KUDÜS KONUSUNDA İRAN’DAN FİLİSTİN’E GELEN DESTEK ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Bir süredir Orta Doğu’da, küresel politikayı etkileme potansiyeli oldukça yüksek bulunan, ciddi/önemli gelişmeler yaşanmaktadır. İlk bakışta basit ve sıradan gibi gözüken bu gelişmeler, biraz üzerine eğilince “derinlik” kazanıyor. Şii İran’dan gelen Kudüs konusunda Sünni Filistin’e destek açıklaması da, bana göre, bu türden bir gelişme…

Haritaya lütfen bir bakın ve şunu düşünün; İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü unsurları ve/veya Tahran’ın kontrolündeki Şii milisler Filistin’e destek için Gazze Şeridi’nde!…

Böyle bir tabloda ilk göze çarpan husus, İsrail’e bitişik, İsrail karşıtı kuşatmadır. (i) Batıda, Gazze Şeridi’nde Filistin ile Kudüs Gücü ve/veya Şii milisler. (ii) Doğuda, Kudüs konusundaki gelişmelerden rahatsız, Suriyeli sığınmacılara (kontrolü zor, militan gruplara) ev sahipliği yapan Ürdün. (iii) Kuzeyde (Lübnan’ın güneyinde), Tahran’ın kontrolündeki Lübnan Hizbullahı. (iv) Güneybatıda (Sina Yarımadası’nın kuzeyinde), Ariş’te gerçekleşen ve 300’den fazla masum insanın hayatını kaybettiği cami saldırısı ile varlığını gösteren IŞİD ve ABD/İsrail karşıtı benzeri “militan İslami aşırıcı” örgütler. İsrail için, batıdan denize açılma dışında sorunsuz bir çıkış yok gibi gözüküyor. Göze çarpan ikinci husus ise, İran’ın Doğu Akdeniz’deki varlığının Lübnan’dan ve Suriye’den sonra Filistin yönetimindeki Gazze Şeridi’nde de kendisini gösterebileceğidir ki; bunun anlamı, İran’ın Doğu Akdeniz’de güçlenmesidir. Bu, İsrail (ve ABD) için, ayrıca önem arz eden bir husustur. Özeti: Tahran’ın Kudüs sorunu üzerinden Filistin’e verdiği (vereceği) destek, İsrail için, İran tehdidine (askeri, ekonomik ve politika açılardan) güç katmakla kalmayacak, bu tehdidi daha da “yakınlaştırmış” olacaktır. ABD için de, İran daha güçlü bir hedef haline gelmiş olacaktır.

Hal böyle olunca, insanın aklına, ABD’nin Kudüs konusundaki kararı alırken, böyle bir tablonun ortaya çıkacağını tahmin edip etmediği sorusu gelmektedir. Cevap bellidir. Tahmin etmişlerdir. Çünkü Trump Yönetimi’nin Netanyahu Yönetimi ile yakın olduğu ve Kudüs konusundaki kararın alınmasından hemen sonra İsrail’in başlattığı devasa tatbikat ve hemen uygulamaya koyduğu diğer tedbirler; Washington ile Tel Aviv’in koordineli çalıştığına, dolayısıyla böyle bir tabloya hazırlıklı olduklarına işaret etmektedir. Şimdi sorulması gereken soru, ABD-İsrail ikilisinin mevcut tabloyu nereye kadar taşıyabilecekleri, hazırlıklarının sınırının ne olduğudur.

1948, 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşları ile 1956 Süveyş krizine ilişkin değerlendirmeler hatırlandığında, ABD ve İsrail için bölgedeki gerginliği tırmandırmada sonuna kadar gidebilecekleri düşünülebilir.  Ancak, o tarihten bu yana yaşanmış, yaşanmakta olanlar vardır. Koşullar değişmiştir, değişmektedir. 1979’da Afganistan ile başlayan İslami direnişin ve 2010’da başlayıp bugüne gelen Arap Baharı’nın İslam Dünyasına etkileri vardır. Son 35-40 yıl içinde yaşananların etkisinde, özgüvene kavuşmuş ve gücünün (imkânlarının) farkına varmış, bir “uyanışı” ya da “değişimi” yaşadığı ileri sürülebilecek bir İslam Dünyası ortaya çıkmıştır. Bunların anlamı, ABD için de, İsrail için de, Orta Doğu’nun artık “eski” Orta Doğu olmadığıdır. Orta Doğu, değişmiştir. Bu değişimin kontrolünün zor bilinmeyenin çok olması, bölgedeki muhtemel yeni büyük karmaşanın tahmin edilenden daha ciddi olacağı anlamına gelmektedir diye düşünülmektedir. Çatışmalar, artık düzenli ordular arasında ve cephede değildir. Hemen her şeyde, her konuda, her alanda olmaktadır. Her şey, her konu, her alan hedeftir. Asimetrik tehdit, öne çıkmıştır. Önleyici istihbarat, artık kolay değildir. Bu, önce krizin yönetimini, sonra da sıcak bir çatışmanın yönetimini zorlaştıran bir durumdur. Onun içindir ki, Orta Doğu’daki muhtemel karmaşanın tahmin edilenden daha ciddi olacağı ileri öngörülmektedir.

İslam Dünyasındaki mezhepsel rekabet (Tahran-Riyad çekişmesi) hatırlandığında, İran’dan gelen Filistin’e destek açıklamasının bir başka boyutu kendini göstermektedir. ABD’nin Kudüs konusunda aldığı karar ve İsrail Yönetiminin bu karar bağlı uygulamaları İslam Dünyasını ayağa kaldırmış ve Suudi Arabistan’ın “gerçekte” İsrail ile birlikte hareket ettiği konuşulur iken, Şii İran’ın Sünni Filistin’e destek vermesi, yanında olduğunu açıklaması, İran’ın İslam Dünyasındaki itibarını güçlendirmiştir. Riyad Müslümanların gözünde değer kaybederken, Tahran değer kazanmıştır. İran’ın İslam Dünyasının “hamisi” rolünün belirginleşmesi ve İslam Dünyasındaki nüfuzunun artması, salt dinsel açıdan görülebilecek bir değildir. İran’ın İslam Dünyasında öne çıkmasını, dinsel açıdan çok, politik, askeri ve ekonomik açılardan İran’a vereceği güç, sağlayacağı avantajlar açısından görmek gerekir.

Kudüs konusunda karar alan ABD’nin ve bu karara bağlı uygulamalarında da İsrail’in, bu durumu görmemiş oldukları düşünülebilir mi? Bunu düşünmek, benim için, eşyanın tabiatına aykırı gelmektedir. Öyle ise, ABD’nin Kudüs kararını ve İsrail’in uygulamalarını nasıl anlamak uygun olacaktır? Her şeyi göze almış olabilirler mi

Tahran’ın Filistin’e destek açıklamasının çağrışım yaptığı bir diğer konu da “İran yayı”dır. Yukarıda, Kudüs konusundaki Filistin yaklaşımının İran’a Doğu Akdeniz’de yeni bir “yer açacağı” ve güç vereceği ifade edilmişti.  Bunu, hiç şüphesiz, aynı zamanda “İran yayı”nın güçlenmesi olarak da almak gerekir. Bu durumda, son tahlilde, bölgede artan İran tehdidinden ve “İran yayı”ndan rahatsızlık duyduklarını söyleyen ve İran’ı hedef alan ABD ve İsrail, İran tehdidini güçlendirmiş, “İran yayı”na güç vermiş olmuyorlar mı? Bu noktada, akla gelen bir husus da, Rusya’nın Suriye’den çekilme kararı ile ortaya çıkacak (çıkan) boşluğun bir kısmının İran tarafından doldurulabileceğidir. Bunun bir başka ifadesi, Rusya’nın, çekilme kararı üzerinden, ABD ve İsrail karşısında İran’a güç verdiği ve hareket alanını genişlettiğidir. Bunlar, İran’ın ABD ve Rusya tarafından “ketenpereye getirilmek” istendiği, yani bir “tuzağa” çekilmek istendiği algısına yol açmaktadır ki; bu mümkün mü? Mümkün. Çünkü uluslararası ilişkilerde hiçbir şey ihtimal dışı değildir.

Orta Doğu’da bu gelişmeler yaşanırken, akla gelen bir diğer husus ta, Irak’ta ve Suriye’de “bitirilen” IŞİD ve IŞİD ile mücadele üzerinden öne çıkan Şii milislerdir. Şii milislerin Tahran’ın kontrolünde, ABD’ye ve İsrail’e karşı kullanılmak üzere hazır tutulduklarından şüphe duyulmamaktadır. Güney Lübnan’a ilave olarak, Gazze Şeridi’nde de İsrail’e yönelik bir mücadele başlatıldığında, Şii milisler kuvvetle muhtemelen burada kendilerini göstereceklerdir. Peki, ya IŞİD? IŞİD için ne söylenebilir? Eğer (i) Şii İran’ın Kudüs konusunda Sünni Filistin’e verdiği destek, (ii) İran’ın İslam Dünyasında artan itibarı/ nüfuzu, (iii) İran’ın ABD ve İsrail ile olan mücadelesi, (iv) IŞİD’in Sünni kimliği, (v) IŞİD içindeki ABD ve İsrail karşıtlığı ile “parayı verenlerin düdüğünü çalan” grupların varlığı düşünülür ise; IŞİD’ın da Tahran’ın etkisine açılması, yani Orta Doğu’da İran tarafından kullanılması kimse için sürpriz olmamalıdır. IŞİD’ın orta, güneydoğu ve güney Asya’daki varlığından duyulan rahatsızlık hatırlandığında, bundan rahatsız olanların, IŞİD’ı buralardan uzaklaştırmak için, örtülü ve/veya açık olarak IŞİD’ı İran’a (karşısında ve/veya yanında olarak) yönlendirmeleri de mümkündür. Hatta öne çıkan Kudüs/Filistin sorununa, böyle bir işlevin yüklenmiş olabileceği bile düşünülebilir.

Acaba İran, arkasında Rusya’nın da yer alabileceği bir senaryo dâhilinde, önceden hazırlanmış bir sahnede, kaybedeceği bir oyunun içine çekilmek için kışkırtılıyor olabilir mi? Çin, böyle bir oyunda, seyirci olmakla yetinebilir mi? “Medeniyetler çatışması” tezinde, Batı için, muhtemel ilk/öncelikli çatışma olarak öngörülen “Batı-İslam çatışması” aklıma geliyor…

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 13 Aralık 2017.


test

test

TÜRKİYE: DIŞARIDAKİ VE İÇERİDEKİ ŞU TABLOYA BİR BAKIN!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye, dışarıdan adeta kuşatma altında… Batıda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlara Atina lehine artık ABD de angaje olmuş; Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’yi karşısına almış ABD, Yunanistan’da da Türkiye’yi karşısını almış ve buradaki askeri varlığını sürekli artırmaktadır. PKK/YPG terör örgütüne verdiği destek, artık herkesçe biliniyor. Doğuda, Azerbaycan-Ermenistan sınırında sıcak çatışma

KAFKASYA’YA DAİR BİR KAÇ HUSUS DAHA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kısa bir süre önce, “Kafkasya’yı ne bekliyor?”[i] diye bir yazı kaleme almıştım… Aşağıdaki hususlar o yazıyı tamamlıyor…

YA HİNDİSTAN KAOSA/İSTİKRARSIZLIĞA SÜRÜKLENİRSE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk “ABD demek kaos demek”, ne kadar doğru olur bilemiyorum. Ancak ABD’nin genelde kaoslarla anıldığı, gittiği hemen her yerde bir şekilde kaos çıktığı ya da kaoslara angaje olduğu ifade edilebilir. Türkiye’den bakıldığında da böyle görülebiliyor. Türkiye için, ABD’nin kaos üreticisi bir ülke olma özelliği artık o kadar belirgin ki… Kaos, kelime

PEŞMERGE “TÜRK KERKÜK”E NİYE GERİ DÖNER!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Irak’ın kuzeyindeki “Türk Kerkük”ün güvenliğinin sağlanmasının Bağdat ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında varılan anlaşma uyarınca IKBY’e bağlı Peşmergeye bırakılmasına gösterilen tepki giderek büyüyor[i]. Konuyu, geçtiğimiz 29 Ekim’de twitter ve linkedin hesaplarım üzerinden dile getirmiş, Irak Türkmen Cephesi (ITC)’nin önceki Başkanı ve Kerkük Milletvekili Sayın Erşat Salihi’nin kişisel twitter

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.