RUSYA’NIN SURİYE’DEN ÇEKİLME KARARI ÜZERİNE-II

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Rusya, Suriye’deki askerlerinin önemli bir kısmını çekme kararı aldı. Yani sahayı boşaltıyor. Bu, boşluk demektir. Önce buna dikkat çekmek isterim. Asya’nın doğusunda ciddi gelişmeler yaşanmaktadır. Bunlara, Rusya’nın söz konusu çekilme kararı bağlamında bakmak gerekir. Ve İran’dan gelen son açıklama…

Eğer uluslararası ilişkilerin, bir yönüyle “bileşik kaplara” benzetildiği hatırlanırsa, Rusya’nın neden olacağı boşluk, bir başka aktör tarafından hemen doldurulacaktır. Bu kaçınılmazdır. Çünkü uluslararası ilişkilerde ya da uluslararası politikada boşluk olmaz; uluslararası ilişkiler (ve politika) “boşluğu kaldırmaz” derler. Rusya çekilme kararı ile, adeta “buyurun, gelin”(!) demiştir… Bakalım Rusya’nın çekilmesi ile ortaya çıkan/çıkacak boşluğu, Suriye’de (ve Orta Doğu’da) kim/kimler, nasıl dolduracak…

Konuya ilişkin önceki yazımın son bölümünde, uluslararası ilişkilerde (dış politikada) sürprize yer olmadığını; bu nedenle, en düşük ihtimallerin bile değerlendirme konusu yapıldığını yazmıştım. Bu bağlamda, daha sonra baktığım güncel gelişmelerin bende yol açtığı bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. O da şu: Acaba Rusya’nın Suriye’deki askeri güçlerinin büyük bir bölümünü geri çekme kararı almasının arkasında Asya’nın Doğusundaki güncel gelişmeler olabilir mi? Rusya, Asya’nın doğusuna daha çok odaklanmak için söz konusu çekilme kararını almış olabilir mi?

Asya’nın doğusundaki güncel gelişmelere baktığımda, öne çıkanlar şunlardır.  (i) ABD, Japonya ve G. Kore üçlüsü, K. Kore’nin fırlatacağı füzeleri tespit ve takip etme amaçlı yeni bir tatbikata başlamıştır. (ii) Çin, bu tatbikatların K. Kore’yi tahrik ettiğine bir kere daha vurgu yapmış ve bu tatbikatlardan artık sıkıldığına dikkat çekmiştir. (iii) ABD’nin, K. Kore’nin fırlatacağı füzelere karşı koymak üzere CHAMP (Counter-electronics High-powered Microwave Advanced Missile Project- Karşı Elektronik Yüksek Güçlü Mikrodalga Gelişmiş Füze Projesi) adı verilen bir program üzerinde çalıştığı açıklanmış ve bu konuda kamuoyuna bilgi verilmiştir. Bu programın,  mikrodalga enerjisi patlamalarıyla elektromanyetik darbe vurmak suretiyle Pyongyang’ın nükleer füzelerini devre dışı bırakmayı amaçladığı ve CHAMP “karşı” füzelerinin B-52’ler ile taşınacağı açıklanmıştır. Ancak eş zamanlı gelişmeler nedeniyle, CHAMP’ın hâlihazırda üzerinde çalışılan bir proje olmaktan çok, tamamlanmış, kullanıma hazır bir proje olabileceği akla gelmektedir. (iv) Yine bugünlerde, Çin’in Tayvan’ı işgal edeceği konuşulmaktadır. Çin savaş uçaklarının, Tayvan hava sahasına bitişik uluslararası hava sahasında “eksiksiz” devriye uçuşları yaptığı ve bu uçuşların, bölgedeki ABD Savaş gemilerinin Tayvan’ı ziyaret etme ihtimalinden kaynaklandığı ifade edilmektedir. Pekin’in “tek Çin” politikası yeni bilinen bir husus olmadığı için, söz konusu devriye uçuşlarının “işgal” işareti olarak uluslararası medyada yer alması düşündürücü bulunmuştur.

Asya’nın doğusundaki bu gelişmeler, Orta Doğu’da yaşanabilecek yeni ve büyük bir karmaşanın sadece bu bölge ile sınırlı kalmayabileceği ve Asya’nın doğusuna da yansıyabileceği anlamına gelmektedir. Örneğin ABD’nin Orta Doğu’da Suudi Arabistan ve İsrail ile birlikte İran’ı (ve Türkiye’yi) karşısına alması, Asya’nın doğusunda Çin’i “serbest bırakabilir” ve bu serbestlik Çin’in Tayvan sorununu çözmesine imkân ve fırsat verebilir. Bu, mümkündür ve buradan şu çıkarılabilmektedir: Asya’nın doğusundaki bazı gelişmeler üzerinden, ABD’ye, Orta Doğu’da sahaya inerseniz, Asya’nın doğusunda bunun sonuçlarına katlanırsınız mesajı verilmiş olabilir. Suriye’den çekeceği kuvvetlerini bu bölgeye kaydıracağı varsayılır ise, Rusya da, bu mesaja güç katmış olacaktır. Yani Çin’in, “Orta Doğu’yu karıştırmayın” mesajından söz etmek mümkündür. Eğer öyle ise, bunu, Çin’in “sahaya inmeye” ilişkin kendine özgü üslubunun bir örneği olarak görmek gerekir.

Bir diğer muhtemel durum da, ABD’nin, K. Kore’yi vurması ve bu vuruşun doğuracağı güç algısı ve itibar üzerinden Orta Doğu’ya dönmesidir. ABD’nin K. Kore’den sonra yüzünü Orta Doğu’ya dönmesi, hiç şüphesiz Japonya’yı ve G. Kore’yi de peşinden Orta Doğu’ya sürükleyecektir. Bu, Çin’i Asya’nın doğusunda daha çok serbest bırakacak bir durum olacağı için, oldukça zayıf bir ihtimal olarak görülmekle beraber, tamamen de dışlanamamaktadır. Çünkü Rusya’nın Suriye’den asker çekme kararı, bu üçüncü ihtimal ile de ilişkilendirilmektedir. Eğer öyle ise; öncelik, ABD’yi K. Kore’ye saldırmaktan caydırmak olamaz mı?

Önceki yazıda, yaşananlara rağmen, acaba Putin ile Trump arasında, Çin’i Orta Doğu’ya çekip enerjisini törpülemeyi öngören “örtülü” bir işbirliği olabilir mi sorusunu gündeme getirmiştim. Bu yazıda ise, yukarıda belirtilenlerin etkisinde, yine yaşananlara rağmen, ancak Rusya’nın büyük, zengin ve jeopolitik açıdan değerli ülkesinin cazibesinin etkisinde, acaba ABD ile Çin arasında, Rusya konusunda “örtülü” bir işbirliği olabilir mi sorusu akla gelmektedir. Rusya’nın Suriye’den çekilme kararı, bu yönde bir istihbaratın etkisiyle alınmış olabilir mi?

Ve İran… Önceki yazıdan sonra muttali olduğum, İran’dan gelen dikkat çekici bir çıkış var. İran; Yemen’i bombalamayı durdurması ve İsrail ile ilişkilerini kesmesi kaydıyla, Suudi Arabistan ile ilişkilerini geliştirmeye/düzeltmeye hazır olduğunu açıklamıştır. Açıklama önemli ama, açıklamanın arkasındaki neden/etken daha önemlidir.

İran’ın bu açıklaması, Rusya’nın Suriye’den çekilme kararı ile hemen hemen eş zamanlıdır. Acaba bu, önceki yazıda ifade edildiği gibi, (i)  Rusya’nın sahadan çekilmesi ve (ii) ABD’nin ve/veya Çin’in sahaya inişi ile, bölgede yeni ve ciddi bir karmaşanın yaşanma ihtimalinin çok güçlü olduğu anlamına mı gelmektedir? İran bunu görmüş, karmaşa öncesinde, “yapılması gerekenler” mi yapıyor? Yani uluslararası hukuku ve uluslararası kamuoyunu dikkate alarak, muhtemel yeni-büyük karmaşa öncesinde, sonradan kendisine izafe edilebilecek eleştirileri/sorumlulukları boşa çıkaracak adımları mı atıyor? İran’dan gelen açıklama bu şekilde görülebilir mi?

Yoksa, İran’ın bu hamlesi, Kudüs konusundaki son gelişmelerin ve Riyad’ı bu gelişmelerde ABD ve İsrail ile yan yana gören haberlerin etkisinde, İslam Dünyasının bütününü Tahran’ın etkisine açmayı öngören bir hamle mi? Ki, bu hamlenin, İran’a, Kudüs de dâhil İsrail konusunda, bütün İslam Dünyasının desteğini arkasına almasına hizmet edeceğini de görmek gerekir.

İran’ı söz konusu açıklamayı yapmaya iten nedenin/etkenin ne olduğunu, muhtemelen ileriki günler ortaya koyacaktır.

Yukarıda belirtilenler ışığında, yine Türkiye’nin ne yaptığına değinmeyeceğim. Yarın İstanbul’da başlayacak İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın “olağanüstü” zirvesinde ve izleyen günlerde, iç içe geçmiş söz konusu bölgesel- küresel güncel gelişmelere ilişkin olarak Türkiye’nin neyi ne kadar yapabildiğini hep birlikte göreceğiz…

Belirtilen hususlardan anlaşılacağı üzere, Rusya’nın Suriye’den çekilme kararı, görünenden daha ciddi gibidir. Çok iddialı görülebilir ama, bugünlerin, tarihte dönüm noktası sayılabilecek gelişmelerin arifesi olabileceğini bile düşünüyorum.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 12 Aralık 2017.


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.