NATO ZİRVESİ, NATO’NUN IRAK’A ANGAJE OLMA İHTİMALİ VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Brüksel’de devam eden NATO Zirvesine, Batıdaki ayrışmaya, ABD-Avrupa çekişmesine rağmen, “doğrudan” ve “dolaylı” olarak, ilk günden ABD damgasını vurmuş gözüküyor. Önce, Başkan Trump’ın “doğrudan”/açık talepleri konuşulmuş; arkasından da “dolaylı” olarak ABD’nin işine gelen, arkasında ABD’nin olduğu tahmin edilen, Afganistan, Irak ve Karadeniz (Ukrayna-Gürcistan) konularına geçilmiş ya da geçilecek[i]… Afganistan’a ilave asker gönderilmesi ve NATO’nun Irak’ta karargâh kurması konuşulacak…

Bilindiği üzere Afganistan ve Irak, ABD’nin, geride küçük çaplı bir askeri unsur bırakarak çekildiği ancak sonradan askeri varlığını yeniden artırdığı ülkelerdir. Afganistan, Çin bağlamında; Irak da, Ortadoğu bağlamında ABD için önemlidir. Afganistan’da ve Irak’ta, ABD’nin kendi ulusal çıkar ve hedefleri söz konusudur. Ancak ABD’nin gücü, Afganistan ve Irak da dahil, denizaşırı askeri angajmanlarını sürdürmeye artık yetmemektedir. NATO’nun, Afganistan’daki askeri varlığını takviyesi etmesine ve Irak’a resmen angaje olma ihtimaline bu gözle bakmak mümkündür. Daha somut bir ifade ile, Afganistan’da da, Irak’ta da, ABD için işler iyiye gitmemektedir, ABD’nin NATO’ya ihtiyacı vardır.

Peki, nasıl oluyor da, ABD’nin NATO’ya ihtiyacı olmasına rağmen, Başkan Trump NATO’yu/NATO’nun Avrupalı üyelerini eleştiriyor diye sorulabilir. Doğru, Başkan Trump, perdenin önünde “doğrudan” NATO’yu eleştiriyor ve NATO’nun Avrupalı üyelerinden taleplerde bulunuyor ama, perdenin arkasında da “dolaylı” yollarla NATO’nun Afganistan’daki varlığını güçlendirmeye ve NATO’yu Irak’a çekmeye çalışıyor. Başkan Trump bunlarla da kalmıyor, Avrupa’ya baskı yapıp onların katkı paylarını artırmak suretiyle NATO’yu güçlendirmeyi ve güçlendirilmiş NATO’yu Afganistan’da ve Irak’ta “kullanmayı” arzu ediyor. Tersinden bakılır ise; bunlar, ABD’nin gücündeki yetersizliğin ciddi olduğuna işaret etmez mi?

Bu tablo, ortada; Avrupa da dâhil herkes görüyor. ABD’den duyulan rahatsızlık Avrupa’da artıyor. Başkan Trump’ın uluslararası ilişkilerin nezaketinden uzak yaklaşımı, rahatsızlığın ayrıca yayılmasına hizmet ediyor. Şimdilik görünen, ABD’nin “yalnızlığa” doğru kürek çektiği…

ABD ile ilgili tablo bu olmasına rağmen, hem uluslararası ilişkilerin “çıkar” temelli olarak işlemesi, hem de uluslararası ilişkilerdeki bu tür değişimlerin bugünden yarına hemen gerçekleşememesi, zamana yayılması nedeniyle; ABD’nin devam eden NATO Zirvesinden istediğini elde etmesi zor olmayacaktır. Kağıt üzerinde NATO’da kararlar oy birliği ile alınıyor gözükse de, pratikte ABD’ye yönelik eleştireler ya da direnmeler fazla işe yaramamakta, sonuçta ABD’nin istediği olmaktadır.

Peki, devam eden NATO Zirvesinde ortaya çıkan bu tablo Türkiye için ne anlama geliyor? Afganistan’daki NATO varlığına ilave asker ile katkıda bulunması ve NATO’nun “resmen” Irak’a angaje olması, Türkiye’ye ne getirir, ne götürür?

NATO, 2001 yılından bu yana Afganistan’da vardır. Türkiye de, “NATO şapkası” altında, aynı tarihten bugüne kadar Afganistan’da askeri varlık bulundurmaktadır. Dolayısıyla, ilk bakışta, Türkiye’nin NATO üzerinden Afganistan’da payına düşecek takviyeyi yapmasında bir olumsuzluk gözükmemektedir. Ancak biraz eğilince, ABD’nin “kontrol ettiği” NATO’nun Çin’e komşu Afganistan’da askeri varlığını artırmasının, Ankara-Pekin ve Ankara-İslamabad ilişkilerini olumsuz etkileme potansiyelini içerdiği görülür. Çünkü Çin, ABD ile rekabet içindedir. Pakistan da, hem Afganistan’da ABD ile karşı karşıyadır, hem de ABD’den uzaklaşıp Çin’e yanaşmıştır. Ayrıca Türkiye’nin şunları da hatırlaması gerekmektedir; Çin, küresel politikada yükselen güçtür ve Çin’in Türkiye’deki ekonomik varlığı, hem ciddidir, hem de artan bir seyir içindedir. Ve Türkiye’nin Pakistan ile güçlü ortak tarihsel ve dinsel bağları (ve birikimin/sezgilerim ışığında bir varsayım olarak nükleer konularda bazı “teknik” bağlantıları) vardır. Türkiye Afganistan’a “NATO şapkası” altında olsa bile askeri açıdan daha çok angaje olurken bunları dikkate almak durumundadır.

Türkiye için, NATO’nun Irak’a resmen angaje olma ihtimali çok daha önemlidir.

Çünkü Irak, Türkiye’ye komşu bir ülkedir. Bölgedeki mevcut durum ışığında, NATO’nun Irak’a gelmesi, özellikle İran ve müstakil devletlerini ilan etmeye çok yaklaşmış gözüken Kürtler bağlamında anlamlı olacaktır. Rusya da bu durumdan etkilenecektir.

Çünkü NATO’nun Irak’a angaje olması, Irak’ın sınırlarını aşan, bir bütün olarak bölgeyi ilgilendiren bir konudur. Bölgedeki durum, ABD’nin bölgedeki durumu ve NATO’nun ABD tarafından kontrol edildiği gerçeği, bunu söylemektedir. ABD, yeniden İran’ı karşısına almıştır ve Suriye’de sıkışmıştır. Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin kuzeyi üzerinden Doğu Akdeniz’e açılacak Kürt koridorunun önü Türkiye tarafından kesilmiştir. Kürtlerin bu koridor üzerinde bağımsız bir devlet kurmalarının önünde Türkiye engeli vardır. İsrail, İran’ın Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’e çıkacak olmasından ve Suriye’de artan İran varlığından ciddi şekilde rahatsızdır. Ürdün, Suriye krizi üzerinden sıkıntılı günler geçirmektedir. Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı, küresel dengeler bağlamında, ekonomik (münhasıran enerji), politik ve güvenlik açılarından Moskova’nın elini kuvvetlendirmiştir. Böyle bir tabloda, NATO’nun Irak’a angaje olması, bölgeden bağımsız olarak düşünülebilir mi? Elbette ki düşünülemez.

NATO geldi, Irak’a konuşlandı. Bunu bir tahayyül edelim. Irak’ta bir yerde mi konuşlanır yoksa farklı birkaç yerde mi konuşlanır? Türkiye açısından baktığımda, konuşlanacağını kuvvetle muhtemel gördüğüm bir yer var. O yer de, Irak’ın kuzeyindeki Kürt Bölgesel Yönetimi ile Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire Kürt Kantonu arasında kalan bölgedir. Bu bölgede, halen ABD askeri varlığı bulunmaktadır. Ve dikkat ediniz, bu bölge, Irak Kürtleri ile Suriye Kürtleri arasındadır. ABD gibi, NATO da, kuvvetle muhtemel, bu bölgede konuşlanacaktır. Bu bölgenin, İran, Irak, Türkiye ve Suriye Kürtlerinin hepsi ile temas, onları destekleme ya da onları “kullanma” açısından oldukça elverişli olduğunu söylemeye gerek yoktur.

NATO’nun Irak’a angaje olma ihtimaline bakarken şunu da görmek gerekir; NATO Zirvesinde Afganistan’a asker takviyesi, NATO’nun buradaki misyonunun tamamlanması ile ilişkilendirilmiştir. Daha somut bir ifade ile; “takviye edelim de, bir an evvel işimizi bitirip Afganistan’dan çekilelim” denilmiştir. NATO, 27 yıldır Afganistan’da ve hala “bitiremediği” işleri var!… Bu şu çağrışıma yol açıyor: NATO, bir kez Irak’a girdi mi, Irak’ta da uzun yıllar kalabilir. Onun içindir ki, Türkiye, Afganistan’a bakıp, NATO’nun Irak’a angaje olması konusunda kendisi için dersler çıkarmalıdır. Afganistan’da başlangıçta ABD ile “çalışan” Pakistan, bugün Afganistan’da ABD ile “çatışmaktadır”, karşı karşıyadır. Afganistan, bugün uluslararası terörizmin beslendiği ülkelerin başında anılmaktadır. Irak’taki toplumsal ayrışma (bölünmüşlük), Afganistan kadar olmasa da belirgindir. Yani toplumsal yapı itibarıyla, NATO üzerinden Irak’ın Afganistan’a dönüşme ihtimali zayıf görülmemektedir. Bu bağlamda Suriye’deki mevcut tablo da hatırlandığında, ortaya Afganistan’dakinden daha kötü bir tablo zihinde canlanıyor.

Türkiye, Irak’a da, Suriye’ye de komşudur. Geçirmekte olduğu değişime bağlı sıkıntıları vardır. ABD’nin ve çoğu Batılı ülkelerin Kürtlere müzahir yaklaşımları, Kürtlerin geldiği nokta ve Türkiye’nin güncel duruşu da ortadadır, herkes görüyor. Keza Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan PKK ve YPG terör örgütlerinin başta ABD olmak üzere birçok NATO üyesi ülke tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak desteklendiği; bazı NATO üyesi ülkelerin, NATO Antlaşması’ndan kaynaklanan Türkiye’ye ilişkin savunma yükümlülüklerini yerine getirmeyeceklerini açıkça söyledikleri de bilinmektedir. Bunlardan, NATO’nun Irak’a gelmesinin, Türkiye’nin halihazırda konuşulan beka sorununu bertaraf etmesine hizmet etmeyeceği; bilakis, beka sorununu daha da ağırlaştıracağı çıkmaktadır.

Daha önce ayrıca yazmıştım; bu vesileyle bir kere daha ifade ediyorum: Türkiye’nin acilen “NATO’ya dirseğini” göstermeye ihtiyacı vardır. Birikimim ve sezgilerim, Batının Türkiye’yi NATO üzerinden “oldu-bitti” ile karşı karşıya bırakma hazırlığı içinde olduğunu söylüyor. Devam eden zirve ile bağlantılı olarak konuşulan NATO’nun Irak’a angaje olma ihtimali, bu hazırlığın bir parçası olabilir. Türkiye’nin NATO’ya göstereceği “dirsek”, bu hazırlığı bozacaktır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 12 Temmuz 2018.

[i] https://www.reuters.com/article/us-nato-summit/after-trumps-spending-demands-nato-summit-turns-to-afghanistan-idUSKBN1K135H, 12.7.2018.


ÇİN, MONREO DOKTRİNİ’İNİ BOŞA ÇIKARIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Çin’in, son 10 yıl içinde, uzay diplomasisi üzerinden Latin Amerika ülkelerine açılımı öngören bir politika izlediği, bu nedenle gelecekte Latin Amerika siyasetinde Çin etkisinin ortaya çıkacağı ve bu durumun ABD’nin Monroe Doktrini’ni boşa çıkarma anlamına gelebileceği ifade ediliyor[i]. Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe’nun Aralık 1823’te Kongre’ye yolladığı, ABD’nin Amerika

FENER RUM PATRİKHANESİ YENİDEN SAHNEDE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin epeyi bir süredir sesi çıkmıyordu. Patrikhane’nin Ukrayna Kilisesinin bağımsızlığına yeşil ışık yakması ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin buna gösterdiği sert tepki[i], bu durumu değiştirecek, Patrikhane’yi Türkiye’de gündeme taşıyacak gibi gözükmektedir.

RUSYA’NIN “VOSTOK 2018” TATBİKATI: SORU İŞARETLERİ VE ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Rusya’nın, 11-15 Eylül 2018 tarihleri arasında, Sibirya’yı ve Uzakdoğu’yu kapsayan bölgede icra edeceği “devasa” Vostok 2018 tatbikatı konusunda, acaba, Rusya, bu tatbikatı Çin’e yönelik olarak yapıyor olabilir mi sorusu gündeme gelmiş. Bu, benim son yıllarda, yazılarımda birçok kez değindiğim ve öğrencilerime anlattığım bir husus. Ayrıca, söz konusu tatbikatın, hem Rusya

MYANMAR’A (ESKİ BURMA’YA) DİKKAT!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Myanmar, genelde Çin ile Bangladeş arasına sıkışmış gözüken, Bengal Körfezi’ne açılan, diğer komşuları Hindistan, Laos ve Tayland olan bir güneydoğu Asya ülkesidir. Burma ya da Birmanya adlarıyla da bilinen Myanmar, şu günlerde, Batının ağır eleştiri oklarının hedefinde… Görünürdeki gerekçe, Myanmar’da Yönetimin, Rohingya Müslümanlarına uyguladığı ve onları Myanmar’dan kaçıp Bangladeş’e sığınmaya

ABD HAZİNE BAKANI’NIN AÇIKLAMASININ KISA EKONOMİ POLİTİĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Hazine Bakanı diyor ki, “ticaret savaşındaki” müzakerelerde ABD’nin önceliği Meksika, Kanada ve Avrupa; Çin ile ancak bunlardan sonra müzakereye geçilebilir[i]… Önce NAFTA, sonra AB, en sonunda da Çin…Bu açıklama, önemli ve anlamlı bulunmaktadır. Her şeyden önce, müzakerelerin, dün başlayıp bugün (hemen) bitmediğini, zorlu bir süreç olduğunu, yani zaman alacağını

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.