KÜRESEL ISINMA VE TÜRK DİPLOMASİSİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Dünya medyasında birkaç gündür dikkat çekici bir haber var. Sibirya’nın, İskandinavya’nın kuzeyinin, Alaska’nın ve Grönland’ın geniş bölgelerinin alevler içinde olduğu ifade ediliyor. Anılan bölgelerde bugüne kadar genelde yıldırım düşmesi nedeniyle çıkmış yangınlar, bu yıl, iklim değişikliğinin etkisinde ortalamanın üzerine çıkan yaz sıcaklarına bağlanıyor. AB’nin Dünya gözlem programı Copernicus’un bir parçası olan Kopernik Atmosfer İzleme Servisi (The Copernicus Atmosphere Monitoring Services-CAMS)[i] uzmanları; Kuzey Kutup Bölgesi’nde bu yıl ortaya çıkan yangınları “eşi benzeri görülmemiş” diye nitelendiriyor. Bu uzmanlara göre, anılan bölgelerde hava sıcaklığı küresel ortalamadan çok daha hızlı oranda yükseliyor ve güçlü rüzgârlar yangınların “saldırgan” bir şekilde yayılmasına neden oluyor.[ii]

Anılan bölgelerde iklim ve yaşam koşulları elverişli olmadığı için, bugün itibarıyla, hem bölgedeki insan nüfusu oldukça seyrektir, hem de bölgenin yer altı ve yer üstü kaynaklarına erişim imkânı oldukça kısıtlıdır.

Küresel ısınma ile birlikte, bu durumun değişeceği; bölgeye nüfus akışının giderek artacağı, bölgenin yer altı ve üstü kaynaklarının giderek değerlendirilmeye başlanacağı beklenmektedir. Özellikle Arktik Okyanusu’nun “deniz yatağının” altındaki petrol ve doğal gaz kaynaklarının, 15 yılı aşkın bir süredir, bu okyanusa kıyısı olan ülkeler arasında bir çekişmeye yol açtığı bilinmektedir. Kıyıdaş ülkeler, daha çok petrol ve doğal gaz rezervini kontrol edebilmek için, bir taraftan “fiili” durumlar yaratma peşindedirler, diğer taraftan da kıta sahanlıklarını 200 deniz milinden 350 deniz miline çıkarabilmek için hazırladıkları teknik raporları 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca kurulmuş ilgili Komisyona vermişlerdir. Bölgeye ilişkin bir diğer önemli gelişme de, hâlihazırda Arktik Okyanusu kıyıları üzerinden yılda ancak bir-iki ay işleyebilen “kuzey deniz ticaret” yolunun, küresel ısınmanın etkisinde giderek daha çok kullanılır hale geleceğidir. Bu ticaret yolu, hâlihazırda Güneydoğu Asya, Hint Okyanusu, Arap Yarımadası, Kızıldeniz ve Akdeniz üzerinden işleyen deniz ticaret yoluna göre; daha kısa, güvenlik riski daha az, dolayısıyla ulaşım maliyeti daha düşük bir deniz yoludur.

Küresel ısınma anılan bölgeleri zaten etkiler iken, buna, bir de ortalamanın üzerindeki yaz sıcaklarının neden olduğu anılan bölgelerdeki “eşi benzeri görülmemiş” yoğun ve yaygın yangınlar eklenince, ister istemez konu dikkat çekici bir hal almaktadır. Yangınlar bölgenin iklim ve yaşam koşullarındaki değişimin hızını ayrıca artıracağı için, bilimsel tahminlerin ötesine geçen, (i) bölgeye yönelik hızlı bir nüfus akışı ortaya çıkabilecek, (ii) bölgenin yer altı ve yer üstü kaynaklarına erişim “teknik olarak” giderek kolaylaşacak ve (iii) “kuzey deniz ticaret yolu” da giderek daha çok kullanılmaya başlanacaktır.

Söz konusu yangınların “öne çekeceği” bu tablo, salt ekonomik açıdan değil, politik ve askeri/güvenlik açılarından da önemlidir.

Sibirya’nın, İskandinavya’nın, Alaska’nın, Grönland’ın ve Arktik Okyanusu kıyıları ile deniz yatağının hızla kullanılabilir hale gelmesi, hem yeni kaynakların devreye girmesi, hem de mevcut bazı maliyetlerin aşağıya çekilmesi açısından, küresel ekonomi için son derece önemlidir. Bölgenin ekonomik kaynakları, sahiplerine ayrıca güç verecektir. Arktik Okynusuna açılan bölge ülkeleri, kuzey deniz ticaret yoluna nüfuz etme imkânına kavuşacaklardır. Bu belirtilenler açısından bakıldığında, Rusya, hem ciddi avantajlara kavuşacak, hem de büyük riskler/tehditler ile karşı karşıya kalabilecek gözükmektedir. Rusya’nın enerji zenginliği çok daha belirgin hale gelebilecek ancak, Rusya için büyük/geniş Sibirya’nın ve Uzakdoğu topraklarının elde tutulması ciddi bir soruna dönüşebilecektir. Bu mülahaza ile, bölgeyi, Rusya’nın görünür geleceği açısından “yumuşak karnı” olarak nitelemek mümkündür. ABD’nin son dönemde Alaska’daki limanlarını hatırlaması ve bu limanlara Kanada üzerinden demir yolu ile erişime yönelmesi dikkat çekicidir. Daha dikkat çekici olanı, daha yeni, ABD ile İsrail’in birlikte geliştirdikleri ve ürettikleri Arrow-3 füze savunma sistemini denemek için Alaska’yı tercih etmiş olmalardır. Bu noktada, ABD’nin anılan bölgelerdeki enerji kaynaklarını bulup yüzeye çıkarma konusunda Rusya’nın ilerisinde olduğunu, Obama döneminde Rusların Amerikalılar ile bölgede birlikte çalıştıklarını da hatırlamak gerekir. Çin’in ise, Arktik Okyanusu’na açılan kıyılara sahip bir ülke olmamasına, Asya’nın aşağı kesiminde yer alan bir ülke olmasına rağmen, bilimsel amaçlı olarak, Arktika’da ciddi bir varlık bulundurduğu ve bu varlığını sürekli takviye ettiği bilinmektedir. Kuzey deniz ticaret yolunu kullanabilmesi, ulaşım maliyetini, dolayısıyla İhracat ürünlerinin fiyatını aşağıya çekeceği için, Çin’in ihracatına güç verecektir. Bu arada, Çin’in kalabalık nüfusunun “bir şekilde” bu bölgeye yönelmesi de beklenebilecektir.

Bütün bu belirtilenler, yangınların anılan bölgelerin iklim ve yaşam koşullarındaki değişimin hızını ayrıca artırmasının salt ekonomik açıdan görülemeyeceğine, politik ve askeri/güvenlik açılarından da görülmesi gerektiğine işaret eder.

Eğer anılan bölgeler ifade edildiği şekilde küresel rekabet bağlamında oldukça önem arz ediyorsa ve yangınlar bölgede bilimsel verilere dayalı tahminler ile örtüşmeyen daha hızlı bir değişime yol açmışsa, bu durumun sorgulanması gerekir. Küresel ısınmanın bilimsel açıdan tahmin edilebilir etkilerinin ilerisine geçilmesine neden olan “eşi benzeri görülmemiş” yoğun ve yaygın yangınların arkasında, acaba bir “müdahale” olabilir mi? Yangınlar üzerinden bölgenin iklim ve yaşam koşullarındaki değişim özellikle “hızlandırılmak” istenmiş olabilir mi? Sonuçlarından yola çıkıldığında, acaba bu, hangi aktörün/aktörlerin işine gelir, hangi aktörü/aktörleri zora sokar, mevcut küresel dengeleri nasıl bir değişime zorlar, diye sorgulanmaz mı?

Açıkçası, Sibirya’nın, İskandinavya’nın kuzeyinin, Alaska’nın ve Grönland’ın geniş bir bölgesinin alevler içinde olmasını, “doğal afet” kapsamında görmekte zorlanıyorum ve söz konusu yangınları uluslararası politika bağlamında önemsiyorum. Küresel politikada gündemimin değişime zorlanmak istendiği aklıma geliyor.

Konu, dış politikada içinde bulunduğu oldukça olumsuz durum ve bölgedeki Türk varlığı nedeniyle,  Türkiye açısından da önemli bulunmaktadır. Uluslararası politikada ilginin yavaş yavaş Asya’dan Asya’nın kuzeyine doğru kaymaya başladığı bir ortamda, bu bölgedeki Türk varlığı, Türk diplomasisi için, kritik önemi haiz bir avantaj olarak görülmelidir.

Rusya’da ciddi bir Türk varlığı vardır. Türkler, 142 milyondan biraz fazla bir nüfusa sahip olan Rusya’da nüfusun % 8.7’sini teşkil eder. Slavlardan sonra en kalabalık (12.3 milyon)  kesim, Türkler’dir. Doğrudan federal hükümete bağlı olan Rusya Devlet İstatistik Servisi (Goskomstat) verilerine göre, Rusya’da 40 ayrı Türk topluluğu bulunmaktadır. Rusya’daki Türklerin 1/6’sına yakın kısmı (1.5-2 milyon), bu çalışmaya konu bölgelerden biri olan Sibirya ve Uzakdoğu’da yaşamaktadır.[iii] Eğer Sibirya ve Uzakdoğu önümüzdeki dönemde küresel politikada ekonomik, politik ve askeri/güvenlik açılarından öne çıkacaksa, Türkiye’nin bu bölgedeki Türk varlığı ile (özellikle Saha/Yakut Özerk Cumhuriyeti’ndeki Türk varlığı ile) yakından ilgilenmesi, Türk diplomasisine güç verecektir.

Daha yeni yayınlanmış, “Beyaz Kitap” olarak da tanımlanan, Çin Devlet Konseyi tarafından hazırlanmış “Sincan-Uygur Özerk Bölgesi”ne dair raporda; Uygurların, Türklerin soyundan olmadığının ve İslamiyet’i din savaşları ve yönetici sınıfın zorlamasıyla kabul ettiğinin iddia edilmiş olması[iv], bu avantajın Pekin tarafından görüldüğü ve boşa çıkarılmak istendiği anlamına gelmektedir.  Raporda, Çin’de, Türk dili konuşan Uygurların yanı sıra Kazakların, Kırgızların, Özbeklerin, Tatarların, Salarların da yaşadığı belirtilmiş; bu etnik grupların kendi tarihleri ve kültürleri olduğu, Türk kökenli sayılamayacağı da ileri sürülmüştür. Çin’in yayınlamış olduğu bu raporun, diplomasi bağlamında, Türkiye için bir anlamının olması gerekir.

Türkler, Rusya’nın Sibirya ve Uzakdoğu topraklarında da, Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesinde de vardır. Küresel ısınma ile birlikte, Sibirya’nın ve Uzakdoğu’nun yer altı ve yer üstü zenginlikleri kullanılabilir hale gelecektir. Sincan-Uygur özerk Bölgesi’nin, enerji kaynakları bağlamında çok zengin olduğu bugünden bilinen bir husustur. Bu noktada, ABD, Rusya ve Çin arasındaki mevcut ilişkilerin, özde enerji ile ilgili olduğu da görülmelidir. Artık Dünyanın en büyük enerji üreticisi olan ABD, enerji zenginliğine pazar aramakta; bu yolda, bir taraftan Rusya’nın enerji pazarından pay kapmaya, diğer taraftan da Dünyanın en büyük enerji tüketicisi olan Çin’i enerji üzerinden kendisine bağımlı hale getirmeye çalışmaktadır.

Durum böyle olunca, Ankara’nın Rusya’daki ve Çin’deki Türk varlığına sırtını dönmüş görüntüsünün (yani “ümmet” odaklı dış politika anlayışının ve uygulamasının)  değişmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Ankara’nın dış politikada yaşamakta olduğu bazı sorunları bu bölgelerdeki Türk varlığı üzerinden kısmen bile olsa Türkiye lehine bir hal yoluna koyması pekâlâ mümkündür. 17-18 yıllık AKP iktidarı dönemi boyunca, isimlerinde ifadesini bulmuş asıl kuruluş işlevlerine rağmen, yurt dışındaki Türk varlığından çok, “ümmet” bakış açısı ile yurt dışında daha çok Müslümanlara hizmet vermiş “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı” ile “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı”, artık kuruluş işlevlerine odaklanmalıdırlar. Ekonomik, politik ve askeri/güvenlik açılarından Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut koşullar, bunu gerektirmektedir diye değerlendirilmektedir. Tabiatıyla, yeni başka bir maceraya dönüştürmeden, ölçüyü kaçırmadan, uluslararası ilişkilerin (ve diplomasinin) olağan işleyiş kurallarını ihlal ve ihmal etmeden… Aksi takdirde yalnızlık “tavanı” delinebilir!…

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 30 Temmuz 2019.

[i] https://atmosphere.copernicus.eu/, 29.7.2019.

[ii] http://www.turkrus.com/830696-rusyanin-ormanlari-alev-alev-yaniyor-zorunlu-olmadikca-mudahaleyok-xh.aspx, 29.7.2019.

[iii] https://dergipark.org.tr/download/article-file/111990, 29.7.2019.

[iv] https://www.ntv.com.tr/dunya/cinden-uygurlar-turk-soyundan-degil-iddiasi,C2voVreU6kGrYnLl02airA


MOKSOVA’NIN “ŞAM ONAYI” DAYATMASI NELER SÖYLÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan daha yeni yapılan bir açıklamada, Türkiye’nin Suriye topraklarında düzenlemeyi planladığı herhangi bir harekât öncesinde Şam hükümetinden onay alması gerektiği ifade edilmiş[i]… Zamanlaması çok manidar gelen bir gelişme… Çünkü açıklama, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapmayı konuştuğu, Ankara ile Washington’un Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturmayı müzakere ettiği,

LÜBNAN HİZBULLAHI’NA SİLAH VEREN ABD, YPG’YE SİLAH VERMEKTEN VAZGEÇER Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD, askeri yardım paketi kapsamında Lübnan Ordusuna 150 zırhlı araç hibe etmiş[i]… ABD yıllardır Lübnan’a askeri yardımda bulunuyor. Hatta bu yardımın kapsamında zaman zaman ağır silahların ve insansız hava araçlarının olduğu da biliniyor. ABD’nin Lübnan Ordusuna yaptığı bu yardımlar, hem Ortadoğu’daki mevcut konjonktür bağlamında, hem de Türkiye açısından

SURİYE’DE ABD İLE GÜVENLİ BÖLGE GÖRÜŞMELERİ “TAM GAZ” GİDİYOR AMA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bilindiği üzere, Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulması konusu, Türkiye ile ABD arasında görüşülmektedir. Medyaya yansıyanlardan, bu görüşmeden çıkan ilk mutabakatın “ortak hareket merkezi” oluşturulması olduğu anlaşılmaktadır. Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması konusu bu mecrada iken; Türk medyasında, bugün, konu bağlamında dikkatimi çeken iki açıklama ile karşılaştım[i]. Açıklamalardan

TÜRKİYE’NİN SURİYE’NİN KUZEYİNDE ABD İLE BİRLİKTE ÇALIŞMASI DOĞRU DEĞİL

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD ile ilgili bir haber, bir-iki gündür ekonomide yaşananlar ve yine özellikle bir-iki gündür ilgili Bakanların medyaya yansıyan açıklamaları, haberleri ve görüntüleri… Bu çalışma, bunları, bunlara yapılmış anlam yüklemelerini ve konuya ilişkin değerlendirmeleri içerir.

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNDEKİ İNİŞ SÜRECİNE DAİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD Kongresi, Suudi Arabistan’a ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ne “acil” kaydıyla bile olsa silah satışı yapılmasını bloke eden üç karar alıyor ve bu kararlar, onay için, Başkan Trump’a sunuluyor. Ve Başkan Trump bu kararları veto ediyor[i]. Trump’ın veto gerekçesi, Türk-Amerikan ilişkilerinin içinde bulunduğu durum nedeniyle, oldukça dikkat çekici

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.