PAKİSTAN ASKERİ, PAKİSTAN-ÇİN İLİŞKİLERİ VE PAKİSTAN’DA YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Geçtiğimiz günlerde, Pakistan Genelkurmay Başkanı Qamar Javed Bajwa, Çin’e üç günlük bir ziyaret gerçekleştirdi.[i] Ziyaretin, Pakistan’ın yeni Ticaret Bakanı’nın Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesi kapsamındaki “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru”nun bir yıllığına askıya alınmasını önermesinden ve bu önerinin Pakistan ile Çin arasında “hafif” de olsa bir gerginliğe yol açmasından sonra gerçekleşmesi dikkati çekti. Pakistan Ticaret Bakanı’nın gerginliğe yol açan açıklaması, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Pakistan’ı ziyaretinden hemen sonraya denk gelmişti. Ve Bakan, açıklamasında sadece “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru”nun bir yıllığına askıya alınmasını önermemiş, ayrıca “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru”nun kapsamına sosyo-ekonomik kalkınma odaklı daha fazla projenin dâhil edilmesi görüşünü de ileri sürmüştü.

Söz konusu ziyareti dikkat çekici bulup konuya eğilince, dikkati çeken daha başka hususlar ile de karşılaşılmıştır. Bunlardan bir tanesi, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin 08 Eylül 2018’i de içine alan üç günlük Pakistan ziyaretinin, seçimler sonrasında Pakistan’da yönetimin (Hükümetin ve Cumhurbaşkanı’nın) değiştiği ve devir-teslim sürecinin yaşandığı bir sırada gerçekleşmiş olduğudur. Bir başka husus ise; değinilen hafif gerginliğe rağmen, Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureşi tarafından yapılan açıklamada yer alan karşılıklı ziyaret davetleridir. Pakistan’ın yeni Başbakanı İmran Han’ın önümüzdeki Kasım (2018) ayında Çin’e, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in de Pakistan’a davet edildiği açıklanmıştır.

Bunlar bölgesel ve küresel dengeler bağlamında oldukça anlamlı hususlardır. Konunun daha iyi anlaşılması bakımından, özellikle iki hususu hatırlamak icap eder. Birinci husus, Pakistan’ın jeopolitiği ve son dönemde ABD’den uzaklaşıp Çin’e yanaştığıdır. İkinci husus da, Pakistan’da, 25 Temmuz 2018 tarihinde yapılan Parlamento seçiminden İmran Han’ın başında bulunduğu Pakistan Adalet Hareketi (PTI)’nin önde çıkmış ve Pakistan’ın yeni hükümetinin İmran Han tarafından kurulmuş olması, 04 Eylül 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanı seçimini de PTI’ın aday gösterdiği Arif Alvi’nin kazanmış olmasıdır. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Pakistan ziyareti, Pakistan’da bu değişiklikler olurken gerçekleşmiştir.

Pakistan’daki yönetim değişikliği, sadece Çin açısından değil, ABD ve bölgesel dengeler açısından da önemlidir. Ve yeni gelenlerin kimliği, bu önemi ayrıca beslemektedir. Pakistan’ın yeni Başbakanı İmran Han, gençliğinin, eğitiminin ve kariyerinin önemli bir kısmını İngiltere’de geçirmiş; Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi de, eğitiminin bir kısmını ABD’de yapmış isimlerdir. Pakistan Başbakanı İmran Han, “elit gruplara” dâhil bir isim olarak görülmesine rağmen, halk fakir ve eğitimsiz iken, ülkeyi yöneten elit kesimin lüks bir yaşam sürmesini eleştiren ve modernleşmenin Batılılaşma olarak algılanmaması gerektiğini savunan bir siyasetçi görüntüsü vermiştir. Ancak kendisinin Batı karşıtı olmadığı kabul edilmektedir.

İmran Han, ülkesinin uluslararası ilişkilerine dair dikkat çekici görüşlere sahip bir siyasetçidir. Bu bağlamda, örneğin Afganistan sorununun çözümüne ilişkin sürece İran’ın ve Suudi Arabistan’ın da aktif olarak katılması gerektiğini savunmuş; hatta Pakistan’ın İran ile Suudi Arabistan arasındaki anlaşmazlığın çözümünde “arabulucu” rolü oynaması gerektiğini dile getirmiştir. Ancak bunları söylerken, Suudi Arabistan’ın her zaman Pakistan’ın yanında yer aldığını vurgulamaktan da geri durmamıştır. Çin’e karşı değildir. Fakat Çin’in Pakistan’daki yatırımları ve verdiği krediler konusunda daha şeffaf olunması gerektiğini savunmaktadır. ABD konusunda ise, ABD’nin Pakistan’ı “kullanma” çabasından ve Pakistan’ın egemenliğini ihlal etmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmektedir. İmran Han ile ilgili dikkati çeken bir diğer husus da, Ekim 1999’da Pakistan Ordusunun Pervez Müşerref önderliğinde gerçekleştirdiği “kansız” askeri darbeyi desteklemiş ancak, daha sonra darbeciler ile ters düşerek çok kısa bir süre hapse girmiş olmasıdır. Bu, İmran Han’ın ve partisi PTI’ın, 25 Temmuz 2018 tarihinde yapılan seçimde askerler tarafından desteklendiği iddiaları ile birlikte anlamlı bulunmaktadır.  İmran Han ile askerler arasındaki bağa dair iddialar, Pakistan Ordusu ile ilişkilendirilen ve ABD tarafından terör örgütü olarak ilan edilmiş “Ümmetin Ensarları” örgütünün ve bunun gibi birkaç “terör” örgütünün son seçimlerde İmran Han’a ve partisi PTI’e destek açıklamaları yapmış olmasına dayandırılmaktadır.

Pakistan, İran’a, Afganistan’a, Çin’e ve Hindistan’a komşudur. Umman Körfezi’ne açılan kıyıları üzerinden, hem Hürmüz Boğazı’na girişleri-çıkışları kontrol eder, hem de enerji taşımacılığında öne çıkmış bir ülkedir. Pakistan; Çin-ABD rekabeti, Çin-Hindistan anlaşmazlığı, Pakistan-Hindistan anlaşmazlığı, Keşmir sorunu, Afganistan’ın durumu, İslam Dünyasındaki mezhepsel rekabet ve “militan İslami aşırıcılık” üzerinden, doğrudan ve/veya dolaylı olarak, küresel ve bölgesel sorunlara ya taraftır ya da bir şekilde bu sorunlar ile bağlantılıdır. Pakistan’ı uluslararası politikada öne çıkaran bir başka önemli etken de, nükleer güç sahibi olmasıdır. Bütün bunlar, Pakistan’daki yönetim değişikliğinin niçin önemli olduğuna işaret eder. Acaba yönetim değişikliği, Pakistan’ın bir parçası olduğu sorunların seyrini ve Çin, ABD ve Hindistan ile olan ilişkilerini nasıl etkileyecektir? İster istemez, yönetim değişikliği, bu ve benzeri soruları akla getiriyor. Başbakan İmran Han ile Cumhurbaşkanı Arif Alvi’nin kimlikleri, bu durumu, ayrıca besliyor. Çin Dışişleri Bakanı’nın Pakistan’ı ziyaretindeki “zamanlama”, bu bağlamda, oldukça anlamlı bulunmaktadır.

Akla gelen bu tür sorulara rağmen, yönetim değişikliğinin ve yeni yöneticilerin kimliklerinin, en azından şimdilik, Pakistan’ın izlemekte olduğu politikaları etkilemeyeceği, aynı politikalara devam edileceği değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, ağırlıklı olarak Pakistan askerinin Ordu ve istihbarat üzerinden ülkede etkin bir konumda bulunmalarına dayalıdır. Pakistan askeri, Sovyetlerin Afganistan’ı işgalinden başlayıp bugüne kadar gelen, yaklaşık 40 yıl içinde, özellikle Afganistan üzerinden, ABD ile yakın ilişki içinde olmasına rağmen, bugün ABD’ye mesafelidir ve bu mesafeli duruş, Pakistan’ın güncel ABD politikasında da ifadesini buluştur. ABD’nin Pakistan makamlarını (orduyu ve istihbaratı) bilgilendirmeden, Mayıs 2011’de, başkent İslamabad’ın hemen kuzeyindeki Abbottabad’da gerçekleştirdiği bir operasyon ile Usame bin Ladin’i öldürmesi, ciddi bir egemenlik ihlali sayılmış ve bu, kendisini ülkenin hamisi gibi gören Pakistan askerinin çok ağırına gitmiştir. Bu operasyon sırasında Amerikan özel kuvvetlerinin kullandığı “özel” bir helikopterin düşmüş ancak, düşen helikopterin enkazı ısrarlı girişimlerine rağmen hemen ABD tarafına teslim edilmemiş, bekletilmiştir. Ve birkaç gün süren bu bekletme süresi içinde İslamabad’ın Pekin ile temasa geçtiği ve Çinli uzmanların gelip “özel” helikopterin enkazını yerinde incelediği ileri sürülmüştür. Bu olay, 2011 yılında, Pakistan’ın (ve Pakistan askerinin) ABD’ye bakışına ve Çin ile yakın ilişkilerine işaret etmesi bağlamında anlamlı bulunan bir olaydır. Günümüze doğru gelindiğinde, ABD’nin Hindistan ile yakınlaşması ve Afganistan konusunda izlediği politika, Pakistan tarafının ABD’ye bakışını daha olumsuzlaştırmış ve onu Çin’e daha çok itmiştir.

Pakistan, hem iç, hem de dış politikada sürekli güvenlik sorunun öne çıktığı bir ülkedir. Pakistan, uluslararası terörizmle mücadele eden, dış politikasına savunma ve güvenlik olgularının hâkim olduğu bir ülkedir. Bu durumun doğal çıktısı, Ordu ve istihbarat üzerinden Pakistan askerinin ülkede etkin bir konumda bulunmasıdır. Ordunun olağan imkân ve yetenekleri ile ülkenin iç ve dış politikadaki durumundan ayrı ve buna ilave olarak, Pakistan istihbaratının askerlerin kontrolünde olması ve askerin elindeki nükleer güç, Pakistan’da askere daha çok güç vermektedir. ABD’nin Afganistan ve Hindistan konusundaki güncel politikasının Pakistan halkının tepkisine yol açması, askerin kamuoyunun desteğini arkasına almasına neden olmaktadır ki; bu, askerin gücünü ayrıca beslemektedir. Bu noktada ve ayrıca, Pakistan-ABD ilişkilerindeki gerileme ile ortaya çıkan ciddi boşluğun Çin tarafından (savunma ve güvenlik desteği+krediler ve doğrudan yatırımlar yoluyla) doldurulmasının, hem arkasında Pakistan askerinin yer aldığı bir durum olduğunu, hem de bu durumun Pakistan askerine güç verdiğini de görmek gerekir.

Pakistan, Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin bir parçasıdır ve Çin,  bu projeye dâhil “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru” bağlamında Pakistan’a çok ciddi yatırımlar yapmıştır, yapmaktadır. Pakistan’ın Umman Körfezi kıyısındaki Gwadar limanının Çin’in kullanımına vermesi; Çin’in, bu limanı geliştirmesi, Gwadar limanı ile Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin (Doğu Türkistan’ın) Kaşgar ili arasındaki karayolunu elden geçirmesi ve bu iki nokta arasında boru hattı inşa etmesi, enerji de dâhil Çin’in dış ticaretinde bu güzergâhı (Pakistan’ı) öne çıkarmıştır. Çin’in Pakistan’daki yatırımları, Pakistan askerinin Çin ile yakınlaşmasının ürünü olduğu kadar, bunun önünü açan ve bunu kolaylaştıran bir durum olarak görülebilir. Dışarıdan bakıldığında, Pakistan ile Çin arasındaki yakınlaşmanın ekonomik, politik ve askeri/güvenlik açılarından her iki tarafın da hizmet ettiği ve bu tabloda Pakistan askerinin belirgin bir yere sahip olduğu görülmektedir.

Pakistan Genelkurmay Başkanı Qamar Javed Bajwa ‘ın Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından kabul edilmesi ve bu kabulde yapılan açıklamalar, bir bakıma, yukarıda belirtilen hususları teyit etmektedir[ii]. Kabulde, Xi Jinping, Çin’in Pakistan ile “çifte kazanca” dayalı ilişkilere büyük önem verdiğini belirtmiş ve savunma alanındaki işbirliğinin yoğunlaştırılması, terörizmle mücadelenin kararlılıkla yürütülmesi, “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru”nun inşasında güvenliğin birlikte sağlanması ve iki ülkenin ortak kalkınması için etkili bir ortak güvenlik kalkanının oluşturulması çağrısında bulunmuştur. General Qamar Javed Bajwa da, Pakistan Ordusunun Çin Ordusu ile “stratejik koordinasyonu” güçlendirmek ve terörizmle mücadeledeki işbirliğini yoğunlaştırmak istediğine işaret etmiş; güvenlik alanındaki çeşitli meydan okumaların üstesinden gelme kapasitelerini artırmaya hazır olduklarını belirtmiş; iki ülkenin ortak çıkarları ve stratejik güvenlik konusunda el ele vermelerine vurgu yapmıştır. Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın Çin Devlet Başkanı tarafından kabul edilmesi ve kabuldeki karşılıklı beyanlar, Pakistan askerinin ülkesindeki konumu ve Pakistan-Çin ilişkileri konusunda çok şey söylemiyor mu? Bence söylüyor.

Belirtilenler ışığında, Pakistan’daki yönetimi değişikliğinin, Pakistan’ın dış politikasında, şu aşamada, fazlaca bir değişikliğe yol açmayacağı çıkarılmaktadır. Pakistan’da yönetim değişmiştir ama, ülkede etkin bir konuma sahip Pakistan askerinin durumunda (duruşunda) bir değişiklik yoktur. O itibarla, Pakistan’ın yeni Ticaret Bakanı’nın bahse konu açıklamasının, hem içe dönük olabileceği (yeni iktidarın daha geniş bir seçmen tabanını kontrol etme isteğinin bir işareti olabileceği), hem de yeni iktidarın Pekin’den daha çok şey “isteme/koparma” hedefine işaret eden bir taktik olabileceği akla gelmektedir. Bu durumda, Pakistan Genelkurmay Başkanı Qamar Javed Bajwa’nın Çin’e yaptığı ziyaretin, Pekin’e, yeni Hükümet ve yeni Cumhurbaşkanı nedeniyle endişe duyulmasına gerek olmadığı mesajını verme amacını taşımış olabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak Pakistan askerinin, bu ziyarete, yeni Hükümete ve yeni Cumhurbaşkanına askerin arkasında Çin’in olduğu mesajını verme işlevini yüklemiş olabileceği ihtimalini de dışlamamak gerekir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 22 Eylül 2018.

[i] https://www.scmp.com/news/asia/south-asia/article/2164459/pakistans-army-chief-visits-beijing-after-silk-road-tension?utm_source=emarsys&utm_medium=email&utm_content=20180917&utm_campaign=scmp_today&aid=190131336&sc_src=email_2348547&sc_llid=29025&sc_lid=155095412&sc_uid=Qc2KmijIx5&utm_source=emarsys&utm_medium=email, 17.9.2018.

[ii] http://turkish.cri.cn/1781/2018/09/20/1s193354.htm, 20.9.2018.


BİDEN YÖNETİMİNİN İLK SAVUNMA BÜTÇESİ TASLAĞI NELER SÖYLÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Biden Yönetiminin ilk savunma bütçesi taslağı Kongre’ye sunulmuş. Yeni mali yıla ilişkin taslakta, savunma bütçesi olarak 753 milyar dolar öngörülmüş. Bu rakamın, 715 milyar doları Pentagon’a gidecekmiş ve Pentagon’a gidecek bu rakam, bir önceki yılın rakamına göre, mütevazi bir artışı içeriyormuş.[i]

“KİŞİSELLEŞMİŞ” DEVLETLER ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İsrail’de, Netanyahu’nun 12. yıla giren iktidarında, ideolojinin ve siyaset felsefesinin arkalara gittiği, sağ ve sol ayrımının kalmadığı, bunların yerini “Netanyahu taraftarlarının” ve “Netanyahu karşıtlarının” aldığı belirtiliyor. İsrail’de geçtiğimiz günlerde gerçekleşen erken genel seçimin sonuçları ışığında yapılmış kısa analizde[i] geçen bu tespit, acaba, i. küresel ölçekte bu yönde bir

JAPONYA’NIN VE GÜNEY KORE’NİN ÇİN YAKLAŞIMLARI VE ABD

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Savunma Bakanı Lloyd Austin’in, geçtiğimiz günlerde, Japonya’yı ve Güney Kore’yi ziyaret ettiği; bu ziyarette, Tokyo ile Seul’un Çin’e ilişkin yaklaşımları arasında farklar olduğunun görüldüğü; Japonya Çin’e karşı sert bir yaklaşım içinde gözükürken, G. Kore’nin Çin karşısında uzlaştırıcı bir yaklaşım sergilediği belirtiliyor. Ayrıca Japonya-Çin ve

TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN ARASINDAKİ STRATEJİK İŞBİRLİĞİ DERİNLEŞİYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye ile Azerbaycan, imzaladıkları Mutabakat Muhtırası[i] ile, medya alanında stratejik işbirliğine gitmiş, “Ortak Medya Platformu” oluşturmaya karar vermişler… Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Ermenilerin başlattığı sınır çatışması olarak kendisini gösteren, daha sonra Azerbaycan’ın Ermenilerin işgalindeki Karabağ’ı bu işgalden kurtarmak içi giriştikleri Eylül-Kasım aylarındaki “cephe savaşına” dönüşen “Karabağ Savaşı”nda Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği

“ANKARA TAVİZ VERMEYE AÇIK” GÖRÜNÜYORMUŞ!…

Türk medyasında yer alan bir habere[i] göre, “…Avrupalı ve ABD’li diplomatlar, Biden’ın, ‘Ankara taviz vermeye açık gözüktüğü için’ Brüksel’e (AB’ye) Türkiye’ye yaptırım uygulamama çağrısı yaptığını” belirtmiş… Türkiye’ye yeni yaptırımlar yokmuş, mevcut yaptırımlar da askıya alınacakmış… “Türkiye taviz vermeye açık” ifadesi!.. Türkiye için, hem iç politika, hem de bölgedeki mevcut durum açısından çok anlamlı bir ifade…

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.