SURİYE’DE NELER OLUYOR, RUSYA NEYİN PEŞİNDE OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

İsrail’in, Suriye’deki Hizbullah ve İran bağlantılı hedeflere yönelik olarak 19 Temmuz’da başlattığı füze saldırıları, İsrail ile Rusya’yı karşı karşıya getirmiş gözüküyor[i]. Rusya’nın Suriye’deki “Muhalif Tarafları Uzlaştırma Merkezi” Başkan Yardımcısı General Vadim Kulit, İsrail’in Halep yakınlarına fırlattığı sekiz füzeden yedisinin, Humus yakınlarına fırlattığı dört füzenin hepsinin, Rus füze savunma sistemi tarafından düşürüldüğünü açıklamış ve İsrail’in bu saldırılarına tepki göstermiş… Londra merkezli Arap haber kaynağı Şark El Aswat’a dayandırılan dikkat çekici bir başka iddia da, Rusya Devlet Başkanı Putin’in, ABD Başkanı Biden ile yaptığı görüşmede, Rusya’nın İsrail’in Suriye’de artan faaliyetlerinden rahatsız olduğunu söylediği…

Haberde, 2017 yılında, Rusya ile ABD arasında, Suriye konusunda, İsrail’in pek hoşnut olmadığı bir anlaşmanın yapıldığına işaret ediliyor. Haberden öyle anlaşılıyor ki; bu anlaşmada, Rusya’nın Suriye’de herhangi bir zayiat vermemesi ve Suriye’deki hassas dengeyi korumak amacıyla, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları konusunda Moskova’yı önceden bilgilendirmek üzere bir iletişim hattının devreye sokulması öngörülüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, Suriye’de İsrail’in tepkisine yol açacak tehditler için önceden kendilerinin bilgilendirilmesini sıkça İsrailli mevkidaşından talep etmesinin nedeni de, sanırım bu anlaşma olsa gerek… Trump Döneminde yapılan bu anlaşma İsrail tarafında rahatsızlık doğurmuş olsa da, bir taraftan Başkan Trump’ın İsrail’in hedeflerini takip etmekte özgür olduğunu açıkça belirtmesi, diğer taraftan dönemin Netanyahu Yönetiminin Moskova ile olan ilişkileri, yakın zamana kadar Suriye’de Rusya ile İsrail’in bugünkü gibi karşı karşıya gelmesine fırsat vermemişti… Fakat bugün ABD’de Trump değil Biden Başkan, İsrail’de de Başbakanlık koltuğunda artık Netanyahu değil deneyimi tartışmalı Bennett var.

İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik saldırılarındaki artış ve Rusya’nın buna verdiği tepkiye bakarken bölgedeki durum dikkate alınırsa, konunun hassasiyet arz ettiği görülecektir.

Suriye ve Lübnan, İsrail’in komşularıdır.

İran, sadece Suriye’de değil, Lübnan Hizbullahı üzerinden Lübnan’da da ciddi varlık ve nüfuz sahibidir. Lübnan’daki çöküş ve kaos, geçen her gün tırmanmakta; bu da, Lübnan’da kontrolün kaybedilmekte olduğu bir sürece yol vermektedir. Bunun özellikle İsrail için anlamı, ciddi risk ve tehdittir. Ancak İsrail açısından, risk ve tehdit sadece Lübnan ile sınırlı değildir. İran’ın Suriye’deki ve Lübnan’daki varlığı ve nüfuzu, Irak’taki varlığı ve nüfuzu ile birlikte düşünülmelidir. Bunlara, İran’da Ruhani’ye göre daha “radikal” olduğu ileri sürülen İbrahim Reisi’nin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması ve İsrail Savunma Bakanı Gantz’ın ifadesiyle İran’ın nükleer silah yapmaya elverişli malzemeleri elde etmeye çok yaklaşmış[ii] nükleer varlığı eklenirse, konunun hassasiyeti biraz açıklığa kavuşacaktır. Nükleer güç sahibi İran’ın Basra Körfezi’ne (Hürmüz Boğazı’na) mahkûm olmaktan kurutulup Doğu Akdeniz’e açılması söz konusudur ki; bu, politik, ekonomik ve askeri açılardan çok anlamlı “İran Yayı”nın ya da “Şii Yayı”nın gerçeklik kazanması, İran’ın rejimini ihracı ve dolayısıyla yayılması açısından son derece anlamlıdır. İran’ın İsrail’e bakışı da bellidir. Güçlenmekte olan bir İran ve bundan endişe duyan bir İsrail…

İsrail’in son dönemde artan İran rahatsızlığı bütün bunlarla ilişkilendirilebilir.

Bu tabloda, Rusya’nın, İsrail’in Suriye’deki İran ve Hizbullah hedeflerine yönelik artan saldırılarına ilişkin olarak verdiği tepki, elbette ki önemli olacaktır. Acaba Tahran ve Şam yönetimleri ile yakın ilişki içindeki Rusya’nın Suriye yaklaşımı değişiyor mu, değişebilir mi, nasıl değişebilir?

Suriye konusu, Rusya için zor ve çok önemli bir konu… Bunun nedenlerinden biri Suriye’nin Rusya için ifade ettiği değer ise, diğer nedeni de Suriye konusundaki gelişmelerin bir şekilde gelip ABD’ye dayanması… Rusya, ABD ile rekabet içinde ve artık bu rekabetin konusu ağırlıklı olarak enerji… Konuşulmasa da, Rusya-ABD çekişmesi, Rusya’nın geniş ülkesinin bütünlüğünü koruma ya da ikinci bir dağılmayı yaşama endişesi ile de ilişkilendirilebilir diye düşünüyorum.

ABD’nin, Batı Şeria’da Filistinliler karşısında İsrail yönetimini adeta “özgür” bıraktığı görülebiliyordu. Şimdi ise, Suriye’deki İran hedeflerine yönelik artan İsrail saldırıları karşısındaki suskunluğundan, ABD’nin İsrail yönetimini Suriye’de de özgür bıraktığı çıkarılabiliyor. Tabiatıyla bu durum, Rusya açısından çok anlamlı, sessiz kalınamayacak bir durum; birçok açıdan… Niye öyle, bir soruyla işaret edeyim: Acaba ABD’nin İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik artan saldırılarına ilişkin suskunluğu, “toptancı-bütüncül” ya da “bir taşla birden fazla kuş vurmak” olarak nitelenebilecek, Rusya, İran ve enerji konularını içine alan kapsayıcı bir Amerikan stratejisinin varlığının bir işareti olarak görülebilir mi?

Türkiye’nin ekonomik, askeri ve politik açılardan ileri derecede Suriye’ye angaje olduğu bir gerçek olmasına rağmen, Türkiye’de düne göre Suriye bugün fazla konuşulmamaktadır. Ancak konuşulmasa da, Türkiye’nin ekonomik, askeri ve politik ilgi ve kaynakları Suriye’ye “akmaya” devam etmektedir. Üstelik Türkiye için, bugün ve görünür gelecek itibarıyla, Suriye bağlantılı ciddi bir risk ve tehdit de ortaya çıkmıştır. Ülke ekonomik ve politik istikrarsızlığa doğru yol alırken, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının ısrarla çözümü ABD’de aradığı da yine herkesçe bilinmekte, görülebilmektedir. Böyle bir tabloda, ABD’nin suskun kaldığı İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik artan saldırıları, acaba Türkiye açısından nasıl okunabilir? Türkiye’nin, İsrail’in Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırılara verdiği tepkinin bir benzerini, ev sahipliği yaptığı milyonlarca Suriyeliye rağmen İsrail’in Suriye’ye yönelik füze saldırılara göstermemesi dikkat çekici değil mi? ABD gibi Türkiye de Suriye saldırıları konusunda İsrail’e tepki vermiyor. Üstelik bu füze saldırıları, Türkiye’nin hassasiyet gösterdiği Suriye’nin Türkiye’ye çok yakın Halep ve Humus vilayetlerine yapılıyor iken… Rusya, İsrail’in Suriye saldırılarına tepki verirken, Türkiye’nin bu denli tepkisizliğinin bir anlamının olması gerekmez mi? Acaba Türkiye’nin son dönemde Suriye konusundaki dikkat çekici sessizliği ile, Kabil Uluslararası Havaalanın güvenliğinin sağlanması ile Afgan göçmenler konusu, acaba Moskova’dan nasıl görülüyordur? Bu noktada, AKP/Sayın Erdoğan iktidarında içeride ve dışarıda öne çıkmış Türkiye’nin “Sünni siyasal İslam” söylemi de hatırlanmalıdır. Moskova’nın Suriye konusundaki yaklaşımında Ankara’nın ayrı-özel bir yeri olduğuna ve Moskova’nın Suriye yaklaşımındaki değişimin Rusya-Türkiye ilişkilerinin “rengini” değiştireceğine şüphe yok.

Bir de, İsrail’in Mısır, Suudi Arabistan ve BAE ile olan, artık yakın, ilişkileri var. Acaba İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik artan saldırılar, bu “Sünni-Arap” ülkeleri ile nasıl ilişkilendirilebilir? Ve bu ilişkilendirme ışığında, Moskova’nın Suriye yaklaşımındaki değişim, Rusya’nın bu “Sünni-Arap” ülkeleri ile olan ilişkilerine nasıl yansıyabilir?

Rusya’nın Suriye konusundaki yaklaşım değişikliği, Türkiye kadar olmasa bile, bu ülkeleri de etkilemez mi?

Yaşananlar, “örtülü” bir senaryo ışığında, Suriye’de bir şeylerin değişmekte olduğu algısına yol açıyor. Tartus’taki deniz üssüne ve Hmeymim hava üssüne rağmen, Rusya’nın son dönemde Suriye’de (kuzeyde Kamışlı ve Sarrin’de) yeni üslenme imkânlarına kavuşma ve bu suretle Suriye’deki askeri varlığını güçlendirme çabası içinde gözükmesi, hem bu algıyı beslemekte, hem de Rusya’nın her şeyin farkında olduğuna işaret etmektedir.

Enerji, Çin ve “militan İslami aşırıcılık”…

Sanırım, sadece Suriye bağlamında değil, Rus dış politikasının genelinde bugün ve görünür gelecek itibarıyla bu üç konu çok önemli… Rusya’nın Suriye’deki varlığı, bu üç konu bağlamında son derece değerlidir. Buna, Rusya’nın ülkesel bütünlüğünü uzaktan ve dolaylı koruma da eklenmelidir. Onun içindir ki, Rusya’nın Suriye yaklaşımında bir değişimden söz edilecekse, değişimin, öncelikle Suriye’deki mevcut durumun değişen koşullara uyarlanması/ayarlanması şeklinde görmek, esaslı bir değişiklik beklememek gerekir.  Ancak Rusya, hiç şüphesiz, koşullardaki değişimi, Suriye’deki varlığını güçlendirmede bir fırsat olarak da görecektir. Ve gerekirse, ABD’nin yaptığı gibi, müttefik kayıplarını ve değişen koşulları, yeni/yapay müttefikler ile telafi etme ve karşılama cihetine de gidecektir.

Rusya’nın Suriye yaklaşımında fazla bir değişiklik olması, hele Suriye’de İsrail ile ciddi bir gerginlik içine girmesi gerçekçi gelmemektedir. Rusya’nın İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik artan saldırılarına verdiği tepkiyi, konjonktür ışığında, mevcut dengeleri/ilişkileri koruma ve sürdürme amaçlı diplomasi çıkışı olarak görmek uygun olacaktır. Rusya’nın tepkisini dile getiren kişinin makamı/kimliği de bize bunu söylemektedir.

06 Ağustos 2021

[i] https://www.yahoo.com/news/russia-israel-may-collision-course-131712595.html, 06.8.2021

[ii] https://tr.sputniknews.com/ortadogu/202108041045161513-israil-savunma-bakani-gantz-iranin-nukleer-bir-silah-icin-gerekli-silah-sinifi-malzemeleri/, 06.8.2021


“NATO ÜYELİĞİ ONAY SÜRECİ KOLAY DEĞİLDİR”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yukarıdaki başlık bana ait değil. Başlık, Sayın Konur Alp Koçak’ın, 11 Kasım 2022 tarihli Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında yer alan köşe yazısının başlığıdır. Sayın Koçak’ın köşe yazısında yer alan bazı hususlar, işbu çalışmayı kaleme alma ihtiyacını doğurmuştur. Sayın Koçak, köşe yazısında, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyareti

ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.