“KİŞİSELLEŞMİŞ” DEVLETLER ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

İsrail’de, Netanyahu’nun 12. yıla giren iktidarında, ideolojinin ve siyaset felsefesinin arkalara gittiği, sağ ve sol ayrımının kalmadığı, bunların yerini “Netanyahu taraftarlarının” ve “Netanyahu karşıtlarının” aldığı belirtiliyor.

İsrail’de geçtiğimiz günlerde gerçekleşen erken genel seçimin sonuçları ışığında yapılmış kısa analizde[i] geçen bu tespit, acaba,

i. küresel ölçekte bu yönde bir siyasal eğilimin varlığının işareti olarak görülebilir mi?

ii. Türkiye için de anlamlı bulunabilir mi?

Sovyetlerin çökmesi ile sağ ve sol nitelemeleri güç kaybetse de, adına sağ ya da sol denilmeden sağın da solun da düşünsel alt yapısını koruduğu bir vakıa, bu görülüyor. Küresel ölçekte bir başka vakıa daha var ki; o da, Doğu Asya’da, Güney Amerika’da, Doğu Avrupa’da, Türkiye’de, İsrail’de örnekleri görülen, hukuka saygının ve demokrasiye bağlılığın sorunlu olduğu, yapı ve işleyiş olarak “kişiselleşmiş” devlet görüntülerindeki artıştır.

Trump döneminde, ABD’den de bu yönde sinyaller algılanmış; hatta bu algılamanın etkisinde, Başkan Trump’ın “’kişiselleşmiş’ devletlere” kötü örnek olduğu, yol verdiği bile ileri sürülmüştü. Trump ile Netanyahu’nun “kanka” görüntüleri, Sayın Erdoğan’ın “dostum Trump” söylemi, bu bağlamda görülebilir.

Yapı ve işleyiş olarak “’kişiselleşmiş’ devlet” görüntüsü veren ülkelere bakıldığında, genelde ülke ne kadar kötü durumda olursa olsun, iktidarların bir türlü değişmediği, seçimlerin iktidar değişimlerine aracılık etmediği görülür.

Demek ki, ortada, böyle bir küresel eğilim ve bu eğilimin ürünü bir tablo var. “’Kişiselleşmiş’ devletler”in bir “çıktısı” olduğu bu küresel eğilimin, bütün Dünya için iyiye işaret etmediği çok açık.

Niye?

Çünkü “’kişiselleşmiş’ devletler”, özgürlüklere, istikrara, refaha ve huzura tehdit, çağdaş demokratik yönetimden uzaklaşma, yoksulluğa devam, her türlü sömürüye davetiye çıkarmak demektir. Hukuk, din, ahlak ve görgü kurallarının himaye etmediği bastırılmış düşüncelere kapı aralamak, alan açmak, hatta meydanı bunlara bırakmak demektir.

Türkiye açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesi sonrasında, bu sistemin bugüne kadar olan uygulanmasından, Türkiye’nin “‘kişiselleşmiş’ devlet” nitelemesi bağlamında durumunun vahim olduğunu ileri sürmek mümkündür. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile, “‘kişiselleşmiş’ devlet” nitelemesini daha çok yansıtmaktadır. Vahim görülmesinin nedeni budur. Çünkü hem “kişiselleşme” yeni sistem ile kısmen resmiyet kazanmış, hem de yeni sistemin uygulanması bunu besliyor gözükmektedir.

Ne yazık ki, “’kişiselleşmiş’ devlet” örneklerinin çoğalmasının önüne geçme konusunda umutlu olmaya elverişli bir küresel atmosferden söz etmek güç. Büyük/süper güçler, bu konuda önderlik edebilecek bir pozisyonda gözükmemektedirler.

Biden Yönetimi, iktidara yeni geldi, umut veriyordu, ancak geçen üç aya yakın süreden bu umudu beseleyecek sinyaller alınamadı. Biden Yönetiminde bu kısa sürede görülenler, küresel strateji yokluğu, önde olamama, kolayca meşgul edilebilmedir. Başkan Biden, kampanya döneminde dış politikaya ilişkin olarak dile getirmiş olduğu hususları genelde unutmuş gözükmektedir. Oysa hem “’kişiselleşmiş devlet”, ABD’nin bütün Dünyada bayraktarlığını yaptığı değerler ile bağdaşmamaktadır; hem de Biden Yönetimi, ABD’yi ABD yapan evrensel değerlerin yeniden bayraktarlığını yapma sözü ile iktidar gelmişti. Yani ABD, şu an itibarıyla, “’kişiselleşmiş’ devlet” örneklerinin çoğalmasının önüne geçme konusunda umut vermemektedir.

Komünist Parti tarafından yönetiliyor olmasına ve izlediği dış politikaya bakıldığında, Çin’in, “’kişiselleşmiş’ devlet” örneklerinin çoğalmasının önüne geçmesini ummak-beklemek gerçekçi bulunmamaktadır. Aksine, “’kişiselleşmiş’ devletlere” sahip ülkelerin sayısının artması, Çin’in işine gelir. Çünkü onlarla iş yapmasını ve onlar üzerinde nüfuz kazanmasını kolaylaştırır.

“Putin’li” görüntüsü ile Rusya’nın ise, “’kişiselleşmiş’ devlet” örneklerinin çoğalmasının önüne geçme gibi bir derdinin olamayacağı çok açıktır. Putin’in 1999 yılı Aralık ayından bugüne gelen iktidarında, bunun olabileceğine dair, akla gelen herhangi bir gelişme, işaret yoktur. Bugüne kadar görülmemiş bir şeyin bundan sonra olma ihtimali yok denemez. Ancak bu, oldukça zayıf bir ihtimal olacaktır.

İki temel husus var. Birincisi, iç-dış politika ilişkisidir. Karşılıklı bağımlılığı içerir. Biri diğerinden bağımsız olarak düşünülemez. Aralarında, karşılıklı etkileme-etkilenme ilişkisi vardır. İkincisi de, çıkarın, her koşul altında, uluslararası ilişkilerin belirleyici ögesi olduğudur. Çıkar, uluslararası ilişkilerde, “olmaz-olamaz” denileni “oldu-olabilir”e dönüştüren bir olgudur. Bu iki temel hususu unutmadan, bunları bir kenarda tutarak, mevcut küresel konjonktürün, “’kişiselleşmiş’ devlet” örneklerinin çoğalmasına prim verdiğini söylemek herhalde yanlış olmayacaktır.

02 Nisan 2021

[i] https://www.worldpoliticsreview.com/articles/29537/israeli-elections-show-it-s-not-a-right-or-left-country-it-s-pro-and-anti-netanyahu, 02 Nisan 2021.


ABD’DE BORU HATTI SİSTEMİNE SİBER SALDIRI VE ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. ABD’de, Doğu kıyıları boyunca, 5.500 milden fazla bir alanı kapsayan ve günde 100 milyon galondan fazla benzin, dizel, jet yakıtı ve ev tipi ısıtma yağı taşınmasına boru hatlarıyla aracılık eden sisteme siber saldırı olmuş[i]… Saldırıyı yapan da, saldırı ile ne istendiği de henüz bilinmiyor. Ancak saldırının gerçek boyutunu öğrenmek-anlamak

ABD’NİN “ASILSIZ” ERMENİ İDDİALARINA İTİBAR ETMESİNİ ANLAMA, ABD’Yİ VE BAŞKAN BİDEN’I KINAMA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Ermenilerin tarihi gerçekler ile bağdaşmayan ve uluslararası hukuk açısından dayanaktan yoksun, “asılsız” soykırım iddiaları, her 24 Nisan’da gündeme gelir, tartışılır, acaba ABD bu asılsız iddialara itibar eder mi diye merak edilirdi. En sonunda, bu 24 Nisan (2021)’da, ABD Başkanı Joe Biden, Ermenilerin asılsız iddialarına itibar etti. Hem de, Ermenilerin

UKRAYNA GERGİNLİĞİ

Prof. Dr. Dr. Osman Metin Öztürk Karadeniz’deki Rusya-Ukrayna gerginliğinde tansiyon yükseliyor gözüküyor. Gerginlik tırmanırken, önce Ukrayna’dan savaş istenmediği açıklaması gelmiş; daha sonra Rusya’dan da aynı yönde bir açıklama gelmişti.[i] Ancak Ukrayna’dan ve Rusya’dan bu açıklamalar gelmiş iken; ABD de, bir yandan durumdan endişeli olduğunu, gelişmeleri yakından izlediğini ve Dışişleri Bakanının Ukrayna konusunu Avrupalı ortaklarla görüşmek

BİDEN YÖNETİMİNİN İLK SAVUNMA BÜTÇESİ TASLAĞI NELER SÖYLÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Biden Yönetiminin ilk savunma bütçesi taslağı Kongre’ye sunulmuş. Yeni mali yıla ilişkin taslakta, savunma bütçesi olarak 753 milyar dolar öngörülmüş. Bu rakamın, 715 milyar doları Pentagon’a gidecekmiş ve Pentagon’a gidecek bu rakam, bir önceki yılın rakamına göre, mütevazi bir artışı içeriyormuş.[i]

JAPONYA’NIN VE GÜNEY KORE’NİN ÇİN YAKLAŞIMLARI VE ABD

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Savunma Bakanı Lloyd Austin’in, geçtiğimiz günlerde, Japonya’yı ve Güney Kore’yi ziyaret ettiği; bu ziyarette, Tokyo ile Seul’un Çin’e ilişkin yaklaşımları arasında farklar olduğunun görüldüğü; Japonya Çin’e karşı sert bir yaklaşım içinde gözükürken, G. Kore’nin Çin karşısında uzlaştırıcı bir yaklaşım sergilediği belirtiliyor. Ayrıca Japonya-Çin ve

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.