MHP GENEL BAŞKANI’NIN BUGÜNKÜ GRUP TOPLANTISI KONUŞMASI ÜZERİNE

I. Yeni yasama döneminin 01 Ekim 2017 günü başlaması ile birlikte, TBMM’de grubu olan siyasal partiler, haftalık olağan grup toplantılarını yapmaya başladı. Bugün (03 Ekim 2017 Salı) yapılan MHP Grup Toplantısında Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasını izledim, notlar aldım, arkasından partinin web sayfasına girerek konuşma metninin tamamını hızla gözden geçirdim.

Amacım, MHP Genel Merkezi’nin (Balgat’ın), muhalefette yer alan bir siyasal parti olarak, sergilediği yönetim ve “siyaset yapma” anlayışında bir değişiklik olup olmadığını öğrenmekti. Çünkü yazılarımı okuyanlar bilecektir; bir süredir, MHP’nin iyi yönetilmediğini, MHP’deki siyaset yapma anlayışının bir muhalefet partisi görüntüsü vermekten çok, milliyetçi bir sivil toplum kuruluşu (STK) görüntüsü verdiğini yazıyorum.

Maalesef bu grup toplantısı konuşmasından da, MHP ile ilgili görüntünün olumlu yönde değiştiğine işaret eden bir husus çıkaramadım. Bunu çıkaramadığım gibi, Balgat’ın yönetimdeki ve siyaset yapmadaki zafiyetinin daha belirgin hale gelmiş olduğunu gördüm. Niçin böyle düşündüğümü müteakip paragraflarda sizlerle paylaşıyorum. Bunu paylaşırken, önce Sayın Devlet Bahçeli’nin söz konusu grup toplantısında söylediklerinden dikkatimi çekenleri tırnak içinde vereceğim, sonra tırnak içinde verdiğim bu ifadelere yönelik eleştirilerimi ifade edeceğim ve en sonunda da bu konuşmanın geneli için bir değerlendirmesini yapacağım.

II. a. “Bahanelere sıkışıp kalmaktansa, bana ne deyip köşeye çekilmektense meseleleri önce kavramalı, sonra anlamalı, ardından da yorumlayıp çözümün yol ve yöntemini üretmeliyiz. … Badirelerin cesametinden şikâyet etmektense, belaların çokluğundan dert yanmaktansa bunların üstüne korkusuzca gidebilecek yürekliliği gösterebilmeliyiz.” Bunlar duygusal açıdan güzel ifadeler. Ancak muhalefetteki bir siyasal partinin, ülkenin ve bölgenin bu sıkışma noktasına nasıl geldiğini de sorgulaması gerekir. Ülkenin ve bölgenin bugünkü noktaya nasıl gelindiğinin hatırlanmadığı ya da bu konunun ihmal edildiği bir durumda, nasıl isabetli/akılcı çözümler üretilebilir? “Badireler”, “belalar”, nasıl ortaya çıkmıştır? Yeni badireler, belalar adeta “geliyorum” derken, bunlardan şikâyet etmemek, dert yanmamak, tam tersine badireler ve belalar ile ilişkilendirilebilen iktidara destek vermek, doğru bir yaklaşım mıdır? Bu, mevcut ve muhtemel badirelerin ve belaların sorumluluğuna ortak olmak anlamına gelmez mi? Demokrasiler de muhalefet partilerinin görevi, iktidara partisine yanlışlarını söylemektir. Balgat, iktidarın yanlışını söylemediği gibi, iktidar partisine yanlışında destek de vermekte, adeta onun yanlışına ortak olmaktadır.

b. “Karşımızdaki tehditleri isabetle okuyup, zamanlama hatasına düşmeden tedbir geliştirmeliyiz. Gecikirsek gelişemez, güçlenemeyiz.” Eğer ortada Türkiye için ciddi badireler ve belalar var ise, bunu büyük ölçüde 15 yıldır tek başına ülkeyi yöneten iktidarın izlediği politikalar ile ilişkilendirmek eşyanın tabiatı gereği olacaktır. Böyle bir durum karşısında, “aynı” iktidarın bugün “yeni” tehdit değerlendirmelerini isabetle yapması beklenebilir mi? Bu koşullarda, sorumluluk anlayışına sahip bir muhalefet düşen görev; öncelikle iktidara yanlışını söylemek, sonra da iktidara (ve genel olarak siyaset yapmaya) ilişkin yaklaşımındaki iyi niyetini ortaya koymak adına (eğer varsa) geliştirdiği tedbirleri iktidara sunmaktır. MHP’nin mevcut yönetimi, ne iktidara yanlış yapıyorsun diyor, ne de doğrusu budur diyerek içinde alınacak tedbirlerin yer aldığı bir dosya sunuyor.

c. “Bu süreçte TBMM’nin yapacağı çok şey vardır. Demokrasi yegâne çaremiz, vazgeçmeyeceğimiz değerimizdir. Meşruiyetten ödün vermemiz, hukukun üstünlüğünden tavizimiz düşünülemeyecektir.” Bu sözler de çok güzel. Ancak TBMM’nin kendisinden bekleneni yapabilmesi için, her şeyden önce TBMM Başkanı’nın, hem Meclis’te temsil edilen bütün siyasal partileri “görmesi” ve onlara eşit mesafede durması, hem de Türk Milleti’nin milli değerlerine saygı duyduğuna işaret eden bir duruş sergilemesi gerekir. Bu, “Millet’in Meclisi” olmanın doğal bir gereğidir. Meclis Başkanı’nın Türk’ün Atası Mustafa Kemal Atatürk’e ilişkin tavrını herkes görüyor, ne hikmetse MHP’nin mevcut yönetimi görememektedir. Üstelik MHP, kamuoyunda, milli değerlere yönelik yüksek hassasiyeti ile bilinen ve öne çıkan bir parti olmasına rağmen. Türkiye birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir süreçten geçerken, TBMM Başkanı’nın bilinen “duruşu”, bu süreç ile ne kadar uyumludur? Mevcut süreçte TBMM’nin yapacağı çok şey var diyen ve birlik-beraberlik çağrısı yapan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin TBMM’nin yeni yasama dönemi açılışı sonrasında “duruşu” belli Meclis Başkanı’nın odasındaki kısa “kahve zirvesine” katılması doğru olmuş mudur? MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Meclis Başkanı’nın söz konusu duruşundan rahatsız değil midir, bu konuda söyleyecek sözü yok mudur?

d. “Milli güvenliğimize yönelmiş tehlikelerin kaynağında kurutulması için olağanüstü bir azim ve gayret vardır. Türkiye içine girdiği karanlık tünelden mutlaka çıkmalıdır, inancım odur ki, eninde sonunda da el birliğiyle, dayanışmayla çıkacaktır.” Geçen 15 yılda milli değerlerin nasıl tahrip edilmiş, nasıl aşındırılmış olduğu ortadadır, gözler önündedir. Bugün milli güvenliğimize yönelik olarak algılanan tehlikelerin nasıl ortaya çıkmış olduğu da bilinmektedir. Bunlar ortada iken, milli değerlere yönelik hassasiyetleri belli olan insanların, 15 yıldır ülkeyi tek başına yöneten ve ülkeyi bugün bu noktaya getiren iktidara müzahir bir duruşu sergilemeleri beklenemeyeceği gibi, onlardan bunun istenmesinin de doğru olmadığı düşünülmektedir. Ortada, 15 yılda izlenen politika ile Türkiye’nin içine sokulmuş olduğu “karanlık” bir tünel vardır. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli konuşmasının sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine göre var olacağına ve yaşatılacağına işaret etmiş olsa da; bu “karanlık” tünele nasıl girildiği artık iyi bilindiği için, “karanlık” tünelden çıkacak Türkiye’nin kendisini kuruluş ilkeleri ile bağlı saymayan bir Türkiye olabileceği endişesi vardır. Ülkeyi soktuğu “karanlık” tünelden çıkarması için kendisine destek vermeden önce, iktidarın kamuoyundaki bu yaygın endişeyi izale etmesine ihtiyaç vardır. Onun içindir ki, MHP, bir taraftan iktidarı desteklemeye “hazır” ve “kararlı” olduğunu ifade ederken, diğer taraftan da iktidarı etkileyerek iktidarın kamuoyunda endişeye yol açan kimi tasarruflarının önüne geçtiğini ortaya koymalıdır. Görünen, MHP’nin yakın duruşunun iktidarı “yolundan alıkoymadığı” yönündedir. Durum böyle olunca, MHP’nin yönetiminin mevcut duruşu, maalesef bu endişeyi azaltmamakta, tam tersine beslemekte; bu da, MHP’den “kopuşlara” yol açan nedenlerden biri olmaktadır.

e. “Üç Hilal ikna olmadan, Türkiye sevdalılarının manevi hisarları aşılmadan; soruyorum, hangi alçak niyet, hangi melun emel hedefine varabilecektir?” (Bu ifadeler, Erbil merkezli bağımsızlık referandumu ve bu referandum nedeniyle Türkmenler içine düşürüldüğü zor durum için kullanılıyor.) MHP’nin mevcut yönetimine sormak gerekir: Türkmenler bu duruma bir günde mi düşürüldü, ya da Barzani bir günde mi bağımsızlık referandumunu yapma noktasına geldi? Geçen 15 yıl içinde yaşanalar ve yapılanlar ne olacak? İfade nedeniyle, geçen 15 yıl içinde yaşananlar/yapılanlar için “üç hilal”in ikna edilmiş olduğu ileri sürülebilir mi? İfadedeki üslup, duygusallıktan öte bir anlam taşıyor mu, devleti yönetmeye ilişkin hevese işaret ediyor mu? Acaba bu üslup üzerinden kendisini gösteren bir siyaset anlayışı, “içeride” ve “dışarıda” ne kadar karşılık bulabilir? İfrata kaçan hamaset, siyasete zarar verir.

f. “Aslında yaşananlar tam bir hesaplaşmanın işaretidir: Kapanmamış defterlerin, Silinmemiş nefretlerin. Tükenmemiş öfkelerin, Unutulmamış yenilgilerin hesabı önümüze getirilmektedir.” Sormak gerekmez mi; kim/kimler, bu hesapları, nasıl Türkiye’nin önüne getirmiştir, getirmektedir? Kamuoyunda bir dönem çok konuşulan “medeniyetler buluşması”, “mozaik edebiyatı”, “Kürt açılımı”, “Ermenistan açılımı”, “BOP”, “Arap Baharı” ve benzeri adımlar, acaba MHP yönetiminde ne gibi çağrışımlara yol açmaktadır? Kim eski defterleri masanın üzerine çıkarmıştır ya da buna vesile olmuştur? Devlet yönetiminde “uzak görüşlülüğün” esas olması ve kullanılan ifadelerin yol açtığı sorular ışığında; MHP Yönetimi, hem iktidara yakın durmayı bile “beceremeyen” bir görüntü vermekte, hem de “uzak görüşlülükten” yoksun olduğu algısına yol açmaktadır.

g. “Irak’ın Kuzeyinde, Suriye’nin Kuzeyinde, Ortadoğu’nun tamamında büyük bir komplo, önü arkası planlanmış bir oyun sahnededir. Arap Baharı’yla birlikte alev alan yangın artık kapımıza dayanmıştır. Komşu coğrafyalardaki devletler bölünmenin, parçalanmanın, ufalanmanın bir önceki safhasındadır. Etnik ve mezhep kutuplaşması etrafımızdaki kaosun fitilini tutuşturmuştur.” Bunlar, bölgenin içinde bulunduğu duruma ilişkin, benim ve benim gibi düşünen hemen herkesin iştirak edebileceği, isabetli tespitlerdir. Ancak bu tespitlerin iki ortak özelliği vardır. Birincisi, olumsuz; yani “badire” ve “bela” oluşları; ikincisi de, Türkiye ile ilişkilendirilebilmesidir. Türkiye, Arap Baharı ve Suriye krizi denildiğinde ilk akla gelen ülkelerdendir. Bu, yaygın bir kanaattir ve bölgede ortaya çıkmış olumsuz tabloda Türkiye’nin payının (sorumluluğunun) olduğu anlamına alınmaktadır. Bölgeye ilişkin bu tablo ortada duruyor iken, sorumlu siyaset anlayışının bir gereği olarak MHP Yönetiminden beklenen, iktidara yaptığının yanlış olduğunu söylemektir. İlginçtir, Balgat bunu yapmak yerine iktidara destek veriyor. 15 yıl önce Orta Doğu’da Türkiye’nin uzağında yanan ateş, 15 yıl sonra Türkiye’nin hemen yanı başında (güneyinde) yanmaya başlamıştır. 15 yıllık bu deneyim, iktidara destek vermeye “hazır” ve “kararlı” olmayı değil, iktidarı yanlışları konusunda “uyarmayı” gerektirmektedir. Bu uyarı yapılmadan ve 15 yıllık deneyim dikkate alınmadan verilecek destek, bana göre, bu kez, bu ateşin Türkiye’nin ülkesine sıçrama riskini beraberinde getirecektir ki; bu, MHP’nin ciddi vebal altına gireceği bir durum olacaktır.

h. “2004’den sonra Türkmen kardeşlerimizi asimile etmek, sistematik bir şekilde tapu kayıtlarını yakmak, etnik kıyım ve tasfiyeye tabi tutmak için şeytanın bile aklına gelmeyecek oyunlar oynanmış, şiddet ve güç gösterisinden medet umulmuştur. Sorumlu ve suçlu hiç şüphe etmeyin ki, PKK’nın himaye ve destekçisi, Mehmetçik katillerinin umudu Barzan aşireti lideri Mesut Barzani’dir.” MHP Yönetiminin grup konuşmasına yansıyan bu yaklaşımı, bana göre, eksiktir. Sorumlu ve suçlu olanlar, sadece Barzani aşireti ve PKK terör örgütü müdür? Ya dün Türkmenlerin Irak’taki izleri silinmeye çalışılırken “kulaklarını, gözlerini, ağızlarını” kapayanlar ne olacak? Onlardan bugün Türkmenleri hatırlayanlara (!) ne demeli? Sorumlu ve suçlu aranırken, bunların da hatırlanması gerekmez mi? Hatırlanmaması, iktidara yakın duruşun bir işareti ve derecesi olarak görülebilir mi, milliyetçi-ülkücü duruş ile bağdaştırılabilir mi?

i. “Çünkü Türkmenler kardeşimiz ve kaderimizdir.” Çok güzel bir ifade, yürekten geldiğine de şüphem yok. Ancak bu ifade ile, Türkmenlerin bugün nasıl bu duruma düşmüş olduklarını birlikte mütalaa etmek ve bu mütalaadan bir “kıssa” da çıkarmak gerekir.

j. “Sabah başka, akşam başka konuşan; her tarafa çekilecek sözlerle ne kızı verip ne dünürü küstüren Avrupa zihniyeti bir bakıma suçüstü yakalanmıştır.” MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, bu ifadeyi Avrupa için kullanmış; keşke, bu ifadenin kapsamını genişletse, sıkça “aldatıldık” diyen ve uluslararası ilişkilerinde giderek “derinleşen” bir yalnızlığı yaşayan mevcut iktidar için de kullansaydı. Ayrıca, engin hoşgörüsüne sığınarak, kendilerinin mevcut iktidara ilişkin dünkü ve bugünkü yaklaşımlarının akla geldiğini de ifade etmem gerekir.

k. “O zaman geldiğinde, şartlar oluştuğunda, tarih coğrafyaya dar geldiğinde Misak-ı Milli uyanacak; 81 Düzce’den hemen sonra 82 Kerkük, 83 Musul deme hakkının önünde hiçbir güç duramayacaktır.” Aşırı duygusal bir ifade daha… Gerçekçi olarak bakıldığında, önünde çok ciddi engeller olması bir yana, politik, ekonomik ve askeri açılardan ciddi şekilde tezekküre muhtaç bu konunun, bu şekilde kamuoyu önünde dillendirilmesi doğru değildir. Yayılmacı emellere işaret eder ki, güncel uluslararası hukuk ve uluslararası politika, bunu dışlamaktadır. Türkiye’nin Kerkük konusunda elini kuvvetlendirmeye ihtiyaç duyduğu bir sırada, iktidara yakın duran bir muhalefet partisinin Genel Başkanından böyle bir açıklamanın gelmiş olması, (iktidar için) talihsizliktir. Çok ciddi bir konunun sıradan bir grup toplantısında bu şekilde gündeme getirilmesi, Balgat’ın nasıl bir “siyaset ciddiyetine” sahip olduğuna, dolayısıyla iktidar havesi taşımadığına da işaret eder. Bir an için bu işaret algılamasının yanlış olduğu ve MHP’nin mevcut yönetiminin iktidara geldiği düşünüldüğünde ise, bugünkü söylemlerin o zaman kendileri üzerinde ciddi bir baskıya yol açması gündeme gelecektir. Bunu, MHP Yönetiminin siyaset yapma anlayışındaki “sorumsuzluğun” ve “uzak görüş noksanlığının” bir başka işareti olarak almak mümkündür. Başkasının boynuna asılı davula tokmak sallarken, davulun kendi boynuna asılı olacağı durumu da düşünmek gerekir.

l. “Gündeme bomba gibi düşen zam ve vergi artışlarından vatandaşlarımızın yakındığını, haklı yere şikayet ettiklerini biliyor ve takip ediyorum. Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin yeni alınan araçlarda 2018’den itibaren, yüzde 40 düzeyinde artacak olması tepkiye yol açmıştı. Ve dünkü Bakanlar Kurulu Toplantısında MTV’nin aşağı çekilmesi kararlaştırılmıştır. Bu memnuniyet verici bir gelişmedir. Parti olarak 27 Eylül’de TBMM’ne sevk edilen; “Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı”yı titizlikle inceleyip gerekli hazırlık ve çalışmaları yapacağız. Bu konuda aziz milletimiz müsterih olsun.” Konuşmada ülke ekonomisine ilişkin olarak kullanılan ifadeler, sadece bunlardan ibaret. Başka bir konu/ifade yok.

m. “Türkiye’nin yeniden inşa ve ihyası gayretine, uyum yasaları başta olmak üzere, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin doğasına uygun olacak tüm mevzuat değişikliği ve düzenlemesine elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar destek vermeye kararlı ve hazırız. Cepheleşme değil, kucaklaşma; Ayrılık değil, buluşma; Kavga değil, uzlaşma hedefimizdir. Sözümüz Türkiye’dir, gücümüz Türk milletidir, cesaretimiz Türk tarihidir, umudumuz muzaffer ve müreffeh Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine göre var olması ve yaşatılmasıdır.” Bu paragraftaki ifadeler, çelişkili ifadelerdir. Bir tarafta iktidar partisinin sıkça kullandığı “Türkiye’nin yeniden inşa ve ihyası” ifadesi vardır ve bununla neyin kast edildiği kamuoyunda tartışma konusudur, diğer tarafta da “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine göre var olması ve yaşatılması” ifadesi vardır. Konuşmanın aynı yerinde bu iki ifadenin birlikte kullanılması, bir çelişkidir. Türk toplumunda ciddi bir bölünmenin ve parçalanmanın baş gösterdiği bir vakıadır. Bu durum, toplumda, iktidarın “cepheleşme”, “ayrılık” ve “kavga” öğelerini öne çıkaran siyaset yapma anlayışının ürünü olduğu kabul edilmektedir. İktidar, geçen 15 yılda, Türk toplumunu bu noktaya getirmiştir. Üstelik bir an için bile olsa, geriye dönüp “ben ne yapıyorum diye” kendisini sorgulamamıştır. (MHP’nin desteği, iktidarın kendisini sorgulama ihtiyacını duymamasını ayrıca beslemektedir.) Hal böyle iken, MHP’nin iktidara verdiği/vereceği destek, kucaklaşmaya değil cepheleşmeye, buluşmaya değil ayrılığa, uzlaşamaya değil kavgaya verilmiş bir destek olacaktır diye düşünülmektedir. Bu da, yine MHP için bir başka çelişki demektir.

III. MHP bir siyasal partidir ve her siyasal parti gibi, varlık nedeni/amacı iktidar olmaktır. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin bugünkü grup toplantısına bakarken öncelikle bu gerçeği göz önünde bulundurmak gerekir.

Siyasal partiler için, bu tür konuşmalar, bir fırsattır. Genelde kamuoyunu, özelde ise seçmen kitlesini, hem dikkate aldığını göstermeyi, hem de etkilemeyi öngörür. Amaç, kendi seçmen tabanını güçlendirmek ve bu tabana yeni seçmenleri dâhil etmektir. Bir taraftan seçmen tabanının sorunlarına ve bu sorunların çözümüne değinilerek onlara sizin farkındayız mesajı verilir, onlar etkilenir, onlar bilgilendirilir ve onlar belirli duruşları göstermeye isteklendirilir. Diğer taraftan da, partili olmayan ve/veya partiye ilgi duymayan seçmenler gözetilerek, onların etkiye açılması ve partiye kazanılması, böylece seçmen tabanının genişletilmesi amaçlanır. Her iki kesime de, partinin iktidarın olma hevesi taşıdığı ve bu yolda hazırlıkları olduğu mesajı verilir.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin bugünkü grup konuşmasına bakıldığında, yukarıda belirtilen hususların hemen hiç birinin dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Konuşma, önceki konuşmalarda olduğu gibi, “hamaset” ağırlıklı bir konuşma olmuştur. “Hamaset”, elbette ki önemlidir ve parti olarak özellikleri dikkate alındığında MHP için evleviyetle gereklidir. Ancak konuşmanın “hamaset” ağırlıklı olması da, siyasal parti olma gerçeği ile bağdaşmamaktadır. Konuşma, partinin web sayfasında yer aldığı şekliyle, “satır” olarak yaklaşık 365 satır, “sözcük” olarak da 3.317 sözcüktür. Satırların/sözcüklerin tamamına yakını, doğrudan ya da dolaylı olarak, iç ve dış terör, beka, tehdit, Kürtler, referandum, “15 Temmuz olayı” gibi konulara ilişkindir. Türkiye’deki, bölgedeki, Dünyadaki terör ve ayrılıkçılığa özellikle vurgu yapılmıştır. Bu konuların dışında, sadece ekonomiye, o da toplam dokuz “satır” ya da 50 “sözcük” ile değinilmiştir. Değinme de, son vergi zammı ile sınırlıdır. Ülke ekonomisinin gidişatına değinilmemiştir; geçim derdi, gizli enflasyon, sabit gelirlilerin eriyen maaşları, kapanan işyerleri, gelir dağılımda artan adaletsizlik, çalışanlardaki gelecek endişesi, artan işsizlik gibi konulara dair tek kelime yoktur. Keza eğitimde gelinen noktaya ya da devam eden eğitime ilişkin tartışmalara dair bir ifade de bulunmamaktadır. Yeni eğitim-öğretim yılı açılışlarına dair bir mesaj da verilmemiştir. Yargıya duyulan güvendeki erozyon ve bunun ülke için ne gibi olumsuz etkilerinin olabileceği konusunda da tek kelime edilmemiştir.

MHP Yönetimi “beka” konusundan ne anlıyor bilmiyorum ama, ekonomideki ve eğitimdeki olumsuz tablo ile, yargıdaki kötü gidişi “beka” sorunundan ayrı düşünmek eşyanın tabiatına aykırıdır. “Beka” sorunu, sadece güvenlik politikası ve uluslararası ilişkiler ile ilişkilendirilebilecek bir konu olmaktan uzak bir konudur. Eğer içeride, bir arada yaşama kültürü zayıflıyorsa, insanlar geçim derdinde ve gelecek endişesi taşıyor ise, güvenlik politikasına ve uluslararası ilişkilere dayalı “beka” anlayışı işe yaramayacaktır. “Beka” ya da “milli güvenlik” bunların hepsini içine alan olgulardır. Onun içindir ki, “beka” ağırlıklı grup konuşmasında ifadesini bulan “dar” bakış açısı, MHP’deki “yönetememeye” işaret eden bir başka örnek olarak görülmektedir.

Özetle; MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin bugün yaptığı grup konuşmasını dinlerken ve okurken, ne yazık ki, aklıma, ne “muhalefet partisi”, ne “siyasal parti” olguları geliyordu. Aklıma gelen herhangi bir milliyetçi STK…

MHP, sadece geçmişi ile öğünen, iktidar hevesi taşımayan ve taşımadığı için de bunun gerektirdiği çalışmayı göstermeyen, dolayısıyla gelecek vaat etmeyen bir parti görüntüsü vermektedir. Bundan daha üzücü olanı, MHP’nin; iktidara açık ve net yakın duruşu ile, övündüğü geçmişinden iktidarın kendine hisse çıkarmasına ve iktidarın milli değerler konusundaki görüntüsünü bu yolla düzeltmiş “gözükmesine” imkan ve fırsat vermesidir ki; bu, MHP tabanından AKP’ye kayışın, Bozkurtların “Akkurtlaşmasının” önünün açılması anlamına da alınabilecek bir husustur..

MHP, iyi bir yolda değil, yazık oluyor…

Dost acı söyler. Dostlar kursa bakmasın: önce ülkem.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ankara, 03 Ekim 2017.


ZAFER AYI, ZAFER HAFTASI VE ZAFER BAYRAMI MESAJI

30 Ağustos Zafer Bayramı denilince hemen akla; 1922 yılının 26 Ağustos’unda başlayan ve 30 Ağustos’unda Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Büyük Taarruz)  gelir. Ancak 30 Ağustos Zafer Bayramı, sadece “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”nde (Dumlupınar’da) kazanılan zafere, Büyük Taarruz’a işaret etmez. Hem Büyük Taarruz içinde cephelerde kazanılmış zaferler, hem de Türk Tarihinde, Ağustos ayı içinde kazanılmış,

KURBAN BAYRAMI MESAJI

ASCMER olarak, takipçilerimizin Kurban Bayramlarını en iyi dileklerimizle kutluyor, kendilerine esenlik dolu günler diliyoruz. 16 Ağustos 2018. Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Başkan

1974 KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI’NIN YILDÖNÜMÜ MESAJI

Kıbrıs Türklerinin kendi topraklarında egemen olmasının, özgür ve bağımsız olarak yaşamasının önünü açan 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 44. yıldönümünde; başta “Kıbrıs Davası”nın asla unutulmayacak ismi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin “Kurucu” Cumhurbaşkanı “Gazi” Rauf R. Denktaş olmak üzere, bu harekata katılarak, harekatta şehit düşen, gazi olan ve ter döken Türk Silahlı Kuvvetleri ve Kıbrıs Türk Mukavemet

BU MÜNHASIRAN BİR “8 TEMMUZ” YAZISIDIR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.