SAYIN DEVLET BAHÇELİ, “ATA”; KONUŞMASI DA, “NUTUK”-“HİTABE”!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

I. Gazeteci Sayın Mustafa Önder, Türkgün’deki köşesinde, iki gün[i], “Devlet Ata Hitabesi!-(I)” ve “Devlet Ata Hitabesi!-(II)” başlığı altında, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Aralık ayının son haftasında MHP İl Başkanlarına yaptığı konuşmayı işlemiş… Sayın Önder, bu iki yazısında, konuşmasından hareketle Sayın Bahçeli ile ilgili ilginç (!) nitelemelerde bulunmuş… Gayri ihtiyari, Sayın Bahçeli İl Başkanları Toplantısı’nda ne konuşmuş diye merak ettim. Bu konuşmanın metnine MHP’nin resmi web sayfasından ulaşamadım. Fakat MHP’nin resmi web sayfasında, Sayın Bahçeli’nin, bu toplantı sonrasında, 24 Aralık 2020 tarihinde yaptığı “basın açıklaması”nın metni[ii] vardı, bu metne baktım. Sanırım, Sayın Önder de bu metin üzerinden yazmış.

II. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli söz konusu basın açıklamasında neler söylemiş, gelin önce buna bakalım. Sayın Bahçeli’nin söylediklerine ilişkin görüşlerim ve değerlendirmem, her ifade için, o ifadenin sonunda parantez içinde belirtilmiştir.

Sayın Bahçeli demiş ki;

1. “Adamın adamı değil, davasının adamı olanlar; …” (Bir bu ifadeye bakın, bir de Sayın Bahçeli’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği açık ve net desteğe bakın; sonra da lütfen şu soruyu bir düşünün: “davasının adamı” ifadesi ile bir örtüşmeden söz edilebiliyor mu?)

2. “Ülküsü olanların, ülkesi için yapacağı fedakârlıklarda eşik ve sınır yoktur.” (Lütfen bir düşünün, “üç-beş müteahhit” ve “Sünni siyasal İslam peşinde koşma” ile ilişkilendirilen AKP/Sayın Erdoğan iktidarına Sayın Bahçeli’nin verdiği destek, “ülkü” ile bağdaştırılabiliyor mu ve Türkiye için yapılmış bir “fedakarlık” olarak görülebiliyor mu?)

3. “… siyaseti bir yönüyle insan kazanma sanatı olarak görmekteyiz.” (O zaman sorulmaz mı, MHP niçin ayrıştırıcı/kutuplaştırıcı bir siyaset diline sahip AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek veriyor, Sayın Bahçeli niye AKP/Sayın Erdoğan iktidarını çağrıştıran ayrıştırıcı/kutuplaştırıcı siyaset dilini kullanır oldu?)

4. “Ülkücü, Ülkücünün deniz feneridir.” (Eğer öyle ise, MHP’nin AKP/Erdoğan iktidarının yanında işi ne, MHP’deki savrulma-erime ne oluyor, “oğul Türkeşler” de dâhil AKP’de, İP’te, CHP’de, DP’de ve diğer partilerde yer alan eskiden MHP’de bulunmuş kendilerini hala ülkücü gören çok sayıda siyasetçiyi nasıl anlamalı? Sayın Bahçeli, “deniz feneri” işlevini yerine getirmiş diye düşünülebiliyor mu?)

5. “Kendi aklını kullanacak cesareti gösterenler, milletin ruh köküyle eklemlenmeyi bilenler, ne bir engele takılırlar, ne de zifiri bir karanlığa teslim olurlar.” (Bu ifadeden yol çıkılırsa, Sayın Bahçeli’nin Türklüğe-milli değerlere bakışı belli AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği destek, “milletin ruh köküne eklemlenme” oluyor. Peki, böyle görülebiliyor mu? Tek başına iktidar hedefi unutulup AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek verme, “aklını kullanacak cesareti gösterme” midir?)

6. “Bir dava adamı, … bilir ve itimat eder ki, her akşamın bir sabahı, her yokuşun bir inişi, her zorluğun bir kolayı, her kahrın da bir lütfu olacaktır.” (Bu ifade, bana, Sayın Erdoğan’ın, “Müminin görevi ,… yoklukta sabretmektir. Gerçek mümin acıyı bal eyleyendir.” sözünü hatırlattı. Ülkesel, bölgesel ve küresel koşullar MHP’nin tek başına iktidar olmasına elverişli gözükürken, bu ve benzeri ifadeler, MHP İl Başkanlarından Cumhur İttifakında yer almaya rıza göstermelerini ve sabretmelerini istemek değil midir? Bir, eğer öyle ise, bu, Cumhur İttifakı’nda yer almak için önceden teşkilatın rızasının alınmadığı anlamına gelmez mi? İki, tek başına iktidar hedefinin bu suretle ve en hafifi ifade ile “ötelenmesi” doğru mudur?)

7. “Bizim içim siyaset koltuk, makam ve para aracı değildir.” (İfade doğru. Fakat uygulama? Sayın Bahçeli’nin Cumhur İttifakında “koltuk, makam, para” için yer almadığına inanıyorum ama, kime destek veriyor? Sayın Bahçeli’nin destek verdiği AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile ilgili genel algı nedir? AKP/Sayın Erdoğan iktidarının siyaseti “koltuk, makam ve para aracı” olarak gördüğü algısı toplumda giderek öne çıkan bir algı değil midir? Sayın Bahçeli’nin “koltuk, makam, para” ile işi yok ama, bunlarla işi olduğu algısı belirgin bir iktidara destek veriyor!… Toplumda çok iyi bilinen, “Bana arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim” sözü ile hukuktaki “yardım ve yataklık” kavramı aklıma geliyor. Sayın Bahçeli, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek vermekle, MHP’yi, Milliyetçi-Ülkücü Harekete dâhil camiayı, siyaseti “koltuk, makam ve para aracı” olarak gördüğü algısına yol açmış AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile aynı kefeye koymuş olmuyor mu? Sayın Bahçeli, bunun siyasal sonuçlarının farkında mıdır? Lütfen bir düşününüz.)

8. “Siyaset milli yükselişin, milliyetçi silkinişin, demokratik irkilişin, fertten topluma, buradan da millete kadar uzanan sosyal ve ekonomik toparlanışın ağırlık merkezidir.” (İfade doğru. Fakat uygulama? Türkiye’de durum? Lütfen Sayın Bahçeli’nin bu ifadesini ülkeye hâkim mevcut siyaset anlayışı ile birlikte bir düşününüz; mevcut siyasetin “ağırlık merkezi”, Sayın Bahçeli’nin ifade ettiği gibi mi, ve Sayın Bahçeli bu nedenle AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek veriyor diye düşünülebiliyor mu? Değilse, Sayın Bahçeli niye Cumhur İttifakının bir parçası oluyor, diye sormak gerekmez mi?)

9. “Milliyetçi-Ülkücü Hareket, Türk siyasetinde ilkenin ve istikrarın simgesidir. … sağlam duruşun sedası, devleşmiş dirayetin sembolüdür. … milletin gür sesi, Türklüğün güçlü nefesidir.” (İfade çok güzel. Bir itirazım zinhar olamaz. Fakat uygulama tersini söylüyor. Niye? Milliyetçi-Ülkücü Harekette bir bütün olarak bakıldığında savrulma çok açık olarak görülebiliyor. Bir tarafta döneminde Türklük-milli değerler konusunda yaşananlar belli AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek veren Sayın Bahçeli, diğer tarafta Milliyetçi-Ülkücü Hareket ile anılan çok sayıda ismin MHP’den kopmuş olması ve MHP tabanındaki erime… İlke, istikrar, sağlam duruş, devleşmiş dirayet, MHP Genel Başkanı sıfatıyla Sayın Bahçeli’nin şahsında ifadesini bulmalı ki savrulma olmasın, diye düşünmekte haksız mıyım?)

10. “Esaret ile emanetin birlikte var olamayacağına inanan bir uyanışın, ufuk ötesini gören bir mizacın tarafıyız.” (Hiç şüphesiz, yürekten katıldığım bir ifade. Fakat bir MHP’deki erimeye, bir de Sayın Bahçeli’nin verdiği AKP/Sayın Erdoğan iktidarında ülkenin bugün gelmiş olduğu noktaya bakınca, maalesef o mizacın izleri görülemiyor. Bu takdirde, ister istemez sizin de aklınıza, acaba “esaret” mi var, sorusu gelmez mi?)

11. “Millet oldukça biz varız.” (Hiç şüphesiz, doğru bir İfade. Fakat uygulamada, bu ifade ile çelişir bir tablo var. Sayın Bahçeli, ayrıştırıcı-kutuplaştırıcı siyaset diline sahip AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek vermekle kalmıyor, artık kendisi de bu dili kullanıyor gözüküyor. Siyasette bu dilin kullanımının yaygınlaşması, birlik ve beraberliği tahrip etmez mi, bu tahribat millet olgusunu eritmez mi?)

12. “Türklük yaşadıkça Milliyetçi Hareket Partisi yürüyecek…” (Bu nasıl bir ifade, gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi, Türklüğün yaşamasından ayrı olarak düşünülebilir mi? Milliyetçi Hareket Partisi, Türklüğü yaşatma misyonuna sahip bir parti değil mi? MHP’nin Anayasanın değişmez maddelerine sahip çıkışı, bu misyonun bir ifadesi değil midir? Dahası, fazlası var. AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, Türklüğe bakış belli değil mi? Bu çıkış noktası alınarak, MHP’deki erime, bu iktidar dönemindeki bu bakış ile ilişkilendirilebilir mi? Yine bu çıkış noktası alınırsa, Sayın Bahçeli’nin bu ifadesi ile, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği destek çelişmiyor mu? Sayın Bahçeli, “söyledikleri ile yaptıkları çelişen” durumuna düşmüş olmuyor mu?)

13. “Biz, ne söylediğimizi bildiğimiz kadar, ne istediğimizi de biliyoruz. Halkı dinleriz, Hakkı söyleriz, hakkımızı isteriz.” (Sayın Bahçeli’nin bir bu söylediğine, bir de AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği desteğe ve kullandığı ayıştırıcı/kutuplaştırıcı dile bakıldığında, gerçekte ne istediği anlaşılamıyor. Söylenen ile uygulama arasında örtüşmeme var. Sayın Bahçeli’nin, halkın sesine değil AKP/Sayın Erdoğan iktidarının sesine kulak verdiği ve bu iktidara göre Milliyetçi-Ülkücü Harekete “istikamet” çizdiği, olaylardan-durumdan çıkarılmıyor mu? Milletvekilleri halkı temsil ediyorsa, Sayın Bahçeli milletvekillerini temsil ettiği halkın sesine kulak verdiler diye “disipline” sevk ediyorsa, “halkı dinlemek”, “Hakkı söylemek” nerede kaldı denilmez mi? Bir de “hakkımızı isteriz” ifadesi var ki, bu da bana göre “tuhaf” bir ifade. “Hakkımızı isteriz” de ne demek? Bu, teslimiyetçilik işareti değil midir? Herkes bilir ki, hak “sökülüp alınır.” Sayın Bahçeli’nin bu ifadesinden hareket edilir ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Milli Mücadele’yi başlatmak yerine, işgalcilere gidip “hakkımızı isteriz” demesi gerekirdi!… Sayın Bahçeli’nin bu ifadesi, “son kale”ye hiç yakışmamış, tuhaf bir ifadedir.)

14. “Tutarlıyız, tedbirliyiz, temkinliyiz, ama … dev aynasında poz veren sahtekârların da tam karşısındayız.” (Kulağa hoş gelen bir ifade ama, bunu söyleyen Sayın Bahçeli, “sahtekarlıklar” ile “yalanlarla” anılan ya da ilişkilendirilen AKP/Sayın Erdoğan iktidarının yanında, bu iktidara açık ve net destek veriyor!… Çelişki açık değil mi? Ya da tutarlılık var mı?)

15. “Milliyetçi Hareket Partisi, … demokrasi mücadelesini yurdumuzun dört bir köşesinde sürdürmektedir.” (İfade çok güzel. Peki, durum bunu teyit ediyor mu? Bir, Sayın Bahçeli, ağır ve yoğun bir demokrasi eleştirisine muhatap AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek vermiyor mu? İki, Sayın Bahçeli’nin bu desteği, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının demokrasiyi görmezden gelen siyaset anlayışını sürdürmesine yol açmıyor mu? Üç, MHP “parti içi” demokrasiden yoksun bir görüntü verirken, Sayın Bahçeli’nin “demokrasi mücadelesi”nden söz etmesi ne kadar anlamalı olabilir? Dört, Sayın Bahçeli yönetimindeki MHP, “yurdun dört bir yanında” nasıl bir demokrasi mücadelesi veriyor, bunu da ayrıca insan merak ediyor!… Beş, herkes biliyor ki, Sayın Bahçeli, nadiren MHP Genel Merkezi ve Ankara dışına çıkar.)

16. “Ellerine aldıkları kazma kürekle Türkiye’nin kuyusunu kim kazıyorsa, Türk milletine kimler zilleti reva görüyorsa bunu engelleyecek ve bunun hesabını birer birer soracak Milliyetçi Hareket Partisi’dir, Cumhur İttifakı’dır.” (Ülke ekonomisinin durumu ortada, toplumdaki ayrışma/kutuplaşma gözler önünde, dış politikada gelinen nokta biliniyor, Türkiye sorun üreten ya da sorunun parçası olan ülke görünümünde, yalnız-dışlanmış, hangi devletlerin Türkiye’yi hedef alan PKK/YPG terör örgütüne destek verdiği belli, bu belli olmasına rağmen kimin bu devletin/devletlerin peşinden koştuğu da belli… Bunların hepsi AKP/Sayın Erdoğan iktidarında oluyor… Ve Sayın Bahçeli, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına açık ve net destek veriyor!… Sayın Bahçeli, hem “hesap sorulacaktır” diyor, hem de siyaseten “hesap verecek” iktidara destek oluyor!… Yetmiyor, iktidarın yanında yer almak suretiyle kendisini/MHP’yi de siyaseten “hesap verecek”lere eklemliyor!… Sorulmaz mı, Sayın Bahçeli, Milliyetçi-Ülkücü Harekete neyi reva gördüğünün farkında mı, diye…)

17. “Demokrasiyi istismar edenlere, demokratik kültürü lekeleyenlere, esas itibariyle en iyi cevabı, yapılan il ve ilçe kongrelerimizle vermeyi başardınız.” (Acaba il ve ilçe kongreleri nasıl yapıldı? Madem MHP “demokrasiyi istismar edenlere, demokratik kültürü lekeleyenlere” karşı, o zaman Sayın Bahçeli’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile işi ne? Bunlar, sorulmasın mı?)

18. “Bizim nerede olduğumuzu soranlara, diyorum ki, her yerdeyiz, … Dildeyiz, dilekteyiz, duadayız, mazlum yüreklerdeyiz.” (Lütfen elinizi vicdanınıza koyarak bu ifadeyi bir sorgulayınız: MHP’deki savrulma ve erime, Sayın Bahçeli’nin bu ifadesini doğruluyor mu?)

19. “Birleştirici, bütünleştirici bir yaklaşımla sorumlu ve duyarlı bir siyaset takip eden muazzam bir millet eseriyiz.” (Yine lütfen elinizi vicdanınıza koyarak söyleyiniz: Sayın Bahçeli’nin siyaset dili, artık “birleştirici”-“bütünleştirici” mi? Türk Milleti, hiç şüphesiz muazzam (çok büyük) bir millet… Eğer MHP bu muazzam milletin eseri ise; Sayın Bahçeli’nin, Türklüğün ve milli değerlerin saldırılara maruz kaldığı AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, bu iktidara açık ve net destek vermesi size anlaşılır geliyor mu? MHP’deki savrulma ve erime hatırlandığında, Sayın Bahçeli’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği destek, MHP için, “bindiği dalı kesme” anlamına gelmiyor mu?)

20. “Durmayacağız, yorulmayacağız, beklemeyeceğiz, gecikmeyeceğiz, kızılelmanın ilkeleriyle, ülkülerimizin heyecanıyla mücadeleye sonuna kadar devam edeceğiz.” (Kulağa çok hoş gelen bir ifade… Ancak bu ifadeler artık fazla inandırıcı gelmiyor. Çünkü yapılanlar-durum ortada. Herkes biliyor ki, “yapılanlar, yapılacakların teminatıdır.” Sayın Bahçeli, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek vererek “yürümeyi” tercih etmiş gözüküyor. Tek başına iktidar olma yolunda, bütün yurtta, kızılelma’nın/ülkünün verdiği heyecan ile, yorulmadan çalışma, maraton, tercih edilmemiştir. İfade güzel, uygulamaya dair tablo tembelliği, kolaycılığı, hedeften uzaklaşmayı çağrıştırıyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkmak böyle mi olur?)

21. “Biz yaparsak en iyisini yaparız. Siyasetin dar labirentlerine sıkışmadan Türklüğün ve Türk milletinin özlemlerini seslendireceğiz.” (İfade güzel de, durum da ortada!… Sayın Bahçeli, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek vermek suretiyle, Türklüğün ve Türk milletinin özlemlerini seslendireceğini ve “en iyisini yapacağını” mı düşünüyor!.. Her konuşmasında dikkat çekici atasözleri-deyimler kullanan Sayın Bahçeli, belli ki, “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez” ve “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” atasözlerini hatırlamamış… Sayın Bahçeli, niçin MHP’yi “tek başına iktidara” taşıyıp, Türk milletinin özlemlerini hayata geçirme yolunda en iyisini yapacağız demiyor!… Bu, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin hedefi değil mi? Niçin dile getirerek bu hedefi canlı-tabanı zinde tutmuyor? Vaz mı geçildi!…)

22. “Zalimlere el sallayıp ‘Görün bizi’ demek adamlık değildir, mertlik değildir, insanlık değildir, erdemli bir tavır hiç değildir, vatan ve millet sevgisiyle de asla bağdaşmayacaktır.” (Sayın Bahçeli bu ifadeyi, ABD’de Başkan seçilen Joe Biden ile ilgili iç politikaya dair gelişmeler bağlamında kullanmıştır. Doğru bir ifadedir. Katılırım. Ancak bunu yaparken, içeride Sayın Bahçeli’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarına zaman zaman gönderme ihtiyacı duyduğu Cumhur İttifakına bağlılığına işaret eden “selamları”-“mesajları” da aklıma geliyor, bunlar ne olacak, bunlar için ne demeli?)

23. “Türklüğü, Atatürk’ü, Türk milletini, mevcut vatandaşlık tanımını Anayasa’dan çıkaracak bir melun henüz dünyaya gözlerini açmamıştır.” (Sayın Bahçeli, böyle diyor ama, destek verdiği AKP/Sayın Erdoğan iktidarında daha önce yaşanmış olanları, herhalde hatırlamıyor. Türklük, Türk’ün atası Gazi Mustafa Kemal Atatürk, AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, hala hedef alınmakta, aşındırılmakta, bu işin sistemli bir şekilde sürdürülmekte olduğu algısı edinilmektedir. Hal böyle iken, kendisi bu ifadeyi kullanmış iken, Sayın Bahçeli nasıl oluyor da AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek veriyor, diye sorulmaz mı? )

24. “Tavsiyemiz, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarıyla vakit kaybetmesinler. Millet kararını vermiştir. İş bitmiştir. Perde kapanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin geleceğidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi parlak Türk asırlarının yol haritası, milli birlik ve kardeşliğin, devletin istikrar ve dengesinin yegâne güvencesidir.” (Sayın Bahçeli, hem demokrasi mücadelesinden söz ediyor, hem de “güçlendirilmiş parlamenter sistemi” unutun diyor. Bununla da kalmıyor, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem isteklerini, “dayatma” ve “fasa fiso” olarak niteliyor. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ni getiren halk, isterse bundan vazgeçip “güçlendirilmiş parlamenter sistem”e döner demiyor. Kendisi “geleceğe dikiz aynasından bakılmaz” diyor ama, geleceğe bakarken “dikiz aynası”na göz atılmasının kazayı-kayıpları önleyeceğini görmüyor. Eğer “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin bugüne kadarki uygulaması “dikiz aynası” kabul edilir ise; Sayın Bahçeli, bu aynaya bakmıyor, dolayısıyla ciddi bir kazaya-kayıba adeta davetiye çıkarıyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi’nin, niye Türk asırlarının yol haritası, niye milli birlik ve kardeşlik ile devletin istikrar ve dengesinin güvencesi oluyor, bu belli değil. İzahı yok. Sayın Bahçeli, “biz araştırdık, ilgili uzmanlara bir rapor hazırlattık, o rapor bunu söylüyor, raporu arkadaşlarım sizlere dağıtacak” demiyor. Konu, gerçekten önemli ve Sayın Bahçeli “fasa fiso” diyor!… Sayın Bahçeli böyle baksa da, konu ile bağlantılı, somut olarak ortada duran iki husus var. Birincisi, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile içeride ve dışarıda Sünni siyasal İslam söyleminin öne çıkmış olduğudur. İkincisi de, yeni sistemin bugüne kadar olan uygulamasıdır. Bu iki husus birlikte dikkate alınırsa; “Türklüğü, Atatürk’ü, Türk milletini, mevcut vatandaşlık tanımını Anayasa’dan çıkarmaya” şiddetle karşı Sayın Bahçeli’nin, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne bu denli sahip çıkmasının “kendi eliyle kendi ayağını bağlama” olarak görülebilecek bir sonuca yol açma ihtimali zayıf görülmemektedir. Bu tür konularda, şüpheci olma ve uzağı dikkate alma, devlete ömür ve güç katar. Onun içindir ki, Sayın Bahçeli’nin “fasa fiso” ifadesi bir talihsizliktir. Bir zamanlar “devletin başına Devlet gelecek” denildiği zaman bu bir özlemi ifade ediyordu, acaba şimdi bu özlem kimde ne kadar kaldı!…)

25. “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin … en son kararını tanımıyoruz, takmıyoruz, … Milli iradeye ve Türk mahkemelerine hakareti reddediyoruz.” (İyi de, yürürlükteki Anayasa’nın 90. maddesinin 5. fıkrasına 2004 yılında yapılmış ilave ne olacak, bu ilave niye hatırlanmıyor? Bu ilave ile, temel hak ve özgürlüklere dair uluslararası anlaşmaların, kanunların üzerinde bir yere sahip olacağı, anayasal düzeyde bağlayıcı bir hüküm olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu aramadan, önüne gelen bir anlaşmazlıkta karar da verebilmektedir. Bilemiyorum, Sayın Bahçeli, bu hukuksal durumun farkında mı? Farkında olsaydı, ortada “milli iradeye ve Türk mahkemelerine” yapılmış bir hakaretin olmadığını görür, bu ifadeyi kullanmazdı. Sayın Bahçeli, sadece hukuksal durumun farkında olmamakla kalmıyor, 2004’deki mevzuat değişikliğinin bugün açık ve net destek verdiği AKP/Sayın Erdoğan iktidarı tarafından yapıldığını da hatırlamıyor. Keşke, Sayın Bahçeli, bugün bunu söyleyeceğine, “2004’de, MHP olarak biz bu düzenlemeye karşıydık, bakın siz o gün bizim dediğimiz noktaya bugün geldiniz” deseydi. Bu suretle, istikrar, ilkeli duruş gösterilmiş, kamuoyuna güven verilmiş olunurdu. Sayın Bahçeli “dikiz aynası”na bakmadığı için, bugün MHP bu durumda, kendisi de AKP/Sayın Erdoğan iktidarının yanında… Hiç unutulmamalı: “geçmiş geleceğe ışık tutar.”)

26. “Cumhur İttifakı zulme hasım, mazluma hısımdır.” (Bu ifade karşısında, ister istemez insanın aklına, acaba Sayın Bahçeli ülkenin bugün içinde bulunduğu durumun farkında mı sorusu geliyor. Çünkü gördüğüm, ülkede zulmün de, mazlumun da arttığı… Ülke böyle görünürken, Sayın Bahçeli, böyle söylemekle kalmıyor, iktidarlarında zulüm-mazlum artan AKP/Sayın Erdoğan iktidarına açık ve net destek veriyor!…)

27. “Tekraren ifade ediyorum, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 2023’de Cumhurbaşkanı adayımızdır.” (Önce, insan merak ediyor, Sayın Bahçeli’nin Sayın Erdoğan ısrarı niye? AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, devlet güçlü, millet mutlu ve müreffeh mi olmuştur? İki, bu kadar erkenden ve peşinen böyle bir açıklama niye yapılır? Üç, Sayın Bahçeli, parti teşkilatına sormuş ve parti teşkilatının onayını almış da mı bunu ifade ediyor? Dört, niye Milliyetçi-Ülkücü Hareketin içinden bir isim şimdiden belirlenip Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlanmıyor? Muhtemelen Sayın Bahçeli’nin 23 yıldan fazla bir süredir MHP’de Genel Başkan olmasından hareketle şunu diyen çıkacaktır: 23 yılda içinden yeni bir Genel Başkan çıkaramamış Milliyetçi-Ülkücü Hareket, şimdi içinden Cumhurbaşkanı adayı çıkarabilir mi ki!…)

28. “Geleceğin iki vazgeçilmez, paha biçilemez değeri, birbiriyle iç içe geçen demokrasi ve milliyetçiliktir. Ve bu değerler Cumhur İttifakı’nda temerküz etmiştir.” (Sayın Bahçeli’nin demokrasi ve milliyetçilik vurgusuna aynen katılıyorum. Ancak AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, ülkede, demokrasinin ve milliyetçiliğinin durumu ortada… Bu nasıl “temerküz (bir yerde toplanma)”dir ki; demokrasi eleştirileri ağırlaşmış ve yoğunlaşmış, milliyetçilik-milli değerler baskı altında ve erozyona uğramış!… Cumhur İttifakı ile bu iki değerde bir “temerküz” varsa, demokrasinin de, milliyetçiliğin de yükselmesi, şaha kalkmış olması gerekmez mi? Peki, durum böyle mi? Sayın Bahçeli, nereden nasıl bakıyor da, bu sonuca ulaşıyor anlamak mümkün değil.)

Sayın Bahçeli’nin konuşmasında geçen ifadeler ve bendenizin bu ifadelere ilişkin değerlendirmeleri, görüşleri böyle…

III. Şimdi geleyim, Sayın Bahçeli’nin bu konuşması için, gazeteci Sayın Mustafa Önder’in söylediklerine, yaptığı nitelemelere…

Sayın Önder’in iki yazısının başlıkları, “Devlet Ata Hitabesi!-(I)” ve “Devlet Ata Hitabesi!-(II)” şeklindedir. Sayın Önder’in başlık için seçtiği bu ifadede yer alan “Ata” ve “Hitabe” kelimeleri, bende Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çağrıştırdığı için, Sayın Önder’in Sayın Devlet Bahçeli’yi Gazi Mustafa Kemal Atatürk “seviyesine” taşıma çabası içinde olduğu algısını edindim. Ve bu algı, bir “itirazname” olarak işbu yazının asıl ortaya çıkma nedenidir. Sayın Recep Erdoğan Erdoğan’ı, gıyabında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile özdeşleştirme gayretleri olduğu kamuoyunda biliniyor. Sayın Önder’in bu yazılarını görünce, “üzüm üzüme baka baka kararır” misali, Cumhur İttifakı üzerinden ortaya çıkan etkileşimin bir sonucu olarak, şimdi de Sayın Devlet Bahçeli’yi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile özdeşleştirme gayreti mi ortaya çıktı sorusu aklıma geldi. Eğer öyle ise, bu olacak iş değildi ve niçin olamayacağı, işbu yazının konusunu teşkil etmektedir.

1. Sayın Önder, “Devlet Ata Hitabesi!-(I) başlıklı ilk yazısında, Sayın Devlet Bahçeli’nin 24 Aralık 2020 günü basına yaptığı açıklamalardan alıntılar yapmış. Bu alıntıların büyük kısmı, Sayın Bahçeli’nin benim yukarında değindiğim ve değerlendirdiğim ifadeleridir. Özellikle dikkat çekici olan Sayın Önder’in bu ifadeler için kullandığı bazı nitelemeler…

a. “MHP Genel Merkezi’nde Devlet Bahçeli’nin il başkanlarına nutku, eşsiz bir ‘hitabet’ ve ‘nasihatname’ örneğidir…”

b. “MHP, Devlet Ata’nın bu hitabetini güzel mizanpaj ve teknikle teşkilatlara dağıtmalıdır…”

c. “Tarihten, Başbuğ’un rahlesinden, ilim, akıl, Ülkücü irade ve terbiye, sadakat, vefa, feraset, liyakat, sabır, tecrübe süzgecinden süzülüp gelen öngörüleriyle 15 Temmuz’da Ankara’da ‘kale’ olan, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mimarlığını yapan ve Cumhur İttifakının sağlam bünyesini oluşturan MHP Lideri Devlet Bahçeli…”

d. “’Devlet aklı’yla, her şeyi bir yana bırakıp, milletinin ve devletinin derdiyle hemhâl iken…”

e. “…medya tarafından MHP’yi iktidarın küçük ortağı yalanına inandırılmış, kongrelerde fitne sokulmaya uğraşılan MHP’nin Milliyetçi-Ülkücü tabanına net bir mesajdır Devlet Bey’in hitabeti…”

f. “Tarihî bir vesika olarak Türk Asrı’nda önemle okunacaktır!”

g. “Türk milliyetçisi olmanın, Ülkücülüğün, milliyetçiliğin, vatanseverliğin, MHP’li olabilmenin ana hatlarını çizen Türkmen Beyi, “kutlu dava”yı hatırlattı, ümidi, inancı, hedefi, geleceği, liyakat, sadakat, vefa, atılım ve cesaretin önemini, okuyup araştırmayı ve Türk dünyasının bizden beklentilerini vurguladı…”

h. “Ve Ülkücü Hareket’i uyardı: Adamın adamı değil, davasının adamı olanlar; bugünün taliplisi olanlar değil, geleceğin mimarlığına soyunanlar; günlük heva ve hırslara kapılanlar değil, büyük hedeflerin potasında eriyenler Türk milletini hak ettiği menzile ve mevkie taşıyacak serdengeçtilerdir!”

i. “Diyor ki Devlet Bey: ‘Ülkücü, Ülkücünün deniz feneridir. Ülkücü, Ülkücünün parlak gökyüzüdür. Ülkücü, Ülkücünün can siperidir. Ülkücü, Ülkücünün can beraberidir. Aksini düşünen bizim gibi görünse de bizden değildir. Ülkücü, Türk milletinin ümit çeşmesi, huzur meşalesidir…”

j. “Çare olarak, ‘Kendi aklını kullanma cesareti gösterenlerin, milletin ruh köküyle eklemlenenlerin hiçbir engele takılmayacağını ve zifiri bir karanlığa teslim olmayacağını’ gösterdi.”

k. “Ve tecrübeyle sabit bir teşhis: ‘Milliyetçi Hareket Partisi’nin asil mensupları bu mükâfatın ikramıyla yarım asırdır siyaset meydanındadır, siyasi mücadele halindedir. Bizim için siyaset koltuk, makam ve para aracı değildir. Bilahare bizim için siyaset, millete hizmet gayesinin bir aşkla, bir adanmışlıkla taçlanmış Ülkücü eylemidir!”

l. “Bu muazzam konuşmayı tahlil etmeye yarın da devam edeceğiz.”

2. Sayın Önder’in, “Devlet Ata Hitabesi!-(II) başlıklı ikinci yazısında da, şu alıntılar ve bunlar için kullandığı şu nitelemeler dikkatimi çekti.

a. “Devlet Ata, siyaseti şöyle tarif ediyor:… Kısaca, ‘Siyaset milli yükselişin, milliyetçi silkinişin, demokratik irkilişin, fertten topluma, buradan da millete kadar uzanan sosyal ve ekonomik toparlanışın ağırlık merkezidir.’”

b. “Sonra MHP’nin yerini tespit ediyor: ‘Milliyetçi-Ülkücü Hareket Türk siyasetinde ilkenin ve istikrarın simgesi, sağlam duruşun sedası, devleşmiş dirayetin sembolü, milletin gür sesi, Türklüğün güçlü nefesidir.”

c. “Millet oldukça biz varız.”

d. “Halkı dinleriz, Hakkı söyleriz, hakkımızı isteriz. Tutarlıyız, tedbirliyiz, temkinliyiz, ama … cüceliklerini dikkate almadan dev aynasında poz veren sahtekârların da tam karşısındayız.”

e. “Ve teşkilatlara uyarılar: ‘İl Başkanlarımız, … demokrasiyi istismar edenlere, demokratik kültürü lekeleyenlere esas itibariyle en iyi cevabı vermeli, …’ ‘Durmamalı, yorulmamalı, beklememeli, gecikmemeli, Kızılelmanın ilkeleriyle, ülkülerimizin heyecanıyla mücadeleye sonuna kadar devam etmeliyiz.’”

f. “Ve Türkmen Beyi dedi ki: ‘Türklüğü, Atatürk’ü, Türk milletini, mevcut vatandaşlık tanımını Anayasa’dan çıkaracak bir melun henüz dünyaya gözlerini açmamıştır…”

g. “Devlet Bey diyor ki: ‘Tavsiyemiz, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarıyla vakit kaybetmesinler. Millet kararını vermiştir. İş bitmiştir. Perde kapanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin geleceğidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi parlak Türk asırlarının yol haritası, milli birlik ve kardeşliğin, devletin istikrar ve dengesinin yegâne güvencesidir.”

h. “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin terörist Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını dayatan en son kararını tanımıyoruz, takmıyoruz, milli vicdanda hükümsüz olduğunu da buradan haykırıyoruz. Milli iradeye ve Türk mahkemelerine hakareti reddediyoruz!”

i. “Devlet Bahçeli, mimarı olduğu Cumhur ittifakı için şunları anlattı: ‘Cumhur İttifakı, … zulme hasım, mazluma hısımdır, …”

j. “Geleceğin iki vazgeçilmez, paha biçilemez değeri birbiriyle iç içe geçen demokrasi ve milliyetçiliktir. Ve bu değerler Cumhur İttifakı’nda temerküz etmiştir.”

l. “Değerli okuyucularım, bu hitabeti mutlaka saklayın, defalarca okuyun…”

m. “Kutlu bir tarihe şahitlik ettiğinizi göreceksiniz!”

Sayın Önder’in Sayın Bahçeli’nin söz konusu basın açıklamasından alıntı yaptığı bu ifadelerden, bir “Ata”, bir “Nutuk”, bir “Hitabet”, çıkar mı, çıkıyor mu? Sayın Bahçeli’nin her bir ifadesine ilişkin olarak yukarıda yaptığım değerlendirmelerden ve belirttiğim görüşlerden “çıkmayacağı” anlaşılıyorsa da, gelin çıkıp çıkmayacağı konusuna biraz daha açıklık getirmek için, Türkiye için küresel ve bölgesel konjonktüre, Türkiye’nin ve MHP’nin durumuna da bir bakalım. Sayın Bahçeli ile MHP’nin nasıl bir fırsatı kaçırmakta olduğunu görelim.

IV. Türkiye için, küresel konjonktür nedir, ne söylüyor?

Siyaseti Dünyadan kopuk düşünmek eşyanın tabiatına aykırıdır ve kaçınılmaz sonucu da başarısızlıktır. Küresel atmosferi “koklamak”, iktidarı korumak için de, iktidara gelmek için de önemli bir etkendir. İçierde de olsa, siyaseti Dünyadan bağımsız olarak göremeyiz. Aynı şey, bir adım sonra değineceğimiz bölgesel konjonktür için de geçerlidir.

Küresel konjonktür bağlamında, bugün, ne 11 Eylül saldırıları, ne de “medeniyetler çatışması tezi” hatırlanıyor. İslam dini ile bir araya getirilmesi doğru olmayan, haksız ve maksatlı bir niteleme olarak, “İslami terörizm” nitelemesi hala var. Küresel ölçekte yaygın bir “İslamofobi” olgusu da hala var. Böyle bir küresel tabloda, Türkiye, bir taraftan “Sünni siyasal İslam” temelli irredantist yaklaşım içinde ülke görüntüsü veriyor, diğer taraftan da zaman zaman da Sünni militan İslami aşırıcılar ile ilişkilendiriliyor. Türkiye’nin dış politikadaki yalnızlığına-dışlanmışlığına bakarken, niye Türkiye bu kadar çok hedef alınıyor diye sorarken, bunları görmek gerekir.

“İslami terörizm” nitelemesi ile “İslamofobi”, sadece Batıda yok. Çin, Hindistan, Ortodoks medeniyet gruplarında da var. Dolayısıyla, İslam-Batı çatışmasında, bunların da İslam’ın karşısında, Batının yanında yer alma potansiyeli yüksek. Yani AKP/Sayın Erdoğan iktidarında bir yaklaşım değişikliği olmaz ise, Türkiye, sadece ABD-AB ikilisini değil, Çin’i, Hindistan’ı ve Ortodoks Dünyasını da karşısında görebilecektir.

Medeniyetler çatışması tezinde, Türkler, medeniyet gruplarından biri olarak yer almıyor. Ancak yer alabilir. Bunun olabilmesi Türkiye’ya bağlıdır. Bunun olabilmesi için, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının dış politikadaki Sünni İslam temelli taassubundan kendisini kurtarmasına ve artık yüzünü Türk Dünyasına çevirmesine ya da Türkiye’de yüzünü Türk Dünyasına çevirecek yeni bir iktidara ihtiyaç vardır. Bunu niçin ifade ediyorum? Çünkü şunlar var: küresel politikada Asya öne çıkmıştır. Şimdilerde öne çıkmamış gözükse de, Rusya’nın büyük ülkesi, küresel ısınmanın da etkisinde küresel sermayenin yeni hedefidir. ABD, Çin ve Rusya arasındaki mücadele, büyük ölçüde Asya’da cereyan etmektedir ve giderek daha çok Asya’da cereyan edecektir. Asya’ya ilişkin bu tabloda, Asya’daki Türk varlığı, küresel politikayı etkileme potansiyeli yüksek bir olgu olarak kendisini belli etmektedir. Hiç şüphesiz, Asya’daki Türk varlığı, Türkiye için de politik, ekonomik ve askeri açılardan son derece önemlidir. Ergenekon’dan çıkıp Asya’nın bütününe yayılmış Türklerin bugün Asya’daki müstakil devlet, federal cumhuriyet, özerk cumhuriyet, halk/topluluk, kültür olarak varlığı, Türk diplomasisi için son derece değerlidir, güç ve avantaj kaynağıdır. Bu güç ve avantaj, eğer iyi kullanılabilir-değerlendirilebilir ise, Türkiye’ye küresel politikaya etki etme ve küresel güçleri etkileme potansiyeline de sahiptir.

Ancak neden olduğu ciddi güvensizlik nedeniyle, bu saatten sonra, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının Asya’ya, Asya’daki Türk varlığına yönelmesi, Türkiye için dış politikadaki mevzi kaybını telafi etmeye değil, daha da artırmaya hizmet edecektir diye değerlendiriyorum. Çünkü bugüne kadar ki uygulamaları üzerinden AKP/Sayın Erdoğan iktidarı artık çok iyi bilinmektedir. AKP/Sayın Erdoğan iktidarı, dış politikada, genelde çözümünün değil, sorunun bir parçası olmuş, soruna yol açan olmuştur. Bu görüldüğü için, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının Asya’ya angaje olması Asya’da “huzursuzluk” ve/veya “yeni sorun” anlamına gelecektir. “Sünni siyasal İslam” ve bunun proxy unsurları-uzantıları, özellikle Rusya ve Çin için ciddi endişe kaynağı olabilecektir. Eğer Rusya’nın ve Çin’in bu endişesi, örtülü bile olsa ABD ile ilişkilendirilir ise; bunun, “bumerang etkisi”nin olabileceği, ABD’nin “11 Eylül” saldırılarından farklı ancak sonucu bundan daha ağır ve yaygın felaketleri yaşayabileceği, abartılı bir öngörü olarak görülmemelidir. Trump döneminde ABD’de öne çıkmış toplumsal ayrışma-kutuplaşma ile nefret duygusunun bu öngörüyü ayrıca beslediği değerlendirilmektedir. Konuyu nereye getirmek istiyorum? Küresel politikada mücadelenin Asya’ya kaymış ve daha da kayacak olması, Türkiye’ye politik, ekonomik ve askeri açılardan fırsatlar sunmaktadır. Ancak AKP/Sayın Erdoğan iktidarı nedeniyle, Türkiye’nin böyle bir fırsatı değerlendirilmesine imkân ve fırsat verilmesini beklemiyorum.

Küresel konjonktür bağlamında bunları görüyorum ve bunlara işaret etme ihtiyacı duyuyorum.

V. Peki, Türkiye için, bölgesel durum nedir, ne söylüyor?

ABD’nin, bölgede, kendi halklarını görmeyen bölge ülkelerinin yöneticilerine verdiği desteğin, Irak’ı işgalinin, İran’a uygulayageldiği ağır yaptırımların, bölge yönetimlerini politik, ekonomik ve askeri açılardan “istismar” etmesinin etkileri, bugün artık bölgede çok açıktır. “Bölgeye özgürlük getirme” sözü ile gündeme taşınmış Büyük Ortadoğu Projesinin ve Arap Baharının gerçekte bölgeye getirmiş oldukları, bugün “gün gibi” ortadadır. Öyle ki, bütün Dünyada Ortadoğu’daki güncel tabloya, ABD’ye rağmen, artık tepkiler vardır. Yemen’de, Suriye’de yaşanan insanlık dramının herkes farkındadır. Bugün bölgede, Kürtler ve küçük dinsel bazı gruplar dışında, ABD’ye sempati ile bakan halk yoktur. Bunun Türkiye için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Türk halkı, ABD’nin, Irak’ın kuzeyinde yaptıklarını bugün Suriye’nin kuzeyinde tekrarlama peşinde koştuğunun ve bunun Türkiye’nin milli ve coğrafi (toprak) bütünlüğünü açıkça tehdit ettiğinin, Türkiye için beka sorununa yol açtığının çok açık farkındadır. Tablo böyle iken, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının bazen açık, çoğu zaman da açık işaretler üzerinden örtülü olarak ABD’nin peşinde koşturduğu izleniminin çıkarılabilmesi, acıdır ve ağır gelmektedir. Türkiye, AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, Ortadoğu’da o kadar mazlum varken, sözde değil, gerçekte onların yanında olmak yerine, ABD’den bir türlü vazgeçmiyor. Dün uzakta Afgan halkının istiklal mücadelesine örnek olmuş Türkiye, bugün niçin yakınındaki mazlumların özgürlük mücadelesinde onların yanında olmaz, anlamak mümkün değil. Tam bağımsızlığına kavuşmayı ya da özgürlük ve bağımsızlığını elde etmeyi bekleyen Türk halklarına Türkiye bugün niçin ışık olmaz, bana anlaşılır gelmemektedir.

Bölgedeki tablo ve Türkiye’nin potansiyeli bu iken; AKP/Sayın Erdoğan iktidarının dış politikadaki “Sünni siyasal İslam” temelli taassubu ve irredantist yaklaşımı, Türkiye’ye ne kazandırdı, ne kaybettirdi, diye irdelenmelidir. AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, Afrika’ya yoğunlaşma ve komşu coğrafyalardaki Türk varlığının nereden nereye geldiği, sorgulanmalıdır.

VI. Gelelim Türkiye’ye, Türkiye’nin güncel genel durumu nedir?

Bugünkü Türkiye, bende Osmanlı’nın son dönemini çağrıştırıyor. Milli ve coğrafi (toprak) bütünlüğe yönelik ciddi bir tehdit var. Hatırlayınız, beka sorununa işaret ediliyordu. Birlik ve beraberliğe şiddetle ihtiyaç duyulan, huzur ve güven ortamının hızla eridiği, toplumsal ayrışmanın hız kesmeden sürdüğü, ekonomi çarkının çok zor döndüğü, sade vatandaşın geçim derdinin ağırlaştığı, hukukun üstünlüğü ve demokrasi anlayışının genelde lafta kaldığı, farklılıklara tahammülsüzlüğün kendisini çok belli eder olduğu, adalete duyulan güvenin ciddi şekilde zedelenmiş olduğu, “tek adam/tek parti” söyleminin giderek yoğunluk kazandığı bir tablo var. Halk geçim derdine iken, salgın geçim derdini ayrıca ağırlaştırmış iken, devlet yönetiminde israf, kayırmacılık, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, hukuksuzluk, Sayıştay raporlarından adeta akıyor. “Eski” yasakların ötesine geçmiş yeni yasaklar, “eski” vesayet düzeninin çok ilerisine geçmiş yeni bir vesayet düzeni konuşuluyor. “Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele”nin bitmek yerine, görünüm değiştirmiş olarak arttığı kamuoyunda öne çıkmış, bunlara bir de “yalancılık-yalan konuşma” eklenmiştir. Yani güvensizlik-inandırıcılık, sadece dış politikada değil, içeride de ciddi bir soruna dönüşmüştür. Bu, içeride ayrışmayı-kutuplaşmayı ayrıca beslemektedir. Yani içeride ve dışarıda, hep “kavgalı-kavga etmeye hazır” bir Türkiye görüntüsü var.  İçerideki tablo, özetle bu şekilde görünüyor, ben böyle görüyorum.

AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, dış politika, “gerçekçi” bir yaklaşım ile değil, “taassup” ile, yani kendi siyasal, görüş, kanı ya da tutumlarını tartışmalara ve eleştirilere “kulak tıkayarak”, zaman zaman da “fanatizm” derecesinde, yürütülmüş; böyle yürütüldüğü için de “ülkenin” hak ve menfaatleri, ister istemez arka planda kalmıştır. Angaje olunan sorunların artması, ufalanma ve artan kaynak ihtiyacı, bugün “tükenmişlik sendromu” olarak ifade edilen durum, bunu açıklamaktadır. Türkiye, “sözde” herkese meydan okuyan, tehdit eden, “Sünni İslam temelli” irredantist bir yaklaşım sergileyen, zaman zaman militan (Sünni) İslami aşırıcılık ile ilişkilendirilen, bir kısım eylemleri ciddi “sorunlu” proxy unsurlar ile açık ilişki içinde, bir ülke görüntüsü verir hale gelmiştir. Bu görüntüde, bir taraftan Türkiye için dış politikada telafisi hem zaman alacak hem de ciddi enerji ve kaynak harcanmasını gerektirecek belirgin bir mevzi kaybına (münhasıran güvensizliğe) yol açmış, Türkiye’nin “yanındakiler” azalırken “karşısındakiler” artmış ve/veya karşısındakiler daha önce olmadığı kadar cüretkâr olmuştur. Diğer taraftan da bütün komşularıyla sorunları olan ve bölgede artık fazla görülmeyen-dikkate alınmayan bir Türkiye ortaya çıkmıştır. AKP/Sayın Erdoğan iktidarında bölgede ortaya çıkmış bu durumun, yine bu iktidar döneminde tersine çevrilme ihtimali çok zayıf görülmektedir. Bunun temel nedeni de, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile ilgili algı ve güvensizliktir. Çünkü algının değişmesi zordur; güveni kaybetmek kolay, kazanmak zordur.

Ancak bunu, sadece bölgesel durum bağlamında değil, içerideki durum için de görmek gerekir.

VII. Geleyim MHP’ye ve MHP’nin güncel durumuna…

Her parti gibi, MHP’nin de, hukuksal ve siyasal açıdan bağlayıcılığı olan, bir Parti Tüzüğü ve Parti Programı vardır. Bunlar bir partinin “biz buyuz” belgesidir, seçmene taahhüdüdür.

1. MHP Parti Tüzüğü’nün, 2. maddesinde, partinin “temel amacı” olarak, “… seviyeli, ilkeli, dürüst bir siyaset anlayışı ile adaleti ve hakkaniyeti esas alan bir yönetim anlayışını tesis etmek; toplumsal barışı ve huzuru hâkim kılmak,” yer alır. 3. maddesinde ise, partinin “temel değerleri ve ilkeleri” arasında; MHP’nin, siyasi faaliyetlerin, “hukukun üstünlüğünü” esas alan, çok partili, demokratik ve hür “parlâmenter rejim” içinde yürütülmesi gereğine inandığı; MHP’nin, “parlamenter demokrasilerde” egemenliğin yegâne sahibinin millet olduğuna ve milli iradenin tecelli ettiği yegâne merciin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olduğuna inandığı; MHP’nin, hukukla sorunlu, milletin ortak değerleriyle kavgalı, Cumhuriyetin temel nitelikleriyle çatışan, gerginlikten beslenen, siyaset anlayışlarını ret ettiği, sayılmıştır.

2. MHP Parti Programı ise, Genel Başkan sıfatıyla Sayın Devlet Bahçeli’nin “Sunuş” yazısı ile başlıyor. Bu yazıda Sayın Bahçeli diyor ki; Parti Programı, “Tek Başına İktidar” yürüyüşünde MHP’nin Türk Milleti ile sözleşmesidir. MHP, Türkiye’yi, teslimiyetten saygınlığa, yoksulluktan refaha, yozlaşmadan temiz topluma, zulmetten adalete ve karanlıktan aydınlığa kavuşturacaktır.

MHP Parti Programında, “MHP’nin ‘temel değerleri ve ilkeleri’” olarak; Milliyetçilik, Demokrasi, İnsan hak ve özgürlükleri, Hukukun üstünlüğü, Laiklik, Milli birlik ve bütünlük, Sosyal devlet, Sosyal adalet ve Türk toplumculuğu, Yönetimde şeffaflık, ayrıntılı olarak işlenmiştir.

MHP’nin Parti Programında, “Türk Milletine hizmet yolunda temel hedefler’” olarak; demokratik standartları yükseltmek, Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak, güçlünün değil haklının yanında olan adil bir sistem oluşturmak, ahlaki kirlilik ve yolsuzluklarla kararlı ve etkin mücadele suretiyle temiz siyaseti, temiz yönetimi tesis etmek öngörülmüştür. Özel sektörün dinamizminin ve teşebbüs gücünün destekleneceği; tarımda kendi kendine yetebilen hale gelmek, ileri teknolojiyi kullanan bir üretim yapısına geçmek, çiftçimizin gelir ve refah düzeyini artırmak için çalışılacağı; adil bir gelir dağılımın sağlanacağı ifade edilmiştir.

MHP Parti Programında, MHP’nin “temel görüşleri”nden biri olarak; MHP’nin, hiçbir kişi ya da kurumun hukukun üstünde olamayacağı gerçeğinden hareketle, hukuku, Cumhuriyetin temel niteliklerinin güvencesi olarak gördüğüne yer verilmiştir.

MHP Parti Programı’nda, MHP’nin demokrasi anlayışına işaret edilen bölümde, “milliyetçilik ve demokrasi” başlığı altında; MHP, “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin, demokratik hukuk devletinin hayatiyet kaynağı ve yaşam sigortası olarak görüldüğü belirtilmiştir. MHP için, devletin üç temel fonksiyonu olan yasama, yürütme ve yargının görev ve yetkilerinin en rasyonel şekilde dengelenmesinin ve bunların uyumlu bir şekilde icra edilmesinin hayati önem taşıdığına işaret edilmiştir. MHP’nin, erkler arasında yetki aşımı ve çatışması ekseninde gelişen tartışmaların, herkesin Anayasadan kaynaklanan görev ve yetkilerinin sınırları içinde kalarak hareket etmesi suretiyle giderilebileceğine inandığına vurgu yapılmıştır. MHP’nin siyaset anlayışının, hukukla sorunlu, milletin ortak değerleriyle kavgalı, Cumhuriyetin temel değerleriyle çatışan gerginlikten beslenen, siyaset anlayışlarını ret ettiğine yer verilmiştir.

MHP Parti Programında, MHP’nin dış politikaya ilişkin temel ilkesinin, bölgede ve dünyada barışı sağlayarak sürekli kılmak ve uluslararası iş birliğini geliştirmek olduğu; hedefinin ise, Türkiye’nin, dünya siyasetinde ve uluslararası ilişkilerde güçlü, itibarlı, sözü dinlenen, dostluğu aranan ve dostluğuna güvenilen bir ülke olmasını sağlamak olduğu belirtilmiştir. Başta komşularımız olmak üzere, tüm ülkelerle dostane ilişkilerin kurulup ilerletilmesi; anlaşmazlıkların barışçıl yollardan çözülmesi; bölgesel ve küresel düzeyde barış, istikrar, güvenlik ve ortak refaha katkıda bulunulması öngörülmüştür. Uluslararası ilişkilerde herhangi bir ön yargı ile yaklaşmama, gelişmeleri ve sorunları gerçekçi ve çok yönlü milli bir strateji çerçevesinde değerlendirme gereğine vurgu yapılmıştır. Diğer devletlerin bağımsızlığına ve ülke bütünlüğüne saygının ve iç işlerine karışmamanın temel ilke olarak benimsendiği ve bu anlayışın diğer devletlerden beklendiği ifade edilmiştir.

Bunlar, MHP’nin “resmi” olarak “biz buyuz belgesi”nden… MHP’nin seçmene verdiği sözler… Sayın Bahçeli’nin ifadesiyle, bunlar, “’Tek Başına İktidar’ yürüyüşünde MHP’nin Türk Milleti ile sözleşmesidir.”

Hiç şüphesiz, her şey yazıldığı gibi hayata geçirilemiyor. Ama az, ama çok, bir sapma oluyor. Önemli olan, “sapma açısının” minimumda olması, “makasın” çok açılmaması, hele “yazılan ile taban tabana zıt” uygulamalara meydan verilmemesidir. Çünkü “inandırıcılık” ve “samimiyet”, siyasal partiler için, “varlık” ve “iktidar” bağlamında çok önemlidir. Bir partinin ya da parti genel başkanın samimiyeti, bir partiye ya da genel başkana duyulan güven, partiye güç verir, iktidar yolunu açar. Aksi de, partide erimeyi, partinin savrulmasını ve iktidar hedefinden uzaklaşmasını beraberinde getirir.

3. MHP’nin “biz buyuz belgesi”nin ve “Türk Milleti ile sözleşmesi”nin konu bağlamında anlamlı bulunan içeriği özetle yukarıda belirtildi. Bu belirtilenleri unutmadan, şimdi de MHP’nin ve Sayın Bahçeli’nin Cumhur İttifakı üzerinden açık net destek verdiği AKP/Sayın Erdoğan iktidarına bir bakalım. Sayın Bahçeli’nin “kime” destek verdiğini görelim.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile; kuvvetler ayrılığı anlamını yitirmiştir. Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi AKP’nin Genel Başkanı olarak, hem yürütme, hem de yasama üzerinde tartışma konusu olmaktan uzak “tam” bir kontrol yetkisine sahiptir. Medyaya yansıyan haberlerden Sayın Erdoğan’ın yargıyı da güçlü şekilde kontrolü altında tuttuğu çıkarılabilmektedir. Bu bağlamda, yasamanın, yürütmenin ve yargının tek elde toplandığı bir Türkiye algısı ortaya çıkmıştır. Bu ortamda, anayasal denetim mekanizmaları da işlevsel ve etkin olamamaktadır.

Türkiye’de, “fiilen” gücün tek elde toplandığı ve bu gücün, kendisini hukukun üstünde gördüğü yönünde yaygın bir algı ortaya çıkmıştır. Güvenlik ve gelecek endişesi öne çıkmıştır. Polisiyle önlemlerle dizginlenmeye çalışılan bir toplum görüntüsü belirmiştir. Vatandaşın devlete duyduğu güvende bir gerileme baş göstermiştir.

Bir zamanlar sıkça dile getirilen “askeri vesayet” gitmiş ama, yerini denetimsiz/kontrolsüz tek partiyi-tek kişiyi çağrıştıran, daha ileri, yeni bir vesayet ve halkı görmezden gelen bir siyaset anlayışı almış gözüküyor.

Cumhuriyet’in temel nitelikleri, 2002’den bu yana şu veya bu şekilde hedef alınır hale gelmiştir. Bugün görülen, Cumhuriyet’in aşınmış, devlet düzeninin bozulmaya başlamış olduğudur. Hukukun üstünlüğü ciddi şekilde anlamını yitirmiş gözükmektedir. Yargıya güvende dikkat çekici bir gerileme vardır. Mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı hızla anlamlı olmaktan çıkmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki ve kullanılmasındaki sıkıntı giderek artmaktadır. Yargının bağımsızlığını kaybettiği ve yürütmenin kontrolüne girdiği algısı, toplumda giderek daha çok paylaşılmaktadır. Anayasanın bütün kurum ve hükümleri ile yürürlükte ve işler olup olmadığı, artık tartışma konusudur.

Farklılıkların barış içinde bir arada yaşamasını gözeten değil, farklılıkları “ötekileştiren” ve farklılıklara “tahammülü olmayan” bir siyaset anlayışı öne çıkmıştır. Onun içindir ki, toplumdaki ayrışma ve buna bağlı olarak milli birlik ve beraberlikteki gerileme çok belirgindir. Devlet düzeni ve farklılıkların barış içinde bir arada yaşaması bağlamında son derece önemli olan “laiklik” adeta hatırlanmaz olmuştur. Devlet ve toplum hayatında Sünni İslam öne çıkmıştır. Türkiye, içeride de, dışarıda da, İran ya da Suudi Arabistan gibi bir “İslam devleti” olarak görülmeye-algılanmaya başlanmıştır.

Milli değerler, bazen görmezden gelinmiş ve yok varsayılmış, bazen de açıkça çiğnenmiş ve hedef alınmıştır. Milli Eğitim’de, ders kitaplarının içeriğinden milli değerleri çıkarma çabası bir türlü bitmezken, ders kitaplarına ve müfredata “Sünni İslam” temelli dinsel bir içerik kazandırma çabaları hız kesmemiştir. Medreseler konuşulmaya, üniversite yerleşkeleri için “külliye” ifadesi kullanılmaya, üniversitelerin bütçesinden üniversite yerleşkelerinde camiler inşa edilmeye başlanmıştır. Ankara’nın yerine İstanbul’un başkent olması konuşulmuştur. “İstiklal Marşı”nın değiştirilmesi gündeme gelmiştir. “Cumhuriyetin temel nitelikleri”ni değiştirmeye yönelik girişimler yaşanmıştır. Okullarda, “Andımız” kaldırılmış, Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” isimli şiirinin okunması yasaklanmıştır. Devlet dairelerinin tabelasındaki “T.C.” kısaltmalarının kaldırıldığı bir dönem yaşanmıştır. Türk’ün atası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Milli Mücadele’yi hedef alan/aşağılayan söz ve fiiller sıkça medyada yer alır olmuştur. Öyle ki, bunların sıklığı, suç teşkil eden bu tür söz ve fiillerin himaye gördüğü algısına da yol açmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesi, yazıldıkları yerlerden silinmiş, artık fazla duyulmaz olmuştur.

İlkeli, seviyeli ve temiz olmaktan uzak bir siyaset görüntüsü ortaya çıkmıştır. Hakaret, aşağılama, görüntü/ses kayıtlarını kullanma, yalan, yolsuzluk, rüşvet, görevi kötüye kullanma, adam kayırma, israf, gösteriş, partizanlık gibi, bir kısmı suç teşkil eden, bir kısmı siyasal/toplumsal hastalık olarak görülebilen fiillere dair haberlerin yoğunluğundaki artış dikkat çekicidir.

Devlet ve toplum hayatında cemaat ve tarikatlar adeta “fink atar” olmuştur.

Dış politikada (uluslararası ilişkilerde) yalnız kalmış, dostluğu aranmayan, düşmanlığından çekinilmeyen, sözüne güven duyulmayan, bulunduğu bölgede bile dışlanan bir Türkiye ortaya çıkmıştır. Komşuları ile, ABD ile, AB ile, NATO ile, Avrupa ülkeleri ile, İslam ülkeleri ile, Arap ülkeleri ile, Türk Cumhuriyetlerinin bir kısmı ile sorunlu, radikal İslami gruplar ile ilişkilendirilen, dış politikada “Sünni siyasal İslam” söylemini öne çıkarmış (böyle algılanan) bir Türkiye vardır. TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı), YTB (Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı) ve TMV (Türkiye Maarif Vakfı) gibi yurt dışındaki Türk varlığına sahip çıkma, geliştirme ve güçlü kılma misyonu yüklenmiş kurumlar, daha çok bu misyonları ile değil, Sünni İslam Dünyasındaki faaliyetleri ile dikkat çekmiştir.

Gelinen noktada, savunma ve güvenlik sorunlarını “tüketen” ve bu suretle insanlarının refahına ve mutluluğuna daha çok kaynak ayıran bir Türkiye değil; sürekli yeni savunma ve güvenlik sorunları “üreten” ve bu nedenle insanların refah ve mutluluğundan “tasarruf” edilen kaynaklarla askeri harcamaları için daha büyük kaynak kullanan bir Türkiye ortaya çıkmıştır.

Ekonomide, sermaye “betona” akmış; nitelikli işgücünü gerektirmeyen, düzenli ve artan istihdamı öngörmeyen, ihracat potansiyeli hem sınırlı hem de sürekli olmayan inşaat sektörüne ağırlık verilmiştir. Sanayi bir bütün olarak ihmal edilmiş, sanayici unutulmuştur. Üretimde katma değeri düşük sanayi ürünlerinin fazla ilerisine geçilememiştir. Turizm sektörü, bir taraftan sorunlu dış politika anlayışının ve uygulamalarının, diğer taraftan salgının etkisinde, adeta çökme noktasına gelmiştir. Yer altı kaynakları, işlenmemiş olarak yurt dışına akmıştır. Yabancı sermaye girişi, yatırımdan çok, yüksek faiz oranlı tahvil alımları şeklinde olmuştur. Hukuk sistemindeki bozulmanın neden olduğu güvensizlik ve endişe, yerli ve yabancı sermayenin ülke dışına kaçmasına yönelik bir eğilime yol açmıştır.

Vatandaşın geçim derdi zaten ağırdı, salgınla birlikte daha da ağırlaşmıştır. Esnafın, sanatkârın, çiftçinin, besicinin, köylünün, emeklinin ne durumda olduğunu herkes biliyor.

Keza ulaşım (otoyol, köprü, tünel) ve sağlık (şehir hastaneleri) sektörlerindeki “imalatlar” ile, bu imalatlar için yıllarca Devlet Hazinesi’nden yerli-yabancı yüklenicilere aktarılacak kaynaklara da girmiyorum. Çünkü bunları da artık herkesi görüyor ve biliyor.

Türkiye, AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, bunları yaşadı-yaşıyor, bu durumda…

Sayın Bahçeli’nin açık ve net destek verdiği AKP/Sayın Erdoğan iktidarında Türkiye, böyle görünüyor. Sayın Bahçeli, böyle bir iktidara destek veriyor.

VIII. Sonuç

1. Sayın Bahçeli, AKP/Sayın Erdoğan iktidarına açık ve net destek vermekle, Cumhur İttifakında yer almakla, Parti Tüzüğünü ve Parti Programını ihlal etmektedir.

2. Sayın Bahçeli’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği destek, ciddi-ağır bir çelişkidir. Çünkü hem Parti Tüzüğünde ve Parti Programında yer olan hükümler ile örtüşmemektedir, hem de AKP/Sayın Erdoğan iktidarının izleyegeldiği siyaset, bu siyasetin esasları ve sonuçları ortadadır, biliniyor.

3. AKP/Sayın Erdoğan iktidarı, içeride ve dışarıda Sünni siyasal İslam’ı öne çıkaran bir siyaset anlayışı içinde olmuş, olmaktadır. İçeride de, dışarıda da, Türkiye için, telafisi çok zor, ciddi zaman isteyen ve kaynak harcamasını gerektirecek çok olumsuz bir tablo ortaya çıkmıştır.

4. İçerisi için de, dışarısı için de, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı ile bu tablonun düzeltilmesi güçtür. Çünkü AKP/Sayın Erdoğan iktidarına duyulan güvensizlik buna manidir. Dışarısı için, durumun düzeltilmesinin anlamı, Türkiye’nin çok ciddi-ileri tavizler vermek olacaktır ki, Türkiye gelinen noktada böyle bir şeyi kaldıramaz.

5. Milliyetçi-Ülkücü Hareketin değerleri ile MHP Parti Tüzüğünün ve Parti Programının amir hükümleri belli iken, Sayın Bahçeli’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği destek, MHP’nin varlığını ve geleceğini tehlikeye atan bir durumdur. MHP’deki “savrulma” ve tabandaki “erime”, bunun somut işaretlerindedir.

6. Sayın Bahçeli, küresel ve bölgesel konjonktür ile Türkiye’nin bugün gelmiş olduğu noktanın, siyasette Milliyetçi-Ülkücü Harekete-MHP’ye prim verdiğini, önünü açtığını görüyor mu bilmiyorum ama, ben bunu görüyorum. Bu, Milliyetçi-Ülkücü Hareket için, MHP için, “tek başına iktidar” hedefi bağlamında çok anlamlı ve değerlidir.

7. Gazeteci Sayın Önder’e göre; Sayın Bahçeli, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mimarı”dır ve “Cumhur İttifakının sağlam bünyesini oluşturan”dır. Bu durumda, ülkesel, bölgesel ve küresel koşulların  Milliyetçi-Ülkücü Harekete-MHP’ye “tek başına” iktidar yolunu açtığını görmesi, Sayın Bahçeli’den beklenebilir mi?

8. Şahsına laf etmek hakkım da, haddim de, değil. Ancak siyasetteki şapkası ile Sayın Bahçeli için elbette ki söyleyeceklerim var. MHP’deki “savrulma” ve “erime” ile AKP/Sayın Erdoğan iktidarına verdiği destek göstermektedir ki, Sayın Bahçeli’nin “olan” liderlik vasıfları erimeye yüz tutmuş; “Genel Başkan” resmi statüsünün ilerisine geçen liderlik vasıfları etkisini kaybetmektedir. Camiadaki “liderliği” geçen her gün daha çok tartışılmaktadır. Yakın çevresinden başını kaldırıp bunu görmesini isterim.

9. Böyle bir tabloda, Sayın Bahçeli için “Ata”, konuşması için de “Nutuk-Hitabe” nitelemesinde bulunulması doğru-yerinde değildir. Bu niteleme çok tartışılır. Bu nitelemelerden, Sayın Bahçeli’yi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile özdeştirme çabası çıkmaktadır. Sayın Önder de dâhil Bu nitelemeyi yapanlar; “Nutuk”ta, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, asker-sivil arkadaşları ile birlikte, 1919 yılından başlayarak 1927 yılına kadara, Milli Mücadele’yi nasıl başlatıp nasıl bitirdiklerini, vatan topraklarını işgalden nasıl kurtardıklarını, Cumhuriyeti nasıl-hangi koşullarda kurduklarını, temel inkılapları nasıl ve niçin yaptıklarını anlattığını ve bu anlatımın da 6 günde toplam 36,5 saate yapıldığını hatırlamalıdırlar. Sayın Bahçeli, bunun neresinde var? Ya da emsal ne yapmış? MHP eriyor… “Tek başına iktidar” hedefi unutulmuş… Döneminde Türklüğe, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, milli değerlere reva görülenler-görülmeye devam edilenler unutularak AKP/Sayın Erdoğan iktidarına destek veriliyor… Bu niteleme olacak iş mi? Cumhur İttifakında yer almanın MHP’yi “AKP’leştirme” etkisinin bir örneği ve seviyesi…

10. Milliyetçi-Ülkücü Hareket, küçük ve bireysel çıkarlar uğruna, ülkenin ortak milli değerlerinin bu tür nitelemeler üzerinden aşınmasına hoşgörü ile yaklaşamaz, yaklaşmamalı. AKP/Sayın Erdoğan iktidarı varken, zaten yetiyorken, bir de Milliyetçi-Ülkücü Hareketten bunların çıkması ağır geliyor.

11. Sayın Bahçeli, MHP’nin resmi web sayfasında yer alan şu sözünü hatırlamalıdır: “Türkiye’nin sorunlar yumağından kurtulması için tek yol kalmıştır. O da Milliyetçi Hareket Partisi’nin (tek başına) iktidarıdır.”[iii]

Son söz: Sayın Bahçeli ile ilgili beklentim, önce kendisini Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile özdeşleştirmek isteyenler için gereğini yapması, sonra da “artık yeter” diyerek kenara geçmesi, genç ve dinamik bir kadroya yol vermesidir. MHP “son kale” işlevini ancak böyle yerine getirmeye devam edebilir. Yoksa çok zor, vebali de çok ağır olacaktır.

 osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 06 Ocak 2021

[i] Türkgün Gazetesi’nin 1 ve 2 Ocak 2021 tarihli nüshaları.

[ii](https://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4748/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin___Il_Baskanlari_Toplantisi__sonrasinda_yaptiklari_bas_.html, 02.01.2021)

[iii]  Bu ifade, MHP’nin resmi web sayfasından alınmıştır. ( https://www.mhp.org.tr/mhp_index.php, 02.01.2021)

Anahtar Kelimeler: Ata,  Devlet Bahçeli,  Hitabe,  Nutuk, 

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ: SAYIN DEVLET BAHÇELİ, MHP VE MİLLİYETÇİLİK

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Türkiye, Temmuz 2018’den beri (30 ayı aşkın bir süre) “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS)” ile yönetilmektedir. Dolayısıyla, CHS’nin uygulamasının sonuçları az çok belli olmuştur. CHS ile ülkenin gelmiş olduğu nokta, hemen her anlamda herkesin gözünün önündedir. Mevcut ortamda, geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi AKP’nin Genel Başkanı sıfatlarını uhdesinde bulunduran

SİYASETTE MİLLİYETÇİLİK REVAÇTA İKEN MHP VE DURUM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk MHP tabanı ve Milliyetçi-Ülkücü Hareket bağlamında anlamlı bulduğum güncel üç hususa işaret edeceğim. Birincisi, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in (bir dönem siyaset yapmış küçük oğlundan sonra) “AKP’de siyaset yapan” büyük oğlu Sayın Tuğrul Türkeş’in açıklamasında kullandığı “azgın milliyetçilik” ifadesi. İkincisi, Cumhuriyet’te (25.1.21, s.9), gazeteci Sayın İpek Özbey’e mülakata veren Sayın Prof.

SAYIN BAHÇELİ HDP KONUSUNDA “YÖNTEM” HATASI YAPIYOR OLABİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, HDP konusunda dikkat çekici bir çıkış daha yaptı, bir defa daha bu partinin kapatılması için harekete geçilmesini istedi. Bu seferki çıkışı öncekilere göre daha ileri ve kararlılığı yansıtıyor. Çünkü diyor ki, eğer harekete geçilmez ise, MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde harekete geçecek…

SORULARLA “SÖZDE” TARTIŞMASI: ANAYASA NE DİYOR, UYGULAMADA DURUM NEDİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Ana muhalefet partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine, kullandığı “sözde Cumhurbaşkanı” ifadesi için, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 1 milyon liralık tazminat davası açılmış… Duruma, üzüldüm. CHP’li değilim, siyasal çizgim belli, biliniyor, Sayın Erdoğan’ın Sayın Kılıçdaroğlu aleyhine yine yüklü miktarda yeni bir tazminat davası

CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ’I ANMA MESAJI

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, ebediyete intikal edişinin 9. yılında rahmetle, şükranla ve özlemle anıyorum. Denktaş, hayatını Kıbrıs Türk Halkına adamış; sahip olduğu mücadele adamı, mücahit, hukukçu, diplomat, devlet adamı ve lider kimlikleri, Kıbrıs Türk Halkının yok olmanın eşiğinden müstakil ve egemen bir devlete kavuşmasında ifadesini bulmuş; Türk Milletinin içinden çıkmış,

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.