MHP VE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

MHP’de bir strateji tayin-tespit birimi var mı bilmiyorum. MHP’nin iç işleyişine vakıf olabilecek bir durumum da yok. MHP’yi, MHP’nin yayın organı olarak bilinen Türkgün Gazetesi üzerinden takip ediyorum. Dışarıdan gördüğüm, MHP’de bir strateji tayin-tespit biriminin olmadığı; varsa bile, olması gerektiği gibi işlemediği; esasen, MHP’de belirgin bir yönetim sorunu olduğudur.  Bu kanaatim yeni değil. Buna işaret eden birçok husustan söz edilebilir. Bugüne kadar birçok kez buna işaret ettim. Bu bağlamdaki hususların en son örneği, bugünkü (6.11.19) Türkgün’de yer alan (s.1-7), cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine dair, “Yeni sistem kaçınılmazdı” başlıklı yazı dizisidir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin Haziran 2018’den bugüne kadar olan uygulaması, bu sistemin, evrensel hukuk ve demokrasi ile örtüşmediğini göstermiştir. Öyle ki; olması gerektiği şekliyle, ne kuvvetler ayrılığı, ne vatandaşlar için hukuk güvenliği, ne de yönetime katılma kalmıştır. Bunların hepsi dikkat çekici ölçüde anlamını yitirmiş ya da yitirme sürecine girmiş gözükmektedir.  Görünen ya da algılanan, kendisini hukuk ve demokrasi ile bağlı görmeyen, her şeye parti genel başkanının karar verdiği, genel başkanın mutlak kontrolünde bir tek parti iktidarıdır. Buna “tek parti hegemonyası”, “tek partinin kontrolsüz vesayeti” veya “tek parti oligarşisi” diyenler de var, olabilir.

Bu güncel tablo, evrensel hukuk ve demokrasi ile örtüşmemesi bir yana, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, halkı yücelten ve halka değer veren, demokratik ve özgürlükçü; halkın egemenliğini, halkın iradesini ve özgür seçimleri esas alan, bugüne kadar gelmiş, içinde yaşadığımız için tanıdığımız ve bildiğimiz Cumhuriyet ile de örtüşmemektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “panturancılığı” dışlamış ama, birleştirici ve toplayıcı bir temel üzerinde “Türklüğü” esas almıştır. O’nun kurduğu Cumhuriyet, “Türk! Öğün, Çalış, Güven” ifadesinde kendisini dışa vurmuş bir mensubiyet şuuruna sahip olarak bugünlere gelmiştir. Bunların anlamı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, bugüne gelmiş Cumhuriyet’in, aynı zamanda büyük Türk Milletinin “milli” benliğine ve karakterine uyan bir cumhuriyet olduğudur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet bugünlere gelirken, elbette ki, bazı değişimleri yaşamıştır. Kısmen, bozulduğu ve istismar edildiği ileri sürülebilirse de, yukarıda belirtilen özü temelde hep korunmuştur.

Ancak Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile geçilen “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”, bunlardan çok farklı, bunların çok ilerisinde bir değişimdir, bir durumdur.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan (ve partisi AKP), Türk milliyetçiliğine, milli değerlere bakışı, “karşı olmak” yerine en azından “sorunlu/sıkıntılı” diyebileceğim bir siyasetçidir. Yeni sistemin Haziran 2018’den bu güne kadar olan uygulaması da, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bugüne kadar gelmiş Cumhuriyet ile fazla örtüşmediği, bir bakıma bunu hedef aldığı izlenimine yol açmıştır. Bir tarafta münhasıran milli değerler üzerine kurulmuş ve bugünlere gelmiş bir Cumhuriyet, diğer tarafta milli değerlere bakışı belli olan (Genel Başkanın “mutlak” kontrolündeki) bir “tek parti hegemonyası”… Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine böyle bir ortamda geçilmiş olması, Haziran 2018’den bu güne kadar olan uygulama ile birlikte, ülkede bir gelecek endişesine yol açmış gözükmektedir.  Siyasal partilerden, sivil toplum kuruluşlarından, konunun uzmanlarından gelen yeni sisteme dair açıklamalar, bana göre, hem bu endişenin varlığına işaret etmektedir, hem de bu endişenin ürünü olarak görülebilir.

Peki, bir “siyasal parti” olarak MHP, böyle bir ortamda ne yapıyor? Çelişkileri yaşıyor ya da yaşamaya devam ediyor. İktidarı, daha çok seçmeni kendisine çekmekte aramadığı; seçimin/seçmenin, umurunda olmadığı o kadar belirgin ki… Türkgün Gazetesi’nde başlayan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine dair yazı dizisini ben böyle görüyorum. Belli ki, MHP, vatandaşın yeni sisteme tepkisini önemsemiyor. Bir başka sıkıntılı husus da, hem yeni sistem için söz konusu yazı dizisinde “kaçınılmaz” ifadesinin kullanılması, hem de yazı dizisi ile yeni sistemin sahiplenilmesidir. Acaba 96 yıllık birikim ciddi bir risk/tehdit ile karşı karşıya bırakılırken, nasıl bir “kaçınılmazlık” var ki, bundan daha çok himaye görebiliyor diye, insan sormadan edemiyor. Bir de, 96 yıllık birikim karşısındaki bu himayenin MHP’nin değerleri ile örtüşüp örtüşmediği, MHP’ye yakışıp yakışmadığı sorusu var.

MHP, hem Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkıyor, hem de O’nun “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’in bu yeni sistem üzerinden bir risk/tehdit ile karşı karşıya bırakılmasına müzahir olabiliyor!… MHP, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine sahip çıkmakla, münhasıran milli değerler üzerine kurulmuş ve bugünlere gelmiş Cumhuriyet’in geleceğini, milli değerlere bakışı belli olan bir siyasal kadronun mutlak kontrolündeki  “tek parti hegemonyası”nın insafına bırakmış olmuyor mu?

MHP’nin yayın organı olarak bilinen Türkgün Gazetesi’nde cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine sahip çıkan bir yazı dizisi ile karşılaşınca bunlar aklıma geldi…

Bu yazı dizisi, bana göre, MHP’nin iktidar arzusu taşımadığına, kamuoyunun nabzını tutamadığına ya da buna ihtiyaç duymadığına (!) işaret ediyor. Durum ortada… Bunu, yeni söylüyor da değilim.

Aklıma, siyasetçiler için de kullanılan “kraldan çok kralcılar”, “yağcılar” ve benzeri diğer ifadeler geliyor. Her partide bu tip siyasetçilerin öne çıkmış olduğu bir dönemden geçiliyor gibi bir görüntü algılıyorum. Ufukta bir erken seçim gözüküyor da ondan mı diyeceğim, fakat ülkenin ve siyasal partilerin durumlarına bakınca, bunun Türk siyasetine musallat olmuş bir hastalık haline gelmiş olduğunu görüyorum. Siyasette işler (!) böyle yürüyor gibi, hâkim bir atmosfer var sanki. Herkes, her şeyi, doğrudan ya da dolaylı olarak parti liderine yaranmak için konuşuyor, yazıyor; bu, liderlerin de hoşuna gidiyor ki, Türk siyasetinde böyle bir atmosfer ortaya çıkmış, görülebiliyor.

Siyasal kimliğinden, siyasal geçmişinin safahatından, bunların ürünü siyasal birikiminden ve temsil noktasında bulunduğu MHP’nin misyonundan yola çıkıldığında, Sayın Devlet Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini “içselleştirdiği” gibi bir sonuca varmak güçtür. Sayın Devlet Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine müzahir oluşu, “konjonktürel bir zaruret”ten ileri geliyordur diye kabul etmek gerekir. Söz konusu yazı dizisinin başlığındaki “kaçınılmaz” kelimesi de, bunu doğrular mahiyette bulunmaktadır. Eğer öyle ise, Türkgün’de bugün başlayan söz konusu yazı dizisi yanlıştır. Çünkü MHP için, konjonktürel olanı, kalıcı hale getirme risikini içermektedir. Siyaseti günü yaşama ile sınırlı görmek doğru değildir. Siyaset, geleceği bugünden görmeyi de gerektirir.

Bir kere daha anladığım, MHP’nin yönetiminde, ciddi eksiklikler olduğu, sadece taşra teşkilatına değil, Genel Merkez yönetimine de hâkim olunamadığıdır. Ne strateji tayini, tayin edilmiş stratejiyi sahiplenme ve zaman zaman bu stratejiyi gözden geçirme var, ne de kontrol ve iki yönlü işleyen bilgilendirme mekanizması var. Kopuk çalışılıyor. Birinin yaptığını diğeri bozuyor ya da yanlış yapılanı birileri düzeltmeye çalışıyor. Partinin enerjisi, “üst üste konulamıyor” ya da “aynı yöne tevcih edilemiyor”; böyle olduğu için de, boşa gitmiş oluyor. Bu suretle, gerçekte güçlü olmasına rağmen, zayıf/güçsüz bir MHP görüntüsü ortaya çıkıyor.

Yüce Allah, Türkiye için, doğru konuşanın ve doğru iş yapanın yardımcısı olsun.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 06 Kasım 2019.


TÜRK SİYASETİNDE GÜNCEL TABLO

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı PKK terör örgütünün kırmızı bültenle aranan Avrupa’daki üst düzey yöneticilerinin Avrupa Parlamentosu (AP)’nda “ağırlanmasına” yönelik siyasilerin tepki açıklamaları bugünkü medyada öne çıkmış gördüm. Hatırlarsanız, AP’da, geçtiğimiz günlerde de Türk Bayrağı yakılmıştı… Kimden ne tepki geldi diye, bugünkü medyaya bir göz gezdirdim. Ana muhalefet partisi CHP’den bir tepki açıklamasına

MEVCUT/HÂKİM SİYASET YAPMA ANLAYIŞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye’nin, Türk siyasetine hâkim mevcut siyaset yapma anlayışı ile, huzura, güvene ve refaha kavuşması mümkün değil. Böyle görüyorum. Sadece hukuksal anlamda değil, genelde, öne çıkmış/belirgin bir “adaletsizlik” tablosu var. Medyaya bakınca görüyorsunuz: “adalet çarkı”na güven eriyor, gelir dağılımı adil değil, vergi yükü adil değil, kayırmacılık ve görevi suistimal yaygın, rüşvetin

CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ’I ANMA MESAJI

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, ebediyete intikal edişinin 8. yılında, rahmetle, şükranla ve özlemle anıyorum. Hayatını bütün içtenliği ile Kıbrıs Türk Halkına adamış bu değerli şahsiyet, Kıbrıs Türk Halkını, yok olmanın eşiğinden alıp müstakil ve egemen bir devlete kavuşturmuştur. KKTC, O’nun sahip olduğu mücadele adamı, stratejist, mücahit, hukukçu, diplomat, devlet adamı

YENİ YIL MESAJI

ASCMER izleyicilerinin yeni yıllarını kutluyor, yeni yılı esenlik içinde geçirmelerini diliyoruz. Umarız, Türkiye için, bölgemiz için ve Dünya için; 2020 yılı, 2019 yılını aramayacağımız, barışın, sevginin ve kardeşliğin öne çıkacağı, daha iyi ve daha güzel bir yıl olur. Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ASCMER Başkanı Ankara, 31 Aralık 2019

GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI’NIN İLK KONUŞMASI ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Sayın Ahmet Davutoğlu’nun, yeni kurulan Gelecek Partisi’nin Genel Başkanı olarak, kamuoyuna yaptığı, partinin tanıtımı niteliğindeki ilk konuşmasını HaberTürk’ten, kesilince Tele 1’den, verildiği kadarıyla, canlı olarak izledim. Öncelikle, yeni kurulan partinin Türkiye için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. Aşağıda sunduğum ilk izlenimlerime ve görüşlerime rağmen, bana yakışan, böyle bir temennide

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.