SAYIN DEVLET BAHÇELİ’NİN DÜNKÜ MHP GRUP TOPLANTISI KONUŞMASI ÜZERİNE

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, her hafta olduğu gibi, bu hafta da Salı günü (10 Ekim 2017) Grup Toplantısı konuşmasını yapmıştır. Bu konuşma da, önceki konuşmalardan pek farklı olmamıştır. Konuşmayı dinlerken ve sonradan konuşma metnini okurken, bir siyasal parti ve o siyasal partinin genel başkanı algısından çok, milliyetçi duruşu çok belirgin bir sivil toplum kuruluşu ve o sivil toplum kuruluşunun genel başkanı algısı edinilmiştir. Konuşmaya, yine duygusallık ve hamaset hâkimdi. Her zamanki gibi, kamuoyunda “süslü” ya da “beylik” olarak nitelenen kelimelerin kulağa hoş gelen “kafiyeli” kullanımına dayalı ancak, “siyaset yapma” bağlamında anlamlı olmaktan uzak bir konuşmaydı. Önceki hafta yapılan konuşmaya göre, belki bir fark olarak, Mustafa Kemal Atatürk vurgusunun kendini belli ettiği söylenebilir.

Sayın Devlet Bahçeli; konuşmasındaiddiası budananların, iradesi buharlaşanların, ülke ve milli ilkeler adına söz söyleme haklarının olamayacağını, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in büyük ülkülerinin olduğunu, …  tevazuu elden bırakmadan, temkinden uzaklaşmadan, tedbirden korkmadan, büyük hedefler peşinde koşmanın, şuurlu insan ve toplumlara has olduğunu” ifade etmiştir. Buna, kimsenin itirazı olabilir mi?  Ancak amacı iktidar olmak olan, ülkeyi yönetmeye talip olan bir siyasal parti için, bu tespitler ne kadar yeterli kabul edilebilir? Sadece bazı tespitler ile iş bitiyor mu? Gündemdeki konuların hepsinin enine-boyuna araştırılması, incelenmesi ve bundan, hem kamuoyu ile paylaşılacak, hem de iktidar olduğunda o konuda hatırlanacak sonuçların çıkarılıp bir kenarda tutulması suretiyle, söz konusu tespitlerin tamamlanması gerekmez mi? Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasında buna işaret eden hiçbir husus bulunmamaktadır. Bir örnek olarak, önceki grup konuşmasında, MTV zammı konusunda çalışılacağı, bir hazırlık yapılacağı ifade edilmişti. Beklenirdi ki, bu çalışma/hazırlık bu grup toplantısında kamuoyu ile paylaşılsın!.. Hatırlanmadı bile…

Oysa grup toplantısı konuşmaları bağlamında bir siyasal partiden beklenen; bir önceki haftanın konuşmasında nelere değinildiğinin unutulmaması, geçen bir haftada o konularda neler yapıldığının takip edilmesi ve bu haftaki konuşmada o konulardan hangilerine ne şekilde yer verilmesi gerektiği olmalıydı. Bu da doğal olarak, “söylem var, icraat yok” algısına yol açmaktadır. Sahip olduğum kanaat, Balgat’ın, Sayın Devlet Bahçeli’nin sözlerinden çıkarılabilecek bir çalışma içinde olmadığı yönündedir. Bu, MHP’nin iyi yönetilemediğinin de işaretlerinden biridir. Ülkenin içinde bulunduğu mevcut koşullarda, MHP teşkilatının daha çalışkan, daha üretken ve daha dinamik olması gerekmez mi? Bu koşullarda, bir muhalefet partisi olarak MHP’ye düşen, iktidarı yanlışlarında eleştirmek, tabanına ve kamuoyuna iktidara hazır olduğu mesajını vermek değil midir? Sayın Devlet Bahçeli’nin ifadesi ile, “Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in büyük ülküsü”, bunu gerektirmiyor mu? Ne yazık ki, görünen bu değil… Yok, eğer “Balgat çok çalışıyor ancak, çalışmasını dışa vuramıyor” ise, bu da yine MHP’deki zafiyetin bir başka boyutu olacaktır.

Sayın Devlet Bahçeli, konuşmasında, MHP’nin geçtiğimiz pazar günü Ankara’da gerçekleştirdiği “Kerkük Sevdalıları” etkinliğine birçok açıdan geniş yer vermiştir. Güzel ve yerinde bir etkinlik idi. Ancak bu, abartılmış ve abartılması da yanlış olmuştur. Her şeyden önce etkinlik bir “kapalı spor salonu” etkinliğiydi. Ne büyük bir “meydanda”, ne de aynı anda Türkiye’nin birçok şehrinde gerçekleşmiş bir etkinlikti. İkincisi ve daha önemli olanı, bu etkinliğe “gelen on binlerin, gelemeyen milyonların, coşkuyla Türkmen kardeşlerimizin haklı davasına omuz vermesinin” onların sorununu çözmediğidir. “Türkmeneli”nin sorununu çözecek olan siyasal iktidardır. Ve “iktidara yakın duruşu” nedeniyle MHP’den bunu yapması beklenir. Peki, MHP, “yakın duruşuna” rağmen, iktidarın Türkmenli’nden gelen feryada kulak vermesini sağlamış mıdır? Hayır. İktidar Türkmenli’nden gelen feryadı duymamakla kalmamış, MHP İdlib’ten gelen “başka” feryada kulak veren iktidara desteğini açıklamıştır. Nerede kaldı Balgat’ın Ankara’daki kapalı spor salonunda yükselen Türkmen/Türkmeneli sevdası!… Ortadoğu Gazetesi’nin bugünkü (11 Ekim 2017) nüshasının 10. sayfasında, Irak Türkmen Cephesi Genel Başkanı Erşad Salihi’nin bölgeye ilişkin ciddi uyarısı ve Türkiye’ye ilişkin ciddi bir çağrısı var. Acaba İdlib konusunda iktidara kulak veren MHP Genel Merkezi, bu çağrıya kulak verilmesi için “yakın durduğu” iktidar nezdinde bir girişimde bulunmuş mudur? Bulunmuşsa, olumlu bir sonuç elde etmiş midir? Bana göre, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in içindeki büyük ülkü ve bu ülkünün içinde saklı olan şuur, samimiyet ve ciddiyet, tam da buradadır. Onun içindir ki, “Kerkük Sevdalıları” buluşması, MHP’nin kan kaybettiği gerçeğini, hem değiştirmemekte, hem de bu gerçeğin üzerini örtememektedir. Bunu söylerken, kimse sanmasın ki, bu satırların yazarı, MHP’deki yönetim zafiyetine seviniyor ya da bundan kişisel çıkar elde etme peşinde… Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda, ülke için ümit olması gereken MHP’nin bu konumdan çok uzak bir görüntü vermesi, bizim için üzüntü kaynağıdır. Çünkü biz, ülkenin bu karanlık günlerinde MHP’yi ümit ışığı olarak görenlerden, MHP’ye bel bağlayanlardanız. Bu satırlar da, anlayanlar için bunun delilidir.

Onun içindir ki, benim gibi MHP’yi eleştirenlerin ve/veya MHP’nin kan kaybetmekte olduğunu ileri sürenlerin, “toptancı” bir anlayışla kötü niyetli sayılması, hem vicdanen, hem de siyaseten yanlıştır…

Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasında, “kötü niyetliler” için sıralanan olumsuz “nitelikler(!)”, MHP’nin bir siyasal bir parti olduğu gerçeği ile bağdaşmamaktadır; hele bir muhalefet partisi olma gerçeği ile hiç bağdaşmamaktadır. Çünkü hem eleştiri siyasetin doğasında olan bir husustur, hem de eleştiri sayesinde gidilen yolun doğru mu yanlış mı olduğu öğrenilir, eleştiri buna imkân verir. Keza siyasal partiler, “itici”, “ayrıştırıcı” ya da “dışlayıcı” olmak gibi bir lükse de sahip değillerdir. Çünkü siyasal parti olma gerçeği, bu tür nitelemeler üzerinden “küçülmeyi” değil, hoşgörü ve yararlanma anlayış üzerinden “büyümeyi” gerektirir. İktidarın, büyümenin bir ürünü (sonucu) olduğu unutulmamalıdır.

Endişem ve biraz da isyanım, MHP’den ayrılanların/gidenlerin ya da MHP’yi eleştirenlerin hep haksız görülürken, Balgat’ın bunların hepsinde kendisini haklı görmesinedir!… Balgat’taki bu yönetim ve siyaset yapma anlayışının devam etmesi halinde, bana göre, belki kişiler için söz konusu olmaz ama, kurum olarak MHP’nin “duvara toslaması” kaçınılmazdır.  MHP, Sayın Devlet Bahçeli’nin de ifade ettiği üzere, “Türkiye’nin son siperi, son kalesi”dir. Bu sipere, bu kaleye halel gelmesine seyirci kalamam…

Benim durduğum yer bellidir. Ben, ne “Brüksel’de Avrupalı”, “Washington’da Amerikalı”, “Erivan’da Ermeni”, “Irak’ın kuzeyinde Peşmerge” oldum, ne de bu olanların “yanında” durdum. Balgat’takiler, MHP’den ayrılanları ve MHP’yi eleştirenleri “çirkin” ve üzücü” ifadelerle karşılarına almak ve bunun için vakit harcamak yerine, biraz da dönüp kendilerine bakmayı ve nerede durduklarını sorgulamayı düşünmelidirler.

Bir tarafta Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasındaki, “barışma”, “kucaklaşma” “Türkiye ve Türk milleti değerleri etrafında birliğe, beraberliğe, ebedi buluşma” ve “kucak açma” ifadeleri; diğer tarafta ise, MHP’den ayrılanlar ve MHP’yi eleştirenleri için kullanılan “çirkin” ve üzücü” ifadeler… Üstelik bunların ikisi de aynı konuşma içinde geçiyor. Yaman bir “tezat” değil mi? Ve MHP’deki yönetim zafiyetine işaret etmiyor mu? Hem dinimiz, hem Milliyetçi-Ülkücü duruş, “çirkin” ve “üzücü” ifadeleri, hele kim olursa olsun “bela okumayı”, “beddua etmeyi” dışlamıyor mu? İnancımız, iyiliklerin ve güzelliklerin aydınlatılmasını, kötülüklerin ve çirkinliklerin karanlıklarda bırakılmasını öngörmüyor mu? Başkalarını kötüleme üzerine belirginleşmiş bir “siyaset yapma” anlayışı, doğru mudur?

Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasında, başka tezatları çağrıştıran daha başka hususlar da vardır. Sayın Devlet Bahçeli, konuşmasının bir yerinde “Bize ne işiniz var Kerkük’te diyorlar, ama ABD’ye dönüp ne arıyorsunuz Irak’ta, ne geziyorsunuz Suriye’de demiyorlar, diyemiyorlar.” Bu ifade karşısında, Türkiye’nin örneğin Somali’de, Katar’da ya da İdlib’de ne işi var diye sorulmaz mı? Üstelik Başbakan Sayın Binali Yıldırım, açıkça milli güvenliğimize yönelik çok ciddi tehdit söz konusu diyor iken. Bunu sormak, muhalefet partisi olarak, MHP’ye düşmez mi? Balgat, Irak Türkmen Cephesi Genel Başkanı Erşad Salihi’den gelen feryadı da duymamış olacak ki; Kerkük dururken Türk askerinin İdlib’e gitmesine ses çıkarmadığı gibi, buna destek de vermiştir. Sayın Devlet Bahçeli; Erbil merkezli gelişmeler ülkenin milli güvenliğini tehdit ederken,  bölge çok ciddi gelişmelere adeta “gebe” iken, İdlib konusunda iktidara destek vermek yerine, iktidarı, Türkiye’nin gücünün daha fazla bölünmemesi konusunda uygun şekilde uyarması daha iyi olmaz mıydı? Bu tür uyarılar, demokratik-çoğulcu toplumlarda muhalefet partilerinin olağan işlevlerinden değil midir? Ve bu, kamuoyu nezdinde MHP’nin ciddiyetine ve kamuoyunun güvenini kazanmasına hizmet etmez mi?

Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasında İdlib’e ayırdığı kısmın Balgat’ta yapılmış özel bir çalışmanın ürünü olup olmadığını merak ediyorum. Eğer özel bir çalışma yapılmış olsaydı, MHP en azından bu konuda sessiz kalırdı diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin ve bölgenin mevcut koşullarında, İdlib angajmanı doğru bir adım olarak görülmemektedir. MHP; Türkiye’yi, bölgeyi ve Dünyayı güncel durumu ile algılamakta sıkıntı çektiği görüntüsü vermektedir ki; bu, zafiyet demektir.

Konuşmanın içeriğinden, ABD’nin Türkiye’deki vize hizmetlerini askıya alması tam olarak anlaşılmadan bu konunun Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasına dâhil edildiği izlenimi edinilmektedir. Bu da, yine MHP’nin yönetim ve “siyaset yapma” anlayışındaki zafiyete işaret eden bir husustur. Çünkü Sayın Devlet Bahçeli, kamuoyu kendisinden konuya ilişkin bir şeyler öğrenmeyi beklerken, bu konuda kamuoyuna sorular soruyor. Adeta bu konu üzerinde henüz kendilerinin çalışmamış oldukları mesajını kamuoyuna veriyor. Üzerinden yeteri kadar çalışılmamış bir konunun, bu tür konuşmalara bu şekilde dâhil edilmesi, doğru mudur? Dahil edilmesini nasıl anlamak uygun olur?

Sayın Devlet Bahçeli, konuşmasının son bölümünde ise; “Ampute Futbol Milli Takımımızın, Avrupa Şampiyonası final maçında, İngiltere’yi 2-1 yenerek Avrupa Şampiyonu olmasından” duyduğu gururu belirtmiştir. Bunu söylediği zaman, beklemiştim ki, Sayın Devlet Bahçeli, Türk Futbolunun, Futbol Federasyonun ve Türk Milli Futbol Takımının içinde bulunduğu olumsuz duruma da değinsin. Değinmedi. Bu da, bir başka tezat… Hem konuşmanın önceki bölümlerine hâkim olan yaklaşımla uyumlu değil, hem de muhalefet partisi gerçeği ile örtüşmüyor. Ülkenin içinde bulunduğu kötü durum, doğal olarak Türk Futboluna da yansımış, futbolda da kendisini gösteriyor, MHP’de bu durumu iyi bilenler var, fakat konuşmada buna değinilmiyor! Sayın Devlet Bahçeli konuşmasının önceki bölümlerinde, adeta “kötü” ve “olumsuz” hususlara “fener” tutmuş iken, burada “iyi” ve “olumlu” olana fener tutmuştur. Siyaseten, ilki ne kadar yanlışsa, ikincisi, de o kadar eksiktir/yanlıştır diye düşünülmektedir.

Bu tür konuşmalar, medya üzerinden -üstelik canlı olarak- yayınlandığı için, partilerin seslerini kamuoyuna duyurmalarına aracılık eder. Önemlidir. Partiler, bu konuşmalar üzerinden halka, bir anlamda, “ülkenin ve senin sorunlarını biliyorum, o sorunları ben çözerim, ilk seçimde bana oy ver” mesajını verirler.

Bu açıdan bakıldığında, MHP’de değişen bir şeyin olmadığı görülmektedir. Bu grup konuşmasında da, “Kerkük”, “Misak-ı Milli”, “İdlib” ve “Vize krizi” konuları işlenmiş; toplam 3.317 sözcükten oluşan konuşmada, bunlar dışında 37 sözcük ile sadece Ampute Futbol Milli Takımımızın başarısına değinilmiştir. Başka bir konu yok. Ne ülke ekonomisinin durumuna değinilmiş, ne eğitimdeki sorunlara dikkat çekilmiş, ne Nüfus Kanunu’nda yapılması öngörülen Müftülüklerin nikâh kıyması konusunda MHP’nin ne düşündüğüne yer verilmiştir. Değinilen konularda da, öne çıkan somut ve ciddi bir çözüm önerisi yoktur.

Söz konusu konuşmada ifadesini bulan Balgat’taki yönetim ve “siyaset yapma” anlayışı, ne siyasal parti gerçeği ile, ne de MHP’nin misyonu/değerleri ile bağdaşmaktadır. MHP’ye “yazık” etmeyin, MHP’ye bel bağlayanların ümidini boşa çıkarmayın… Bir öz eleştiri çok mu zor?

Dostlar kusura bakmasın; önce ülkem…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ankara, 11 Ekim 2017.

www.ascmer.org

 


ZAFER AYI, ZAFER HAFTASI VE ZAFER BAYRAMI MESAJI

30 Ağustos Zafer Bayramı denilince hemen akla; 1922 yılının 26 Ağustos’unda başlayan ve 30 Ağustos’unda Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Büyük Taarruz)  gelir. Ancak 30 Ağustos Zafer Bayramı, sadece “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”nde (Dumlupınar’da) kazanılan zafere, Büyük Taarruz’a işaret etmez. Hem Büyük Taarruz içinde cephelerde kazanılmış zaferler, hem de Türk Tarihinde, Ağustos ayı içinde kazanılmış,

KURBAN BAYRAMI MESAJI

ASCMER olarak, takipçilerimizin Kurban Bayramlarını en iyi dileklerimizle kutluyor, kendilerine esenlik dolu günler diliyoruz. 16 Ağustos 2018. Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Başkan

1974 KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI’NIN YILDÖNÜMÜ MESAJI

Kıbrıs Türklerinin kendi topraklarında egemen olmasının, özgür ve bağımsız olarak yaşamasının önünü açan 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 44. yıldönümünde; başta “Kıbrıs Davası”nın asla unutulmayacak ismi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin “Kurucu” Cumhurbaşkanı “Gazi” Rauf R. Denktaş olmak üzere, bu harekata katılarak, harekatta şehit düşen, gazi olan ve ter döken Türk Silahlı Kuvvetleri ve Kıbrıs Türk Mukavemet

BU MÜNHASIRAN BİR “8 TEMMUZ” YAZISIDIR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.