SORULARLA “SÖZDE” TARTIŞMASI: ANAYASA NE DİYOR, UYGULAMADA DURUM NEDİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ana muhalefet partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine, kullandığı “sözde Cumhurbaşkanı” ifadesi için, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 1 milyon liralık tazminat davası açılmış…

Duruma, üzüldüm.

CHP’li değilim, siyasal çizgim belli, biliniyor, Sayın Erdoğan’ın Sayın Kılıçdaroğlu aleyhine yine yüklü miktarda yeni bir tazminat davası açmasına, üzüldüm.

Gelişmeleri medya üzerinden imkânlarım ölçüsünde takip etmeye çalışıyorum ve siyasetteki bu tablodan yoruldum, rahatsızım.

Gelişmelerden çıkardığım, Sayın Erdoğan’ın, hem Cumhurbaşkanı hem de AKP Genel Başkanı şapkasını taşımasına rağmen ve sözleri/tasarrufları genelde AKP Genel Başkanı şapkasına işaret ederken, bu işaretten yola çıkılarak demokratik siyasetin doğası gereği kendisine tevcih edilen eleştirileri çoğunlukla Cumhurbaşkanı şapkası ile karşıladığıdır. Öyle bir tablo algılıyorum ki; Sayın Erdoğan, açık olarak iktidar partisine terettüp eden, iktidar partisi ile ilgili iş ve işlemlerde Cumhurbaşkanı şapkası ile yer alıyor, bu iş ve işlemler için yine demokratik siyasetin doğası gereği muhalefet partilerinden bir eleştiri gelince bunları da yine Cumhurbaşkanı şapkası ile karşılıyor. Açıkça kendi partisine ait etkinliklerde, partisi adına yapılan açıklamalarda, AKP Genel Başkanı sıfatını değil, Cumhurbaşkanı sıfatını duyuyoruz.

Anayasaya baktım.

Mevcut ve yürürlükte olan Anayasa, Cumhurbaşkanı sıfatı ile Sayın Erdoğan’a yetkiler verdiği kadar sorumluluklar da yüklemiştir. Uygulamadan öyle anlıyorum ki, Sayın Erdoğan’ın, bu yetkilerini kullanmadaki yaklaşımı ile, sorumluluklarını yerine getirmedeki yaklaşımı farklıdır. Yetkilerini sonuna kadar kullandığını görüyorum ama, sorumluluklarını yerine getirmede soru işaretleri olduğunu düşünüyorum. Oysa herkes biliyor ki, demokratik siyasetin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden biri de, yetki-sorumluluk dengesidir. Yasama ve yargı gibi anayasal kurumlar, bu dengenin korunmasına nezaret eden kurumlardır. Ve bu kurumların etkin/işlevsel olması, demokratik siyaset ve hukukun üstünlüğü bağlamında son derece önemlidir.

Bu hususlar ışığında, gelin Cumhurbaşkanı’nın Anayasa ile tayin edilmiş konumuna bir bakalım.

Anayasa’nın 103. maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde “andiçmesi” (yani söz vermesi) öngörülüyor. Bu andın metnine baktım ve metne baktıktan sonra ülke siyasetindeki mevcut tablonun etkisinde ister istemez aklıma gelen şu soruları sorma ihtiyacı duydum:

i. Ülkede, kendisini Anayasa ile bağlı görmeyen hâkimler var mı, yok mu?

ii. Ülkede, hukukun üstünlüğüne saygı var-yok tartışması yapılıyor mu, yapılmıyor mu?

iii. Ülkede, Atatürk ilke ve inkılapları ile laik Cumhuriyet ilkesine yönelik “adeta” sistemli bir hedef alma ve bunları aşındırma çabası var mı, yok mu?

iv. Ülkede, milletin huzuru ve refahı ne durumda, bu konuda ne söylenebilir?

v. Ülkede, vatandaş adalete nasıl bakıyor, adalet konusunda ne düşünüyor, adalete güven duyuyor mu?

vi. Ülkede, insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanma durumu nedir, bu konuda ne söylenebilir?

vii. Ülkede, vatandaş, ülkenin itibarı konusunda ne düşünüyor?

viii. Ülkede, vatandaşlar, Cumhurbaşkanı’nın üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için çalıştığını düşünüyor mu, düşünmüyor mu?

ix. Ülkede, Cumhurbaşkanı’nın herkesin Cumhurbaşkanı olduğu mu, olmadığı mı, konuşuluyor?

Lütfen, önce Cumhurbaşkanı’nın görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde içtiği anda (“Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda” verdiği söze) bir bakın, sonra da and metnini ülke siyasetindeki mevcut tablonun etkisinde ister istemez insanın aklına gelen yukarıdaki sorularla birlikte bir değerlendiriniz. Ne düşünüyorsunuz? Elinizi vicdanınıza götürerek söyleyiniz, aklınıza ne geliyor? Bu konular, bu ülkenin siyasetinde bir siyasal parti olarak faaliyet gösteren muhalefetin doğal ilgi alanına giren eleştiri yöneltebilecekleri konular değil midir? Sormak isterim; Sayın Erdoğan’ın bu tür eleştirileri Cumhurbaşkanı şapkası ile mi karşılaması, yoksa AKP Genel Başkanı şapkası ile mi karşılaması doğrudur?

Yine mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın 104/2 maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın, Devlet başkanı sıfatıyla, Türk Milletinin birliğini temsil edeceği öngörülüyor. Bu ifadeden, Cumhurbaşkanı’nın, kendisine oy versin-vermesin bütün vatandaşları kucaklaması, söz ve tasarrufları ile herkesin Cumhurbaşkanı olduğunu göstermesi gereği çıkar mı, çıkmaz mı? Çıkar diyorsanız, Türkiye’deki mevcut tablodan bu çıkarılabiliyor mu? Toplumda, Cumhurbaşkanı’nın kendisine oy vermeyen-muhalif kesimi karşısında bir yere oturttuğu algısı var mı, yok mu? Toplumda bir kutuplaşmadan-ayrıştırmadan hemen herkes söz ediyorsa, bunu konu bağlamında nasıl anlamak, yorumlamak uygun olur?

Bir de, yine mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın 104/18. maddesi var. Bu maddede de, Cumhurbaşkanı’nın kanunların uygulanmasını sağlamakla görevli olduğu öngörülüyor. Peki, vatandaş, kanunların gerektiği gibi uygulandığını düşünüyor mu, düşünmüyor mu? Örneğin, 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun” varken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef alan ve suç teşkil eden fiillerin bir türlü önünün alınamamasını, sizce nasıl anlamak uygun olur? Siz hiç “Siyasi partiler, Türk Milletinin kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Atatürk’ün şahsiyet ve faaliyetlerini veya hatırasını kötülemek veya küçük düşürmek amacını güdemez.” şeklindeki, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 85. maddesini ihlalden bir siyasal parti hakkında yasal işlem yapıldığını işittiniz mi, okudunuz mu? Keza siz, hiç “Türk Milletini aşağılayıcı” söz ve fiiller için Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin işletildiğini işittiniz mi, okudunuz mu? Bunlar sadece birer örnek. Ülkede,  “Mahkemelerin bağımsızlığı”na ve “Hâkimlik ve savcılık teminatı”na dair Anayasa hükümlerinin anlamını yitirdiği, yargının yürütmenin kontrolüne girdiği, konuşuluyor mu, konuşulmuyor mu? Eğer konuşuluyorsa, buradan, kanunların uygulanıp uygulanmadığı konusunda nasıl bir çıkarsamada bulunulabilir?

Yukarıda belirtilenler ışığında, vicdanı elden bırakmadan, olana (mevcut duruma) bakarak, lütfen söyleyiniz; mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın Cumhurbaşkanı ile ilgili hükümlerine tam bir uyarlıktan söz edilebilir mi? Eğer söz edilemeyecekse, olan (yani mevcut durum), “sözde” ifadesinin kullanılmasına adeta “çanak tutmuş” olmuyor mu?

Bilemiyorum.

Ancak görebildiğim,

i. Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı şapkası ile AKP Genel Başkanı şapkasının kullanım yerlerinin ciddi şekilde biri birine karışmış olduğu, bu konuda bir belirsizliğin bulunduğu, bu durumun siyasette kaosa yol açtığı, yargıyı zora soktuğu ve bu durumun “güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş” söylemi üzerinden anayasal bir krize doğru yol aldığı,

ii. Sayın Erdoğan’ın, bu durumu düzeltebilecek, bu gidişi durdurabilecek, bir konumda bulunduğu,

iii. Kamuoyunda, Mahkemelerin bağımsızlığı”na ve “Hâkimlik ve savcılık teminatı”na dair Anayasa hükümlerinin anlamını yitirdiğinin ve yargının yürütmenin kontrolüne girdiğinin ciddi şekilde tartışıldığı bir ortamda, Sayın Erdoğan’ın muhalefet partilerden ve muhaliflerden gelen açıklamalar için tazminat talepleriyle sıkça yargıya müracaat ediyor gözükmesinin, hukuksal açıdan buna hakkı olmakla beraber, kamu vicdanını rahatsız ettiğidir.

İşbu yazı, kişisel vicdani rahatsızlığın ürünüdür.

13 Ocak 2021

 


SAYIN BAHÇELİ HDP KONUSUNDA “YÖNTEM” HATASI YAPIYOR OLABİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, HDP konusunda dikkat çekici bir çıkış daha yaptı, bir defa daha bu partinin kapatılması için harekete geçilmesini istedi. Bu seferki çıkışı öncekilere göre daha ileri ve kararlılığı yansıtıyor. Çünkü diyor ki, eğer harekete geçilmez ise, MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde harekete geçecek…

CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ’I ANMA MESAJI

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, ebediyete intikal edişinin 9. yılında rahmetle, şükranla ve özlemle anıyorum. Denktaş, hayatını Kıbrıs Türk Halkına adamış; sahip olduğu mücadele adamı, mücahit, hukukçu, diplomat, devlet adamı ve lider kimlikleri, Kıbrıs Türk Halkının yok olmanın eşiğinden müstakil ve egemen bir devlete kavuşmasında ifadesini bulmuş; Türk Milletinin içinden çıkmış,

SAYIN DEVLET BAHÇELİ, “ATA”; KONUŞMASI DA, “NUTUK”-“HİTABE”!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı I. Gazeteci Sayın Mustafa Önder, Türkgün’deki köşesinde, iki gün[i], “Devlet Ata Hitabesi!-(I)” ve “Devlet Ata Hitabesi!-(II)” başlığı altında, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Aralık ayının son haftasında MHP İl Başkanlarına yaptığı konuşmayı işlemiş… Sayın Önder, bu iki yazısında, konuşmasından hareketle Sayın Bahçeli ile ilgili ilginç (!) nitelemelerde

YENİ YIL MESAJI

Şimdiden, bütün paydaşlarımızın yeni yıllarını kutluyor; 2021 yılının, 2020 yılını aramayacağımız, sağlık-iyilik-güzellik-barış-huzur-başarı dolu bir yıl olmasını temenni ediyoruz. Umarız, 2021 yılı, ülkemizin, bölgemizin ve Dünyamızın rahata-huzura kavuşacağı bir yıl olur. Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ASCMER Başkanı Ankara, 28 Aralık 2020

24 KASIM’DA EĞİTİMİN DURUMU: SİYASET PENCERESİNDEN BİR BAKIŞ

Prof. Dr.r Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bugün Öğretmenler Günü… Kutlu olsun. Ülkenin bugün gelmiş olduğu noktaya rağmen, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı ve aydınlattığı yolda hala yürüyebilen öğretmenlerimizi saygı ile selamlıyorum. Allah, onlara önce sağlık, sonra da güç-kuvvet-sabır versin. Bu özel günde, dışarıdan devlet destekli PKK terör örgütünün Batman/Kozluk’ta şehit ettiği öğretmen Aybüke

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.