PUTİN’İN PEKİN’DE YAPTIĞI KONUŞMA VE IŞİD

Prof. Dr Osman Metin Öztürk

14-15 Mayıs 2017 tarihlerinde, Çin’in ev sahipliğinde Pekin’de yapılan, “Uluslararası İşbirliği İçin Kuşak ve Yol Forumu”nun açılış törenindeki konuşmasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin; terör, aşırıcılık ve kayıtdışı göç sorunlarına dikkat çekmiş; bugün bütün Dünyayı meşgul eden bu sorunlar ile yolsuzluk, sosyal dışlanma ve ülkeler arasındaki kalkınma farklılıkları arasında bağ kurmuş ve bunların bu sorunları körüklediğini ifade etmiştir. Bu tespitler, bize göre önemlidir. Çünkü Rusya Devlet Başkanı’ndan gelmektedir ve güncel uluslararası politikada IŞİD üzerinden nasıl bir oyun oynandığına işaret etmektedir.

Denilebilir ki, uluslararası politikada bu tür oyunlar hiç eksik olmamıştır. Ancak öyle olsa bile, söz konusu tespitlerin, IŞİD konusunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımında dikkat çekici bulunmuştur.

Yolsuzluk, sosyal dışlanma ve ülkeler arasındaki kalkınma farklılıkları… Ve bunlarla ilişkilendirilen terör, aşırıcılık ve kayıtdışı göç… Aralarında nedensellik bağı var, bu çok açık… Biri diğerinin sonucu, besliyor ya da tahrik ediyor. Putin’in sözleri, son dönemde ABD’de artan ve zemininde etnik/dinsel unsurların yer aldığı şiddet olaylarını da akla getiriyor. Keza bir başka çağrışım, Türkiye’de artık daha sık konuşulan ve risklerine dikkat çekilen toplumdaki bölünme… Yani Putin’in işaret ettiği hususları sadece uluslararası ilişkiler bağlamında görmemek gerekir.

Ancak Putin’in tespitleri ışığında asıl üzerinde durulması gereken husus, IŞİD’dir. IŞİD konusu salt güvenlik/askeri boyutu olan bir konu değildir. Çok ciddi politik ve ekonomik boyutları da olan bir konudur. Ve Putin’in sözleri bunun anlaşılmasına imkân vermektedir. Çünkü hem IŞİD terörizmi, aşırıcılığı ve kayıtdışı göçü, bunların hepsini çağrıştırmaktadır, hem de IŞİD ile mücadelede yolsuzluk, sosyal dışlanma ve ülkeler arasındaki kalkınma farklılıkları vardır. IŞİD ile mücadele eden ABD ve Batı, “İslami terörizm” nitelemesi üzerinden İslam’ı dışlamış, dışlamakla kalmamış hedef almış; bu, hem terörizmi, hem de aşırcılığı besleyen bir etkiye yol açmıştır. ABD(Batı), Çin ve Rusya, terörizmden, aşırıcılıktan ve kayıtdışı göçten şikâyetçidirler, sözde bunlarla mücadele etmektedirler. Ama aynı zamanda IŞİD’in elinde Batı, Çin ve Rus yapımı silahlar vardır. Bu büyük güçler, IŞİD’in en büyük destekçisi olarak görülen Suudi Arabistan’a silah satmak için adeta yarış içindedirler. IŞİD ile mücadele ediliyorsa, IŞİD’in eline geçme ihtimali çok yüksek silahları Riyad’a ya da IŞİD destekçisi bir başka Orta Doğu ülkesine satmak için bir yarış içinde olunması niye?

İşin önemli iki boyutu daha var. Birincisi, silaha para verme halkın refah ve mutluluğundan “çalma” anlamına geldiği için, silah satanların aynı zamanda ülkeler arasındaki kalkınma farklılıklarını yaratanlar olmasıdır. Kendileri silah satıp kalkınmalarına kaynak transfer ederek yükselirken, muhatapları refahlarından “zorunlu” fedakârlık(!) yapıp adeta yerinde saymakta, aradaki “gelişmişlik” farkı ikinciler aleyhine büyümektedir. Bu, içinde kinin, nefretin, kıskançlığın, intikam duygusunun ve benzerlerinin bulunduğu “tepkisel etkileşimi” besleyen bir durumdur. İkincisi de, IŞİD’a verilen silahların Amerikalılara, Çinlilere ya da Ruslara karşı değil, kendi insanlarına (Müslümanlara) karşı kullanılması; aynı dinin mensupları olan Sünnilerin ve Şiilerin biri birlerine silah doğrultmasının terörizmi ve aşırıcılığı beslemesi, ama asıl önemlisi bunun kayıtdışı göçün en büyük nedeni olmasıdır. Bu noktada kayıtdışı göçün, Batı karşısında gözüken cepheyi ayrıca zayıflattığını da düşünmek gerekir.

Bu belirtilenler ışığında, IŞİD’a ve IŞİD ile mücadeleye acaba nasıl bakmak uygun olacaktır? Bize göre, Putin’in söyledikleri; IŞİD sorununu çözme çabasının ne kadar anlamsız ve samimiyetsiz bir çaba olduğuna, uzak durulmasına, en azından “alet olunmaması” gerektiğine işaret etmektedir.

IŞİD konusu bir kere daha göstermiştir ki; Orta Doğu halkları, ne yazık ki sadece büyük/süper güçlerin değil, kendi ülke yöneticilerinin de mağdurudurlar.

Bir tarafta, yolsuzluk, sosyal dışlanma ve ülkeler arasındaki kalkınma farklılıkları ve bunlarla ilişkilendirilen terör, aşırıcılık ve kayıtdışı göç; diğer tarafta da, bir “özgürlük” ve “demokrasi” rüzgârı olarak Orta Doğu’da eseceği ileri sürülen ve böyle başlayan Arap Baharının bugün geldiği nokta, içinde bulunduğu durum!… Her şey ortada, gözler önündedir.

Orta Doğu halklarının “makus” talihlerini değiştirebilmeleri, ülkelerine ve zenginliklerine sahip çıkabilmeleri, kendi geleceklerini kendilerinin belirlemelerine, bu yolda gösterecekleri azim ve kararlılığa bağlıdır.

Ve son bir çağrışım; Putin’in 29 ülkenin devlet ya da hükümet başkanının, 130 ülkeden ve 70 uluslararası kuruluştan temsilcinin katıldığı, bu denli geniş bir katılımın söz konusu forumda işaret ettiği hususların, hem bir öz eleştiri olabileceği, hem de Moskova’nın yeni bir ideolojik söylem/açılım üzerinde çalışıyor olabileceğidir. Rusya, büyük ülkesini koruma endişesinin etkisinde, yeni bir ideolojik söylem/açılım üzerinde çalışıyor olabilir. Son dönemde, Xi Jinping ile Donald Trump arasında gözlemlenen yakınlaşmanın ve birkaç gündür karşılaşılan Rusya’yı Kuzey Kore sorununun içine çekme çabasının, Moskova’yı bu çalışmaya daha çok itmiş ve Pekin’deki etkinliğin bu çalışmanın dışa vurulması bakımından uygun bir fırsat olarak görülmüş olabileceği düşünülebilir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 15 Mayıs 2017.


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.