PERDENİN ÖNÜNDEKİ ABD İLE PERDENİN ARKASINDAKİ ABD

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ABD’nin İran’ı karşısına aldığı mevcut konjonktürde, Batı basınında çıkan İran ile ilgili haberlere biraz farklı gözle bakmak gerekir, sorgulanmalı, diye düşünüyorum. İran’ın ABD’ye misilleme olarak Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine kapatma tehdidinde bulunduğunu ve bu tehdidin İran halkının Cumhurbaşkanı Ruhani’ye olan desteğini artırdığını içeren yazıyı[i], bu bağlamda görüyorum.

Niye/niçin diye sorulabilir. Cevabı oldukça açık. Lütfen bir düşünün: İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ABD’ye “misilleme” olarak kapatması, ABD’nin işine gelir mi, gelmez mi? Gelir. Çünkü Hürmüz Boğazı deniz trafiğine kapanınca, enerji ihtiyaçlarını buradan karşılayan ülkelerin çoğu, enerji satıcısı ABD’nin müşterileri arasına girerler.

Acaba Hürmüz Boğazı’nı ABD’ye tepki olarak trafiğe kapatırım demesinden sonra Cumhurbaşkanı Ruhani’n arkasında daha çok yer alan İran halkı, Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine kapatılmasının ABD’nin işine geleceğinin farkında mıdır? Sanmıyorum. Çünkü perdenin önü ile arkası farklı…

Halk, perdenin önündekini görüyor. Arada perde olduğu için, halk, perde gerisini görmüyor, bilmiyor; gördüğü ve bildiği, sadece perdenin önündeki… Perde gerisi, kendisine kapalı, resmi/şekli yapılanmaya açık.

İran halkı, (i) hangi ülkelerin Hürmüz Boğazı üzerinden enerji ihtiyaçlarını karşıladığını, (ii) Hürmüz Boğazı kapanırsa bunların çoğunun enerji ihtiyaçlarını ABD’den karşılamak zorunda kalacaklarını, (iii) bunun da ABD’ye nüfuzundaki erimeyi telafi etme imkânı vereceğini bilse, Cumhurbaşkanı Ruhani’ye desteğini artırır mı? İran, ABD’ye tepkisi ABD’ye güç veriyor!…

İran’a ilişkin bu tablo, ister istemez Türkiye’yi çağrıştırıyor. ABD konusunda, Türkiye’de de perdenin önü ile arkası farklı, örtüşmüyor. Halkın seyrine açık perdenin önünde ABD için çok ağır sözler sarf edilmesine rağmen, perdenin gerisindeki resmi/şekli yapılanmanın ABD konusunda perdenin önündeki görüntüye uyan bir yaklaşım içinde olmadığı, hatta tersi bir yaklaşım içinde olduğu ortadadır. Örneğin medyada, ABD’nin YPG’yi eğittiği ve donattığı en yetkili ağızlardan ifade edilmesine rağmen, ABD’ye somut ve ciddi bir tepki verildiğine dair bir işaret ile karşılaşılmamıştır. Suriye’nin kuzeyindeki YPG yapılanmasının, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü tehdit ettiği, beka sorununa yol açtığı, bunun arkasında ABD’nin olduğu en yetkili ağızlardan ifade edilmiş ama, ABD ile olan ikili ilişkilerin masaya yatırılması gereği duyulmamış olunacak ki, bu yönde medyada bir haber ile karşılaşılmamıştır.

ABD konusunda, Türkiye’de de, İran’da olduğu gibi, perdenin önü başka, arkası başkadır. İran için de, Türkiye için de, bu “başkalığa” işaret eden başka örneklerden de söz edilebilir.

ABD ile ilgili İran’daki gelişmelere dair söz konusu algı ve bu algının Türkiye’deki ABD ile ilgili gelişmeleri çağrıştırması, uluslararası politika bağlamında, bölgenin geleceği açısından son derece önemlidir. Niye önemli olduğu sorusunun cevabı, sanırım bir an için, “perde gerisinde” İran’ın da, Türkiye’nin de, bölgede ABD ile birlikte hareket ettiği düşünüldüğünde bulunacaktır. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Moskova’yı “komşu kapısı” yapması, ABD Başkanı Trump’ın 16 Temmuz’da Helsinki’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya gelecek olması ve bu zirvede Suriye’nin de konuşulacağının ifade edilmesi, bendeki İran’ın ve Türkiye’nin perde gerisinde ABD ile “farklı” bir ilişki içinde oldukları algısını besleyen gelişmelerdir.

Bu algıya konu durum, bölgesel sonuçları itibarıyla öne çıkan bir durum gibi gözükse de, aynı zamanda ciddi küresel sonuçları olacak bir durumdur. Rusya’nın Trump lehine ABD’deki Başkanlık seçimine müdahale ettiği yolundaki devam eden tartışmalar hatırlandığında, Moskova ile Washington’un küresel sistemin geleceği konusunda bir “anlayış-yaklaşım birliğinde” mutabık kalmaları ve Helsinki Zirvesi’nin de buna aracılık etmesi, ihtimal dışı bir durum olarak görülemeyecektir. Daha önce, birkaç yazımda, orta ve uzun vadede, Çin’in Rusya için ciddi tehdit olma potansiyelini içerdiğini, Rusya ile ABD’nin Çin karşısında birlikte hareket edebileceklerini ifade ettiğim için, İran’ın ve Türkiye’nin ABD ile perde gerisindeki ilişkilerinin benzerlik arz etmesi, yeniden bu ihtimali çağrıştırmıştır.

Bakalım Çin, bunlara seyirci kalacak mı? Muhtemelen kalmayacaktır. Putin’in de, bugün itibarıyla, Rusya’nın Çin karşısında ABD ile birlikte hareket ettiği algısına yol açmaktan uzak durmak isteyeceği değerlendirilmektedir. Örtü/perde, “çok kalın” tutulacaktır.

Hiç şüphesiz, “perdenin önü ve arkası”, uluslararası ilişkilerin doğasında yer alan bir husustur. Yani olağandır. Uluslararası ilişkilere dair her konunun perdenin önüne taşınması düşünülemez. Olağan olmayan, perdenin önü ile arkası arasındaki uyumsuzluğun/farkın “anormal” olması, çağdaş demokratik yönetimlerdeki “kabul edilebilirlik” sınırlarının çok ötesine geçmesidir. Bu da, son dönemde, demokrasilerde halkın yönetime “katılamaması” ya da katılımının “şekli” olmanın ötesine geçememesi ile ilgilidir ve bu durum, sadece gelişmekte olan ülkeler için değil, gelişmiş, süper güç konumundaki ülkeler için de geçerlidir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 06 Temmuz 2018.

[i] https://timesofindia.indiatimes.com/world/middle-east/sudden-shift-in-iran-as-hardliners-back-president-hassan-rouhani/articleshow/64875695.cms, 06.7.2018.


GÜÇLÜ LİDER-GÜÇLÜ ÜLKE ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Her siyasal lider, yönettiği ülkenin güçlü olmasını ister. Ancak bir ülkenin güçlü olması, içeriden bakıldığında görülen güçten çok farklı bir şeydir. İçeriden bakıldığında görülen güç, görecelidir, subjektiftir, gerçekçi bakış ile fazla bir anlam taşımaz. Asıl güç, ülke, uluslararası ilişkiler sistemi ile birlikte mütalaa edildiğinde görülen güçtür. Siyasal liderler, bu son

ANKARA İÇİN SURİYE YAKLAŞIMINI GÖZDEN GEÇİRME VAKTİ GELMİŞTİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Şarku’l Avsat’a dayandırılan bir habere göre; Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin siyasi kanadı Suriye Demokratik Meclisi’nin Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed, geçtiğimiz günlerde, Rusya’nın Suriye’deki Humeymim askeri üssünde, Rus heyeti ile görüşmüş.[i] SDG temsilcisi, bu görüşmenin ertesi gün de, Şam’a geçerek, Şam’da Suriye Ulusal Güvenlik (İstihbarat) Bürosu Başkanı Ali

İDLİB ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Geriye dönülüp 2011’de Suriye’de ortaya çıkan iç savaşın bugüne kadar olan seyri bir film şeridi gibi gözden geçirildiğinde, arkasındaki asıl amacın Kürtleri denize çıkışı olan müstakil bir devlete kavuşturmak olduğu görülebiliyor. İdlib, bu amaca ulaşılması bağlamında kritik önemi haiz, Suriye’nin kuzey batısında, Türkiye’nin Hatay iline komşu Suriye’ye ait

2019’DA TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE DIŞ POLİTİKADA 2020 ÖNGÖRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye, 2019 yılında, dış politikada, çözümlerin değil, sorunların bir parçası oldu. Sergilenen dış politika anlayışı ve uygulaması ile, daha sorunlu, soru işaretlerinin daha çok olduğu bir dış politika görünümü ortaya çıktı.

KANAL İSTANBUL: GERÇEĞİ YANSITMAYAN KOMİK BENZETMELER VE GERÇEKLER

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kanal İstanbul konusundaki tartışma giderek, hem “ciddiyet kaybediyor”, hem de “ciddiyet kazanıyor”. Ciddiyet kaybediyor. Çünkü deniliyor ki, Kanal İstanbul ne ise, Süveyş Kanalı ve Cebelitarık Boğazı da odur. Ciddiyet kazanıyor. Çünkü kamuoyunun haberler, yorumlar ve değerlendirmeler üzerinden konu hakkında bilgi sahibi olması, tartışmayı siyasal iktidarın monologu olmaktan çıkarıp ciddi bir

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.