MHP’NİN GELECEĞİNDEN ENDİŞELİYİM

MHP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada[i], “18 Mart 2018’de yapılacak 12. Olağan Kongre öncesi teşkilat ve tabana ‘cumhur ittifakı’ ve ‘seçim barajı’ başta olmak üzere, siyasi gündeme ilişkin partinin düşünce ve görüşlerini anlatmaya hazırlanıldığı” ifade edilmiştir. MHP’nin ne yapmak istediği, ne yaptığı, yaptıklarını hangi sebeplere dayandırdığı, partililere ve tabana anlatılacakmış. Açıklamada, “15 Temmuz gecesi Türkiye’nin uçurumun kenarından alındığına, ülkenin normalleşmeye ihtiyacı olduğuna, 15 Temmuz travmasından sonra henüz halledilmesi gereken birçok problem olduğuna, terör örgütleriyle hesaplaşılması gerektiğine” vurgu yapılıyor. Oluşacak ittifaklarla, meşru ittifaklarla, 2019’da yapılacak seçimler üzerinden, Türkiye’nin 2019 sonrasında 2023’e, 2053’e ve 2071’e hazırlık yapmış olacağına işaret ediliyor.

Bu açıklamanın içeriğinden, MHP’nin mevcut yönetiminin iktidar partisi ile önümüzdeki seçimlerde ittifak yapmaya karar vermiş olduğu ve söz konusu etkinliğin de Genel Merkez’de alınmış bu kararın parti tabanına anlatılmak için düzenlendiği çıkarılmaktadır. Genel Merkez, Ankara’da aldığı kararı, parti tabanına anlatacak, benimsetmeye çalışacak… Doğrusu, böyle bir etkinliğin, söz konusu kararın alınmasından sonra değil, alınmasından önce düzenlenmesidir diye düşünüyorum.  Yani önce parti tabanının görüşleri alınsa, bu görüşler Genel Merkez’de değerlendirilse, arkasında da alınan kararı partililere ve kamuoyuna anlatmak için böyle bir etkinlik düzenlenmiş olsaydı daha iyi olur diye düşünüyorum. Bu, hem kamuoyunun MHP’nin nasıl yönetildiğini anlamasına hizmet eden olumlu bir işaret olurdu, hem de MHP’deki yönetim anlayışını eleştirenlere ve bu eleştiri ile partiden ayrılmış olanlara iyi bir cevap olurdu, bu eleştirileri anlamsız kılardı.  Bu belirttiklerim, değinmek istediğim konunun, şekle ilişkin, basit gibi görünen, ancak sonuç üzerinde etkili olduğunu düşündüğüm boyutudur.

Gelelim konunun esasına… Yani MHP’nin iktidar partisi AKP’ye yakın durmasına, AKP’yi desteklemesine ve AKP ile seçim ittifakına gideceğinin anlaşılmasına…

Normal koşullarda, mahalli idareler seçimi 2019 yılı Mart ayında, milletvekili seçimi ile cumhurbaşkanı seçimi de aynı yılın Kasım ayında yapılacaktır. İki seçimin gün olarak kesin tarihleri henüz belli olmamakla beraber, aralarında yaklaşık yedi ay olacağı kabul edilebilir. Yani önce mahalli idareler seçimi yapılacak, yaklaşık yedi ay sonra da milletvekili seçimi ve cumhurbaşkanı seçimi olacaktır.

MHP, hâlihazırda, TBMM’de 40 milletvekiline ve üçü büyükşehir, beşi il, 79’u ilçe ve 47’si de belde olmak üzere toplam 134 belediye başkanına sahiptir.

MHP, 01 Kasım 2015 tarihinde yapılan son milletvekili seçiminde, geçerli oyların % 11.9’nu (5.694.136 oy) almıştır. 30 Mart 2014 tarihinde yapılan son mahalli idareler seçiminde ise; geçerli oyların, il genel meclisi üyeliğinde % 13.91’ni (2.107.357 oy), büyükşehir belediye başkanlığında % 10’nu (4.764.833 oy), belediye başkanlığında % 12.29’nu (7.391.458 oy), belediye meclisi üyeliğinde de % 17.08’ni (7.399.119 oy) almıştır.

En son seçimlerde ortaya çıkmış MHP ile ilgili seçim istatistikleri bu şekildedir. 1999 yılı verileri ile karşılaştırıldığında ve parti içi özeleştiriye tabi tutulduğunda “geriye gidiş” anlamına gelse de; son seçimlere ilişkin bu istatistikî veriler, dışarıdan bakıldığında önemli ve ciddidir, dolayısıyla AKP ile yapacakları ittifak görüşmelerinde MHP Genel Merkezi’nin elini kuvvetlendirecektir. Bunlar, madalyonun bir yüzünde olanlardır…

Ancak bir de madalyonun diğer yüzü vardır ve madalyonun bu yüzündekiler, MHP’nin bugünü ve geleceği açısından çok daha önemli ve ciddidir.

Her şeyden önce, 15 yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP, kendi yöneticilerinin de ifade ettiği üzere, yıpranmış ve yorulmuştur. MHP’nin mevcut yönetiminin dediği, “ülkenin uçurumun kenarından alındığı”, “ülkenin normalleşmeye ihtiyacı olduğu” ve “Türkiye’nin bugün bir beka sorunu ile karşı bulunduğu” hususları, gerçekte AKP’nin ülkeyi 15 yılda getirdiği durumun ifadesi olmaktadır. En azından kendi uzmanlık ve çalışma alanım olduğu için ifade edebilirim; Türkiye, dış politika (uluslar arası ilişkileri) üzerinden adeta bir felakete doğru sürüklenmektedir. MHP Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta’nın açıklamalarından ise, ülke ekonomisinin çok kötü bir durumda olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’den sermaye kaçışı vardır. Durumu uygun olan Türk vatandaşları yabancı ülkelerde konut edinmeye yönelmişlerdir. Medyada yer alan haberlerden, bir kısmı hala yargıda devam eden yakın geçmişteki davalardan, bugün bu davalara ilişkin olarak yapılan yorumlardan ve değerlendirmelerden, Türkiye’nin askeri gücü ile istihbarat gücünde ciddi bir zafiyetin ortaya çıktığı, güvenlik güçlerinde bir isteksizliğin başgösterdiği çıkarılabilmektedir. Toplumda, ciddi bir kutuplaşmanın yaşandığı ifade edilmektedir. Bütün bunların toplamının anlamı, Türkiye’nin ulusal gücünün geçen 15 yıl içinde ciddi bir şekilde erimiş olduğudur. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki dip yapmış yalnızlığı, hiç şüphesiz bu erimeyi çok somut ortaya koyan ve beka sorunu algısına yol açacak derecede ciddi sonuçları olabilecek olumsuz bir durumdur. MHP’nin mevcut yönetimi, Türkiye’nin bugün bu noktaya 15 yıldır aralıksız ve tek başına devam eden AKP iktidarında geldiğini niçin görmüyor, göremiyor ya da görmek istemiyor?

İkincisi, ülkeyi bu noktaya getirmiş AKP iktidarında samimi bir “nedamet-pişmanlık” olup-olmadığı ilgilidir. Her gün yazılı ve görsel medya üzerinden muttali olduklarım, iktidarda bir “pişmanlığın” olmadığına işaret etmektedir. Her şeyden önce, kamuoyu, “15 Temmuz olayı”nın arkasında yer aldığı her fırsatta ifade edilen “FETÖ” ile gerçekte mücadele edilmediği, mücadelenin “göstermelik” oluğu kanaatini taşımaktadır. Asıl bağlantılı olanların üzerine gidilmediğini, hatta “FETÖ” ile bağlantılı olduğu iddia edilenlere bu mücadele sürerken makam/mevki verildiğini konuşmaktadır, yazmaktadır. Milli değerlere sahip çıkma noktasında, Mustafa Kemal Atatürk üzerinden, olumlu bir değişim gözlemlense de; yürürlükteki anayasada geçen ve hemen herkesi bağlayan Cumhuriyetin temel niteliklerini hedef alan olaylar azalmaması, hatta artmaya devam etmesi, bu olumlu değişikliğin sözün ilerine geçmediği algısına yol açmaktadır. Anadolu insanının yüzyıllardır yaşaya geldiği İslamiyet ile bağdaştırılması mümkün olmayan, İslamiyet’e zarar veren, bu bağlamda anlaşılmasında güçlük çekilen olaylar artarak devam etmektedir. Keza “hak”, “hukuk” ve “adalet” kavramlarındaki erozyon hız kesmemiştir. Hukukun üstünlüğüne duyulan güven erimektedir. Yurt dışına sermaye çıkışındaki artıştan ve Türk vatandaşlarının yabancı ülkelerde konut edinmeye yönelmesinden de çıkarılabileceği üzere, halkın gelecek endişesi azalmak yerine artmaktadır. Yürürlükteki anayasada ifadesini bulmuş mevcut rejimi değiştirmeye yönelik açık/örtülü çabaların hız kesmediği kanaati, kamuoyunda giderek güçlenmektedir. Partizanlık, ayrımcılık, siyasal kayırmacılık, hayatın hemen her alanında kendisini belli eder hale gelmiştir. Ekonomi Bakanı Sayın Lütfi Elvan’ın geçtiğimiz günlerde Mersin/Mut’u ziyaretinde vatandaşa verdiği cevapta da ifadesini bulduğu üzere; kamu imkânlarının ve kaynaklarının kullanımında, tahsisinde, dağıtılmasında, adeta “bizden olana her şey var, bizden olmayana hiçbir şey yok.” anlayışı daha belirgin olarak devam etmektedir. Daha birçok örnek verilebilir ve bu örnekler, ülkeyi bu noktaya getirenlerin “samimi” bir pişmanlık içinde olmadıklarına işaret etmektedir. Yani MHP Genel Merkezi, “ülke uçurumun kenarından alınmıştır”, iktidara yanaşarak ülkeyi uçuruma düşmekten kurtaracağız diyor ama, hem MHP siyasal karar verici pozisyonunda değildir, hem de siyasal karar verici olan AKP ülkeyi uçurumun kenarına getirdiğinin hala farkında değil gözükmektedir. Kaldı ki, MHP’nin ülkeyi uçurumun kenarından “almasının” tek yolu, iktidara yanaşmak, iktidar ile ittifak yapmak da değildir.

Üçüncü, belki diğerlerine göre daha önemli görülebilecek bir başka husus da, iktidara duyulan ya da duyulabilecek “güven”dir. İçeride, kamuoyunun önemli bir kesimi, artık AKP’ye güven duymamaktadır. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki yalnızlığı, AKP’ye dışarıda da güven duyulmadığına işaret etmektedir. Dün “açılım/çözüm” süreci bağlamında, PKK terör örgütü ile doğrudan/dolaylı görüşmeler yapılması ya da bu konudaki iddialar gündemdeydi. Sınır bölgelerinde mahkemeler kuruldu. Askere kışlanın dışına çıkmayacaksın, jandarmaya ve polise da karakolun dışına adım atmayacaksın denildi. Bunlar, pratikte de PKK terör örgütüne alan açılması anlamına geliyordu. PKK terör örgütü, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, belli ilçelerde, silah ve mühimmat depoluyordu, belli belediyelerin imkanlarıyla evden eve yerin altından dehlizler yapılıyordu, o ilçelerde günlük yaşam  teröristlerin kontrolüne girmişti. Dün öyleydi, bugün PKK terör örgütü ile amansız bir şekilde mücadele ediliyor… Dünde de AKP iktidardaydı, şimdi de iktidarda… Hangi AKP’ye güvenilecek, hangi AKP ile ittifak yapılacak? AKP, dün “kardeşim Esad” derken, bugün “terörist Eset” diyor. İktidar partisi, Türkiye’yi hedef alan PKK/PYD ikilisine silah (üstelik ağır silahlar) verdiğini defalarca söylediği, ABD konusunda bugüne kadar somut bir adım atmış değil. Ama içeride mücadele ettiği terörün arkasında ABD’nin olduğunu artık herkes biliyor. MHP, içeride terörle mücadele eden AKP ile mi, yoksa terörün arkasında olduğunu adeta “haykırdığı” ülkeye hiçbir şey yapamayan AKP ile ittifak yapacaktır? Kudüs konusunda da aynı durum var. Kudüs konusunun bugün öne çıkmasının asıl sorumlusu ABD olmasına rağmen, AKP, yine ABD ile ilgili somut adım atmadı. Sözün ötesine geçemedi. Bunları yapmadığı gibi, uluslararası politikaya ilişkin güncel gelişmelerden, hala ABD ile yakın çalışmanın yollarını arayan bir AKP izlenimi var. MHP, hangi AKP’ye güvenerek, AKP ile “yol arkadaşlığı” yapacak?  Bir başka örnek de, Suudi Arabistan’dır. Riyad’ın İsrail ile yakın çalıştığını, Kürt hareketine müzahir olduğunu ve Kudüs/Filistin konusunda samimi olmadığını, bugün hemen herkes biliyor. Bilmeyen yok gibi.   Bu bilinmesine rağmen, AKP hala Suudi Arabistan’a yanaşmanın yollarını arıyor ve bu işlerin arkasında olduğu bilinen Suudi Arabistan Veliaht Prensini Türkiye’ye davet ediyor. MHP’nin mevcut yönetiminin yol arkadaşlığı yapacağım dediği AKP, işte bu.

MHP’nin mevcut yönetiminin söz konusu açıklamasında terör örgütleri hesaplaşılması gerektiği belirtilerek, bu, bir anlamda iktidara destek verme gerekçelerinden biri olarak takdim edilmektedir. Doğru, MHP, terörle mücadeleye elbette ki destek vermelidir. Ancak, terörle mücadeleye ilişkin yaklaşımı bir önceki paragrafta yer alan örneklerde ifadesini bulan AKP’ye bu konuda verilecek doğru mudur? Doğru olsa bile, yerini bulacak mıdır? İçeride terörle amansız bir mücadeleye girişilmiş, asker, polis, masum siviller hayatını kaybediyor, ciddi mühimmat kullanılıyor, harcama yapılıyor ama, içeride mücadele edilen terör örgütünün “alenileşmiş” dış bağlantıları (ülkeler) ile olan ilişkiler bir değişiklik yok, üstelik onlara yanaşılmaya çalışıyor… AKP, Türkiye’nin Hafız Esad’ın karşısına dikildiğini ve Suriye’nin PKK terör örgütünü ve örgütün elebaşı Abdullah Öcalan’ı ülkesinden çıkardığını niçin hatırlamıyor ve örnek almıyor? ABD, Türkiye’nin vatanına ve milletine kasteden PKK/PYD terör örgütlerine açıkça silah (üstelik ağır silah) yardımında bulunacak, bu uluslararası hukukun çok açık ihlali olacak, AKP iktidarı buna hiçbir şey yapamayacak, MHP’nin mevcut yönetimi de  terörle mücadeleyi böyle yürüten AKP iktidarı ile yol arkadaşlığı yapacak!…

Bitmiyor, dahası var. AKP ile ilgili güvensizlik anlamında dikkati çeken bir başka konu da, AB ile olan ilişkilerdir. AB ile yola çıkan, AB’ye demediğini bırakmayan, şimdi yeniden AB’ye yanaşmak için çaba harcayan bir AKP iktidarı yok mu? Ya 15 yıl önce AKP içinde yola çıkanlardan, AKP’nin bugün yürümekte olduğu yolda görülmeyenler ne olacak, onlara demeli?

Üçüncü husus bağlamında değinilen hususların etkisinde, “aldatıldık” diyen ancak, “aldatıldım” demesi geçen her gün biraz daha kamuoyunda sorgulanan bir AKP vardır. AKP, içeride de, dışarıda da, kendisine duyulan güveni kaybetmiş bir parti gibi gözükmektedir. Teorik olarak, kendisine duyulan güveni bu şekilde kaybetmiş bir parti, siyaseten bitmiş demektir. Bundan sonra yapacağı şey, Osmanlının gerileme döneminde yaptıklarına benzeyecektir, yani ömrünü biraz daha uzatmak için her şeyi yapmak olacaktır. MHP’nin ittifak yapmak için adeta “ölüp bittiği” iktidar partisinin güncel halini ben böyle görüyorum.

Dördüncü bir husus da şudur: 15 yıllık kesintisiz ve tek başına iktidar, sadece AKP’yi değil, seçmeni, toplumu ve ülkeyi de yormuştur. İktidar partisine oy vermeyen seçmende bir AKP bıkkınlığı ve buna bağlı olarak oy verilebilecek bir parti arayışı baş göstermiştir. MHP’de kimse, bu durumun, son milletvekili ve mahalli idareler seçimlerine yansımadığını ileri süremez. Belki milletvekili seçimi açısından, bu durumun MHP’nin aldığı oylara fazla bir yansımasının olmadığı, dolayısıyla son milletvekili seçimine ilişkin oy sayısının MHP’nin kendi oyları olduğu kabul edilebilir. Ancak mahalli idarelere, MHP’nin sahip olduğu belediyelere gelindiğinde durum değişmektedir. MHP, son mahalli idareler seçiminde, çoğu yerde, oranları değişik olsa da, daha önce MHP’ye oy vermemiş seçmenlerden önemli miktarda oy almıştır. AKP’den bıkkınlık, AKP’ye duyulan tepki, o yerde AKP karşısında MHP’nin dışında diğer bir partinin başarı şansının olmaması gibi etkenler, mahalli idareler seçiminde daha çok oyun MHP’ye verilmesine yol açmıştır. Son seçimlere ilişkin olarak yukarıda verdiğim oy oranları ve toplum oy sayıları arasındaki farklılığın arkasında bu vardır. Bu dördüncü husus bağlamında söylediklerim şunun için önemlidir: Eğer MHP’nin AKP’ye yanaşması sürer ve AKP ile ittifak yapar ise; 2019 yılında yapılacak seçimlerde, MHP’li olmayan ancak, AKP’den bıkmış/yorulmuş oldukları ya da AKP’ye tepki duydukları için son seçimlerde MHP’ye oy vermiş olanlar, artık MHP’ye oy vermeyeceklerdir. “Seçim barajını aşağıya çekme” çabası içinde olan MHP’nin mevcut yönetimi, acaba bu seçmenlerin oylarına ihtiyaç duymuyor mu? Ya da MHP’nin mevcut yönetiminin, her partinin ortak amacı olan, seçmen tabanını genişletmek gibi bir amacı yok mu?

Beşinci husus, doğrudan MHP’nin tabanı ile ilgilidir. Son seçimlerde MHP’ye oy veren seçmenlerin hepsi, karine olarak, AKP’yi beğenmedikleri için MHP’yi tercih etmiş seçmenlerdir. AKP ile MHP arasında mesafe varken, MHP’ye oy vermişlerdir. AKP’nin “bütün milliyetçikleri ayakları altına alma” söylemi, milli değerleri hedef alması, teröristlere “açılım/çözüm süreci” üzerinden alan açması, devleti zayıflatması, MHP’li olsun-olmasın AKP karşısında MHP’ye teveccühe yol açmıştı. MHP AKP’ye yanaşmaya devam eder ve AKP ile ittifak yapar ise, bu teveccüh ortadan kalkacaktır.  Bu bir. İkinci olarak, yine böyle bir durumda, MHP’nin “Türk-İslam” sentezi üzerine bina edilmiş dengeli fikri yapısından ve bunun üzerine bina edilmiş politika anlayışından hareket edildiğinde, şunlar da ortaya çıkabilecektir. (i) MHP içindeki İslami yanı ağır basın MHP’li seçmenlerin AKP’ye kayışlarının önündeki fikri/psikolojik engel ortadan kalkmış olacak, AKP’ye kayışın önü açılmış olacaktır. (ii) MHP içindeki milli değerleri ağır basan kesimin, MHP ile yollarını ayırması ihtimali belirecektir. Çünkü MHP’nin AKP ile “aynılaşması” aradaki mesafeyi/farkı anlamsız kılacaktır. Hem bu kesim içinde aradaki mesafenin/farkın korunduğunu anlamayanlar olacaktır, hem de AKP’nin “arada fark olmadığını” işleyen propaganda mekanizması işleyecektir. Bunlar, MHP ve AKP dışında bir arayış içine gireceklerdir. (iii) MHP’nin AKP ile “aynılaşması”, esasen bugün de AKP ile “bir şekilde” çıkar/menfaat ilişkisi içinde olan MHP’lilerin partiden kopmakta kendilerini daha özgür ve rahat hissedecek olmalarına yol açacak olmasıdır. MHP’nin mevcut yönetiminin, bunlardan arta kalanlara razı olduğu düşünülebilir mi?

Yukarıda sıraladığım nedenlerden dolayı, MHP’nin iktidar partisi ile yol arkadaşlığı yapmasını, partinin sadece bugünü için değil, belki bugünden daha çok yarını için doğru bulmuyorum. Genel Merkezi’n bu konuyu bir kez daha tezekkür etmesinde yarar görüyorum.

Lütfen açın Türk siyasal hayatına bir bakın, varlıklarını, kendi öz güçlerine dayanmak ve güvenmek yerine, iktidar partisine yanaşmakta ve onunla ittifak yapmakta görmüş hangi siyasal parti sonradan tek başına iktidar olmuş? Daha düşük profilli olarak sorayım: var mı, bunları yaptıktan sonra bugün hala aktif olarak Türk siyasetinde adından söz ettiren bir siyasal parti? Bulamazsınız.

Yapmayın, etmeyin, MHP’ye kıymayın… Geri dönüş yolu henüz tıkanmamış iken, gelin bu yoldan vazgeçin…

Benzetmede hata olmaz. “Fakir dostun olacağına zengin düşmanın olsun” derler. AKP, MHP’nin ve benim düşmanım değil ama, AKP gibi bir rakiple mücadele etmenin MHP’ye kazandıracaklarının daha güvenilir, daha kalıcı ve daha onurlu olacağından eminim.

AKP ile ittifak yapmayı, “buza yazılmış yazıya” da benzetiyorum. AKP, olur da yarın düze çıkarsa, olan MHP’ye olacaktır diye endişe ederim.

Niyetimiz salihtir.

Yüce Allah Büyük Türk Milleti’ni korusun ve yüceltsin.

MHP’ye de hayırlısı ile buna vesile olmayı nasip etsin.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ASCMER Asya Çalışmaları Merkezi Başkanı

Ankara, 28 Aralık 2017.

 

 

 

[i] “MHP Gündemi Anlatacak”, Ortadoğu, 28 Aralık 2017, s. 1, 10.

Anahtar Kelimeler: AKP,  ittifak,  Kurultay,  MHP,  yol arkadaşlığı, 

SURİYELİ SIĞINMACILAR ARTIK “SIĞINMACI” OLMAKTAN ÇIKMADI MI?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Epeyi bir süredir değinmek istediğim bir husus var. O da, Türkiye’deki (tamamına yakını Arap) Suriyeli sığınmacıların dini bayramlarda ve tatil-akraba ziyareti için ülkelerine gidip gelmeleridir. Bu konuya, İP’ten Sayın Ümit Özdağ daha önce değinmişti. Ancak aradan geçen sure içerisinde konuya ilişkin durumda bir değişiklik olmamasından, konu önemli olmasına rağmen, gereken

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.