ŞAM YÖNETİMİ: “KÜRTLER İLE ÖZERKLİĞİ MÜZAKERE EDEBİLİRİZ”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, ülkenin resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, IŞİD’ın ortadan kaldırılmasından sonra, Suriye Kürtleri ile özerkliği müzakere edebileceklerini, gelecek için bir formül üzerinde anlaşabileceklerini ifade etmiştir. Zamanlaması, açıklamayı özellikle Türkiye açısından, önemli kılmakta ve bazı çağrışımlara yol açmaktadır.

Açıklama, Erbil’in bağımsızlık referandumunun yapılmasından hemen sonra; yani Irak Kürtlerinin bağımsız bir devlete kavuşma emellerine çok yaklaştıkları ve bunun bölge ülkeleri Suriye, İran ve Türkiye’deki Kürtleri heyecanlandırdığı bir sırada gelmiştir.

Hatırlanacağı üzere, 2011 yılında ortaya çıkan ve bugün Suriye’yi parçalanma noktasına getiren krizde, Suriye Kürtleri, ülkenin kuzeyinde “fiili” kantonal yönetimler kurmuş ve hatta Şam’a, bu kantonal yönetimleri kapsayan Kuzey Suriye’nin de bir parçası olacağı bir konfederal model önerisinde bulunmuştu. Bu durum hatırlandığında, Suriye Dışişleri Bakanı’nın açıklamasının, öncelikle Suriye Kürtlerini “kontrol” etme ve her şeye rağmen Şam’ın yönetimi altında tutma amacına yönelik olduğu düşünülmektedir.

Ancak söz konusu açıklamada bir de koşul vardır. O koşul da, özerklik müzakeresinin IŞİD’ın ortadan kaldırılmasından sonra başlayabileceğidir. Bu koşul, Şam’ın iyi niyetinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Çünkü hem IŞİD’ın ortadan kalktığının belirlenmesi subjektif (yoruma bağlı) bir husustur, hem de Suriye Kürtlerini IŞİD ile mücadelenin içine daha çok çekme ve Suriye Kürtlerini Şam’ın etkisine açma amacının güdülmüş olabileceği akla gelmektedir. Belki bunlardan daha önemlisi, açıklama ile Şam; Erbil merkezli referandum dalgasının Suriye Kürtleri üzerindeki etkisini tolere etme, referandumun Şam üzerinde doğurduğu baskıyı savuşturma amacı gütmüş de olabilir. Yani Şam, Suriye Kürtlerinin Erbil merkezli referandumun yol açtığı olumlu havayı arkasında alarak daha “ileri” gitmesini önleme amacı ile hareket etmiş olabilir. Eğer öyle ise, açıklama, Suriye Kürtlerini “oyalama” ya da “geçiştirme” anlamını da taşıyabilecektir. Kaldı ki, “özerkliğin” çok sayıda modelinin bulunması ve bunun müzakereler öncesinde taraflar arasında bir anlaşmazlığa yol açma potansiyelinin yüksek olması da, yine Şam’ın oyalama/geçiştirme peşinde olduğunu düşündürtmektedir.

Suriye Dışişleri Bakanı’ndan gelen açıklamanın “iyi niyet” açısından sorgulanmasına neden olan bir başka husus daha vardır. Ve bu husus, aynı zamanda, Türkiye açısından, açıklamayı önemli kılan ve ciddi çağrışımlara yol açan bir husustur. Bu husus, açıklamanın Türkiye Kürtlerini özerkliğe yönlendirme potansiyelini içermesi ile ilgilidir ki; bunun da, Türkiye’yi bugünkü Suriye’ye dönüştürme potansiyelini içerdiği düşünülmektedir. Böyle bakınca, açıklamanın, Suriye krizinin ortaya çıkmasından ve bugünkü noktaya gelmesinden sorumlu tutulan Türkiye’den intikam alma amacının, en azından Türkiye’yi zora sokma ve Ankara üzerindeki baskıyı artırma amacının, güdüldüğü akla gelebilmektedir.

Fakat Türkiye açısından, Suriye Dışişleri Bakanı’ndan gelen açıklamayı ayrıca önemli kıldığı düşünülen ilave bir ihtimal daha vardır. O da, açıklamanın, münhasıran Şam mahreçli, Şam ile sınırlı, bir açıklama olmayabileceğidir. Çünkü ortada (i) Batının hoşnut olmadığı, rahatsızlık duyduğu, istemediği bir Ankara Yönetimi vardır. Bu durumu, uluslararası ilişkilerde rahatsızlık duyulan, istenmeyen, dolayısıyla yalnızlığı “derinleşmiş” Ankara Yönetimi olarak ifade etmek de mümkündür. (ii) Her ikisi de ABD ile karşı karşıya bulunan Rusya’nın ve İran’ın bölgede hala ABD ile birlikte hareket edebileceğine ihtimal verdikleri bir Türkiye vardır. (iii) Sünni İslam kimliğini uluslararası ilişkilerinde özellikle öne çıkarmış ve bu nedenle muhataplarının zaman zaman IŞİD örneğinde olduğu gibi “militan İslami aşırıcılık” ile ilişkilendirdiği bir Türkiye vardır. Uluslararası politika bağlamında ortaya çıkmış Türkiye ile ilgili bu görüntü, değişen oranlarda Batı ve Rusya ile bağlantılı “Büyük Kürdistan” emeli ile birlikte mütalaa edildiğinde, şu akla gelmektedir: Suriye Dışişleri Bakanı’ndan gelen açıklama, “görünürde” Şam mahreçli olmakla beraber, gerçekte başka yerler ile de konuşulmuş (koordine edilmiş) bir açıklama olabilir.

Eğer (i) Moskova’nın ve Tahran’ın Şam Yönetimine ciddi destek verdiği ve bunun da Şam’ın ülkede durumu toparlamasında imkân verdiği ve (ii) Ankara’nın Washington ile olan ilişkilerinin “gerçek durumunun” Rusya ve İran için önemli olduğu çıkış noktası alınır ise; söz konusu açıklamanın, arkasında Rusya’nın ve İran’ın da olabileceği sonucuna ulaşılabilmektedir ki; bu, kabul edilebilir bir çıkarsama gibi gözükmektedir. Buradan hareketle ve bir varsayım olarak, Rusya’nın ve İran’ın Ankara-Washington ilişkilerine ciddi şekilde şüphe ile yaklaşmaya devam ettikleri, “perde” gerisi sayılabilecek bazı gelişmelere muttali oldukları ve bu nedenle, Suriye’nin söz konusu açıklaması üzerinden Ankara’ya oldukça ciddi bir mesaj vermiş olabilecekleri düşünülebilmektedir. Türkiye’nin Erbil merkezli bağımsızlık referandumuna ilişkin tepkisinin sözün ilerisine geçmediği ve ciddi bulunmadığı yolundaki kamuoyu algısı (elinde ciddi imkan, argüman ya da avantaj olmasına rağmen Türkiye’nin verdiği tepkinin İran’ın verdiği tepkinin gerisinde kalmış gözükmesi), hem bu düşünceyi beslemekte, hem de yine dolaylı olarak Ankara-Washington ilişkilerini çağrıştırmaktadır.

ABD’nin Kürtlere ilişkin yaklaşımı, ortadadır, bilinmektedir. Bu yaklaşım, yeni ortaya çıkmış bir yaklaşım da değildir. Yıllar önce belirlenmiş bir politika ışığında bugüne kadar sergilene gelmiş bir yaklaşımdır. Çok gerilere gitmeden, İran-Irak savaşında, Saddam’ın Kuveyt’i işgale isteklendirilmesinde, “Çekiç Güç” uygulamasında, Irak’ın işgalinde ve ABD işgali altında hazırlanıp bir referandum ile yürürlüğe sokulmuş (halen yürürlükte olan) Irak’ın 2005 Anayasasında bu yaklaşımı görmek mümkündür. Bunları şunun için belirtme ihtiyacı hissettim: eğer (i) Şam’dan gelen açıklama, intikam saiki ile, Türkiye Kütlerini özerkliğe isteklendirme/yönlendirme ve bu suretle Türkiye’yi bugünkü Suriye’ye dönüştürme amacı güdülmüş ve (ii) Türkiye Kürtlerinin böyle bir sürece girmesi halinde Ankara’nın Washington’dan destek görme ihtimali “teorik olarak” yok görülüyor ise, açıklamanın, Ankara’yı Moskova’ya ve Tahran’a itme amacını taşıdığı ileri sürmek de mümkündür. Açıklamanın, Putin’in Ankara’ya yapacağı ziyaretin birkaç gün öncesinde yapılması da, yine bu bağlamda anlamlı bulunmaktadır.

Yukarıda belirtilen mülahaza ve varsayım nedeniyle, yarın (28 Eylül 2017 Perşembe günü) Türkiye’de gerçekleşeceği açıklanan Erdoğan-Putin görüşmesinin oldukça önemli olduğu değerlendirilmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 27 Eylül 2017.


ABD’NİN İRAN YAPTIRIMLARINI SORGULAMA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas İran’ı ziyaret ederken, bu ziyaret ile eş zamanlı olarak İran’dan bir açıklama ve bir eylem geliyor[i]. Açıklama, bir uyarı. İran; Avrupa’ya, bağları normalleştirme, ekonomik ilişkileri normale dönmesini sağlama uyarısı geliyor. Eylem de; İran, aynı anda altı hedefi izleyebildiği ve savaş uçaklarını, bombardıman uçaklarını, droneleri ve

MEKKE’DEKİ İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT) ZİRVESİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suudi Arabistan Kralı Salman’ın daveti üzerine, Mekke’de İslam İşbirliği Teşkilatı İİT) olağanüstü liderler zirvesi gerçekleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu zirveye katılmaması haber yapılmış[i]… Zirvede, Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu temsil etmiş. Bilindiği üzere, Türkiye, 14-15 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen İİT 13. Zirvesi ile, İİT Zirve Dönem Başkanlığını üstlenmişti. Dışişleri Bakanlığı’nın web

TÜRK MEDYASINDA BUNLAR KONUŞULUYOR MU?

ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir sonraki gün de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmüş… (Bu yazıda, tarih hatası nedeniyle, güncelleme yapılmıştır.)

HAKURK OPERASYONU: GÜNCEL DIŞ POLİTİKADA SORU İŞARETLERİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Sözcü Gazetesi’nin 29 Mayıs 2019 tarihli nüshasının 15. sayfasında, deneyimli ve özellikle savunma/güvenlik konularında oldukça geniş bir çevreye sahip gazeteci Saygı Öztürk; Irak’ın kuzeyindeki 7 bin 903 PKK terör örgütü militanının, ABD’nin verdiği yeni silahlarla, Türkiye’ye sızmak için Hakurk bölgesinde toplandıkları bilgisinin edinilmesi üzerine, Türkiye’nin “büyük gizlilik içinde, iki komando

ABD’NİN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Çin Halk Kurtuluş Ordusu Askeri Bilimler Akademisi araştırma görevlisi, Çin-Amerikan Savunma İlişkileri Merkezi Direktörü, Kıdemli Albay Zhao Xiaozhuo; Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies-IISS)’nün düzenlediği, 30 Mayıs 2019 Cuma günü Singapur’da başlayacak, Asya-Pasifik güvenliğine dair Shangri-La Diyalogu 18. Toplantısı münasebetiyle hazırladığı makalesinde Trump Yönetiminin Hint-Pasifik Stratejisinin üç

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.