MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞIMIZ NASIL OLMALI?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Bugünkü Birleşmiş Milletler (BM)’in önceki adı, Milletler Cemiyeti (MC) idi… MC de, BM de, Dünyadaki milletlere işaret eder. Dünya, bir milletler ailesi gibidir.

Her millet, önce varlığını koruma ve sürdürme, sonra da kendisini geliştirme ve güçlenme peşindedir. Bu, kolay değildir. Çünkü hem varlığı koruma ve sürdürme, hem de kendini geliştirme ve güçlendirme, kaynak kullanımını gerektirir, yani bunun için kaynağa ihtiyaç vardır. Fakat kaynaklar kıttır. Kaynaklar kıt ama, kaynağa olan ihtiyaç çok yoğundur. Bu da, mücadeleye yol açar. Bu mücadelede amaca/hedefe ulaşma, milleti oluşturan bireylerin harekete geçmesine ve aynı doğrultuda birlikte çalışmalarına bağlıdır. İşte burada karşımıza, ortak bir amaç/hedef doğrultusunda birlikte çalışma bilinci yaratma ve bu bilinci geliştirerek, güçlendirerek gelecek kuşaklara aktarma çıkar. Milliyetçilik, çok basit ve genel olarak, belirtilen bu amaç doğrultusunda, milleti oluşturan bireylerde yaratılmak ve nesilden nesile yaşatılmak istenen o bilincin adıdır. Milliyetçilik, varlıklarını korumalarından ve sürdürmelerinden başlayıp, varlıklarını geliştirmelerine, güçlenmelerine ve kaynak dağıtımına nüfuz etme noktasına gelmeye kadar uzanan bir çizgede, milletlerin varlıklarını sürdürmelerine aracılık eder. Buradan hareketle, milliyetçilik bilinci ile, milletin bireylerinin refahı ve devletinin gücü arasında uyumlu bir ilişkiden söz etmek, bu bilinç ne kadar güçlü ise, birey o kadar müreffeh, devlet de o kadar güçlü demek mümkündür.

Dolayısıyla Türk Milliyetçiliği, Türk Milleti’nin varlığını koruması, sürdürmesi, güçlenmesi ve bunun politik, ekonomik ve güvenlik açılarından uluslararası sistemde ifadesini bulması, Türkiye’nin Dünya Milletler ailesi içinde şerefli/saygın bir yere sahip olması demektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Milleti’ndeki milliyetçilik bilincinin dışa vurumudur, Türk milliyetçiliğinin kurumlaşmış ifadesidir. Ancak bu noktada, Türk Milliyetçiliğini, münhasıran etnisite bağlamında görmediğimi; tarihsel, sosyo-kültürel ve hukuksal bağlamda gördüğümü de belirtmek isterim. Benim için ölçü, olaylar karşısında benzer tepkiler vermektir. Bu tepki, aynı coğrafyada yaşayan, aynı hukuksal statüye tabi olan bireylerden gelebileceği gibi, farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı hukuksal statülere tabi bireylerden de gelebilir. Yani temel ölçü, ortak kültür; sevinçte/kıvançta ve tasada/kederde gösterilen birlik-beraberlik… Türk Milliyetçiliğini ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni böyle görüyorum.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, bir bütün olarak 19 Mayıs 1919’da Milli Mücadele ile başlayan ve vefat ettiği 10 Kasım 1938 tarihine kadar olan süreçte söyledikleri ve yaptıkları, bana göre, Türk Milliyetçiliğinin ideal ifadesidir. Türk Milleti’nden ve Türk Milliyetçiliğinden ne anlaşılması gerektiği, bu mücadelede, bu süreçte çok açıktır. Arkaya arkaya gelen savaşlardan yenik çıkmış, çok evladını kaybetmiş, bitap düşmüş, yoksullaşmış, elindekini-avcundakini kaybetmiş, maddi ve manevi değerleri çok ağır saldırılara uğramış, bitti-tükendi denilen, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan bireyler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki kadronun hatırlattığı ve harekete geçirdiği ortak bilinç sayesinde, çok ağır olumsuz koşullara rağmen silkinip ayağa kalkmış; önce büyük bir kararlılık ve cesaretle varlığını koruma ve sürdürme iradelerini dışa vurmuş; sonra, aynı irade, Büyük Millet Meclisi üzerinden devlet yönetiminde milli iradenin hâkim kılınmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında, onca yoksulluğa ve dışarıyla bağlantılı bazı isyan ve ayaklanmalara rağmen varlığı geliştirmede, güçlendirmede kendisini göstermiştir.

Eğer milliyetçilik, bir milleti, döneminin güçlü ve itibarlı milletleri arasında sokmak ise; ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeleri teşvik ederek ve destekleyerek bir milleti Dünya milletler ailesi içinde ön safta yer almasını sağlamak ise; Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde, Türk Milleti bu şerefe nail ve mazhar olmuştur. Öyle ki, bir taraftan, Milli Mücadelede cephelerde karşı karşıya geldiği dönemin güçlü devletleri, bu mücadele sonrasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında Türk Milleti’ne büyük saygı duymuşlardır; diğer taraftan da, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devleti, geleceğini, Milli Mücadelede karşı karşıya geldiği Batılı devletler ile yakın ama onurlu bir ilişki içinde olmayı tercih etmiştir. Muhataplarında haklı saygı uyandırmak ve duygusallıktan uzak gerçekçi bakış açısı ile görünür geleceği de gözeterek mensubu olduğun milletin yüksek çıkarlarının peşinde koşmak… Türk Milliyetçiliği, bu değildir de nedir? Onun içindir ki, bana göre, günümüz Türk Milliyetçiliği demek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk demektir. Bugün “milliyetçiliği ayaklar altına alma” söylemi gitmiş gözüküyor ama, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü doğrudan ve/veya dolaylı olarak hedef alan fiiller bir türlü hız kesmiyor, her şeyin önünü bir şekilde alabilen iktidar bunun önünü bir türlü alamıyor. Buradan, “milliyetçiliği ayaklar altına alma” söyleminin gerçekte gitmemiş olduğu anlamı çıkmıyor mu? Eğer Gazi Mustafa Kemal Atatürk demek güncel Türk Milliyetçiliği demek ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef alınması gerçekte Türk Milliyetçiliğinin hedef alındığı anlamına gelmiyor mu?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk kimliği üzerine eğilmiş, bu konuda çalışmalar yaptırmış, bu çalışmalar için kurumlar ihdas etmiştir ama, kendisinin bu çabaları Türk Milleti’ni “etnisite” temeline dayandırma amaçlı olmamış, Türk Milleti’nin kucaklayıcı ve kapsayıcı zeminine işaret eden tarihsel ve sosyo-kültürel değerleri açığa çıkarma amaçlı olmuştur. Eğer aksi olsaydı, yani “etnisite” temelli bir milliyetçilik anlayışı olsaydı, hem bu durum vatandaşlığın hukuksal tanımında ifadesini bulurdu, hem de ırkçı Alman faşizminin Hitler ile, radikal milliyetçi ideolojiye dayalı İtalyan faşizminin Mussolini ile, kızıl faşizm olarak da kabul edilen Sovyet Bolşevizmi’nin Stalin ile, anıldığı yıllarda, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk de ırkçı ve/veya radikal milliyetçi ideoloji ile anılırdı. Ancak böyle olmamıştır. Aksine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bütün Dünyada saygı gören ve dostluğu aranan, lider ve ülke olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ırkçı bir lider ve yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de “ırkçı” esaslar ile yönetilen bir ülke olsaydı, bu, olabilir miydi?

Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (İngilizce kısaltmasıyla UNESCO), 1978 yılında, Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan 20. Genel Kurul toplantısında, 1981 yılını Gazi Mustafa Kemal “Atatürk’ün Doğumunun Yüzüncü Yılı” olarak ilan etmiş ve bu karar uyarınca 1981 yılı “Atatürk Yılı” olarak kutlanmıştı. UNESCO’nun bu kararı alma gerekçesi; Atatürk’ün, uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi olması; eğitimde, bilimde ve kültürde bir inkilapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önderlerden biri olması; insan haklarına saygılı, insanları ortak anlayışa ve devletleri Dünya barışına teşvik eden, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, din, ırk ayırımı gözetmeyen, eşi olmayan bir devlet adamı olmasıdır. UNESCO’nun söz konusu kararının gerekçesi olan bu hususlar, hem Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik anlayışına, hem de kendisinin döneminde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nasıl bir devlet politikası takip ettiğine işaret eder.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir parçası olduğu Türk Milleti’nin sadece milli değerlerine değil, milli değerleri ile birlikte manevi değerlerine de eğilmiş; İslam dinini yüceltme gayreti içinde olmuş, bunu yaparken münhasıran Balkanlar’da ve Anadolu’da gördüğü Müslümanlığı çıkış noktası almıştır. Ancak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaklaşımlarında ifadesini bulan milliyetçilik anlayışı, bu suretle, sadece milli ve manevi değerler (bu iki değer) üzerinde yükselmiş bir anlayış da değildir. O’nun milliyetçilik anlayışının üçüncü bir unsuru daha vardır, o da çağdaş uygarlıktır.

Milli ve manevi değerlerini ihmal etmeyeceksin, onlara sahip çıkacaksın ancak, çağdaş uygarlıktan da kopmayacaksın… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını bu şekilde anlıyorum. Eğer milliyetçilik, milletlerin varlıklarını korumaları ve sürdürmeleri, gelişmeleri ve güçlenmeleri ise, bu, sadece milli ve manevi değerlere sahip çıkmakla mümkün olabilir mi? Milletlerin mücadelesi “kıt kaynak” sorunu etrafında dönüyor ise, çağdaş uygarlığı yakından takip etmenin de ötesinde, çağdaş uygarlığın ta kendisi olmaya çalışmak gerekmez mi?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinden güç ve ilham almış; İslam ve Arap Dünyalarını Osmanlının son döneminde ve Milli Mücadele yıllarında çok yakından tanımasına rağmen, bu iki dünyaya sırtını dönmemiş, bağlarını koparmamış, öyle ki zaman zaman bu iki dünyadan anlamlı yardım ve destek de almış; çağdaş uygarlığın bir parçası olarak gördüğü ülkeler ile yakın ilişki içinde olmaya özen göstermiştir. Bu vesileyle rahmetle andığım Turgut Özakman’ın “Türk mucizesi” diye nitelendirdiği Cumhuriyet, bu suretle ortaya çıkmıştır. Milli ve manevi değerler, çağdaş uygarlık, akıl ve bilim…

Türk Milliyetçiliğini sadece milli ve manevi değerlerden ibaret dar bir kalıp içinde görmek, yüzeysellik işaretidir. Çünkü bu, hem Türk Milleti’nin uygarlık geçmişini görmezden gelme anlamına gelir, hem de Türk Milleti’ni çağdaş uygarlığın ta kendisi olma hedefinden uzaklaştırır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Aralık 1935’de, Mülkiyelilere hitaben İsmet İnönü’ye gönderdiği telgrafın son satırında, “Yüksel Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” ifadelerine yer vermiştir. Bu ifadeler, Türk Milliyetçiliğinin “uygarlık” geçmişini hatırlattığı kadar, Tük Milliyetçiliği için yeni “uygarlıklara” da işaret eder. Çağdaş uygarlık, akıl ve bilim, Türk Milliyetçiliğinin unutulan veya ihmal edilen veyahut unutturulan yanıdır.

Türkiye, bugün içinde bulunduğu kötü durumdan, ancak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerinde ve icraatlarında ifadesini bulmuş bir Türk Milliyetçiliği anlayışı ile düzlüğe çıkabilir. Güncel bölgesel ve küresel koşulların da bunu söylediğini değerlendiriyorum.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmasına ve CHP’nin “altı oku”ndan biri milliyetçilik olmasına rağmen, Türk kamuoyunda milliyetçiliğin en çok çağrıştırdığı siyasal parti Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’dir. Milliyetçilik, MHP’nin de “9 Işığından” biridir. AKP ve isimleri öne çıkmış diğer partilerin tüzük ve programlarında da, MHP ve CHP kadar olmasa bile, Atatürk’e yer verilmiş olduğunu tahmin ediyorum. Durum böyle olmasına rağmen, ülkenin, hem Gazi Mustafa Kemal Atatürk karşıtlığı, hem de Batıdan kopma Ortadoğululaşma (Araplaşma) hususunda geldiği nokta ortada, gözler önündedir. Bu “karşıtlığı” ve “savrulmayı/kopuşu-kayışı”, siyasetteki milliyetçiliğe dair samimiyetsizliğin büyüklüğünün çok somut bir işareti olarak görüyorum.

Konu “milliyetçilik” ve MHP milliyetçiliği en çok çağrıştıran parti görünümünde olduğu için, bu samimiyetsizlik bağlamında en çok dikkatimi çeken parti de MHP’dir. MHP, Parti Tüzüğüne ve Parti Programına göre Atatürkçü bir partidir ama, iktidarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açıkça hedef alındığı AKP/Sayın Erdoğan iktidarına Cumhur İttifakı üzerinden açık ve net destek vermektedir.  MHP’nin şu anda takip ettiği siyaset, Parti Tüzüğü ve Parti Programı ile örtüşmemektedir. Geçtiğimiz Mart ayında, ayrıntılı bir inceleme ve değerlendirme yaparak hazırladığım “MHP’de Parti Programı ve Parti Tüzüğü Rafa mı Kaldırılmış?”[i] başlıklı çalışmada, niçin örtüşmediğini ayrıntılı olarak ortaya koymuştum. MHP’nin, milliyetçiliğe bakışı belli AKP/Sayın Erdoğan iktidarına Cumhur İttifakı üzerinden verdiği destek, vazgeçtim MHP’nin geleceği adına demekten, Türk Milliyetçiliğinin geleceği adına doğru bulunmamaktadır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org,  20 Eylül 2020

[i] Bakınız: http://ascmer.org/mhpde-parti-tuzugu-ve-parti-programi-rafa-mi-kaldirilmis/

 


24 KASIM’DA EĞİTİMİN DURUMU: SİYASET PENCERESİNDEN BİR BAKIŞ

Prof. Dr.r Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bugün Öğretmenler Günü… Kutlu olsun. Ülkenin bugün gelmiş olduğu noktaya rağmen, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı ve aydınlattığı yolda hala yürüyebilen öğretmenlerimizi saygı ile selamlıyorum. Allah, onlara önce sağlık, sonra da güç-kuvvet-sabır versin. Bu özel günde, dışarıdan devlet destekli PKK terör örgütünün Batman/Kozluk’ta şehit ettiği öğretmen Aybüke

10 KASIM-ATATÜRK’Ü ANMA-MESAJI

Vefatının 82. yılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, rahmetle, şükranla ve özlemle anıyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk; arka arkaya yaşanan savaşlardan yoksul, yorgun, yıpranmış ve güç kaybetmiş olarak çıkmış Türk Milleti’ne inanarak ve güvenerek Milli Mücadeleyi başlatmış, “Kurtuluş Savaşı Mucizesi”ni gerçekleştirmiş, Cumhuriyet’i kurmuş, az zamanda her alanda büyük işler yapmış, Türk Milleti’ne “haysiyet, hürriyet, istiklal, güzel

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 97. yılını idrak ediyoruz… Cumhuriyet Bayramı, en büyük milli bayramımız… Bütün Türk vatandaşlarının, kendilerini Türk hisseden herkesin, Cumhuriyet Bayramlarını kutluyorum.

ERMENİSTAN’I TELİN VE ULUSLARARASI TOPLUMU GÖREVE DAVET MESAJI

Şu bilinmelidir ki, azizi Türk Milleti’nin ülküsü, uygar, insani ve barışçıdır. Türk Milleti’ne dair kötü emeller peşinde koşanlar, mevcut konjonktürden istifade etme düşüncesi ile adımlar atarken ya da atmaya hazırlanırken, aziz Türk Milleti’nin güç ve ilham kaynağı olan Türk Tarihini hatırlasalar iyi olur. Türkler, en olumsuz koşullarda büyük zaferler kazanmayı bilmiş, büyük bir millettir. Merak

ZAFER AYI, ZAFER HAFTASI VE ZAFER BAYRAMI MESAJI

30 Ağustos Zafer Bayramı denilince hemen akla; 1922 yılının 26 Ağustos’unda başlayan ve 30 Ağustos’unda Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Büyük Taarruz)  gelir. Ancak 30 Ağustos Zafer Bayramı, sadece “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”nde (Dumlupınar’da) kazanılan zafere, yani Büyük Taarruz’a işaret etmez.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.