“MEYDAN” ÇİN’E KALACAK GÖZÜKÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

WPR (World Politics Review)’de yer alan “How China’s Rise Has Remade Global Politics” başlıklı kısa analizde[i], özetle aşağıdaki hususlara yer verilmiştir.

Çin; Asya’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da, gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri için birincil ticaret ve kalkınma ortağı olma noktasına gelmiştir. Ancak Pekin’in bu suretle küresel bir güç olarak ortaya çıkması gerginliklere de yol açmıştır. Özellikle Xi Jinping’in 2012’de Devlet Başkanlığı koltuğuna oturmasından sonra, Çin’in küresel ekonomiyle entegrasyonunun, içeride bir serbestiye ve dışarıda ılımlı bir iyimserliğe yol açacağı bekleniyordu; fakat bu olmamıştır. Çin Komünist Partisi’nin, hem yerelde muhalefet üzerindeki baskısı artmış, hem de Çin toplumu üzerindeki kontrolü yoğunlaşmış ve genişlemiştir. Çin’de faaliyet gösteren yabancı şirketlerin teknoloji transferine zorlanması ve bu şirketler için bazı kısıtlamalar getirilmesi, haksız ticaret uygulamaları, hem ihtiyaç duyulan ekonomik reformları riske atmış, hem de ABD ile ticaret savaşına ve Avrupa’dan artan bir şekilde eleştiriler gelmesine yol açmıştır.

Çin’in Güney Çin Denizi Anlaşmazlığı’na ilişkin yaklaşımı ve yaptıkları, ekonomik yükselişinin ve askeri modernizasyon çabalarının, Asya’ya ve ABD’ye jeopolitik yansımalarının olacağına işaret etmiştir.

Analizde, belirtilenler ışığında, şu sorulara cevap aranıyor: Çin’in ekonomik yükselişi, mevcut demografik ve çevresel koşullarda ne kadar sürdürülebilir? Çin’in askeri modernizasyonu, Asya’daki ve ötesindeki güç dengelerini değiştirebilir mi? Çin, çıkarlarını daha iyi korumak ve geliştirmek için, uluslararası sistemi kendine göre yeniden şekillendirmek mi istiyor yoksa aynı amaçla uluslararası sistemi baltalama peşinde mi?

Bu sorular, yerinde sorular. Ancak gelinen nokta nedeniyle, bir anlamda “atı alan Üsküdar’ı geçtiği” için, bu soruları sormanın fazla bir değeri kalmamış diye değerlendirilmektedir.

Çin Komünist Partisi’nin, muhalefet üzerindeki baskısını artırması, Çin toplumu üzerindeki kontrolünü yoğunlaştırması ve genişletmesi, demografik ve çevresel koşulların içinde saklı olan ve Çin’in yükselişini engelleme potansiyelini içeren hususları kontrol amaçlıdır. Yani Çin, durumun (koşulların) farkındadır ve yükselişini sürdürmek için gereken tedbirleri almaktadır. Şöyle bir bakalım: Çin, ekonomik yükselişini henüz ülke geneline yansıtamamıştır. Çin’in yaklaşık 1 milyar 384 milyon olan nüfusunun, 400 milyon civarındaki kısmının “yoksulluk” sınırında, 82 milyon civarındaki kısmının da “yoksulluk sınırının altında” bir yaşam sürdüğü kabul edilmektedir. ABD ile rekabet içindeki Çin açısından, bu nüfus tablosu, ciddi bir istismar konusudur. İçinde bulunduğumuz günlerde, Çin’de, 1989’da Tiananmen Meydanında cereyan eden protestoların ve kanlı bastırma eylemlerinin 30. yılı etkinlikleri olacak ve bizzat Devlet Başkanı Xi Jinping’in konuya el atıp 2003’den beri yapılmayan “Halk Güvenliği Konferansı”nda polislere hitap edip sosyal istikrara vurgu yapması, söz konusu istikrar riskinin büyüklüğüne işaret eder. Çin, yükselişini sürdürebilir kılmak için, kendi koşullarında, gereken tedbirleri almaktadır.

Çin’in ekonomik yükselişinin buna paralel bir askeri modernizasyona yol açması, birkaç açıdan beklenen bir durumdur. Çin’in ekonomik yükselişinin dış satıma (ihracata) dayalı ve enerjide dışa bağımlı olması, ister istemez, Çin’i deniz ulaşım yollarının güvenliğini sağlamaya itmiştir. Bunlara bir de, “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” bağlamında öne çıkan dış yatırımları eklemek gerekir. Çin’in “yatırım diplomasisi” ve/veya “borç diplomasisi” olarak da yorumlanan yoğun dış yatırımlarının, bunları yerinde koruyacak askeri adımların atılmasını gerektirdiği çok açıktır. Çin, bunları yapıyor. Bir taraftan hem “uzak sularda” bayrak göstermeye, diğer taraftan da denizaşırı askeri varlık bulundurmaya yönelmiştir. Çin Donanmasının savaş gemisi envanteri hızla büyümektedir. Güney Çin Denizi’nde yapay ada inşa edip üzerinde askeri alt yapı tesisleri kuran Çin’in, Afrika’nın doğusunda Süveyş Kanalı’na girişi-çıkışı kontrol eden Cibuti’de asker bulundurduğu, Pasifik Okyanusu’nun Avustralya’nın kuzey doğusuna denk düşen bölgedeki küçük-küçücük ada ülkelerinde askeri alt yapı tesisleri inşa etmekte olduğu bilinmektedir. Arjantin’de, işlevi soru işaretlerine yol açsa ve tartışmalara konu olsa da,  Ay’a seyahat konusunda ciddi bir uzay tesisi kurmuştur. Keza Kuzey ve Güney Kutuplarındaki öne çıkmış varlığı da bilinmektedir. Çin’in askeri boyutu belirgin bu faaliyetleri, salt deniz ulaşımının ve yurt dışı yatırımlarının güvenliğinin sağlanması ile açıklanabilecek faaliyetler değildir. Bunlar, ABD’yi dengelemek için olduğu kadar, belki bundan daha çok, Çin’in Asya’daki ve küresel ölçekteki dengeleri değiştirme isteğine sahip olduğuna işaret eden faaliyetler olarak görülmesi gerekir.

Bu yaptıkları, doğal olarak, Çin’e, uluslararası sistemi kendine göre yeniden şekillendirme imkânı sağlayacaktır. Bu şekillendirme, eğer mevcut uluslararası sistemin baltalanmasını gerektiriyorsa, Çin’in bunu da yapacağını, yine doğal olarak beklemek gerekir. Bu noktada, “önce”, politikanın özde sınırlı kaynaklarla ilgili bir olgu olduğunu hatırlamak gerekir. Çin, bir taraftan ABD karşısındaki konumunu korumak ve daha ileriye taşımak, diğer taratan da içerideki kalabalık nüfusunun “artmış” beklentilerini karşılamak durumundadır. Bu da, daha çok kaynak demektir. Yani Çin’in çıkarlarını koruma ve geliştirme ihtiyacı, geçen her gün artacaktır. Çin’in önündeki en ciddi konu budur. Bunlara bağlı olarak da, “sonra”, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in; (i)  2017 Davos Zirvesi’ne katılıp buradan açıkça ve net bir şekilde küreselleşmeden yana tavır almasını, (ii) bir konuşmasında hukukun üstünlüğüne inanmakla beraber bu konuda Batıdan farklı bir anlayışa sahip olduğunu, (iii) son dönemde otokratik eğilimler gösterdiğini hatırlamak gerekir. Bunlar, ekonomideki yükselişi için “devlet kapitalizmi” etiketi de yapıştırılabilen Çin’in, önümüzdeki dönemde siyasal anlamda de yeni bir model ile ortaya çıkabileceğine işaret etmektedir. Batı merkezli bugünkü siyasal düşünce anlayışı, yerini, “Doğu/Çin” merkezli yeni ve farklı bir siyasal anlayışa bırakabilir. Çin’in bütün bunları Komünist Parti yönetimi altında yaptığı ve yapacağı düşünülürse, mevcut uluslararası sistemi köklü değişikliklerin beklediği gayet açıktır. Hatta Çin, ekonomik gücünü askeri ve siyasal alana daha çok yansıttıkça, bununla paralel bir şekilde, bu değişikliklerin baltalama şeklini alabileceği bile ileri sürülebilir diye düşünüyorum.

Çin ile ilgili bu tablo, bende, “özgür Dünya”yı çağrıştırıyor. Çin’in yükselişi, özgür Dünyaya tehdit mi, değil mi? Belki analizde sorulması gereken sorulardan biri de bu olmalıydı ve buna bakılmalıydı.

Çin’in, Komünist Partisi ile bugünkü noktaya gelmiş olduğunu görmek gerekir. Demografik, jeopolitik, teknolojik gücü, küresel ölçekte yaygın ve yoğun istihbarat alt yapısı, güçlü merkezi idaresi, sabrı ve basireti yansıtan yönetim anlayışı ve benzeri “ışıklar” hep birlikte ileriye tutulduğunda, Çin hakkında, bizlere neler söylüyor? Benim gördüğüm; güçlendikçe, bugünkü yüzünden uzaklaşma ihtimali kuvvetli, özde (sömürüde) Batı ile aynı ama, Batının evrenselleşmiş değerlerinden (bu maskeden) uzak bir Çin…

Öyle görülüyorsa; soru şu: “bu” Çin’i kim, hangi güçle durduracak? ABD mi? ABD’nin enerji politik üzerinden yeniden belini doğrultması ne kadar mümkündür? İki enerji devi; Rusya ve ABD, birlikte belki… Fakat onlar da, karşı karşıyalar. Bugün itibarıyla görünen, Çin’in yükselişinin süreceği…

Yani “meydan” Çin’e kalacak gözüküyor.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 10 Mayıs 2019.

[i] https://www.worldpoliticsreview.com/insights/27828/how-china-s-rise-has-remade-global-politics, 10.5.2019.

 


PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

GÜÇLÜ LİDER-GÜÇLÜ ÜLKE ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Her siyasal lider, yönettiği ülkenin güçlü olmasını ister. Ancak bir ülkenin güçlü olması, içeriden bakıldığında görülen güçten çok farklı bir şeydir. İçeriden bakıldığında görülen güç, görecelidir, subjektiftir, gerçekçi bakış ile fazla bir anlam taşımaz. Asıl güç, ülke, uluslararası ilişkiler sistemi ile birlikte mütalaa edildiğinde görülen güçtür. Siyasal liderler, bu son

ANKARA İÇİN SURİYE YAKLAŞIMINI GÖZDEN GEÇİRME VAKTİ GELMİŞTİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Şarku’l Avsat’a dayandırılan bir habere göre; Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin siyasi kanadı Suriye Demokratik Meclisi’nin Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed, geçtiğimiz günlerde, Rusya’nın Suriye’deki Humeymim askeri üssünde, Rus heyeti ile görüşmüş.[i] SDG temsilcisi, bu görüşmenin ertesi gün de, Şam’a geçerek, Şam’da Suriye Ulusal Güvenlik (İstihbarat) Bürosu Başkanı Ali

İDLİB ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Geriye dönülüp 2011’de Suriye’de ortaya çıkan iç savaşın bugüne kadar olan seyri bir film şeridi gibi gözden geçirildiğinde, arkasındaki asıl amacın Kürtleri denize çıkışı olan müstakil bir devlete kavuşturmak olduğu görülebiliyor. İdlib, bu amaca ulaşılması bağlamında kritik önemi haiz, Suriye’nin kuzey batısında, Türkiye’nin Hatay iline komşu Suriye’ye ait

2019’DA TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE DIŞ POLİTİKADA 2020 ÖNGÖRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye, 2019 yılında, dış politikada, çözümlerin değil, sorunların bir parçası oldu. Sergilenen dış politika anlayışı ve uygulaması ile, daha sorunlu, soru işaretlerinin daha çok olduğu bir dış politika görünümü ortaya çıktı.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.