“MHP İL BAŞKANLARINA 20. YILA ÖZEL HEDİYE”

Yazının başlığı, bana ait değil. 25 Aralık 2017 tarihli Ortadoğu Gazetesi’nin 10. sayfasında yer alan haberin başlığıdır. Tırnak içinde verilmesinden de anlaşılacağı üzere, oradan aynen alınmıştır. Yazının ilk paragrafında, “MHP Lideri Devlet Bahçeli, Genel Başkanlığı görevinin 20. yılı nedeniyle kendi tasarladığı köstekli özel saatleri Türkiye’nin dört bir tarafındaki MHP il başkanlarına gönderdi. Saatte ‘Devlet Bahçeli’ yazan Osmanlı tuğrası ve Türk bayrağı yer alırken, saatin kenarlarında Selçuklu dönemine ait süsleme bulunuyor.” ifadeleri yer alıyor.

Haber başlığını görünce ve ilk paragrafını okuyunca, hem şaşırdım, hem de üzüldüm… Bir tarafta dış politikada bir felakete doğru sürüklendiğini düşündüğüm Türkiye, diğer tarafta bir muhalefet partisi olsa da güçlü ve köklü MHP’nin içinde bulunduğu durum… Lütfen beni bağışlasınlar ama, Türkiye’nin bugün içeride ve dışarıda içine düşmüş olduğu üzücü tablo ortada duruyor iken, nasıl olabiliyor da, MHP’nin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, il başkanları için köstekli özel saat tasarımına vakit ayırabiliyor anlamış değilim… Üstelik muhalefette olmanın daha çok çalışmayı gerektirdiği çok daha ağır bir sorumluluk altında iken…

Haber beni gerilere götürdü… 1999 seçimleri öncesinde, Balgat’ta dört katlı bir binada görev yapan MHP’nin o zamanki Ar-Ge’si ve Prof. Dr. Sayın Eyüp Aktepe’nin başkanlığında, değişik uzmanlardan oluşan ve partinin “strateji tayin-tespit kurulu” olarak da anılan, aynı binadaki çalışma grubu aklıma geldi. Bendeniz de, o çalışma grubunun üyesiydi.  İyi çalışıyorduk. 1999 seçimlerinde büyük zafer elde edilmişti ve sanırım bunda bu kurulun da payı vardı. MHP, bu seçimden sonra kurulan ve 28 Mayıs 1999-19 Kasım 2002 tarihleri arasında görev yapan, 57. Hükümet’in ortağı olmuştu. O dönemde, tanıdık milletvekili arkadaşlar ile hemen her hafta sonu partinin Ankara içindeki veya dışındaki etkinliklerinde güncel dış politika/uluslararası ilişkiler konularında konuşmalar yapmıştım. Benim gibi o tarihte dışarıdan katkı sunanlar hariç, o kadro hala mevcut mu bilemiyorum…

MHP’nin 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan milletvekili seçiminde gösterdiği başarı ve bugün içinde bulunduğu, bunun çok gerisindeki mevcut tablo biri birleri ile uyumlu değil. 1999’daki durum ile karşılaştırıldığında, MHP’deki mevcut tablo bir geriye gidiş olduğuna işaret etmektedir. MHP’nin ve Yüksek Seçim Kurulu’nun web sayfalarına girip buralardan elde edilen somut ve resmi bilgiler karşılaştırıldığında durum objektif olarak ortaya çıkmaktadır. Web sayfalarından elde edilen somut ve resmi bilgiler şunlar:

– Sayın Devlet Bahçeli, 05 Temmuz 1997 tarihinde yapılan 5. Olağanüstü Kongre’de MHP’ye Genel Başkan olarak seçilmiş.  Bugün (25 Aralık 2017) çıkış noktası alınır ise, Sayın Devlet Bahçeli, 20 yıl, beş ay, 10 gündür MHP’nin Genel Başkanı.

– MHP, Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkanlığında, kendilerinin Genel Başkan olmasından bir yıl, dokuz ay, 13 gün sonra, ilk defa 18 Nisan 1999 tarihinde milletvekili seçimlerine girmiş. Bu seçimde, MHP, seçmenlerin % 16’sının oyunu (5.606.583 oy) almış ve toplam 129 milletvekili çıkarmış.

– MHP’nin, Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkanlığında katıldığı son milletvekili seçimi, 01 Kasım 2015 tarihinde yapılan seçimdir ki; MHP, bu seçimde, seçmenlerin % 11.9’nun oyunu (5.694.136 oy) almış ve toplam 40 milletvekili çıkarmış.

– Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkanlığındaki MHP, 03 Kasım 2002 ve 01 Kasım 2015 tarihli milletvekili seçimlerinin önünü açan kararlar almış; ancak her iki seçimde de, MHP ciddi bir gerileme göstermiş. 03 Kasım 2002’deki milletvekili seçiminde seçmenlerin ancak % 8’nin oyunu (2.635.787 oy) alabilmiş ve hiç milletvekili çıkaramamış (yani MHP Parlamentonun dışında kalmış); 07 Haziran 2015’deki seçimlerde de seçmenlerin % 16.29’nun oyunu (7.520.006 oy) almış ve toplam 80 milletvekili çıkarmış olmasına rağmen, her ne hikmetse, 01 Kasım 2015’deki milletvekili seçiminin önünü açmış ve bu seçimde ne yazık ki milletvekili sayısı 80’den 40’a inmiş.

Sayın Devlet Bahçeli’nin 20 yıl, beş ay, 10 gündür devam eden Genel Başkanlığında, ideoloji ve seçmen tabanı olarak güçlü ve köklü bir parti olan MHP’nin -tabir caiz ise- safahatı bu… Bu uzun süre içerisinde büyün Dünyada milliyetçiliği arkasına alan, kimi ülkelerde hafif, kimi ülkelerde belirgin olarak kendisini gösteren bir rüzgâr da varken, MHP bir türlü bu rüzgarı arkasına alamamış, gerilemiştir.

Durum böyle olunca, Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkanlıkta geçen 20. yılının bu şekilde anılması beni şaşırttı ve üzdü. Bu anma, ne kadar doğrudur, yerindedir? Üstelik 20. yılın kutlanması gereken asıl tarihin üzerinden de beş ay, 10 gün geçmiş iken…

Teorik olarak, Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkan olduktan bir yıl, dokuz ay, 13 gün sonra girdiği 18 Nisan 1999 tarihindeki milletvekili seçimleri, Genel Başkanlık koltuğuna oturduğunda partide mevcut olan kadroyla girdiği bir seçim ve elde ettiği bir sonuçtur. Ve yine teorik olarak, ilerleyen dönemde kendisinin, daha iyi sonuçlar elde etmek amacıyla, daha iyi tanıdığı isimlerden oluşan bir kadro oluşturması ve onlar ile birlikte MHP’yi daha iyi bir noktaya taşıması beklenir ya da varsayılır. Çünkü artık Genel Başkan’dır ve Genel Başkan olarak, sahip olduğu (gerek hukuksal, gerekse partinin geleneğinden gelen) yetkiler, kendisine MHP’yi ileriye taşıma yolunda ihtiyaç duyacağı bütün yetkileri vermekte, yani muhtemel mazeretleri anlamsız kılmaktadır.

Peki, öyle mi olmuştur? Sonuç ortada… Öyle olmamıştır.

MHP, Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkanlığında katıldığı ilk milletvekili seçiminde 129 milletvekili çıkarmış iken, katıldığı son milletvekili seçiminde çıkardığı milletvekili sayısı 40’tır. Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkan olarak katıldığı 18 Nisan 1999 tarihindeki milletvekili seçiminin üzerinden geçen 18 yıl, sekiz ay, yedi gün içerisinde, MHP, bir daha asla 129 milletvekiline sahip olamamıştır. Hem de kendileri MHP’nin üst/yakın yönetim kadrosunu istediği gibi oluşturma yetkisine ve imkanına sahip olmasına rağmen…

Sayın Devlet Bahçeli, lütfen beni bağışlasınlar ama, bunlar gerçekler… Ve sevgi, saygı ve aydın olma, inanılan doğruları/gerçekleri söylemeyi gerektiriyor…

Gördüğüm, Türk dış politikasındaki gidişatın, maalesef Türkiye’yi bir felakete doğru sürüklediğidir. Böyle bir değerlendirme karşısında, MHP’yi son umut, son kale, muhtemel bir felaketin önüne geçecek, onu durduracak bir çıpa gibi görüyorum… Kişiler geçici, kurumlar bakidir ve hiç şüphesiz bu, MHP için de geçerlidir.

Bu yazı, yukarıdaki bu düşüncelerin ürünüdür. Yoksa Kurultay yaklaşırken, Sayın Devlet Bahçeli’yi hedef almayı amaçlayan bir yazı değildir. İçeriğinden, elbette ki isteyen böyle bir çıkarımda bulunulabilir. Buna engel olmam mümkün değil. Ancak amacımın, MHP’nin iyi yönetilmediğine ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durum nedeniyle bunun sadece MHP ile sınırlı olamayan daha ağır mahiyet arz ettiğine dikkat çekmek olduğunun altını özellikle çizmek isterim. Yaklaşan Kurultay, sıradan bir kurultay olarak görülmemeli ve Kurultay’a bu gözle yaklaşılmalıdır.

MHP’nin tabanı, ülkücüler ve MHP’ye gönül ve oy veren Türk Milliyetçileri, bir silkiniş ve şahlanış beklemektedir. Onları ayakta tutan, bu umuttur. Umarım, yaklaşan Kurultay, bir şekilde, bu beklentinin güçlenmesine ve umudun yeşerip yükselmesine vesile olur.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ASCMER Başkanı,

Ankara, 25 Aralık 2017.


19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

19 Mayıs 1919, Türk Milleti’nin, vatan topraklarını düşman çizmeleri altında çiğnenmekten kurtarma azim ve kararlığını dışa vurduğu; özünden uzaklaşmış Osmanlı Yönetimi karşısında yeni bir uyanışla, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmak için silkinip ayağa kalktığı, özüne döndüğü; zamanın en güçlü devletleri karşısında kazandığı, “Türk Mucizesi” olarak da tarif edilmiş, Türk’e şan ve şeref katmış bir

“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TEK ADAM MIYDI?” SORUSUNA CEVABIM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Dün, twitter hesabımdan, MHP Milletvekili Sayın Atila kaya’nın, “Erdoğan’a oy verme” başlığı ile verilmiş bir haberdeki tespitlerine yer vermiş, bu tespitlere katıldığımı ifade etmiştim. Yer verdiğim üç tespitten biri, “Kendi egemenliğini tek adama devreden iradeye ‘milli irade’ denmez” tespiti idi.  Twitter’dan bir izleyicim, rahatsız olduğum bir hitapla, bana sormuş: “Mustafa

ASILSIZ ERMENİ İDDİALARINA DAİR YAZIYA CEVABIMDIR

Stella Morabito’nun, the federalist.com’da yayınlanan “Why President Trump Should Recognize The Armenian Genocide” başlıklı yazısına[i]  verdiğim cevabı aşağıda sizlerle paylaşıyorum. “Hanımefendi, Yazınızı taraflı bulduğumu, yazınızın objektif olmadığını değerlendiriyorum.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.