MİLLİ SAVUNMA BAKANI’NIN KARADENİZ’DEKİ SERBEST KALMIŞ MAYINLARA DAİR AÇIKLAMALARININ ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

“Karadeniz’deki serseri mayınlarla ilgili açıklamada bulunan Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, ‘Mayınlar kasıtlı mı bırakıldı diye şüphelerimiz var. Belki NATO’ya ait mayın tarama gemilerinin Karadeniz’e girmesi için bir plan dâhilinde de bu mayınlar bırakılmış olabilir’ dedi.”[i] Haberde, Sayın Akar’ın, mayınların Rus yapımı olduğunu ve hangi ülkenin bıraktığının araştırıldığını, söz konusu mayınların normalde halatlarından kopunca kendilerini kilitleme özelliği olduğunu ancak şimdiye kadar imha edilmiş mayınlarda böyle bir sistemin olmadığını gördüklerini, Montrö kurallarına bağlı kalınacağını, Karadeniz’e savaş gemilerini sokmayacaklarını, Karadeniz’in savaşa çekilmesine müsaade etmeyeceklerini, söylediği de geçiyor. Haberde, halatlarından kopmuş mayın sayısının 400 civarında olduğuna dair haberlere de işaret edilmiş. Ve haberden anladığım kadarıyla, Milli Savunma Bakanı Sayın Akar, bu açıklamaları AKP MKYK toplantısında yapıyor.

Açıklamaların, içeriği de, iktidar partisi AKP’nin Genel Merkezinde yapılmış olması da, önemli. Nedeni, akla gelenler ve çağrışımlar ki, bunların neler olduğu genel olarak aşağıda sıralanmıştır.

1. “Devlet” dediğimiz bir çark var. Bu çarkı, hangi parti iktidara gelirse, o parti çalıştırır. Haberden öyle anlıyorum ki, devlet çarkını çalıştırmanın ilerisine geçilmiş, “parti devleti” olgusunu çağrıştıran bir durum var. Sayın Akar, bu tür bir bilgilendirmeyi, en azından ana muhalefet partisine de yapmalıdır. Bu, hem “parti devleti” algısını/iddialarını boşa çıkaracak, hem de Türkiye’deki siyasetin demokratik özelliğini koruduğunun işareti olacaktır ki; bu da, bir yönüyle dışarıdaki Türkiye algısını olumlu olarak besleyecektir, diğer yönüyle de Türkiye’nin ulusal gücünü besleyici bir etkiyi beraberinde getirecektir.

2. Sayın Akar’ın açıklamalarından, şahsen, NATO’ya ait mayın tarama gemilerinin Karadeniz’e girmesinin konuşulduğunu/tezekkür edildiğini çıkarıyorum. Savaş gemileri bağlamında konunun teknik boyutuna tam olarak vakıf olmamakla beraber, hukuksal açıdan Montrö’ye baktığımda, Montrö’de “mayın tarama gemisi” olarak bir niteleme yok; 10. madde ile Lahika II’nin 6. maddesinde, “yardımcı/muavin gemiler” ifadesi var ve “mayın tarama gemileri”nin bu kapsamda mütalaa edilebileceğini değerlendiriyorum. Lahika II’nin 6. maddesinde, yarımcı/muavin gemilerinin, “muharebe yapan gemi olmak için hassaten inşa edilmemiş” olma, ayrıca bu maddenin fıkralarında sayılan “evsaftan hiç birini haiz bulunmama” şartı vardır. Ve anladığım kadarıyla, bu şartların getirilmiş olması, bu gemilerin, Montrö’de harp gemileri için öngörülmüş koşullardan ayrı bir muameleye tabi olacağı anlamına da gelmiyor. Bir de, konu bağlamında anlamlı bulduğum, Montrö’nün 5. maddesindeki “düşmana (savaşan taraflara) hiç bir suretle müzaheret etmemek şartı ile” ifadesi var. NATO’ya dair mayın tarama gemilerinin Karadeniz’de görev yapmasını değerlendirirken, bunları dikkate almak gerektiğini düşünüyorum.

3. NATO’nun, kendisine ait mayın tarama gemileri yok. Üye ülkelerin NATO’ya tahsis ettikleri mayın tarama gemileri var. Başka bir ifade ile NATO adı ile Karadeniz’e çıkacak mayın tarama gemileri, gerçekte üye ülkelerin gemileri olacaktır. Bunu konu bakımından şu şekilde anlamak gerekir: NATO adına, ABD, İngiltere, İtalya, Kanada gibi Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin de, Türkiye, Bulgaristan, Romanya gibi Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin de, mayın tarama gemileri Karadeniz’de görev yapabilir. Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin NATO’ya tahsisli mayın tarama gemilerinin Karadeniz’e sevk edilmesi, hem Ukrayna krizini etkileyecektir. hem de bu krizin mahiyet değiştirmesini ayrıca besleyecektir.

4. Eğer söz konusu mayınların sayısının 400 civarında olduğundan ve mayınların “maksatlı” olarak bırakıldığı şüphesinden yola çıkılırsa, serbest kalan söz konusu mayınlara, Ukrayna’da devam eden sıcak çatışma ile ilgili bir işlevin yüklenmiş olabileceği çıkarsamasında bulunmak yanlış olmayacaktır. Söz konusu mayınlara kimin nasıl bir işlev yüklediği önemlidir. Bu bağlamda akla gelen hususlar, çağrışımlar vardır.

5. Bu noktada, bundan kısa bir süre önce, yine Milli Savunma Bakanı Sayın Akar’ın Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin savunma bakanları ile telekonferans üzerinden gerçekleştirdiği, serbest bırakılmış mayınlar konusunun da ele alındığı, görüşme akla gelmektedir. Medyada geçtiği kadarıyla, bu görüşme, Türkiye, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan ve Polonya arasında gerçekleşiyor. Karadeniz ele alınıyor ama, Rusya yok, Karadeniz’e kıyısı olmayan Polonya var. Serbest kalmış/bırakılmış mayınların Ukrayna’da devam eden sıcak bir çatışma ile ilişkilendirilebildiği bir durumda, böyle bir toplantıya Ukrayna’nın davet edilmesi, Rusya’nın davet edilmemesi, istifama yol açıyor, düşündürücü geliyor.

6. Belki konunun fazla öne çıkmayan bir boyutu da şu: Karadeniz’e açılan “Tuna su yolu”dur. Teknik olarak bu su yolunun söz konusu mayınları Karadeniz’e taşıyıp taşıyamayacağını bilemem ama, eğer bu mümkünse ve serbest kalmış/bırakılmış mayınlar Rus yapımı ise, Tuna su yoluna ev sahipliği yapan eski Doğu Bloku ülkelerinin de konuya ilişkin değerlendirmelerin kapsamına dâhil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

7. Dolaylı bir başka husus daha var. O da, sıradan görünmeyen ve mevcut çatışmanın kazanabileceği ciddiyetin/boyutun bir işareti olarak algıladığım, Rusya’nın Ukrayna’daki sıcak çatışmanın yönetimini General Alexander Dvornikov’a bırakmasıdır.[ii] Kriz yönetiminde bunun anlamı, Kremlin’in, Ukrayna’daki sıcak çatışmadan daha önemli işlere yöneleceğidir. Ukrayna’daki sıcak çatışmanın Rusya’yı askeri, ekonomik ve politik açılardan derinden etkilediği düşünülürse, daha önemli işin yine Ukrayna ile ilgili olacağı akla gelmektedir. Bu da, ABD nasıl bütün Batıyı Rusya’ya karşı seferber etmişse, Rusya’nın da buna denk düşecek çok ciddi bir adımı atma hazırlığı içinde olabileceğini çağrıştırıyor. Bu çağrışımdan yola çıkıldığında da, konuşulan Karadeniz’deki serbest kalmış/bırakılmış mayınlar ve NATO’ya ait mayın tarama gemilerinin Karadeniz’e girişi konularının, Rusya’nın yukarıda değinilen muhtemel adımına ilişkin muhtemel senaryosunun bir parçası olabileceği akla geliyor. Karadeniz’deki serbest kalmış/bırakılmış mayınların Rus yapımı olmaları ve mayınların normalde olması gereken kendilerini kilitleme sistemlerinin olmaması, Moskova ile bağlantılı muhtemel senaryo tezini besleyen bir durum olarak görülebilir.

8. Bu varsayım üzerinden bir adım daha ileri gidelim: Eğer gelişmeler Rusya’nın çok ciddi bir adımı atma hazırlığı içinde olduğuna işaret ediyorsa, bu işaretleri yansıtan muhtemel senaryonun içinde Batıyı/Türkiye’yi Montrö’yü ihlale zorlama varsa, bu, Ukrayna’daki sıcak çatışmanın Karadeniz’e yansıması ve Türkiye’nin de -Rusya’nın karşısında olarak- sıcak çatışmaya angaje olması ihtimallerini gündeme taşıyacaktır. Enerji bağlamında ABD’nin çok işine gelecek böyle bir duruma Avrupa dayanabilir mi bilmiyorum. Çünkü böyle bir çatışma, Karadeniz üzerinden ve altından işleyen enerji trafiğini olumsuz etkilemekle kalmayacak, Karadeniz’in kuzeyinden, doğusundan ve güneyinden boru hatları üzerinden işleyen enerji trafiğini de olumsuz etkileyecektir. Ayrıca bu noktada şunu da görmek gerekir: bildiğim, Rusya’nın sadece ekonomik açıdan değil, dolaylı olarak politik ve askeri açılardan da enerjiye bağımlıdır ve dolayısıyla ve normalde Rusya’nın da böyle bir çatışmaya katlanması beklenebilir. Ancak Rusya’nın ABD’yi Avrupa’nın desteğinden yoksun bırakmak ve bu suretle sıcak çatışmada hız kesmek için böyle bir işe soyunması mümkündür. Ayrıca Rusya’nın böyle bir işe soyunmasının, hem ABD karşısında Çin’in işine geleceğini, hem de Avrupa’nın Çin konusunda ABD’nin gölgesinden kurtulmasına hizmet edeceğini de görmek gerekir. Yani Rusya’nın ABD’ye yönelik böyle bir muhtemel adımının dışarıdan “örtülü” destek görme ihtimali yok varsayılamaz. Bu konu bağlamında aklıma gelen bir husus da, ABD ile ilgili bir boyutundan söz edilebilse bile, AB’nin ve Rusya’nın dâhil olduğu girişimler sonucunda, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış anlaşması yapma ihtimalinin belirmiş olmasıdır.

15 Nisan 2022

[i] Türkgün, 11 Nisan 2022, s. 7.

[ii] Türkgün, 11 Nisan 2022, s. 10.


ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal

TACİKİSTAN SAVUNMA BAKANI’NIN TÜRKİYE ZİYARETİ ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde (20-21 Nisan’da) Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’ın önemli bir ziyaretçisi vardı. Tacikistan Savunma Bakanı Orgeneral Sherali Mirzo, Sayın Akar’ın “resmi davetlisi” olarak Türkiye’deydi. Sayın Akar, Sayın Mirzo’yu Milli Savunma Bakanlığı’na gelişinde askeri törenle ve görüntülerde ifadesini bulan dikkat çekici bir samimiyet ile karşılamış. Milli Savunma Bakanlığı tarafından

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.