RUSYA’NIN “VOSTOK 2018” TATBİKATI: SORU İŞARETLERİ VE ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Rusya’nın, 11-15 Eylül 2018 tarihleri arasında, Sibirya’yı ve Uzakdoğu’yu kapsayan bölgede icra edeceği “devasa” Vostok 2018 tatbikatı konusunda, acaba, Rusya, bu tatbikatı Çin’e yönelik olarak yapıyor olabilir mi sorusu gündeme gelmiş. Bu, benim son yıllarda, yazılarımda birçok kez değindiğim ve öğrencilerime anlattığım bir husus. Ayrıca, söz konusu tatbikatın, hem Rusya ile Çin’in, her iki ülkeyi hedef alan (ABD) üçüncü ülkelere mesaj verme amacını güdüyor olabileceği, hem de buradan hareketle, tatbikatın Rusya-Çin ittifakının işareti olup olmayacağı da sorgulanmış.[i]

Vostok 2018 tatbikatının icra edileceği topraklar, uluslar arası politikadaki rekabetin bugünü ve geleceği açısından son derece önemli topraklardır.

Küresel ısınmanın etkisinde, Sibirya, Rusya’nın Uzakdoğu toprakları ve Arktik Okyanusu (kıyıları) daha kullanılabilir hale gelmiş, yeni yer altı ve yer üstü kaynaklarına erişim fırsatı doğmuştur. Arktik Okyanusu’nun deniz yatağının altının petrol ve doğal gaz yönünden zengin olduğu keşfedilmiştir. Küresel ısınma ile birlikte, kuzeyde, Arktik Okyanusu kıyılarından yıl boyu işleyecek yeni kuzey deniz ticaret yolu konuşulmaya başlanmıştır.

Bilindiği üzere, Rusya, Dünyanın en büyük ülkesine (17 milyon km²) sahiptir. Rusya’nın ülkesi bu kadar büyük olmasına rağmen, nüfusu bu büyüklük ile orantılı değildir, sadece 142 milyondur. Haritaya bakıldığında, Sibirya’nın ve Uzakdoğu’nun Moskova’nın çok uzağında kaldığı görülür. Rusya, Arktik Okyanusu kıyılarında, en uzun kıyı şeridine sahip ülkedir. Bunu yeni kuzey deniz ticaret yolu açısından da görmek icap eder. Ve enerji zengini Rusya, Arktik Okyanusu’nun deniz yatağının altındaki petrol ve doğal gaz yataklarından daha çok istifade etme peşindedir. Arktik Okyanusu’ndaki münhasıran ekonomik bölgesini 200 deniz milinin ötesine (350 deniz miline) taşımak istemektedir. Bu yolda, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca, BM’ye müracaat etmiştir. Bu belirtilenler, Rusya’nın gücünü besleyen ve gelecekte bugünden daha güçlü Rusya’ya işaret eden hususlardır. Bunu, hem Rusya’nın ülkesinin güncel cazibesi, hem de uluslararası politikadaki rekabet (güç mücadelesi ya da hegemonya) bağlamında görmek icap eder.

Çin ise, 9,6 milyon km² büyüklüğünde bir ülkede, 1,379 trilyon nüfusa sahiptir. Rusya ile karşılaştırıldığında; Çin, Rusya’nın ülkesinin yarısından biraz büyük bir ülkede, Rusya’nın nüfusunun 10 katına yakın bir nüfusa sahiptir. Çin, son 15-20 yıl içinde, hızlı bir ekonomik büyüme göstermiş ve bu büyüme, Çin’in ABD karşısında yeni bir kutup olarak algılanmasına (görülmesine) yol açmıştır. Çin, geldiği bu noktada, nüfuz alanını genişletmeye ve askeri gücünü konsept ve donanım olarak geliştirmeye de yönelmiştir. Çin açısından, konu bağlamında, öne çıkan üç husus vardır. Birincisi, kalabalık nüfusu nedeniyle, Çin’in artık ülkesine sığmadığıdır. İkincisi, Çin’in enerji ihtiyacının geçen her gün arttığı ve devasa enerji ihtiyacını karşılamada her gün biraz daha fazla dışa bağımlı hale geldiğidir. Bu, Çin’in, ABD gibi bir süper güç olmasının ve ABD karşısında yeni bir kutup olarak görülmesinin önünde, beklide en büyük engeldir. Üçüncüsü de, Arktik Okyanusu kıyılarından işleyecek yeni kuzey deniz ticaret yolunun Çin’e çekici gelecek olmasıdır. Eğer Çin’in ekonomik büyümesinin münhasıran dış ticarete dayalı olduğu, dış ticaretinin yarısından fazlasını deniz yoluyla (güney ve güneydoğu Asya kıyıları üzerinden) gerçekleştiği, bu güzergâhın uzun ve riskler içermesi nedeniyle Çin için ulaşım maliyetini artırdığı ve bunun da Çin’in dış ticaretini olumsuz etkilediği kabul edilir ise, yeni kuzey deniz ticaret yolu Çin’i rahatlatacaktır. Bu noktada, Çin’in, kıyısı olmamasına rağmen, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ışığında, bilimsel-teknik araştırma “görüntüsü” altında Arktik Okyanusu’nda yürüttüğü faaliyetlere ve burada artan varlığına dikkat çekmek isterim.

Rusya’ya ve Çin’e ilişkin olarak yukarıda verilen tablo ışığında, Rusya’nın ülkesine dâhil Sibirya’nın, Uzakdoğu’nun ve Arktik Okyanusu kıyılarının Çin tehdidi altında olabileceği akla gelmektedir. Eğer bu coğrafyaların Rusya’ya geleceğe yönelik olarak daha fazla güç vereceği çıkış noktası alınır ise; bu coğrafyaların Çin’e çok daha fazla güç vereceği açıktır. Üstelik Çin, bu coğrafyalar üzerinden, sadece kalabalık nüfusuna yeni yaşam alanları sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda enerji sorununu çözmüş, dış ticaretini kolaylaştırmış, deniz ulaşımında alternatif güzergâhlara kavuşmuş da olacaktır. Bunların doğal sonucu, Çin’in süper güç olması, küresel politikada yeni bir kutup olarak görülmesidir.

Daha önce çeşitli kereler yazdığım üzere, “Çin’in Rusya’ya taşması”, bu suretle Rusya ile Çin’in karşı karşıya gelmesi, kısa vadede beklenmemektedir. ABD’nin bugün izlemekte olduğu politika buna manidir. Buradan, Vostok 2018 tatbikatının hedefinde Çin’in olmadığı çıkarılabilecektir. Ancak orta ve uzun vadede, ideolojik ve tarihsel faktörlerin de etkisiyle, Rusya ile Çin’in karşı karşıya gelme ihtimali güçlü bulunmaktadır. Konjonktür bu durumdayken, Rusya’nın orta ve uzun vadeli yaklaşarak, Vostok 2018 tatbikatı üzerinden gerçekte Çin’i hedef aldığını düşünmek bana gerçekçi gelmemektedir. Bu noktada, Çinli yetkililerin, Çin’in “Vostok 2018” tatbikatına katılımının ABD karşısında Rusya-Çin ittifakının işareti olarak algılanmasına karşı çıkmış olmalarına dikkat çekmek isterim. Buradan, Rusya ile Çin arasındaki mevcut “yakın” görüntünün, ABD’ye bağlı olarak ortaya çıkmış, kalıcı olmayan, “konjonktürel” bir görüntü olduğu çıkmaktadır.

Kıt olduğu için kaynakların akılcı kullanımı, her konuda esastır. Bu esas, Vostok 2018 tatbikatı için hatırlandığında, tatbikatın münhasıran Çin’e yönelik olmasa bile, tatbikatta Çin’in de imal edilmediğini var saymak gerekir. Tatbikatların amacı, sadece silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlık durumlarını “tazelemek” ve/veya “güncellemek” değildir. Aynı zamanda, içeride ve dışarıda, dosta ve düşmana mesaj vermek amacı da güdülür. Mesajın kime verildiğine dair bir anlam yüklemesi yapılırken de, sadece tatbikatın “katılım” durumu çıkış noktası alınamaz. Yani Moskova’nın ve Pekin’in ABD ile yaşamakta olduğu sorunlara bakarak, Vostok 2018 tatbikatına Çin’in de katılması, sadece tatbikatın ABD’ye mesaj verme amacını güttüğü anlamına gelmez; Moskova, orta ve uzun vadeli bakarak, pekâlâ bu tatbikat ile Çin’e mesaj vermeyi de amaçlamış olabilir. Söz konusu tatbikat üzerinden Ordusunun savaşa hazırlık durumu ile askeri imkân ve yeteneklerini Çin’e gösterecek Rusya; bu suretle, bir taraftan Çin üzerinde “caydırıcı” bir etki doğurmayı, diğer taraftan da savunma sanayi ürünleri için yeni siparişler almayı öngörmüş olamaz mı?

Vostok 2018 tatbikatına Moğolistan’ın katılmasını ve tatbikatta, Çin birliklerinin, genelde, Moğolistan’ın doğusunda, Rusya, Moğolistan ve Çin sınırlarının birleşme yerine yakın bir yerde bulunan Rusya’ya ait Tsugol’de konuşlanacak olması ile Çin’in en gelişmiş tankı olan, özel birliklerde kullanılan ve nadiren yurt dışında konuşlandırılan Type 99 tanklarının yine bu bölgedeki, Rusya’ya ait Manzhouli tren istasyonuna getirilmesini anlamlı bulduğumu belirtmeliyim. Tatbikatın ağırlıklı olarak bu bölgede oynanacağı varsayıldığında ve bu bölgenin Bering Boğazı’nın oldukça uzağında kaldığına dikkat edildiğinde; Vostok 2018 tatbikatının, Bering Boğazı’ndan başlayabilecek muhtemel bir ABD saldırısını dikkate almadığı; Suriye/İdlib, ticaret savaşı ve yaptırımlar konuları da dâhil ABD’yi halen izlemekte olduğu genel siyasetten caydırmayı amaçladığı gibi bir sonuca ulaşılmaktadır. Bu durumda, Çinli yetkililerin, tatbikatın üçüncü bir ülkeyi (ABD’yi) hedef almadığı yolundaki açıklaması havada kalmaktadır.

Rusya ve Çin, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyeleridir ve ŞİÖ şapkası altında, daha önce müşterek tatbikatlar yapmışlardır. Moskova ve Pekin, isteselerdi,  Vostok 2018 tatbikatını da ŞİÖ şapkası altında yapabilirlerdi. Ancak bunu yapmamışlardır. Niçin yapmadıklarına eğilmek, Vostok 2018 tatbikatının asıl amacına ulaşmak açısından anlamlı görülmektedir. 2017’de ŞİÖ’ne üye kabul edilen Pakistan ve Hindistan, Vostok 2018’in ŞİÖ şapkası altında yapılmamasının nedeni olamaz. Eğer Vostok 2018 ŞİÖ şapkası altında yapılmış olsaydı, bu, ABD’nin işine gelecekti. Çünkü bu durumda, ne Başkan Trump’ın “dayatmaları”, ne de ABD, bugünkü kadar sorgulanacaktı. Yani Trump Yönetimi, içeride ve dışarıda, bugüne göre, daha az sorgulanacak, dolayısıyla daha geniş (güçlü) bir desteğe sahip olacaktı. Bu da, yine, Vostok 2018 tatbikatının hedefinin ABD (ABD’nin izlemekte olduğu politika) olduğuna işaret etmektedir.

Rusya, ABD ile karşı karşıya; ABD’de, Rusya konusunda sürdürülen bir soruşturma var. Ukrayna (Kırım), Suriye (İdlib), Baltık Denizi ve Doğu Avrupa konuları Rusya ile ABD arasında sorun. Çin ise, bir taraftan ABD’nin başlattığı ticaret savaşı ile uğraşıyor, diğer taraftan Güney Çin Denizi’nde, Kore Yarımadası’nda, Tayvan’da ABD ile karşı karşıya. Bu tablo, ABD karşısında Rusya ile Çin’i biri birine itiyor. Moskova ve Pekin, bugün için, “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” anlayışı ile birlikte hareket ediyor gözüküyor. Rusya ile Çin’in ABD konusundaki bu yaklaşımı, ilk bakışta akılcı gibi gelebilir. Ancak biraz eğilince, görüntü değişiyor. Rusya ve Çin, güçleri bilinen ülkeler ve birlikte hareket etmelerine rağmen ABD’yi etkileyemiyorlar, ABD’yi izlemekte olduğu politikadan vazgeçiremiyorlar. ABD, birçok konuda (cephede), eş zamanlı olarak, Rusya ve Çin ile karşı karşıya olmasına rağmen, izlemekte olduğu politikadan vazgeçmiyor. Aynı anda Rusya ile de, Çin ile de, baş ediyor gözüküyor. Bu görüntü, Moskova’nın ve Pekin’in, ABD karşısında birlikte hareket etmesinin işe yaramadığı anlamına gelmiyor mu? İsteyen, bu görüntüden, ABD’nin gücünün, bunların gücünün toplamını aşan bir güce sahip olduğu algısını çıkaramaz mı? Akıllı politika, sonuç alıcı, amaca hizmet edici politikadır. Ve böyle bir görüntüde, Rusya’nın ve Çin’in, müstakilen ve müştereken hareket ettikleri ABD politikalarının akılcı olduğu düşünülebilir mi?

Sanırım, Rusya da, Çin de, ABD’nin istediği (beklediği) gibi oynuyor ve Vostok 2018 tatbikatı da, bunun bir başka örneği.

Rusya ve Çin, böyle devam ederse, Başkan Trump’ın ABD’yi “yine, yeniden büyük Amerika” yapması ne kadar mümkün görülebilir bilemiyorum. Ancak Başkan Trump’ın büyük risk almış olduğu ve bunun karşılığının büyük nimet olabileceği düşünülebilir. Trump Yönetimine böyle bakılabilir iken, olaylara bakarak, Rusya’nın ve Çin’in, ABD karşısında ciddi riski göze aldıkları düşünülebiliyor mu? Bence, hayır ve bunun nedeni de, kuvvetle muhtemel zayıf/yetersiz istihbarat ile kriz yönetimi, bunların arkasında da değişmeyen düşünce kalıplarıdır. Eğer istihbaratın güçlü, buradan ABD’nin “büyük” tepki vereceği çıkıyor ve bundan çekinilerek ABD konusunda ciddi risk alınamıyor ise, “büyüklük” iddiasındakiler, ya ABD’nin önüne çıkmamalılar ya da o büyük tepkiyi göze almalıdırlar.

Bugünkü görüntüden hareketle, Putin sonrasının Rusya için bir felaket olabileceğini; “zamanın” Çin’in aleyhine işlediğini, yükselişinin durabileceğini ve bugün geldiği noktanın ilerisine geçemeyebileceğini düşünüyorum.

Bu belirttiklerimden, Trump Yönetimi ile ABD’nin “belini” doğrultabileceği anlamını çıkaranlar olabilir. Çalışmada bu denilmek istenmese de, böyle bir çıkarsama doğaldır. Ancak böyle bir çıkarım gerçekçi olmayacaktır. Ortada, tarih vardır. Tarih, devletlerin de doğal bir işleyiş sürecinden geçtiğine işaret eder. Bu dikkate alındığında, ABD’nin, “iniş” sürecinde, “ömrünü” tamamlamak üzere, olduğu çıkıyor. Yani Rusya’nın ve Çin’in ABD konusunda mesafe alamaması, ABD’nin mesafe aldığı ya da alacağı anlamına gelmiyor. Dünya, kazananı olmayan “kaotik” ve “karanlık” bir döneme doğru yol alıyor. Bunun değişmesi, küresel sorumlulukları olan aktörlerin, düne takılmadan, üretken ve yaratıcı bir anlayışla koşullardaki değişimi “herkes için” yönetip yönlendirmelerine bağlıdır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 04 Eylül 2018.

[i] https://nationalinterest.org/blog/buzz/russia%E2%80%99s-massive-vostok-military-exercise-was-intended-prepare-war-china-so-what-happened, 04 Eylül 2018.


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.