KUZEY KORE’Yİ KİM FİNANSE EDİYOR OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Kuzey Kore, son dönemde balistik silah ve bunları atma (fırlatma) çalışmaları ile uluslararası politikanın gündemine yerleşmiş gözüküyor.

Kuzey Kore, önceki Devlet Başkanı Kim Jong-il döneminde halkının açlık sorunu yaşadığı bir ülke olarak bilinir. Aralık 2011’de hayatını kaybetmesinden sonra yerine geçen ve halen bu görevi sürdüren oğlu Kim Jong-un döneminde de, ülkenin ekonomik durumu fazla değişmemiştir. Üstelik Kim Jong-il’in son döneminden farklı olarak, Kim Jong-un ile birlikte askeri “tüketimde” bir artış da yaşanmaya başlanmıştır.

Nüfusu yaklaşık 25 milyon olan Kuzey Kore’nin; GSYİH’sı 28-30 milyar usd, yıllık bütçesi (gelir+gider) de yaklaşık 6,5 milyar usd seviyesindedir. Bu rakamlar, Kuzey Kore’nin oldukça küçük bir ekonomiye sahip olduğuna işaret eder. Geçtiğimiz günlerde Forbes Dergisinin yayınladığı Dünyanın en zenginleri listesinde birinci sırada yer verilen Bill Gates’in kişisel servetinin 78,5 milyar usd olduğu hatırlanırsa, Kuzey Kore ekonomisinin küçüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.

Kim Jong-un Devlet Başkanı koltuğuna oturması ile başlayan ve bugüne kadar gelen döneme bakıldığında, Kuzey Kore’nin; Sarı Deniz’de yer alan Güney Kore’ye ait (ancak Kuzey Kore’nin karşısında yer alan) adaları zaman zaman topçu ateşine tuttuğu, sık sık Sarı Deniz’de ve Japon Denizi’nde tatbikatlar ve atış eğitimleri yaptığı, bir nükleer programı sürdürdüğü ve bu bağlamda bir nükleer cephaneliğe sahip olduğunun varsayıldığı, kıtalararası balistik füze denemeleri yaptığı, hidrojen bombası geliştirdiği/denediği ve en son geçtiğimiz günlerde de kısa menzilli füze denemesinde bulunduğu görülmektedir. Kuzey Kore’nin bu eylemlerine uluslararası kamuoyundan gelen tepki, tehdidin ciddi olduğuna; dolayısıyla da ciddi askeri teknolojiyi içerdiğine ve arkasında yüksek maliyetin yer aldığına işaret eder. Acaba, ekonomisi belli olan Kuzey Kore, askeri teknolojiye yaptığı yatırımlar ile, söz konusu programı ve denemeleri, tatbikatları nasıl ya da nereden finanse etmektedir? Üstelik küresel bir ekonomik kriz, bir süredir bütün Dünyayı etkilerken…

Kim Jong-un’un göreve geldiği 2011 yılı; Çin’in, ekonomik yükselişi ile bütün Dünyada dikkati çektiği ve uluslararası politikada ABD karşısında yeni bir kutup olarak algılanmaya başlandığı; ABD’nin de, bu durum karşısında Asya’ya yönelip Çin’i çevreleme politikası izlemeye başladığı bir yıldır.

Geçen süre içerisinde (bu çalışmanın konusu bakımından anlamlı bulunan) Asya’da şu gelişmeleri içeren bir tablo ortaya çıkmıştır: (i). Çin, Güney Çin Denizi Anlaşmazlığına daha çok angaje olmuş, buradaki mercan adacıkları üzerinde devriye gemileri için bir bağlanma limanını ve karakol uçaklarının iniş-kalkışı için bir hava alanını da içeren yapay bir ada oluşturmuş, diğer kıyıdaş ülkelerin hepsini karşısına almıştır. (ii). Çin, Doğu Çin Denizi Anlaşmazlığında da Japonya ile karşı karşıyadır. (iii) Çin, ilan ettiği “Hava Savunma Bilgi Bölgesi-ADIZ” üzerinden Güney Kore ve Japonya ile karşı karşıya gelmiştir. (iv). Avustralya, ABD lehine, adeta Asya’ya eklemlenmiştir. (v). Hindistan-ABD yakınlaşması yaşanmaya, bu yakınlaşma bir yönüyle Hindistan’ın ABD’ye eklemlenme görüntüsü, diğer yönüyle de ABD’nin Hindistan’ın Asya’daki konumunu/çıkarlarını gözetir bir görüntü vermeye başlamıştır. (vi). Kanada ve Avustralya, Hindistan’dan daha önce gelen ve geri çevirdikleri nükleer konulara ilişkin talepleri karşılamışlar; bu iki ülke ile Hindistan arasında nükleer konularda bir işbirliği süreci başlamıştır. (vii) Japonya, savunma ve güvenlik konseptini güneinde Tayvan’ı da içine alacak şekilde, Filipinler’e kadar uzatmıştır. (viii) Hindistan, Japonya ve ABD, önce (2015’de) Bengal Körfezi’nde, bu yıl da (2026’da) Filipinler Denizi’nde ortak deniz tatbikatları yapar/planlar olmuşlardır. Asya’ya ilişkin güncel tabloyu anlamak adına, yukarıda sıralanan gelişmelere daha başkalarını eklemek mümkündür, örneğin Çin’in bilinen diğer sorunlarına değinme gereği duyulmamıştır. Burada söz konusu tabloyu daha anlaşılır ve anlamlı kılmak adına, ABD ile Japonya’nın, Çin ile sorunlar yaşayan ve karşı karşıya gelen ülkelerin yanında, Çin’in karşısında yer aldığını da belirtmek gerekir.

Bu çalışmanın konusu itibarıyla, bu noktada hatırlanması gereken bir başka husus da, son dönemde, Asya’nın doğusunda, İkinci Dünya Savaşından önceki dönemde Japon işgaline uğramış coğrafyalarda kendisini belli etmeye başlayan Japonya düşmanlığıdır.  Bu düşmanlık, o yıllarda Japonların yerel kadınları “comfort women” olarak kullanmaları ilgilidir ve Japonya’dan yaptıkları için özür dilemesi istenmektedir. Kore Yarımadası’nın Kasım 1905’te fiilen Japonya’nın himayesine girmesi ve bu durumun İkinci Dünya Savaşında, Ağustos 1945’te, Japonya’nın yenilmesine kadar sürmesi nedeniyle, söz konusu “Japonya düşmanlığı”, Güney Kore’de de kendisini göstermiş ve her ikisi de ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiki olan Japonya ve Güney Kore ilişkilerinde bir bozulma ve soğuma görülmüştür. Japonya’nın Güney Kore ile olan ilişkilerinin “kısmen” olumsuz bir mecraya kaydığı gelişmeler sırasında, Japonya’nın Kuzey Kore’ye “ilgi” duyduğuna işaret eden, yakınlaşma işareti olarak alınabilecek, küçük bazı gelişmeler de yaşanmıştır.

Asya’nın doğusuna ilişkin yukarıdaki gelişmeler, ABD-Çin rekabeti, Japonya ile Çin arasındaki anlaşmazlık, Japonya’nın ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olması, Japonya’nın ve ABD’nin Çin karşısında Güney Kore’ye olan ihtiyaçları ve Güney Kore’nin Kuzey Kore’ye bitişik ve bu ülkeden algıladığı tehdit dikkate alındığında; Kuzey Kore’nin küçük ekonomisi ile devasa askeri harcamaları arasındaki orantısızlığın ABD ve Japonya üzerinden giderilmiş olabileceği ihtimali akla gelmektedir. Aşağıda bu ihtimali akla getiren hususlar belirtilmektedir.

Kuzey Kore’nin uzun menzilli balistik füze denemelerinin uluslararası kamuoyunda yol açtığı tepki ve şaşkınlık ortamı, her şeyden önce ABD’nin, Asya’da yüksek irtifa hava savunma sistemi kurmayı ortaya atmasına imkân ve fırsat vermiştir. Elbette ki, ABD, Kuzey Kore’nin söz konusu askeri tasarrufları olmadan da Asya için bir “füze kalkanı” projesi ortaya atabilirdi; ancak, yaptığı denemeler ve çıkışlar ile Kuzey Kore, ABD projesinin kamuoyundan destek görmesine, gelebilecek tepkilerin aşağıya çekilmesine ve ABD projesinin bir ihtiyaç olarak algılanmasına hizmet etmiş, ABD’nin işini kolaylaştırmıştır. ABD’nin yüksek irtifa hava savunma sistemi (“Asya Füze Kalkanı”), hem içerdiği/içerebileceği “örtülü” farklı imkan ve yetenekler, hem de gerektireceği yer unsurları ile birlikte mütalaa edilmesi gereken bir sistemdir. Bunlar, ABD’nin kuracağı “Asya Füze Kalkanı”nın, sadece savunma amaçlı ve Kuzey Kore’ye yönelik olmayacağına, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki varlık, imkan ve yeteneklerini çok daha ileriye taşıyacağına işaret eder. Nitekim Çin, ABD’nin hava savunma sistemi kurmak istemesinden rahatsızlık duymuş ve bu rahatsızlığını da bir açıklama ile kamuoyuna duyurmuştur.

Burada görülmesi gereken bir başka husus da, BM Güvenlik Konseyi’nin Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımları ağırlaştırması ve bu yaptırımların fiilen büyük ölçüde Çin üzerinden uygulanacak olmasıdır. Çünkü Kuzey Kore’nin hem ihracatının hem de ithalatının % 90’a yakın kısmı iki ülke iledir. Bu iki ülke de, Çin ve Güney Kore’dir. Eğer Güney Kore ile Kuzey Kore arasındaki ilişkilerin son olaylar nedeniyle koptuğu ve bunun Güney Kore’nin ara bölgedeki müşterek ekonomik faaliyetten çekilmesi boyutunda olduğu dikkate alınırsa, Çin’in Kuzey Kore’nin dış ticaretindeki yerinin çok daha artacağını, esasen yaklaşık % 65 seviyesinde olan bu yerinin daha yukarılara çıkacağını söylemek mümkündür. Bunun anlamı, BM yaptırımlarını uygulama görevinin fiilen Çin’e verilmiş gözükeceğidir. Çin’in BM yaptırımlarının uygulayıcısı konumunda gözükmesi, bir taraftan Kuzey Kore’yi sıkıştırmaya yönelik baskılara muhatap olmasına, diğer taraftan da Kuzey Kore-Çin ilişkilerinin bozulmasına yol açabilecektir. BM yaptırımlarında ABD’nin rolü hatırlandığında, Çin’in karşılaşabileceği söz konusu baskı ve ilişkilerindeki bozulma dikkate alındığında, yine akla Çin ile rekabet içinde olan ABD gelmektedir. Daha açık bir ifade ile, Çin’in Kuzey Kore üzerinden içine düşebileceği bu durumun ABD ile ilişkilendirilmesi mümkün görülmektedir.

Bir diğer husus da, Kuzey Kore’nin son tasarruflarının Güney Kore üzerinde doğurduğu etkinin ve bu ülkenin Kuzey Kore’den algıladığı tehditteki artışın, Güney Kore ile Japonya arasındaki ilişkilerde baş gösteren ve yukarıda değinilen soğumanın aşılmasına hizmet edecek olmasıdır. Bu, Kuzey Kore’nin yaptıklarının Japonya ile de ilişkilendirilebileceği algısına yol açmaktadır. Ancak Japonya’nın bunu tek başına yaptığı düşünülemeyecek, arkasında ABD’nin olduğunun varsayılması gerekecektir. Çünkü Japonya ve Güney Kore, ABD’nin bölgedeki en önemli müttefikleridir ve Çin ile yürüttüğü rekabette ABD’nin bu iki ülkeye ihtiyacı vardır. Kuzey Kore tehdidinin yukarıda işlendiği şekilde yükselmesi, Japonya ile Güney Kore’yi biri birine itmek suretiyle, hem ABD’nin Çin karşısındaki gücünün parçalanmasını önlemiş, hem de Çin’in karşısındaki ABD cephesini güçlendirmiştir.

Bu çalışma, Kuzey Kore’nin son askeri faaliyetlerinin nasıl finanse edilmiş olabileceği konusunda bir bakış açısı ortaya koymuştur. Kabul görür veya görmez, ancak buradan bakılınca görülen, ABD ve Japonya olmaktadır.

Sınırlı kaynaklarla yönetim gerçeğinin, hem her aktörün sorunu olduğunu, hem de “akıllı” olmayı gerektirdiğini hep hatırlamak gerekir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 04 Mart 2016


ABD’NİN MÜSLÜMAN UYGUR TÜRKLERİNE İLGİSİNİN ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD Senatosu’nda, Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan)’nde Müslüman Uygur Türklerine yönelik, “Uygur Human Rights Policy Act (Uygur İnsan Hakları Politikası Yasası)” tasarısı kabul edilmiş.[i] Senato’dan geçen metne göre; Pekin’in Müslüman Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerine karşı, Washington Çin Hükümeti yetkililerine yaptırımlar uygulayabilecek. Bölgedeki işkence, yargısız gözaltı,

YENİ SİSTEMDE HUKUKSAL AÇIDAN ASKERİ HAREKÂTIN SEVK VE İDARESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İdlib’de 33 Türk askerinin şehit düştüğü günlerde televizyon ekranlarındaki bazı görüntüler nedeniyle, “yeni sistemde” Milli Savunma Bakanı’nın Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile olan ilişkilerine değinme ihtiyacı duymuş ancak, acının dorukta olduğu bir sırada yanlış anlaşılabilirim endişesiyle o günlerde bunu yapmamıştım. Televizyon ekranlarındaki o görüntüler, bana göre, bir

ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA TÜRKİYE’NİN SURİYE’DEKİ (İDLİB’DEKİ) ASKERİ VARLIĞI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye İdlib’de 34 askerini şehit vermesinin acısını yaşarken, iç ve dış kamuoyunda bir sorgulama var ki, yetkililerden Türkiye’nin Suriye’deki (İdlib’deki) varlığına dair açıklamaları duyuyoruz.  Türkiye’nin, “Suriye halkı davet ettiği için Suriye’de olduğu” ifade ediliyor, zaman zaman da Adana Protokolü’ne işaret ediliyor. İdlib üzerinden Suriye krizinde bugün gelinen noktada,

İDLİB: ULUSLARARASI HUKUK VE KORONA VİRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Sayın Erdoğan’ın İdlib konusunda muhataplarına verdiği süre dolmak üzere… Son üç güne girildi… Evet, Türkiye’nin İdlib’deki varlığı “önleyici savunma” kapsamında görülebilir, Türkiye Suriye’de terörizmle mücadele edebilir ama, bir de bu işin “aması” var…

PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.