MHP GENEL BAŞKANI SAYIN DEVLET BAHÇELİ’NİN 05 ARALIK 2017 TARİHLİ GRUP TOPLANTISI KONUŞMASI ÜZERİNE

 

1.a. Sayın Devlet Bahçeli, dünkü (05.12.17) Grup Toplantısı konuşmasında engellilere geniş yer ayırmış; bu konudaki toplumsal bilinç uyanışına dikkat çekmiş… Tebrik ediyorum.  Ancak eksik. Bu eksiklik de, engelliler ile ilgili toplumsal bilinç uyanışındaki eksiklikten kaynaklanmış ve konuşmada ifadesini bulmuştur.

1.b. O eksiklik, engelli vatandaşın içinde yaşadığı çevrenin (yani toplumun) söz konusu bilinçlenmede ihmal edilmiş olmasıdır. Bu eksikliği en güzel ifade eden örnek; engelliler düşünülerek kaldırımlara yapılmış rampalara araç park edilmesi ya da park edilen araçlar ile engellilerin bu rampaları kullanması imkânının ortadan kaldırılmasıdır.

1.c. Bu da gösteriyor ki; engelli vatandaşların toplumun içine sokulması, onların günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi, engeli olmayan ancak, davranışları ile, bakışları ile, yaklaşımları ile, “engelli” oldukları algısına yol açan “normal” vatandaşların eğitilmesine de ihtiyaç vardır. Eksik olan budur.

1.d. Partilerdeki dinamizm ve siyaset yapmadaki heves, konuları ele alış biçimlerinde kendisini gösterir. Bu husus, muhalefette olan partiler için evleviyetle geçerlidir. Çünkü bu, ön yargıdan bağımsız olarak, muhatabı etkiye açar, yani farkındalık yaratır. Keşke Sayın Bahçeli, konuşmasında engellilerle ilgili bu boyuta da yer verseydi, buna daha çok vurgu yapsaydı…

2.a. Sayın Devlet Bahçeli’yi; konuşmasında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkına sahip olması konusuna geniş yer verdiği için de tebrik ediyorum. Güzel ifadeler duydum ve gördüm: “Türk kadını milli şerefimizin abidesidir. Türk kadını milli bekamızın beşiğini sallayan güvencedir. … Türkiye’nin geleceği kadınlarımızın üstleneceği yapıcı role, yapacakları değerli çalışmalara ve eşsiz fedakârlıklara yakından bağlıdır.” Bunlar anlamlı ve güzel ifadelerdir.

2.b. Bu konuda isabetli tespitler de vardır: “Kadınların feryatları ne zamana kadar duyulmayacaktır? (2012 yılında kabul edilen konuya ilişkin özel kanunun) caydırıcı etkisi anlaşılan yeterli değildir. … Kadın şiddetine son verilmeden gelişemeyiz, kalkınamayız, adam gibi adam olamayız. Kadın cinayetleri kesilmeden insanlıktan hiç bahsedemeyiz.”

2.c. Kadınlara ilişkin bu tespitler gayet güzel. Peki, bu tespitler, bugün nasıl bir Türkiye’nin ortaya çıkmış olduğuna işaret etmektedir ve bunun sorumlusu kimdir? Ne yazık ki, bu güzel/yerinde tespitlere rağmen, iktidar partisine açıkça tevcih edilmiş bir eleştiri konuşmada yoktur, “ortaya söylenmiş” gibi algılanan ifadeler vardır.

2.d. Elbette ki, siyasette, çatışmadan ya da kaostan, hukukun ve nezaketin dışına çıkılmasından yana değilim. Ancak bir de Türk seçmeninin psikolojisi, “kişilik yapısı” ve siyasal iktidar olmak için yapılan bir mücadele vardır. İktidar olmak için mücadele eden siyasal partiler, halka/kamuoyuna seslenirken, onları etkilemek için, bu psikolojiyi, bu kişilik yapısını dikkate almak durumundadırlar. Ve iktidar partisinin, bu işi çok iyi yaptığını düşünüyorum.

3.a. Sayın Devlet Bahçeli, konuşmasında, Türkiye’nin güncel durumuna ilişkin, gerçekçi ve önemli tespitlerde bulunmuştur. Bunun için, kendisini özellikle tebrik ediyorum. Bakın ne demiş: “Türkiye’nin pek çok sorunu birikmiştir. Üzüntümüz, sorunların giderek kökleşmesi, gittikçe kemikleşmesidir.”

3.b. “İç meselelerimizin ağırlığı, siyasetteki gelgitler, ekonomideki risk ve belirsizlikler, güven ve güvence zaafları düne nazaran bugün daha fazladır. … Türkiye hissedilir ölçülerde zaman ve zemin kaybetmektedir. … Tehlike yüksektir. … Ülkemiz hedeftedir.” Bu ifadeler; bendenizin ifade ettiği, Balgat niye bunları gerektiği gibi dile getirmiyor dediği, güncel Türkiye gerçekleridir.

3.c. Sayın Devlet Bahçeli diyor ki; “Hükümete desteğimiz, terörle mücadelenin başarıya ulaşması içindir. … dış politikada elinin zayıf olmaması içindir. … küresel ve bölgesel ablukaya karşı milli ruhu sağlam ve diri tutmak, Türkiye’nin köşeye sıkışmasını engellemek içindir.” Tersinden okunduğunda, bu ifadeler, siyasal iktidarın ülkeyi yönetmekte başarısız olduğu anlamına gelmektedir.

3.d. Sayın Devlet Bahçeli’nin “Yazıktır bu ülkeye. Yazıktır bu vatana. Yazıktır, günahtır, ayıptır bu millete.” ifadelerine ne demeli? Bu ifadeler de, yine Türkiye’nin içinde bulunduğu “kötü/olumsuz” durumun üzüntü ile ifadesi değil midir?

3.e. Sayın Devlet Bahçeli; “Yorgun siyasetleriyle, ülkeyi karanlık çöllerine çekmeye çalışanlara hoşgörü olur mu? Elbette olmaz, olmayacaktır. Bu ülkede günahkârların bedelini masumlar ödemeyecektir.” diyor. Bu ifadeler ile kim kastediliyor ya da sorumlu olarak gösteriliyor olabilir? Ülkeyi tek başına yöneten iktidar partisi değil mi?

3.f. Yine Sayın Bahçeli diyor ki; “Zulüm karşısında; ihanet, melanet ve rezaletin kuşattığı bir ortamda tarafsızlık bize göre namussuzluktur.” Bu ifadeden anladığımı söylüyorum: Türkiye bir “zulüm” ile karşı karşıyadır ve bunun arkasında da, ihanet, melanet ve rezalet vardır.

3.g. Uzmanlık/çalışma alanı münhasıran uluslararası ilişkileri/dış politika olan bir akademisyen olarak söylüyorum: Eğer Türkiye bugün bir “zulüm” ile karşı karşıya bulunuyor ise; bu, 15 yıldır tek başına ülkeyi yöneten mevcut siyasal iktidarın uluslararası ilişkilerinden, izlediği dış politikanın ürünüdür.

3.h.Türkiye, dış politikada dip yapmış derin bir yalnızlığı yaşamaktadır. Türkiye, hemen herkes ile kavgalıdır. Dünya kamuoyunda, genelde, Türkiye’ye yönelik bir rahatsızlık, bir tepki vardır. Türkiye’yi açıkça karşısına alanların sayısı artmaktadır ki; bu, dolaylı olarak Türkiye’deki “güç” kaybına işaret etmektedir. Bu tablo, nasıl, ne zaman ortaya çıkmıştır? Ve bu tabloya bakıldığında, “ihaneti”, “melaneti” ve rezaleti” nerede/nerelerde görmek uygun olur?

3.i. Sayın Bahçeli’nin söz konusu konuşmalarının bu noktaya gelmesi önemlidir. Ortada olan gerçekleri nihayet ifade ettiği için bir kere daha içtenlikle kendisini tebrik ediyorum. Ancak hala kendisinden ayrıldığım noktalar var.

4.a. Sayın Devlet Bahçeli diyor ki; “Türkiye, soytarıların ithamıyla değerinden bir şey kaybetmeyecektir.” Birçok açıdan bu ifadeye katılmam mümkün değildir. Her şeyden önce, yaşananlar aksine işaret etmektedir. Ve bu, kendisinin konuşmasındaki ifadeler nedeniyle, ülkenin durumuna ilişin “vahamet” ile çelişir ve sorunu küçümseme anlamına gelir, siyasette ciddiyet ile bağdaşmaz.

4.b. Sayın Devlet Bahçeli diyor ki; “Biz demiyoruz ki, ortada suç yoktur. … Buna razı olamayız, buna sessiz kalamayız, kalmayacağız.” Ve MHP’nin siyasetinin “ilkeli”, “iradeli”, “ahlaklı”, “milli”, “yalansız”, “dolansız”, “dürüst” ve “dengeli” olduğunu, anılarımızın atimizi aydınlattığını, “köksüzlere” ve “kimliksizlere” geçit verilmeyeceğini” söylüyor.

4.c. Bu hafta bunları söyleyen Sayın Devlet Bahçeli, 14 Kasım 2017 tarihindeki Grup Toplantısı konuşmasında ise, “Cumhurbaşkanı Hükümet etme sistemini 2019’da tam manasıyla tesis etmek maksadıyla, (iktidar partisi -AKP-ile) sonuna kadar birlikte ve yan yana mücadelesini sürdürecektir.” demişti!…

4.d. Sormak gerekmez mi, aradan geçen 20 gün içinde ne değişti ki, kendisinin ifadeleri değişmiştir? Bu değişim, bana göre, hala MHP’de yönetim zafiyetine işaret eden bir durumdur. Kanaatim, MHP’nin iç ve dış çevre koşullarını iyi takip edemediği ve bunun da politika, strateji ve taktik belirlemelerine olumsuz olarak yansıdığıdır.

4.e. Evet, Türkiye çok kötü bir noktaya gelmiştir ve bu iktidar partisinin Türkiye’yi artık yönetemediği anlamına gelmektedir. Bu doğru bir tespittir. Bu koşullarda, normal olarak, vatanını, milletini ve devletini seven bir kimseye düşen görev, siyasal iktidara destek olmaktır. Ancak burada kritik bir husus vardır.

4.f. O husus da, 15 yılda ülkeyi bu noktaya getiren siyasal iktidarın, söylemi “biraz” değişmekle birlikte, esasta hiç değişmemiş olduğudur. Bendeki kanaat, bunca yaşanana rağmen, siyasal iktidarın “yola devam” sloganını “eylemli” olarak sürdürdüğü yönündedir. Bu noktada, AKP Genel Merkezi’nin apar-topar hazırlamış ve yayınlamış olduğu, 04 Aralık 2017 tarihli ve “ABD’deki Dava ve CHP’nin Asılsız İddialarına İlişkin Bilgi Dosyası” başlıklı 17 sayfalık (Kaynak: Sözcü Gazetesi, 06.12.2017, s.1-11) belgeyi nasıl yorumlamak uygun olacaktır?

4.g. İktidar partisi ile ilgili tablo böyle görünürken, siyasal iktidara destek vermek doğru olur mu? Bir iktidar “yanlışa” saplanmış olabilir; ancak yanlışı görmüş ve samimi olarak yanlıştan dönmek istiyorsa ona yardım edilebilir. Fakat ortada yanlışa ısrarla devam eden bir siyasal iktidar var gözüküyor; adeta, “kulağını” kapamış, hemen her konuda “bildiğini okumaya” devam eden bir iktidar…

5. MHP, mevcut görüntüsü bu olan bir siyasal iktidar ile nasıl yan yana mücadele edebilir? Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasında ifadesini bulan MHP ile, böyle bir görüntü veren iktidar partisinin yan yana olması ne kadar doğrudur? MHP’ye, yakışıyor mu?

6. MHP’nin bir “kökü” ve tabanı vardır. Bu köke ve tabana güvenmek gerek. Kök canlı tutulduğu ve taban ihmal edilmediği sürece, MHP’nin Meclis’te temsilinin sorun olmayacağına inanıyorum. Meclis’teki varlığı, kökte ve tabanda aramak yerine, siyasal iktidarda aramak siyasetin özüne aykırıdır ve bunun bedeli, sadece mevcut yönetim için değil, MHP için de çok ağır olur.

7. Sayın Devlet Bahçeli’nin iktidar partisine yakın durma yaklaşımının bende doğurduğu algı şudur: kaybetmekten korkuluyor ve bu korku, iktidar ile işbirliği yapılarak aşılmak isteniyor. Eğer öyle ise; bu, hem “kolaycılık” ve “tembellik”, hem de köke ve tabana güvenmeme demektir.

8. Siyasal başarının sırrı, “samimi” mücadelededir. Samimi siyasal mücadelede, kaybedilmez; üstelik kazanmada da, kaybetmede de bir onur vardır. Her ikisi de, MHP’nin bugününü ve geleceğini aydınlatır, tarihine değerli bir sayfa olarak eklenir.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ankara, 06Aralık 2017.

 


ÖZLÜ SÖZLERDEN YENİ BİR DEMET…

“Namus ve dürüstlük gibi değerler, despotlar için gereksizdir. Onurlu davranış ise, despotlar açısından bir tehlikedir.” Montesquieu (filozof) – “Hukukun buyrukları şunlardır: Dürüst yaşamak, başkasını zarara uğratmamak, herkesin hakkını vermek.” Ulpian (hukukçu) – “İdare etmek, dürüstlük demektir. Sen doğru yönetirsen, yanlış olmaya kimse cesaret edemez.” Konfüçyüs (filozof) – “Adalet olmadan, düzen olmaz.” Albert Camus (yazar) –

NATO İÇİN KINAMA MESAJI

NATO’nun Norveç’teki Komuta Kontrol Tatbikatında, Mustafa Kemal Atatürk’ün adının “düşman liderler biyografisi” içinde yer almasını; Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin de “düşman ülke liderleriyle ‘yakın ilişki’ içinde” diye geçmesini, şiddetle kınıyorum. Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadelede karşı karşıya gelmesine rağmen, tercihini Batı’dan yana yapmış bir asker, siyaset ve devlet adımıdır. Türk Milleti, Mustafa Kemal’i

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MESAJI

Kıbrıs Türk halkının, hürriyetine ve egemenliğine sahip çıkışının ve bu mücadelesini Cumhuriyet ile taçlandırmasının 34. yılını idrak ediyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bugünlere nasıl ulaştığını çok iyi biliyor ve Kıbrıs Türk Halkının egemen varlığının simgesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, bilinçli nesillerle sonsuza kadar yaşayacağına inanıyorum.

DUYURU

ASCMER Başkanı Prof. Dr. Osman Metin Öztürk’ün kısa yorum ve değerlendirmeleri için, kendisinin twitter ve linkedin hesaplarına bakabilirsiniz.

SAYIN DEVLET BAHÇELİ’NİN 14 KASIM 2017 TARİHİNDE TBMM’DE YAPILAN GRUP TOPLANTISINDAKİ KONUŞMASI ÜZERİNE

Konuşma, bir muhalefet partisi genel başkanının konuşması olmaktan çok, dış politikada “bildiğini okuyan” bir sunum gibi gözükmüştür. Siyaset, siyasal parti, muhalefet olguları unutulmuştur. İktidara yönelik tek bir eleştiri yoktur. Olmadığı gibi, açıkça iktidarın yanında olunduğu adeta haykırılmıştır. Demek ki, ülkede her şey yolunda gidiyor (!), yolunda gitmeyen, olumsuz bir şey yok(!); iktidar, her şeyi en

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.