıracağı, bölgedeki askeri üs varlığını güçlendireceği ifade ediliyor[i]. Bu, münhasıran ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in açıklamalarına dayandırılıyor. Bunlara bakılarak da, Başkan Trump’ın Asya stratejisinde hedefin ne olduğu sorgulanıyor.

ERDOĞAN (AKP) YÖNETİMİNİN ABD VE HDP YAKLAŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Erdoğan (AKP) Yönetiminin ABD yaklaşımı ile HDP yaklaşımı o kadar çok biri birini çağrıştırıyor ki… ABD’ye de, HDP’ye de çok ağır eleştiriler tevcih ediliyor… En yetkili ağızlar, ABD’nin Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü tehdit eden PKK terör örgütünün Suriye kolu YPG terör örgütüne açıkça ve ciddi şekilde silah/teçhizat

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.