MOKSOVA’NIN “ŞAM ONAYI” DAYATMASI NELER SÖYLÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan daha yeni yapılan bir açıklamada, Türkiye’nin Suriye topraklarında düzenlemeyi planladığı herhangi bir harekât öncesinde Şam hükümetinden onay alması gerektiği ifade edilmiş[i]… Zamanlaması çok manidar gelen bir gelişme… Çünkü açıklama, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapmayı konuştuğu, Ankara ile Washington’un Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturmayı müzakere ettiği, hatta ortak harekât merkezinin önümüzdeki hafta çalışmaya başlayacağının kamuoyuna açıklandığı bir sırada geliyor.

Rusya’dan gelen açıklama ile birlikte aklıma gelen ilk ifade, “örtü” tutmuyor” ifadesi oldu. Nedeni de, yaşanan onca şeye, söylenen onca söze rağmen, ABD’nin Erdoğan (AKP) Yönetimi’nin gönlünden bir türlü çıkmadığını düşünmem ve Suriye’nin kuzeyi konusunda ABD ile devam eden görüşmelerdeki soru işaretleridir. Ankara, Moskova’dan uzaklaşıp onca şeye rağmen yeniden ABD’nin yörüngesine giriyor olabilir mi? Sorulmaz mı; Rusya, bugüne kadar böyle bir açıklamaya gerek görmemiş iken, şimdi niye, tam da bu sırada bu açıklamayı yapma gereği duyuyor? Moskova, Suriye’nin kuzeyi konusundaki müzakereler üzerinden ortaya çıkmış bir Ankara-Washington yakınlaşmasına nüfuz etmiş ve bundan rahatsız diye düşünülebilir mi? Moskova, bu muhtemel yakınlaşmanın muhtemel mecrasını Rusya’nın çıkarlarına aykırı bulmuş olabilir mi? Ya da tam tersi sorular: Ankara, Moskova ile birlikte, Washington’a karşı bir oyun içinde mi? Elbette ki, başka sorular da var: Türkiye’nin cari beka sorunu Suriye’nin kuzeyinden (Fırat’ın doğusundan) kaynaklanıyorsa, Ankara’nın buraya operasyon yapmasının bu açıklama üzerinden engellenmesini nasıl anlamak gerekir? Washington’dan sonra, Moskova da mı Türkiye’ye tavır alıyor? Öyle ise, buradan yola çıkılarak, Washington ile Moskova arasında Türkiye konusunda örtülü bir mutabakat olduğu düşünülebilir mi?

Sorular çok ama, bu noktada kritik önemi haiz soru şu: Moskova’dan gelen bu açıklama sonrasında Ankara Fırat’ın doğusuna operasyon yapar mı, yapmaz mı?

Yapar ise; bu, Moskova karşısında Ankara-Washington cephesinin yeniden doğmuş olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda, ABD ile birlikte gerçekleştirilecek güvenli bölge uygulaması, Ankara tarafından Moskova’ya karşı, hem bunun “gerekçesi” olarak kullanılabilir, hem de bir “güvence” olarak görülebilir. Ancak ABD’nin bölgede neyin peşinde olduğu çok açık olduğu için, ABD’nin yanında Rusya’nın karşısında olması, Türkiye için çok ağır (vahim) sonuçları olabilecek bir durumdur. ABD konusunda yetkililerin Türk kamuoyuna yaptığı açıklamalar, bunun olabilme ihtimalinin çok zayıf olduğuna işaret etmektedir. Olursa, Ankara’nın bunu özellikle Türk kamuoyuna anlatması, izah etmesi, ciddi güçlük arz edecektir diye düşünülmektedir.

Yapmaz ise; yani Ankara Moskova’dan gelen açıklama üzerine Fırat’ın doğusuna operasyon yapmayı şimdilik gündeminden düşürür ise; bu durumda da iki farklı durum akla gelmektedir. Birincisi, “gerçekte” Fırat’ın doğusuna operasyon yapmak istemeyen Ankara için, Moskova’nın söz konusu açıklaması ile Ankara’ya adeta “can simidi” atmış olabileceğidir. Türk ekonomisinin böyle ağır bir operasyonu kaldıracak durumda olmaması, ancak Erdoğan (AKP) Yönetimi’nin bu operasyona kamuoyu önünde angaje olması nedeniyle; Ankara’nın bir “açmaza” düştüğü, Moskova’nın bu açıklama üzerinden Ankara’yı bu açmazdan kurtardığı düşünülebilir. Tabiatıyla, bu varsayımın doğal bir sonucu olarak akla gelen ikinci husus da, Ankara-Moskova ilişkilerinin stratejik bir derinlik kazanmaya başladığı, Ankara’nın Washington konusundaki olumsuz yaklaşımının belirginleştiğidir. Moskova’nın Suriye’de operasyon için Şam’dan onay alınması gerektiğine dikkat çekmesi, BM sisteminin ve uluslararası hukukun öngördüğü temel bir husustur. Çünkü devletlerin siyasal bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı esastır. Nitekim Türkiye de, yaptığı operasyonlara rağmen, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygıya birçok kez vurgu yapmıştır. Bu durumda, Moskova’dan gelen açıklama üzerine Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine (Fırat’ın doğusuna) operasyon yapmaktan vazgeçmesi, ABD üzerinde bir baskıya yol açacaktır. Washington’un da Şam ile temasa geçmesi ve Suriye’nin siyasal egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi beklenecektir. Trump Yönetiminin uluslararası hukuka sırtını dönmüş görüntüsünden hareketle bunun ABD için çok da önemli olmayacağı, Washington’un Suriye’de bildiğini okumaya devam edeceği düşünülebilir.  Öyle olsa bile, uluslararası kamuoyundaki Suriye algısı, Moskova’nın söz konusu açıklamasının uluslararası kamuoyunda destek görmesi ve Kasım 2020’de yapılacak Başkanlık seçimi nedeniyle, Trump Yönetiminin Moskova’nın açıklamasından etkileneceğini de varsaymak gerekir.

Ankara’nın Moksova’dan gelen açıklama üzerine Suriye’nin kuzeyine (Fırat’ın doğusuna) operasyon yapmaktan şimdilik vazgeçmiş görünmesi; Ankara’nın Washington’dan uzaklaşması Moskova’ya yaklaşması bağlamında daha ileri ciddi bir işaret, belki de Türkiye için dış politikada bir “dönüm/değişim noktası” olarak görülebilecektir. Bu, doğal olarak, Moskova’nın, Ankara ile birlikte, ABD’yi Suriye’de karşısına alma ihtimalini de çağrıştıran bir durum olacaktır. Madem Türkiye’nin yaşadığı beka sorunu Suriye’nin kuzeyinden kaynaklanıyor ve arkasında açıkça ABD var, bu beklenemez mi?

İhtimaller bitmiyor, başka ihtimaller de akla geliyor. Soğuk Savaş yıllarında, Washington ile Moskova’nın, belli coğrafyalarda, belli ülkelerde, “örtülü” anlaşma yoluna gittikleri; bu suretle, aralarındaki “soğuk savaşa rağmen” o coğrafyalarda (ülkelerde) karşılıklı olarak çıkarlarını dikkate almakta (korumakta) anlaştıkları bilinmektedir. Bu hatırlandığında, akla gelen bir ihtimal de, Moskova ile Washington arasında Suriye konusunda örtülü bir mutabakatın olabileceğidir. Eğer Moskova’nın söz konusu açıklamasının ABD’yi Türkiye baskısından kurtarma ve Suriye’nin kuzeyinde rahat çalışmasına katkı sunma gibi sonuçları varsa, bu ihtimal dışlanmaz. Bu noktada, Moskova’nın, söz konusu açıklama üzerinden, aynı zamanda Kürtleri kendisinin etkisine daha çok açmış olacağı kabul edilirse, ihtimal daha da güçlenmiş olacaktır. Tabiatıyla, böyle bir ihtimal, Türkiye’yi “ortada bırakan” bir ihtimal olacaktır. ABD’den de, Rusya’dan da ağzı yanmış, uzaklaşmış, dolayısıyla yalnızlığı “tavan delmiş” bir Türkiye… Çin sahada olmadığı için, Türk Dünyası ihmal edilmiş olduğu için, İslam Dünyasına “nifak” saçıldığı için, içeride izlenen yanlış/kötü politikalar ile milli/ulusal güç eridiği için, birlik-beraberlik ciddi şekilde aşınmış olduğu için, beka sorunu daha ağırlaşmış ve ciddiyet kazanmış bir Türkiye… Düşmanları dosta çevirmeyi (dost tutmayı) öngören, dostları ihmal eden (görmezden gelen, hatta ayakları altına alan) bir siyaset anlayışı ve uygulaması ile Türkiye’nin bugün geldiği nokta bu…

Konu bağlamında kendisini belli eden dört kritik-önemli husus daha var.

Birincisi, Türkiye’nin “itibarı” ile ilgilidir. Eğer Türkiye bir beka sorunu ile karşı karşıya ve bu sorun Suriye’nin kuzeyinden kaynaklanıyorsa, Moskova’dan gelen açıklama üzerine Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine (Fırat’ın doğusuna) operasyon yapmaması, çok ciddi itibar kaybına yol açacaktır. Hem varlığını ve geleceğini tehdit altında görmek, hem de bu tehdidi bertaraf etmekten geri durmak, bir çelişki olmanın ötesinde, Dünya kamuoyu tarafından “ciddi güçsüzlük” alameti sayılacaktır. Caydırıcılığın dip yapacağı böyle bir durumda, baskı altında tutularak bugüne kadar gelebilmiş Türkiye’ye yönelik hasmane emellerin gün yüzüne çıkıp Ankara’nın yeni gaileler ile karşılaşması zayıf bir ihtimal olmayacaktır.

İkincisi, Moskova’nın söz konusu açıklamasına ve bunun uluslararası hukukta bir karşılığı (tartışma konusu olmaktan uzak bir zemini) olmasına rağmen; uluslararası hukukun, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine (Fırat’ın doğusuna) operasyon yapmasına imkân verdiğini de görmek gerekir. Uluslararası hukuk açısından, Moskova’nın açıklaması bir genel kural kabul edilir ise, Türkiye’nin yapacağı operasyon da bu genel kuralın hukuksal istisnasıdır. Çünkü uluslararası hukuka göre; eğer bir devlet, komşu bir devletten kendisinin milli ve coğrafi bütünlüğüne yönelik bir tehdit algılıyorsa ve komşu devlet kendi ülkesinde buna engel olamıyorsa (ülkesine hâkim değilse), diğer devletin kendisine yönelik ciddi tehdidi bertaraf etmekle sınırlı olarak komşu devletin ülkesine girme hakkı vardır. Uluslararası hukuk, bu gibi durumları (müdahaleleri) himaye etmektedir. Bunun temel ön koşulları, komşu devletten algılanan tehdidin ciddi olması ve komşu devletin ülkesindeki bu yuvalanmayı ortadan kaldırmaya muktedir olmamasıdır. Türkiye’de en yetkili ağızlardan beka sorununun yaşandığı ve bunun Suriye’nin kuzeyinde kaynaklandığı ifade edildiği ve Şam Yönetimi Suriye’nin kuzeyini kontrol edemediği (burada bir boşluk olduğu, boşluk ABD destekli YPG tarafından doldurulduğu) için, Ankara açısından, bu ön koşulların mevcut olduğu çok açıktır. Yani Türkiye, Moskova’dan gelen açıklamaya rağmen, beka sorununu bertaraf etmek için Suriye’nin kuzeyine (Fırat’ın doğusuna) operasyon yapabilir ve bu operasyon uluslararası hukuka aykırı olmaz. Bu noktada belki yeni bir sorun olarak gündeme gelebilecek konu, Ankara’nın Suriye’deki muhalif gruplar ile ilişkileri, bu ilişkinin nasıl niteleneceği ve ne (neler) ile ilişkilendirileceğidir. Ankara, tabiatıyla, konuyu değerlendirirken bu ihtimali de dikkate alacaktır.

Üçüncüsü; Moskova’nın açıklamasının, Türkiye bakımından sadece Suriye bağlamında değil, Irak bağlamında görülmesi gerektiğidir. Bilindiği üzere, Türkiye, milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan bölücü/ayrılıkçı uluslararası terörizmle mücadele bağlamında Irak’ın kuzeyine sıkça askeri operasyon yapmakta ve bu konuda zaman zaman Irak ile karşı karşıya gelmektedir. Türkiye, Moskova’nın açıklaması üzerine, Şam’ın onayını arar veya Suriye’nin kuzeyine (Fırat’ın doğusuna) operasyondan vazgeçer ise; bu konu, kuvvetle muhtemel, Suriye örneği ile, Irak’ın kuzeyi için de Türkiye’nin önüne gelecektir. Yani Ankara’nın Moskova’nın açıklaması üzerine nasıl hareket edeceğine karar verirken, hem Suriye’nin kuzeyini Irak’ın kuzeyi ile birlikte mütalaa etmesi, hem de uluslararası hukukun Türkiye’ye tanıdığı imkanın her iki coğrafya için de geçerli olduğunu dikkate alması gerekir.

Dördüncüsü de; Moskova’nın açıklamasına bakılırken, Azez-Cerablus Operasyonu ve Afrin Operasyonu ile Türkiye’nin Suriye’de geçici olarak kontrolünü eline aldığı yerlerin de hatırlanması icap eder. Moskova, söz konusu açıklaması üzerinden, gerçekte Suriye’nin siyasal bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne dikkat çekiyor ve buna uyulmasına (saygı gösterilmesine) işaret ediyor. Türkiye’nin Azez-Cerablus ve Afrin bölgelerindeki mevcut varlığı, işaret edilen bu hususlar ile çelişmektedir. Yani eğer Türkiye Moskova’dan gelen açıklama üzerine Suriye’nin kuzeyine (Fırat’ın doğusuna) operasyon yapmaktan “şimdilik bile olsa vazgeçerse, bunun devamı, Türkiye’nin Azez-Cerablus ve Afrin bölgelerinden de çekilmesinin istenmesi olacaktır. Ankara, bunu görerek (farkında olarak) adım atmak durumundadır.

Beliritlen bu dört kritik-önemli husus, daha önce yukarıda değinilen ihtimallerden Ankara-Moskova yakınlaşmasına (birlikteliğine) dair ihtimalleri zayıflatmaktadır. Moskova’nın Ankara ile ABD arasında cereyan eden güvenli bölge uygulamasına dair müzakereden ciddi şekilde rahatsız olduğu anlamı çıkmaktadır. Moskova’nın açıklaması, Türkiye’yi bölgede ayrıca zora sokma, dolayısıyla beka sorununu ağırlaştırma potansiyelini de içermektedir. Bu noktada, cevabi kritik önemi haiz görülen soru şu: Acaba Ankara’nın Washington ile güvenli bölge uygulamasına gitmesi, Türkiye’nin bu zorluğu aşmasına, beka sorununu bertaraf etmesine hizmet eder mi?

Mevcut beka sorunu Suriye’nin kuzeyinden kaynaklanıyor ve dolaylı olarak ABD ile ilişkilendiriliyor iken; Ankara, hem bunu unutup (!) bölgede ABD ile çalışacak, hem de beka sorununu daha da ağırlaştırma etkisi ile Rusya’yı karşısına alacak!… Olacak iş mi? Böyle bir durumda, Rusya’nın “eski defterleri” karıştırıp Türkiye’nin önüne ayrıca fatura koyabileceği hiç mi akla gelmiyor?

Erdoğan (AKP) Yönetimi’nin dış politikada içine düştüğü şu duruma bir bakın!…

Nereden nereye!… Gücünü içeriden (milli güç unsurlarından) alan Türkiye, bugün gücü başkalarının kanatları altında arayan bir görüntü veriyor. Bir zamanlar Ortadoğu ülkelerine örnek gösterilen Türkiye, bugün Ortadoğu’nun sıradan bir ülkesine dönüşmüş… Ortadoğu’da Kralların, Şeyhlerin, Emirlerin ülkelerinde iktidarlarını nasıl korudukları ve sürdürdükleri aklıma geliyor… Ankara’ya bakıyorum, Ankara ile karşılaştırıyorum… Ortadoğu’nun sıradan bir ülkesine dönüşme bağlamında bir benzerlik var mı, yok mu siz karar verin.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 17 Ağustos 2019.

[i] http://www.turkrus.com/847946-moskova-askeri-harek%C3%A2tlara-sam-onayi-istedi-bu-turkiye-icin-de-gecerli-xh.aspx, 16. 8.2019


SUDAN’IN DEVRİK-HAPİSTEKİ DEVLET BAŞKANI ÖMER EL BEŞİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bugünkü (10 Eylül 2019) Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında Sudan’ın devrik ve hapisteki Devlet Başkanı Ömer el Beşir hakkında bir haber var. “Nereden nereye” dedirten bir haber… Haber, ben de o kadar çok şeyi çağrıştırıyor ki… Bu yazı, bu çağrışımları konu edinen bir yazıdır. Haber, Sudan’ın devrik lideri Ömer

İSRAİL’İN IRAK’TA İRAN HEDEFLERİNİ VURMASI ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İsrail’in, 1981’de Irak’ın Osirak nükleer santralini hedef alan saldırılarından sonra, şimdi de Irak’taki İran hedeflerini vurduğu medyaya yansıyor. İsrail, bu yöndeki haberleri yalanlamıyor, dolaylı olarak teyit ediyor. Bu duruma bağlı olarak da, İsrail-İran çatışmasında yeni cephenin Irak mı olduğu (olacağı) soruluyor.[i] Haberde geçtiği üzere, İsrail’in Irak’a hava saldırısında

ABD HİNT-PASİFİK BÖLGESİNDEKİ ASKERİ VARLIĞINI ARTIRIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’nin, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF)’ndan çekildikten sonra, Hint-Pasifik bölgesine yeniden/yeni füzeler konuşlandıracağı, bölgedeki askeri üs varlığını güçlendireceği ifade ediliyor[i]. Bu, münhasıran ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in açıklamalarına dayandırılıyor. Bunlara bakılarak da, Başkan Trump’ın Asya stratejisinde hedefin ne olduğu sorgulanıyor.

ERDOĞAN (AKP) YÖNETİMİNİN ABD VE HDP YAKLAŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Erdoğan (AKP) Yönetiminin ABD yaklaşımı ile HDP yaklaşımı o kadar çok biri birini çağrıştırıyor ki… ABD’ye de, HDP’ye de çok ağır eleştiriler tevcih ediliyor… En yetkili ağızlar, ABD’nin Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü tehdit eden PKK terör örgütünün Suriye kolu YPG terör örgütüne açıkça ve ciddi şekilde silah/teçhizat

LÜBNAN HİZBULLAHI’NA SİLAH VEREN ABD, YPG’YE SİLAH VERMEKTEN VAZGEÇER Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD, askeri yardım paketi kapsamında Lübnan Ordusuna 150 zırhlı araç hibe etmiş[i]… ABD yıllardır Lübnan’a askeri yardımda bulunuyor. Hatta bu yardımın kapsamında zaman zaman ağır silahların ve insansız hava araçlarının olduğu da biliniyor. ABD’nin Lübnan Ordusuna yaptığı bu yardımlar, hem Ortadoğu’daki mevcut konjonktür bağlamında, hem de Türkiye açısından

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.