MHP “KİMSESİZ” Mİ?

09 Ocak 2017 tarihinde,  artık MHP’nin mevcut yönetimi hakkında yazmayacağımı ifade etmiştim… Aradan geçen 14 aya yakın süre içerisinde, oldukça rahatsız olduğum, yazmam gerektiğini düşündüğüm, birçok gelişme oldu. Ancak bugüne kadar yazmadım.

Ama artık yazmak adeta “farz” oldu… Nedeni, Balgat’tan gelen son açıklamadaki  “Artık kimsesiz değiliz.” ifadesi… (Ortadoğu, 04.3.2018, s.1, 10)

“Artık kimsesiz değiliz” ne demek? MHP’nin mevcut yönetimi, bu ifade ile ne demek istemiştir? MHP, daha önce yalnız mıydı?  “Cumhur ittifakı” üzerinden AKP’ye yanaşması, bu yalnızlığın bir sonucu muydu?

Kasım 2015’deki genel seçimde 5.7 milyona yakın (%11.9) oy almış bir partinin yöneticileri, kendilerini nasıl olabiliyor da “kimsesiz” görebiliyor ya da bu ifade ile böyle bir algıya yol açabiliyor? MHP’nin mevcut yönetimi, kendisini MHP tabanından kopmuş ve bu nedenle “kimsesiz” görüyor olabilir mi?

Nereden bakarsanız bakın, MHP tabanı, Türk Milliyetçileri ve ülkücüler için, hem çok talihsiz, hem de MHP’nin nasıl bir yönetime sahip olduğuna işaret eden, incitici/üzücü bir ifade… Ben bu ifadeyi böyle görüyorum.

İki hafta sonra (18 Mart’ta) MHP Kurultay’ı var. Eğer kendisine oy veren 5.7 milyona yakın seçmene ve MHP tabanına rağmen, MHP’nin mevcut yönetimi kendisini “kimsesiz” görmüşse, buyursun Kurultay’da görevi bıraksın… Kurultay, bunun için, uygun/isabetli bir zemin.

Bunu niçin söylüyorum? Çünkü MHP, bugüne kadar asla “kimsesiz” olmamıştır. Bundan sonra da asla olmayacaktır. MHP, Büyük Türk Milleti’nin bağrından çıkmış ve bu büyük milletin desteğine hep mazhar olmuştur. Parlamentoda temsil edilmediği dönemlerde bile, Türk siyasetinde ağırlığa sahip olmuştur.

MHP’yi -söz konusu ifadeden çıkarılabileceği üzere- “kimsesiz” gören mevcut yönetim; acaba MHP’nin Büyük Türk Milleti nezdindeki desteğinin fakında mıdır? Ya da, bu desteği etkili bir siyasal güce dönüştürmede başarılı olabilmiş midir? Ne yapmıştır? Bu desteği, alıp götürüp, ülkeyi bugün bu noktaya getirmiş iktidar partisinin hizmetine koşmuştur.

MHP’ye oy veren oy veren 5.7 milyona yakın seçmen bir kalemde adeta silinmiştir. Nasılsa iktidar partisinin lokomotifine bir vagon olarak eklenmişlerdir. “Cumhur ittifakından” sonra, herhalde MHP’nin mevcut yönetiminin, ne seçmen/oy kaygısı, ne de iki hafta sonra (18 Mart’ta) yapılacak Kurultay’ın bir önemi/değeri kalmıştır!…

Bu vesileyle, geç kalmış olmamak endişesinin baskısı altında, iki hususa değinme ihtiyacı hissediyorum. Birincisi, Türkiye’de bugün “Türk sorunu” varmış algısının mevcut bulunduğu ve bu algının MHP’nin mevcut yönetimimin “cumhur ittifakına” gittiği iktidar partisi döneminde ortaya çıkmış olduğudur. İkincisi de, “cumhur ittifakının” ve bugün dış politikada yaşananların, aynı zamanda yeni bir açılım/çözüm sürecini içerme potansiyelini içerebileceğini de düşündüğüm, büyük bir senaryonun parçası olabileceğidir. Yani bugünlerde öne çıkan beka sorunu çok daha büyük ölçekte düşünülmelidir diye değerlendiriyorum.

İnanıyorum ki; Ülkü Evleri Vakfı’nın kuruluş senedinde de ifade edilmiş olduğu üzere, “Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve faziletine sahip”, “vicdanlı”, “izanlı”, “ferasetli”, “ilim-irfan ehli”, “kavi imanlı”, Türk Vatanına ve Türk Milletine “muhabbetli” MHP tabanı, Türk Milliyetçileri ve ülkücüler, 18 Mart’taki Kurultay da dâhil, üzerlerine düşenleri, kendilerine yaraşanları, yapacaklardır. (Belirtilen niteliklerin belli bir siyasal düşünceye sahip kişiler için kullanılmış olmasından, farklı siyasal düşünceye sahip kişiler için bu niteliklerin söz konusu olamayacağı gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Bu, beni üzer.)

Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. Türk vatanını ve Büyük Türk Milleti’ni özümden çok seviyorum. Kısır siyasal çekişmeler bağlamında mütalaa edilebilecek bir amaç peşinde değilim.  Ülküm, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yükselmesi, ileri gitmesidir. Bu ülkü ışığında,  Türk’ün atası Mustafa Kemal’in açtığı, aydınlattığı yolda, O’nun gösterdiği hedefe yürümeye çaba harcıyorum, yazıyorum.

Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti sonsuza kadar yaşasın.

Selam, sevgi ve saygı ile.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ASCMER Başkanı

Ankara, 04 Mart 2018


19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

19 Mayıs 1919, Türk Milleti’nin, vatan topraklarını düşman çizmeleri altında çiğnenmekten kurtarma azim ve kararlığını dışa vurduğu; özünden uzaklaşmış Osmanlı Yönetimi karşısında yeni bir uyanışla, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmak için silkinip ayağa kalktığı, özüne döndüğü; zamanın en güçlü devletleri karşısında kazandığı, “Türk Mucizesi” olarak da tarif edilmiş, Türk’e şan ve şeref katmış bir

“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TEK ADAM MIYDI?” SORUSUNA CEVABIM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Dün, twitter hesabımdan, MHP Milletvekili Sayın Atila kaya’nın, “Erdoğan’a oy verme” başlığı ile verilmiş bir haberdeki tespitlerine yer vermiş, bu tespitlere katıldığımı ifade etmiştim. Yer verdiğim üç tespitten biri, “Kendi egemenliğini tek adama devreden iradeye ‘milli irade’ denmez” tespiti idi.  Twitter’dan bir izleyicim, rahatsız olduğum bir hitapla, bana sormuş: “Mustafa

ASILSIZ ERMENİ İDDİALARINA DAİR YAZIYA CEVABIMDIR

Stella Morabito’nun, the federalist.com’da yayınlanan “Why President Trump Should Recognize The Armenian Genocide” başlıklı yazısına[i]  verdiğim cevabı aşağıda sizlerle paylaşıyorum. “Hanımefendi, Yazınızı taraflı bulduğumu, yazınızın objektif olmadığını değerlendiriyorum.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.