MEMLEKETİN HALİ: MASLOW’DAN NAMIK KEMAL’E

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Önce, AKP’nin aralıksız ve tek başına 17 yıllık iktidarında memleketin geldiği noktaya dair bir tespit; (i) geçmişinden koparılmaya çalışılan, (ii) bütün meşgalesi günlük geçimini sağlamak olan, (iii) hayatı günlük geçimini sağalama etrafında döndüğü için geleceği unutmuş gözüken, memleketin mevcut manzarası…

Hem geçmişinden, hem de bugünkü geçimine odaklandığı için geleceğinden kopmuş gözüken insanların yaşadığı bir memleket …

Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” teorisi diye bir teori var, bilir misiniz? Özetle anlatayım. Bu teoriye göre, ihtiyaçlar bir hiyerarşi içindedir. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılarken, genellikle bu hiyerarşiye uyarlar. Yani ihtiyaçlarını, hiyerarşinin altındaki ihtiyaçtan başlayarak karşılamaya çalışırlar. Hiyerarşinin alt sırasında bir ihtiyaçları varken, bunun üstündeki sırada yer alan ihtiyaçlarını karşılamaya yönelmezler. Peki bu ihtiyaçlar nelerdir, bunlar arasındaki hiyerarşi nasıldır? Maslow’a göre, bu ihtiyaçlar ve sıralaması şu şekildedir: en altta “varlığı koruma ve sürdürme” ihtiyacı vardır ve bunun üzerinde de yukarıya doğru, sıra ile,  “güvenlik”, “ait olma ve sevgi”, “önem/değer atfetme” ve “kendini gerçekleştirme” ihtiyaçları yer alır.

Gelin, Maslow’un bu teorisini, AKP’nin 17 yıldır aralıksız ve tek başına iktidarında memleketin bugün hangi noktaya gelmiş olduğunu birlikte mütalaa edelim…

Memlekette “orta direk” eriyor… Milyoner sayısı artıyor ama, orta direkte fakirleşmeye doğru kayış bunun çok ilerisinde… İşsizlik oranı yükseliyor. Yani günlük geçimini sağlamanın derdine düşmüş insanların sayısı geçen her gün artıyor…

Memleketin bu genel ekonomik tablosunun “ekonomipolitiği” önemli…

Çünkü memleketde günlük geçimini sağlama derdine düşmüş nüfusun hızla artması, Maslow’un deyişiyle “varlığı koruma ve sürdürme” ihtiyacının egemen olduğu bir memleket atmosferine işaret ediyor.

Peki bu işaret önemli mi? Önemli. Nedeni; memlekette insanların “varlığı koruma ve sürdürme” ihtiyaçlarını karşılama derdine düşmüş olması, onların hiyerarşideki diğer ihtiyaçlara (yani ülkenin durumuna ve gidişatına) ilgi duymalarını engellemesi ya da onların siyasete olan ilgilerinin (karşılama baskısı altında oldukları) ihtiyaçlarının etkisinde şekillenmesine yol açmasıdır.

Buradan şu çıkarılabilir: insanların “varlığını koruma ve sürdürme” endişesi içinde hareket ettiği bir memleketde, ülkeyi yönetenler için, siyaset anlamında “halk desteğinin” fazla bir değeri kalmaz. “Halk desteğinin” siyaseten fazla bir anlam ifade etmediği bir memleketde de, yöneticiler, hem bildiklerini okurlar, hem de dışarıdan siyasal destek arayışı içinde olurlar. Artık iç politikanın bu suretle dış politika üzerinden yapılır hale geldiği bir memleket manzarası vardır. Yöneticiler, ne yazık ki, dışarıdaki bu arayışlarında da, içeride oldukları gibidirler, yani memleket insanları hesaplarında yoktur, onları hatırlamazlar.

Ben memleketin mevcut tablosunu böyle görüyorum…  Rüzgârın önünde kuru yaprak misali savrulan, gücünü unutmuş, gelecek ile bağı kopmuş, yönetimin her tasarrufuna “sorgusuz” destek veren ve her açıklamasını “peşin” doğru kabul eden nüfusa sahip bir memleket…

Bu tablo, hem yeni değil, hem benim memleketime özgü değil; tarihte sayısız örnekleri bulunan, kötü bir tablo…

Niye kötü? Bunun cevabı bana göre, sosyal psikoloji kitaplarında yer alan, Kore Savaşında esir düşenlerin “kaçmayı” düşünmesinler diye “aç bırakılmalarını” uygulamasında saklı… Esirler “aç” iken hiyerarşide bir üst sıradaki “kaçmayı” (yani güvenlik ihtiyacını karşılamayı) düşünmedikleri için, özellikle aç bırakılmışlar ve bu suretle “esir kampları” genelde sorunsuz yönetilmiştir.

Daha önce de ifade edildiği üzere, Maslow’un teorisi bir genelleme, elbette ki istisnaları var. Osmanlı’nın son döneminde, bir taraftan Yoksulluğa, Yolsuzluğa ve Yasaklara, diğer taraftan da İşgale rağmen başlatılmış ve zafere ulaşmış Milli Mücadele, bu istisnalardan biridir…

Milli Mücadele, gerçekte Anadolu’da bin yıldır varlığını sürdüren insanların sahip olduğu “yüksek” milli ve manevi değere işaret eder; Milli Mücadele, bütün olumsuzluklara rağmen, temelde bu değerler sayesinde zafere ulaşmıştır. Bugün Milli Mücadele koşullarına baktığım zaman, hem Osmanlı toplumunun o gün niçin ve nasıl “açlığa” mahkûm edilmek istendiğini anlayabiliyorum, hem de Osmanlının o günkü durumu ile memleketin bugünkü hali arasında benzerlikler kurabiliyorum.

Gördüğüm, emelin değişmediğidir. Aynı emel devam etmektedir. Hedefte, olabilirse bin yıl önceki sahiplerine geri vermek de dâhil, Anadolu’nun kontrolünü ele geçirmek vardır. Yani tarihi “Şark meselesi” bitmemiştir. Temelde bu vardır. Memleket yöneticileri kendilerine yakın durmasına rağmen, memleketin değişmeyen hatta artan yalnızlığı bunu çağrıştırmıyor mu? ABD de, Rusya da, Avrupa da, memleketin milli ve coğrafi (toprak) bütünlüğünü tehdit eden bölücü/ayrılıkçı terör örgütüne açıkça destek vermiyor mu? Bunlar, memleketimizin ekonomisini sabote ettiklerini ya da edeceklerini söylemiyorlar mı? Yine bunlar, memleketimizin savunması için almak istediğimiz silah ve teçhizatı, parasını ödediğimiz halde, bize vermekten kaçınmıyorlar mı? Bizi artık açıkça tehdit etmiyorlar mı?

Memleketime baktığım zaman bunları görüyorum.

Görüyorum ki; Milli Mücadeleden hala yeteri kadar ders çıkarılmamış… Niye? Çünkü Anadolu insanı dün olduğu gibi bugün, bir kere daha“açlık” ile yola getirilmek, bu suretle Anadolu kontrol edilmek istenmektedir. Bu emel sahipleri ve bunlarla birlikte hareket edenler, Milli Mücadeleyi yeniden hatırlasalar iyi olur diye düşünüyorum.

Son sözüm, “vatan şairi” olarak da bilinen, Tanzimat Döneminin vatanseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı aydını Namık Kemal’in Murabba şiirinin son bölümü olsun:

“Memleket bitti, yine bitmedi hâlâ sen, ben,

Bize bu hâl ile bizden büyük olmaz düşmen;

Dest-i a’dâdâyız Allah içün ey ehl-i vatan;

Yetişir terk edelim gayri hevâ vü hevesi!.”

Selam olsun büyük Türk Milleti’ne…

Selam olsun bu büyük milletin aidiyet şuuruna sahip değerli evlatlarına…

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 17 kasım 2019.


MHP’DE PARTİ TÜZÜĞÜ VE PARTİ PROGRAMI RAFA MI KALDIRILMIŞ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı I. MHP, bugün, 08 Kasım 2009 tarihinde gerçekleşmiş 9. Olağan Büyük Kongre’de kabul edilerek yürürlüğe girmiş Parti Tüzüğü ve Parti Programı ile yönetilmektedir. Parti Tüzüğü, Anayasa ve ilgili kanunlar ışığında, genel esasları itibarıyla, MHP’nin nasıl işleyeceğini ve çalışacağını öngörüyor. Parti Programı ise, bu işleyişin ve çalışmanın detaylarındırıldığı, partinin

İDLİB’DEKİ MENFUR SALDIRIYA DAİR

Öncelikle Yüce Allah’tan, – İdlib’de hayatını kaybeden askerlerimize rahmet, – yaralanan askerlerimize acil şifa, – şehit askerlerimizin geride bıraktığı yakınlarına sabır, diliyorum. Türk Milleti büyük, Türk Devleti güçlüdür. Ne diyeyim!… Diyeceğim, Yüce Allah’ın, bu menfur saldırının faillerinin ve müsebbiplerinin müstehakını vermesi, onları merhametinden mahrum bırakması… Yaşanan bu menfur saldırıda, ABD’nin, Türkiye’yi İdlib konusunda “maksatlı” tahrikinin

TÜRK SİYASETİNDE GÜNCEL TABLO

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı PKK terör örgütünün kırmızı bültenle aranan Avrupa’daki üst düzey yöneticilerinin Avrupa Parlamentosu (AP)’nda “ağırlanmasına” yönelik siyasilerin tepki açıklamaları bugünkü medyada öne çıkmış gördüm. Hatırlarsanız, AP’da, geçtiğimiz günlerde de Türk Bayrağı yakılmıştı… Kimden ne tepki geldi diye, bugünkü medyaya bir göz gezdirdim. Ana muhalefet partisi CHP’den bir tepki açıklamasına

MEVCUT/HÂKİM SİYASET YAPMA ANLAYIŞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye’nin, Türk siyasetine hâkim mevcut siyaset yapma anlayışı ile, huzura, güvene ve refaha kavuşması mümkün değil. Böyle görüyorum. Sadece hukuksal anlamda değil, genelde, öne çıkmış/belirgin bir “adaletsizlik” tablosu var. Medyaya bakınca görüyorsunuz: “adalet çarkı”na güven eriyor, gelir dağılımı adil değil, vergi yükü adil değil, kayırmacılık ve görevi suistimal yaygın, rüşvetin

CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ’I ANMA MESAJI

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, ebediyete intikal edişinin 8. yılında, rahmetle, şükranla ve özlemle anıyorum. Hayatını bütün içtenliği ile Kıbrıs Türk Halkına adamış bu değerli şahsiyet, Kıbrıs Türk Halkını, yok olmanın eşiğinden alıp müstakil ve egemen bir devlete kavuşturmuştur. KKTC, O’nun sahip olduğu mücadele adamı, stratejist, mücahit, hukukçu, diplomat, devlet adamı

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.