SURİYE BAĞLAMINDA RUSYA-İSRAİL İLİŞKİLERİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Uluslararası medyada, Rusya’nın Suriye krizine angaje olmasının ve sonrasında cereyan eden gelişmelerin, esasen yakın olduğu varsayılan Moskova-Tel Aviv ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemeyeceği işleniyor.[i] Konu, önemlidir. Seçim sürecine girilmiş olmanın etkisinde Türk kamuoyunda bu konular artık fazla gündeme gelmese de, Türkiye’nin yakın ilgi göstermesi gerek bir konudur. Seçimlerden hemen sonra Ankara’nın önüne gelme ihtimalini yüksek görüyorum.

Suriye bağlamında Rusya-İsrail ilişkilerini düşünmek…

Her şeyden önce, Rusya’nın Suriye krizine angaje olması ile başlayan sürecin, Rusya-İsrail ilişkilerini sona erdirme gibi bir ihtimali içermediğini değerlendirdiğimi ifade ederek başlamak isterim.

İsrail açısından, sorun, Esad değil. Çünkü Esad, bu ortamda ne kadar güçlenirse güçlensin, Moskova’dan ve Şam’dan ne kadar destek alırsa alsın, bir daha asla kriz öncesi dönemde olduğu kadar güçlü olamayacaktır.

İsrail açısından, sorun, İran’ın Suriye’de (ve bölgede) güçlenmesi gibi gözüküyorsa da, İran da sorun değil diye düşünüyorum.

İsrail açısından bakıldığında, Rusya’nın Suriye’deki varlığının, bir noktadan sonra, İran’ın artan nüfuzunu dengeleme ya da kontrol etme bakımından görüleceği açıktır. Moskova ve Tahran, enerji pazarında rakiptirler ve Moskova’nın militan İslami söylemden duyduğu rahatsızlık herkesçe bilinmektedir.

İsrail açısından, sorun, Arap Baharı ve Suriye krizi ile Ortadoğu’da ortaya çıkan kaos ortamının sunduğu fırsatlardan İsrail’in hala somut olarak yararlanamamış olması, en azından devam ede gelen sorunlarını çözememiş olmasıdır. Suriye bağlamında İsrail açısından sorun budur. Ve Rusya, şu ana kadar, bu sorunu aşması yolunda İsrail’in önünde bir engel olarak kendisini göstermemiştir. Gördüğüm bu.

Uluslararası medyaya bakıldığı zaman, İran’ın Suriye’de (ve bölgede) güçlenmesi, İsrail için asıl sorun gibi gözüküyor. Görüntü: İsrail, İran’dan ciddi şekilde rahatsız ve Suriye’de İran-İsrail çatışma riski belirgin, hatta büyüyor. Ancak geçmişteki bazı olaylar, bu görüntünün ya da durumun yanıltıcı olabileceğini, görülenden farklı bir durumun olabileceğini akla getiriyor. Şah dönemindeki İran-İsrail ilişkileri, İran-Irak savaşı sırasında İsrail ile Humeyni rejimi arasındaki örtülü ilişkiler, Kürtler böyle bir çağrışıma yol açıyor.

İran, İsrail için de, ABD için de, Suudi Arabistan için de, kolay bir hedef değildir. Bunun için, ayrıntı vermeye gerek bile duymuyorum. Ve bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyaretinde, Macron-Trump ikilisinin İran konusuna odaklanmış olduğu yolundaki haber ve yorumlar, bana oldukça “yavan” gelmektedir.

Buna bağlı olarak, Kürtlerin müstakil bir devlete kavuşmasının önündeki “Türkiye engeli” aklıma geliyor… Acaba bu konu, İsrail’in Arap Baharı ve Suriye krizi ile Ortadoğu’da ortaya çıkan kaos ortamının sunduğu fırsatlardan somut olarak ve istediği gibi yararlanmasına aracılık edebilir mi? İsrail, bu konuda, böyle bir potansiyel görebilir mi? Kürtlerin müstakil bir devlete kavuşması ve bu yolda Türkiye engelinin aşılması, İsrail’in asıl sorununu çözmesine hizmet eder mi? Ve bu, İran’ın Doğu Akdeniz’e açılımını zora sokacak bir mecrada uygulamaya konulmak suretiyle, aynı zamanda, İran ile İsrail’i çatışmadan uzak tutma işlevini de yerine getirebilir mi?

Türkiye, zayıf bir dönemden geçiyor. Bu, İsrail açısından sorunlarının “ilacı” olabilir mi? İsrail, bundan yararlanmayı düşünemez mi?

İşte Rusya-İsrail ilişkileri, tam da bu noktada hatırıma geliyor…

Moskova, Tahran ve Şam arasındaki ilişki ve bu ilişkinin Suriye’deki yansıması, hiç şüphesiz İsrail için çok önemlidir. Ancak Moskova-Tel Aviv ilişkileri, bu tabloya rağmen fazla sorunlu gözükmüyor. Her iki taraf da ilişkilerini belirgin bir sorunla karşılaşmadan sürdürebiliyor. Aralarında, “etkili” bir iletişim var.

ABD’de Netanyahu ile “anlaşamayan” Obama’nın yerine gelen Trump’ın Netanyahu ile “iyi anlaşması” da, Rusya-İsrail ilişkilerini fazla etkilememiş gözükmektedir.

Bana göre, Rusya-İsrail ilişkilerini olumsuz etkileyecek asıl konu, Suriye’deki gelişmelerin arkasında İsrail olduğu halde Türkiye’ye sıçrama ihtimalidir.

Bu bağlamda şu soruların cevabı önemlidir. İsrail ve Suudi Arabistan, arkalarında ABD olduğu halde, bölgede müstakil bir Kürt devleti ortaya çıkarmak için birlikte “eyleme” geçerler mi? İran, “nükleer anlaşmaya dokunulmasın-yaptırımlar olmasın” diye buna yol verir mi? Ve böyle bir gelişme, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, Türkiye’yi de bir kriz sürecine iter ve Türkiye ülkenin güneydoğusunu kaybetme riski ile karşı karşıya kalabilir mi? Bu sorular, Rusya’yı çok yakından ilgilendiren sorulardır ve arkasında İsrail’in yer alacağı bu tür muhtemel gelişmeler, Moskova-Tel Aviv ilişkilerini derinden etkileme potansiyelini içermektedir.

Türkiye’nin böyle muhtemel bir gelişmeye konu olması, Rusya için, Karadeniz, Kafkasya, Hazar Denizi, enerji ulaşım hatları, askeri tehdidin/riskin güçlenmesi ve yaklaşması anlamlarına gelecektir. Askeri, ekonomik ve politik açılardan Rusya’yı çok yakından etkileyen böyle bir gelişmeye Rusya’nın seyirci kalabileceği; İsrail bu gelişmenin arkasında olacağı için, bunun Rusya-İsrail ilişkilerini derinden etkilemeyeceği düşünülebilir mi?

Rusya-İsrail ilişkileri, asıl böyle muhtemel bir durumdan olumsuz etkilenir diye düşünüyorum.

Tabiatıyla, yukarıda belirtilenlerden, Ankara-Moskova ilişkilerinin stratejik açıdan oldukça değerli bir boyuta sahip olduğu anlamını çıkarmak da mümkündür. Hiç şüphesiz, bir ülkenin birden fazla stratejik ortağı olabilir. Bu, uluslararası ilişkilerin doğası ile uyumlu bir durumdur. Çünkü bu, her şeyden önce, o ülkenin hareket serbestisini artırır. Nimet-külfet dengesinde külfet kefesi ağır basmaya başlayan stratejik ortaklıktan kurtulmayı kolaylaştırır.

Son bir husus; Türkiye bir seçim sürecine girdi. Seçime katılmak suretiyle iktidara talip olduklarını ortaya koyan partiler, seçim sonrasına hazırlıksız yakalanmamak, ülkenin hak ve menfaatlerinde bir kayba yol açmamak, zaman kaybetmemek adına, kadrolarının bir kısmını seçim çalışmalarının ve kampanyalarının dışında tutup, onları bu tür gelişmeleri takip etmekle görevlendirmeyi düşünmelidirler. Bu, aynı zamanda, bu suretle takip edilecek gelişmelerin, uygun yerlerde, uygun şekilde, seçim kampanyalarına ve konuşmalarına dahil edilmesine imkan verecektir ki; bu da, hem o partinin ciddiyetinin ve iktidar hevesinin, hem de seçmene verdiği değerin bir işareti olarak algılanacaktır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 25 Nisan 2018.

[i]https://www.csmonitor.com/World/Europe/2018/0424/Will-Russia-s-involvement-in-Syria-end-up-burning-its-ties-with-Israel, 25.4.2018.


ABD’NİN UKRAYNA YAKLAŞIMI TÜRKİYE BAKIMINDAN NASIL OKUNUYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Cenevre’de, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile Ukrayna konusunu görüşen ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Eğer herhangi bir Rus kuvveti Ukrayna sınırını geçerse, bu bir işgaldir. Ortaklarımız ve müttefiklerimizle buna hızlı, şiddetli ve müşterek bir yanıt veririz.”[i] demiş… ABD Dışişleri Bakanının bu ifadesi ile karşılaşınca, bir kere daha bazı hususlar bir film

KAZAKİSTAN’DAKİ SON OLAYLAR NASIL GÖRÜNÜYOR?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz hafta Kazakistan’ın güneyinde, özellikle Almatı ve civarı ile Jambıl Eyaletinde yoğun olarak kendisini gösteren, başkent Nursultan’a ve diğer bazı şehirlere de sirayet eden kaos/anarşi ve terör ortamı, 8-10 gün gibi kısa bir sürede etkisini kaybetmiş gözüküyor. Medyaya yansıyan haber, yorum ve açıklamalardan, olayların, “saman alevine” benzer şekilde ortaya çıkmış

TÜRKİYE: DIŞARIDAKİ VE İÇERİDEKİ ŞU TABLOYA BİR BAKIN!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye, dışarıdan adeta kuşatma altında… Batıda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlara Atina lehine artık ABD de angaje olmuş; Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’yi karşısına almış ABD, Yunanistan’da da Türkiye’yi karşısını almış ve buradaki askeri varlığını sürekli artırmaktadır. PKK/YPG terör örgütüne verdiği destek, artık herkesçe biliniyor. Doğuda, Azerbaycan-Ermenistan sınırında sıcak çatışma

KAFKASYA’YA DAİR BİR KAÇ HUSUS DAHA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kısa bir süre önce, “Kafkasya’yı ne bekliyor?”[i] diye bir yazı kaleme almıştım… Aşağıdaki hususlar o yazıyı tamamlıyor…

YA HİNDİSTAN KAOSA/İSTİKRARSIZLIĞA SÜRÜKLENİRSE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk “ABD demek kaos demek”, ne kadar doğru olur bilemiyorum. Ancak ABD’nin genelde kaoslarla anıldığı, gittiği hemen her yerde bir şekilde kaos çıktığı ya da kaoslara angaje olduğu ifade edilebilir. Türkiye’den bakıldığında da böyle görülebiliyor. Türkiye için, ABD’nin kaos üreticisi bir ülke olma özelliği artık o kadar belirgin ki… Kaos, kelime

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.