SAYIN DEVLET BAHÇELİ’NİN 14 KASIM 2017 TARİHİNDE TBMM’DE YAPILAN GRUP TOPLANTISINDAKİ KONUŞMASI ÜZERİNE

Konuşma, bir muhalefet partisi genel başkanının konuşması olmaktan çok, dış politikada “bildiğini okuyan” bir sunum gibi gözükmüştür. Siyaset, siyasal parti, muhalefet olguları unutulmuştur.

İktidara yönelik tek bir eleştiri yoktur. Olmadığı gibi, açıkça iktidarın yanında olunduğu adeta haykırılmıştır. Demek ki, ülkede her şey yolunda gidiyor (!), yolunda gitmeyen, olumsuz bir şey yok(!); iktidar, her şeyi en iyi ve en güzel şekilde yapıyor(!)… Yani bardak ağzına kadar dolu…

Konuşmasının arz ettiği bu durum karşısında, Sayın Devlet Bahçeli’nin, Mevlana’nın yedi öğüdünden biri olan “başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol” öğüdüne uyduğunu diyeceğim ama, konuşmada geçen ve bu öğüde uyan birisiye biraya getirilmesi güç olan o kadar çok başka ifade var ki: “hain”, “alçaklık”, “ipsiz sapsız”, “uçuk-kaçık”, “Trikopis torunları”, “haçlı tortuları”, “”gayri meşru torunlar”, “köksüz”, “gafiller”, “densizler”, “yalancı”, “iftira ve isnat mangası”, “yüzsüzce”, “hayâsızca”, “şerefsizce”, “çakallar” gibi.

Peki, konuşmada ayrıca geçen şu ifadelere ne demeli? “Siyaset dövüşü”, “sinir harbi”, “sivri dil”, kelli felli”, “laf cambazı”, “çürük sima”, “hırlamakta”, “merkep”, “rezillik”, “ilkellik”, “dürbüne tersinden bakan”, “ıhlamurdan odun olmaz”, “fos çıkmıştı”, “ayvaz kasap”, “kütük”, “şerefine mil çektirmişler”, “geveze”, “keçi”, “oğlak”, “adam olsunlar”, “karın ağrısı”, “fitne”, “iftira”. Acaba bu ifadeleri nasıl anlamak, neyin/nelerin işareti olarak görmek uygun olur? Nerede kaldı nezaket, nerede kaldı beyefendilik, olgun siyaset, siyasette seviye… Mevlana’nın “hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.”, “Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.”, “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.” öğütleri unutulmuş gibi. Ya Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e olan öğütleri ne olacak? Şeyh Edebali, “Bundan sonra öfke bize, uysallık sana…”, “Suçlamak bize, katlanmak sana…”, “Kötü söz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana…” demiyor muydu?

Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasında ele aldığı konular, genelde hep aynı oluyor. Bu hafta da, bu değişmedi. “Seçim barajı” konusu bir kenara bırakılırsa, konuşmada değinilen konular tehdit, güvenlik, terör, terörist, komşu ülkeler, Suudi Arabistan, ABD ve Rusya olmuştur. Ne esnafın, çiftçinin, sanayicinin, emeklinin, çalışanın durumu vardır. Ne de artan döviz fiyatları, olumsuz yönde güncellenen yılsonu enflasyon beklentisi, artan dış ticaret açığı, kapanan fabrikalar ve işyerleri, artan işsizlik, ağırlaşan geçim koşulları, eğitimdeki yaz-boz vardır. Her konuşmada dönüp dolaşılıp hep aynı konular işleniyor. Bunun, bıkkınlık verdiği, “kapat şu televizyonu, yine aynı konular” tepkisine yol açtığı düşünülemiyor. Vatandaş “iş-aş-yarın” derdinde iken, Suudi Arabistan’ın, Rusya’nın, ABD’nin ne yaptığı onların ilgisini çeker mi? Onun içindir ki; Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmaları, vatandaşa cazip gelmiyor ve ben de, kendisinin konuşmalarını “siyaset”, “siyasal parti” ve “muhalefet” olgularını görmezden gelen, “iktidar yanlısı” STK başkanlarının konuşmaları gibi nitelendiriyorum.

“Suudi Arabistan’ın küresel oyunlara teşne olması”, “iş-aş-yarın” derdine düşmüş vatandaşı ne kadar ilgilendirir? Devletlerin uluslararası politikanın aktörleri olduğu gerçeği hatırlandığında ise, Suudi Arabistan için kullanılan bu ifade, ciddi yetersizlik ve bilgi eksiliği işaretidir. Türkiye’de din siyasete alet edilirken, “Allah ile aldatanlar” adeta cirit atarken, İslam Dinin kutsal mekânları ülkesinde bulunduğu için Suudi Arabistan’ı “küresel oyunlara” teşne olmakla” eleştirilmesi ne kadar doğrudur? Bunun MHP’nin inandırıcılığından neler götürebileceği düşünülmüş müdür? Suudi Arabistan’ın küresel oyunlara teşne olmasının arkasında, İslam dinini yayma olabileceği düşünülemez mi? Sayın Devlet Bahçeli’nin Suudi Arabistan’ı eleştirisi bu konuyla sınırlı kalmıyor. Sayın Devlet Bahçeli, yine dini mülahazalar ile, Suudi Arabistan’ın bir robota vatandaşlık vermesini de eleştiriyor. Bu eleştiri de, bana göre, hem yanlış, hem de yetersizliğe/bilgi eksikliğine, dolaysıyla MHP’nin mevcut yönetimindeki zafiyete işaret eder. Çünkü biz biliyoruz ki, yüce İslam dininin en belirgin özelliklerinden biri de, okumaya, araştırmaya ve bilime verdiği büyük önemdir. Sevgili Peygamberimiz, “İlim ve hikmet, müminin kaybolmuş malıdır; mümin, yerine ve söyleyene bakmaksızın onu nerede bulursa alır.” diye buyurmuyor mu? İslam Dünyasının bilim ve teknikteki “geriliğinden” söz edilmiyor mu? Suudi Arabistan’ın bu yaptığını takdir etmek gerekir iken, eleştirmek niye? Bu eleştiri, “hayatta en hakiki mürşit ilimdir “diye Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkan MHP’ye yakışıyor mu?

Sayın Devlet Bahçeli’nin önceki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ile ilişkilendirilen “dış politika evin içinde başlar” sözüne getirdiği eleştiri de, bana göre, yine hem yanlış, hem de MHP’nin mevcut yönetiminin AKP iktidarına yakın duruşunun “derecesine” işaret etmesi açısından anlamlıdır. Dış politikada başarılı olmak için, iç politikada sağlam/güçlü olma gereği, tarih boyunca düşünürler, devlet adamları ve komutanlar tarafından söylene gelmiş bir husustur. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk de, 1923 yılında, “Dış siyaset, bir toplumun iç kuruluşu ile sıkı şekilde ilgilidir. İç kuruluşa dayanmayan dış siyasetler, daima mahkûm kalırlar. Bir toplumun iç kuruluşu ne kadar kuvvetli, sağlam olursa, dış siyaseti de o nispette güçlü ve dayanaklı olur.” demiştir. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, daha yeni, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye’yi dışarıda “jurnallemekle” niye itham edilmişti? Bunun Türkiye’yi dışarıda zayıf gösterdiği düşünüldüğü için değil mi? Doğru, içeride birlik beraberliğin olmadığı bir ülkenin dış politikası, zayıftır. Bu, tartışma konusu olmaktan uzak bir husustur. Sayın Devlet Bahçeli, AKP’nin 15 yıldır ülkeyi tek başına yönettiğini; bu süreçte bugün, Türkiye’de bir arada yaşama kültürünün erimeye/kaybolmaya başladığını, toplumda belirgin bir kamplaşmanın/bölünmenin yaşandığını, dış politikada dip yapmış “derin bir yalnızlığın” konuşulmakta olduğunu niçin görmemektedir? Türkiye içini evin içi de, dışarısı da iyi durumda değildir ve bu durum dış politika ile iç politika arasındaki bağımlılığı teyit eder. Daha somut bir ifade ile, bugün Türkiye’nin dış politikası “evin içine” dair işaretler vermekte, iç politikası da “dışarıya-dış politikaya” dair işaretler vermektedir. Biri diğerini doğrulamaktadır. Hal böyle iken, bahse konu ifade niye eleştiriliyor, anlamak mümkün değil!…

Neresinden bakılırsa bakılsın, Sayın Devlet Bahçeli’nin bahse konu konuşması, MHP’deki yönetim zafiyetine işaret etmektedir. Bu noktada, ister istemez insanın aklına, konuşmasında geçen “Çürük iple kuyuya inen, dibe çakılır.” sözü geliyor. MHP’nin mevcut yönetiminin siyaset yapma anlayışı, yetersizdir. MHP, zafiyet içindedir. Yani, MHP’nin mevcut yönetiminin tutunduğu ip “çürüktür”; bu siyaset yapma anlayışı ile MHP “dibe çakılabilir.”

Sayın Devlet Bahçeli’nin bugünkü konuşmasında dikkatimi çeken, yadırgadığım, beni üzen, bir başka husus da; Türkiye için, “devlet olmaktan kaynaklanan haysiyetimize saygı duyulmasını, … şart görüyoruz.” ifadesidir. Bu ifadenin yansıttığı siyaset/yönetim anlayışı ile, Türkiye’yi yönetmeye nasıl talip olunabiliyor, anlamak mümkün değil!… Muhatabına bana saygı göster denilmez. Muhatabında saygıyı sen uyandırırsın, doğurursun; muhatabın ister istemez sana saygı göstermek zorunda kalır… Bu işin esası budur. Türkiye’nin son 15 yılına bakalım: Öne çıktığımız iyi-olumlu bir iş, bir konu var mı? Gündeme geldiğinde Türkiye’nin hatırlandığı, bir konu, bir iş var mı? Türkiye’de insana saygı duyuluyor mu, haklarına/hukuklarına riayet ediliyor mu? İktidar, içeride ve dışarıda muhataplarına verdiği sözlerin arkasında durabiliyor mu? İçeride ve dışarıda iktidara ne kadar güven duyuluyor? İktidar, gerek içeride, gerekse dışarıda eleştiriye ne kadar açık? Türkiye’de hemen her alanda, makamların/kadroların ehil ellerde olduğunu söylemek ne kadar mümkün?  Sürekli olarak, içerideki ve dışarıdaki muhataplarını kötüleyen, aşağılayan, tehdit eden bir iktidardan söz edilemez mi? Türkiye, inandığı şeyin arkasında sonuna kadar duran, direnen bir ülke görüntüsü veriyor mu? Türkiye’nin “nasıl” bir ülke olduğu konusunda, içeride ve dışarıda, insanların kafasında çok net bir fikir var mı? Türkiye, ne yapacağı belli olmayan, geleceği belirsiz bir ülke gibi görünmüyor mu? Bir güven sorunu yok mu? Acaba, Türk ve İslam Dünyalarına mensup ülkeler de dâhil, Türkiye’yi örnek alan, Türkiye’nin peşinden giden bir ülke var mıdır? Bu ve benzeri soruların sayısı artırılabilir. Demek istenen, Türkiye muhataplarının kendisine saygı duymasını istiyorsa, dönüp önce kendisine bakmalı, eksikliklerini gidermelidir.

Mustafa Kemal Atatürk ne demiş; “Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı, hissi, fikri ve fiili olarak, bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim.”

Milliyetçiliği ayaklarımızın altına almışız (!), okullarda andımızı kaldırmışız, resmi kurumların tabelalarından “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresini çıkarmışız, milli bayramlarımızın kutlanması bir soruna dönüşmüş, devletin okullarında Türk Tarihini ve milli değerleri aşağıya doğru itmişiz, tembellik ve kısa yoldan zengin olma düşüncesi toplumsal bir hastalığa dönüşmüş, toplumda karşılıklı sevgi ve saygı kaybolmaya yüz tutmuş, ondan sonra da kalkıp bize saygı gösterin diyoruz!… Doğrusu, bunu istemek/beklemek mi, yoksa bize niye saygı duymuyorlar sorusunu sormak, cevabını araştırmak mıdır? Sayın Devlet Bahçeli, Türkiye’nin niçin saygı duyulmayan bir ülke halin geldiğini, yapıcı ve yol gösterici bir üslupla iktidara sorması gerekirken, bunu yapmıyor, muhatap devletlere bize saygı gösterin diyor!… Ben bunu, toplumdaki tembelliğin siyasete yansıması, “siyasal tembellik” olarak görüyorum. Sayın Devlet Bahçeli, iktidara usulü dairesinde soru ve eleştiri tevcih etmesi gerekirken, iktidar ile “sonuna kadar birlikte ve yan yana mücadele” edeceğiz diyor. MHP, bu suretle, yanlışa ortak edilmiş, yanlışa süreklilik kazandırmış olmuyor mu?

Sayın Devlet Bahçeli, seçim barajının düşürülmesi konusuna, bu konuşmasında da değinmiş ve özellikle vurgulayarak “MHP’nin baraj sorunu yoktur.” demiştir. Ancak ifadelerinden, % 10 seçim barajının yüksek olduğu ve aşağıya çekilmesi gerektiği yolundaki açıklamasına ilişkin yorumlardan ciddi şekilde rahatsız olduğu anlaşılmıştır. Bu yaklaşım da, doğru bir yaklaşım değildir. Eleştiri siyasetin doğasında vardır. Sayın Devlet Bahçeli’nin, duygusal yaklaştığını, muhataplarına haksızlık yaptığını; bunun da, biraz (bana göre) açıklama ile yanlış yaptığını anlamaktan ileri geldiğini düşünüyorum. Çünkü hemen insanın aklına gelen ilk soru şu; Madem MHP’nin baraj sorunu yoktu, bu açıklama niye yapıldı? MHP’nin baraj sorunu yok ise, başka partiler için “temsilde adalet ilkesini” gündeme getirmek MHP’nin üstüne vazife midir? MHP “temsilde adalet ilkesini” bu kadar içselleştirmişse, AKP iktidarı 15 yıldır kendisine oy vermeyenleri ısrarla görmezden gelirken, tabir yerinde ise “bildiğini okurken”, istediği kanunları muhalefeti dikkate almadan istediği gibi çıkarırken MHP niçin iktidar karşısında “temsilde adalet ilkesini” hatırlatmamıştır? Baraj, artık % 50+1’e çıkmışsa, MHP niçin % 10 barajına kafasını takmış, aşağıya çekilmesini istemektedir? MHP’nin HDP’ye bakışı ile, “temsilde adalet ilkesi” ve barajın aşağılara çekilmesini istemesi, MHP için bir çelişki değil midir? Sayın Devlet Bahçeli, CHP barajın % 3’e çekilmesini beyan etmesine rağmen kimsenin buna itiraz etmemesine de tepki veriyor!… Sayın Devlet Bahçeli, herhalde, oy ve sandalye sayısı itibarıyla CHP’yi MHP ile aynı durumda görüyor. Oy ve sandalye sayısının, CHP’nin yaklaşımının ilkesel bir yaklaşım olarak algılanmasına, MHP’nin yaklaşımının ise kişisel bir yaklaşım olarak algılanmasına yol açtığını göremiyor.

Sayın Devlet Bahçeli, seçim barajının % 10’nun aşağısına çekilmesini istemekle, bana göre, çok ciddi bir stratejik hata yapmıştır. Çünkü bu açıklama, her şeyden önce, daha önce de ifade ettiğim gibi siyasette AKP’ye ve yeni kurulmuş İP’e alan açacaktır. Ayrıca, AKP’ye açılan alan üzerinden AKP’nin MHP’ye olan ihtiyacında bir gerilemeye de neden olabilecektir. Sanırım grup konuşmasında, AKP iktidarı ile sonuna kadar birlikte ve yan yana mücadele edileceğini ifade etmesi, bunun farkına vardığına ve telafi etmek istediğine işaret etmektedir. Sayın Devlet Bahçeli’nin MHP’nin “sağlam tercihi” ve “şaşmaz teklifi” olarak ifade ettiği, “ihanete karşı iman, ihtilafa karşı irade, ilkelliğe karşı itibar, iftiraya karşı ihtiram” hususları da, yine sanırım, yan yana ve birlikte mücadele için AKP’ye verilmiş “çekici” mesajlardır. Çünkü MHP’nin bilinen çizgisi ve AKP’nin 15 yıllık icraatı dikkate alındığında, “ihanete karşı iman, ihtilafa karşı irade, ilkelliğe karşı itibar, iftiraya karşı ihtiram” denildikten sonra normal olarak MHP’nin AKP ile yan yana gelemeyeceği insanın aklına gelmektedir. Akla bu gelmesine rağmen, Sayın Devlet Bahçeli, özellikle vurgulayarak MHP’nin AKP’nin yanında olacağını söylüyorsa, o ifadelere AKP’ye verilmiş birlikte çalışma mesajları/vaatleri olma dışında bir anlam yüklemesi yapmak bana güç gelmektedir.

Sonuç; MHP’de değişen bir şey yok. Yönetim zafiyeti biraz daha ağırlaşmış. Gördüğüm bunlar.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ankara,15 Kasım 2017

www.ascmer.org

 

Anahtar Kelimeler: Devlet Bahçeli,  Grup Konuşması, 

MHP GENEL BAŞKANI SAYIN DEVLET BAHÇELİ’NİN 05 ARALIK 2017 TARİHLİ GRUP TOPLANTISI KONUŞMASI ÜZERİNE

  1.a. Sayın Devlet Bahçeli, dünkü (05.12.17) Grup Toplantısı konuşmasında engellilere geniş yer ayırmış; bu konudaki toplumsal bilinç uyanışına dikkat çekmiş… Tebrik ediyorum.  Ancak eksik. Bu eksiklik de, engelliler ile ilgili toplumsal bilinç uyanışındaki eksiklikten kaynaklanmış ve konuşmada ifadesini bulmuştur. 1.b. O eksiklik, engelli vatandaşın içinde yaşadığı çevrenin (yani toplumun) söz konusu bilinçlenmede ihmal edilmiş

ÖZLÜ SÖZLERDEN YENİ BİR DEMET…

“Namus ve dürüstlük gibi değerler, despotlar için gereksizdir. Onurlu davranış ise, despotlar açısından bir tehlikedir.” Montesquieu (filozof) – “Hukukun buyrukları şunlardır: Dürüst yaşamak, başkasını zarara uğratmamak, herkesin hakkını vermek.” Ulpian (hukukçu) – “İdare etmek, dürüstlük demektir. Sen doğru yönetirsen, yanlış olmaya kimse cesaret edemez.” Konfüçyüs (filozof) – “Adalet olmadan, düzen olmaz.” Albert Camus (yazar) –

NATO İÇİN KINAMA MESAJI

NATO’nun Norveç’teki Komuta Kontrol Tatbikatında, Mustafa Kemal Atatürk’ün adının “düşman liderler biyografisi” içinde yer almasını; Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin de “düşman ülke liderleriyle ‘yakın ilişki’ içinde” diye geçmesini, şiddetle kınıyorum. Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadelede karşı karşıya gelmesine rağmen, tercihini Batı’dan yana yapmış bir asker, siyaset ve devlet adımıdır. Türk Milleti, Mustafa Kemal’i

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MESAJI

Kıbrıs Türk halkının, hürriyetine ve egemenliğine sahip çıkışının ve bu mücadelesini Cumhuriyet ile taçlandırmasının 34. yılını idrak ediyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bugünlere nasıl ulaştığını çok iyi biliyor ve Kıbrıs Türk Halkının egemen varlığının simgesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, bilinçli nesillerle sonsuza kadar yaşayacağına inanıyorum.

DUYURU

ASCMER Başkanı Prof. Dr. Osman Metin Öztürk’ün kısa yorum ve değerlendirmeleri için, kendisinin twitter ve linkedin hesaplarına bakabilirsiniz.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.