KOMUTANLARIN AMERİKAN SİYASETİNE NÜFUZU MU ARTIYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Asıl karargâhı Tampa/Florida’da olan, sorumluluk alanına geniş anlamda Ortadoğu’nun dâhil olduğu bilinen ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel, geçtiğimiz gün Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde açıklamalarda bulundu. Yaptığı açıklamada, hem IŞİD’dan alınan yerler için “anıtsal bir askeri başarı” ifadesini kullanmış, hem de IŞİD’ın Irak’ta ve Suriye’de yerin altına inerek yeniden dirilmek için uygun zamanı beklediği uyarısında bulunmuş[i]

Anılan komutanın açıklamaları bir çok açıdan dikkat çekici bulunmuştur. Müteakip paragraflarda, bu hususlara değinilmiştir.

IŞİD yerin altına girmişse ve uygun zamanı kolluyorsa, yani yerin altında da olsa varlığını koruyorsa, IŞİD’ın Irak’tan ve Suriye’den temizlenmesinin nasıl bir temizleme olduğu sorulmaz mı? Yine, eğer öyle ise, anıtsal bir askeri başarıdan söz edilmesi doğru olur mu? Hem belirsizlik ve çelişki iç içe geçmiş olarak var, hem de komutanların, politik tavır sergilemede Amerikalı politikacıları geride bıraktığı izlenimi var. Söz konusu açıklamanın yol açtığı bir başka izlenim de, Trump Yönetiminin yaklaşımının savunma, güvenlik ve istihbarat konularındaki üst düzey bürokratlar tarafından paylaşılmadığıdır ki; bu, Başkan Trump’ın Suriye konusundaki tutarlı olmaktan uzak açıklamalarında kendisini göstermektedir. Acaba bu tutarsızlık, komutanların Amerikan siyasetinde artan nüfuzunun bir işareti olarak görülebilir mi?

Aynı komutanın açıklamalarında, terörizmle mücadelede, hala sondan uzak olunduğu ifadesi de yer alıyor. Acaba bu ve benzeri ifadeler, Başkan Trump’ı komutanların etki alanında tutma, bu yolla Amerikan siyasetini yönlendirme amacı ile kullanılıyor olabilir mi?

Adı geçen komutan, ABD’nin Irak’ta ve Suriye’de IŞİD nedeniyle yerlerinden olmuş ailelerin güvenliğini sağladığından, IŞİD’ın uzak yerlere gidip orada ortaya çıkmak için doğru zamanı beklediğinden söz ediyor. Bu noktada, (i) IŞİD unsurlarının ABD eliyle bölgede ve bölgede dışında başka yerlere tahliye edildiğine dair haberler, (ii) ABD-IŞİD bağlantısına işaret eden yorum ve değerlendirmeler akla geliyor. Bunlar, söz konusu açıklamalar ile birlikte, Ortadoğu ve Suriye konularında bir belirsizliğe (soru işaretlerine) yol açmaktadır. Aynı açıklamada, “sahadaki kadınlarımız ve erkeklerimiz tarafından yapılan son gözlemler” şeklinde ilginç bir ifade de geçiyor.

Açıklamada deniliyor ki, tahliye edilen (!) IŞİD militanlarının geride bıraktıklarının çoğunda pişmanlık görülmemekte, radikalleşme görülmektedir. Bunun, iki açıdan sorgulanması gerekir diye düşünülmektedir. Birincisi, bu durum nasıl ortaya çıkmıştır, sorumlusu kimdir, sorularıyla ilgilidir. İkincisi de, eğer böyle bir tablo var ise, anıtsal bir askeri başarıdan söz edilmesi ne kadar gerçekçi olacaktır sorusu ile ilgilidir. Bir belirsizliğin olduğu burada da ortaya çıkıyor; bu kez, bir “kandırma-aldatma” izlenimi de ediniliyor. ABD, gerçekte neyin peşinde, bu, belli değildir. Denilebilir ki; bunun belli olmaması, bu tür konularda olağandır. Ancak çelişkinin/tutarsızlığın boyutu, bunun o kapsamda mütalaa edilmesine manidir diye düşünülmektedir. Bu tablo, ABD siyasetinde daha önce hiç bu kadar öne çıkmamış, taraflardan birinin komutanlar olduğu, bir güç yarışını akla getirmektedir.

Askerler genelde bütün Dünyada muhafazakârdır, değişime direnirler. Çünkü değişim, onların alışık olduğu savunma, güvenlik ve istihbarat yapılanmalarını da etkiler. Değişime uyuma odaklanmaları, onlar için “kırılgan” ya da “zayıf” bir duruma yol açar, onları ülke için endişeye sevk eder. Bu bakış açısı, yaşla beraber komuta kademesinde yükseldikçe daha da belirginleşir. Başkan Trump’ın “çelişkili/tutarsız” görünen kimi yaklaşımları bu bakış açısı ile izah edilebilir. Yani Başkan Trump değişim peşinde, komutanlar da buna direniyor diye bakılabilir. Ancak Başkan Trump’ın, birçok açıdan, “alışılmış ABD Başkanı tiplemesi” ile uyuşmadığı da ortadadır. Yaptıkları bir değişim peşinde olduğuna işaret etmemektedir; eğer bunun peşinde ise, kendisini ifade edememektedir, ifade etmesini kolaylaştıracak kadrolardan yoksundur, yalnızdır. Bilemiyorum ve kendisini savunmak için söylemiyorum ancak, ileride Başkan Trump için, koşullardaki değişimi yakalamış, ABD’yi buna uydurmaya çalışıyor fakat engelleniyor denilirse, bu, benim için sürpriz olmayacaktır.

Gördüğüm-anladığım şu: Başkan Trump’ın iki yılı aşkın (yaklaşık 24 ay) görev süresi, Ocak 2017’den günümüze doğru Amerikalı komutanların politik tavır sergilemede öne çıktıklarıdır. Bu görüntü, içinde bulunduğumuz günlerde, Suriye ve Çin-ABD ticaret savaşı konusunda çok belirgindir. Bu iki konu, komutanların, Amerikan siyasetinde, politikacılardan rol kapmakta olduğu algısına yol açmaktadır. Suriye’deki ABD unsurlarının çekilmesi konusunda yaşananlar, bu algıyı özellikle beslemektedir. Başlangıçta “tam çekilmeden” söz eden Başkan Trump, daha sonra “geride az bir birlik bırakma” noktasına gelmiş, şimdi de “IŞİD yerin altına indi, uygun zamanı kolluyor” denilerek geride bırakılacak askeri birliğin muhtemelen çapı büyütülmek istenmektedir.

Başkan Trump’ın Suriye’den “tamamen çekilme” yaklaşımı da, Amerikalı komutanların çekilmeme (ya da çekilmiş görünme) yaklaşımı da, özde bir dış politika tercihidir. Onun içindir ki, Amerikalı komutanların Suriye konusundaki çıkışları, onların dış politika üzerinden Amerikan siyasetinde artan nüfuzlarına işaret etmektedir.

2018 yılının sonuna doğru, konu kendisine nasıl anlatmış ki, Başkan Trump Suriye’de IŞİD karşısında zafer kazanıldığını ve bu nedenle Suriye’deki 2.000 Amerikan askerinin geri çekileceğini açıklamıştı. Şimdi ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel diyor ki, tam çekilme tersine döndü; Suriye’nin kuzeydoğusu (Fırat’ın doğusu) ile güneyindeki (Deyrizor-Ebu Kemal hattındaki) Amerikan üssü arasında kalan bölgede, eşit olarak paylaştırılmış, 400 ABD askeri bölgede kalacak. Dikkat ediniz Orgeneral Joseph Votel, hem geri çekilmeye dair bir tarih baskısı yapılmadığını ifade etmiş, hem de bulunulan ortamda geri çekilmenin ayrıntılarını açıklamayı ret etmiştir. Komutan, IŞİD ile savaşın devam ettiğini; IŞİD’ın 34 bin mil kare topraktan temizlendiği, geriye IŞİD’ın elinde sadece bir mil kare toprak kaldığı; bu son mil karede de (Baghuz köyünde de), ABD unsurlarının ve ABD destekli unsurların IŞİD ile mücadelesinin devam ettiğini ifade etmiştir.

ABD+ABD destekli unsurlar, son bir mil karede IŞİD ile mücadele ediyor!… Acaba bu duruma, objektif ve gerçekçi bir bakış açısı ile, uluslararası ilişkiler ve politika bağlamına ne gibi anlam yüklemeleri yapılabilir? IŞİD çok mu güçlü demek, yoksa ABD+ABD destekli unsurların mücadelesi “göstermelik” mi veyahut ABD’deki güç kaybı sanılanın ilerisinde mi, demek gerekir? Baghuz, Suriye’nin güneyinde, Irak sınırına çok yakın ve Fırat’ın doğusunda kalan küçük bir köy…

Ancak Baghuz köyüne bakarken, bu köy merkezli bir askeri konuşlanmanın, bugünün ve görünür geleceğin muhtemel jeopolitiği ışığında ABD için son derece önemli olacağını görmek gerekir. Türkiye, İran, Basra Körfezi, Suudi Arabistan, Kızıldeniz, İsrail ve Doğu Akdeniz açısından bakıldığında, Baghuz köyü, bunların tam ortasında kalmaktadır. Bu, bugün itibarıyla, özellikle iki açıdan anlamlı bulunmaktadır. Birincisi, “yüzyılın anlaşması” diye anılan ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin olarak önümüzdeki Nisan (2019) ayında açıklayacağını söylediği plan; ikincisi de, ABD’nin rekabet içinde olduğu Çin’in hem enerjide dışa bağımlı olması hem de Dünyanın en büyük enerji tüketicisi olmasıdır. ABD, artık Dünyanın en büyük petrol üreticisidir, pazara ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı; Orgeneral Joseph Votel’ın işaret ettiği, ABD askerinin Suriye’de kalacağı yerin, ABD’ye, Basra Körfezi’nin, Arap Yarımadası’nı, Kızıldeniz’i ve Doğu Akdeniz’i  (yani Hürmüz Boğazı’nı, Babül Mendep Boğazı’nı ve Süveyş Kanalı’nı) kontrol imkânı sunacağı ile birlikte mütalaa etmek gerekir. Suriye’den çekilme konusunda yaşananlar, bu ve benzeri mülahazalar üzerinden komutanların Başkan Trump’ı etkiledikleri şeklinde yorumlanabilir.

IŞİD ile ABD arasındaki ilişkiye dair iddialar, tarafımdan ciddi bulunmaktadır. ABD’nin IŞİD’I kontrol ettiği ve kullandığı iddialarının göz ardı edilemeyeceği düşünülmektedir. IŞİD’ın ortaya çıkışındaki zamanlama, 1979-1989 arasında Afganistan’da Sovyetlere karşı yürütülmüş İslami direnişin mahiyeti ile halen Afganistan konusunda ABD ile Taliban arasında Katar’da yürütülen müzakereler, bunların hepsi, ABD-İŞID bağlantısını ret etmeye manidir. Bu durumda, Suriye’de ve Irak’ta yerin altına indiği ve bir kısmının da Orta Asya içlerine (Rusya ve Çin sınırlarına yakın bölgelere) tahliye edildiği ileri sürülen IŞİD’ın, ABD’den gelecek bir işaretle yeniden sahneye çıkacaklarını düşünmek yanlış olmayacaktır.

Acaba bu noktada, Başkan Trump ile Amerikalı komutanların “yeniden büyük Amerika” konusundaki yaklaşımlarının biri birlerinden çok farklı olduğundan ve hangi yaklaşımın uygulanacağı konusunda bir yarışın olduğundan söz edilebilir mi?

IŞİD, Amerikalı siyaset adamlarının Afganistan konusunda bundan yaklaşık 40 yıl önce almış oldukları bir kararın hayata geçirilmesine yönelik olarak Amerikalı komutanların (Amerikalı istihbaratçılar ile birlikte) sahada İslami direnişi örgütlemeleri ile başlamış ve bugüne kadar gelmiş bir sürecin ürünü ve bugünkü parçası olarak görülebilir. Dün Amerikalı siyaset adamlarının kararlarını hayata geçirmek için komutanlar tarafından üretilmiş bir “araç”, bugün yeni koşullarda komutanlar tarafından Amerikan siyasetine nüfuz etmek için kullanılıyor diye düşünüyorum. Bu, ABD’de “siyaset kurumlarının” zayıfladığı, bu zayıflamanın siyasette boşluğa yol açtığı ve bu boşluğun komutanlar tarafından doldurulmaya çalışıldığı şeklinde de alınabilir. Eğer siyasette boşluk doldurma (ya da değişime uyum) konusundaki görüşe iştirak edilir ise, buna bağlı olarak, komutanlar arasında görüş ayrılığından da söz edilebilir.

Bakalım ABD’deki siyaset kurumu, bu durumu telafi edip, savunma, güvenlik ve istihbarat unsurlarının siyaset üzerinde artan yönlendirici etkilerini yeniden olağan sınırlar içine çekebilecek mi? ABD’de, Kasım 2020’de, Başkanlık seçimi var. İhtimal dışı tutulmamakla birlikte, seçime kadar bu tablonun değişmesi güç gözükmektedir. Sonrası ise, bu seçime bağlı olacaktır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 08 Mart 2019

[i] The Hill, Overnight Defense, 08.3.2019 ( https://mail.yahoo.com/d/folders/1/messages/31118)


KEŞMİR’DEKİ PAKİSTAN-HİNDİSTAN GERGİNLİĞİ VE HİNDİSTAN’DAKİ SEÇİMLER

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hatırlanacağı üzere, Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde, geçtiğimiz ay (Şubat 2019) yaşanan ve 40’ın üzerinde Hintli askerin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısı gerçekleşmiş, Hindistan bu saldırı için Pakistan’ı suçlamıştı.  Sonrasında Pakistan-Hindistan gerginliği baş göstermiş, taraflar karşılıklı olarak biri birlerinin savaş uçaklarını düşürmüş ve Asya’nın bu bölgesinde tansiyon yükselmişti. İşbu çalışma, söz

ORTADOĞU: ABD BÖLGEDE HALA GÜÇLÜ MÜ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Brookings Institute tarafından yayınlanan, ekip çalışmasının ürünü, Ortadoğu’ya ilişkin güncel bir değerlendirmede gerçekçi tespitlerde bulunulmuştur.[i] Değerlendirmede; Soğuk Savaşın sona ermesinden (1991) bu yana yaşananların Ortadoğu’nun jeopolitiğini değiştirdiği ve ABD’nin artık Ortadoğu’nun tartışmasız ve egemen tek dış gücü olmadığı ifade ediliyor. Ayrıca ABD’nin Ortadoğu’dan çekildiği algısının gerçeği yansıtmadığına, ABD’nin Ortadoğu’da mevcut

HANOİ’DEKİ TRUMP-KİM ZİRVESİNİN SONUCU HAKKINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Vietnam/Hanoi’deki Trump-Kim Zirvesi, bilindiği üzere başarısızlık ile sonuçlanmış; sonrasında da taraflardan, görüşme sürecinin devamı konusunda karamsarlığa neden olan açıklamalar gelmişti…

ABD AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD, Afganistan’dan çekilir mi? Ya da Afganistan’daki askeri varlığı, ABD’nin denizaşırı askeri varlığı için neye işaret ediyor? ABD’nin küresel ve bölgesel gelişmelere (Ortadoğu’ya, Suriye’ye) ilişkin mevcut ve muhtemel yaklaşımları açısından, bunlar önemli diye düşünüyorum.

ABD TARTIŞIYOR… ACABA BU, “İNİŞ SÜRECİNİ” TERSİNE ÇEVİREBİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu’unda “Dünyada Otoriterliğin Yaygınlaşmasının Ulusal Güvenlik Açısından Sonuçları” adlı bir oturum gerçekleştirilmiş[i]. Türkiye’nin de sıkça gündeme geldiği bu oturum ve özellikle konuşmacılarından biri, dikkatimi çekti.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.