KEŞMİR’DEKİ PAKİSTAN-HİNDİSTAN GERGİNLİĞİ VE HİNDİSTAN’DAKİ SEÇİMLER

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Hatırlanacağı üzere, Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde, geçtiğimiz ay (Şubat 2019) yaşanan ve 40’ın üzerinde Hintli askerin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısı gerçekleşmiş, Hindistan bu saldırı için Pakistan’ı suçlamıştı.  Sonrasında Pakistan-Hindistan gerginliği baş göstermiş, taraflar karşılıklı olarak biri birlerinin savaş uçaklarını düşürmüş ve Asya’nın bu bölgesinde tansiyon yükselmişti.

İşbu çalışma, söz konusu Pakistan-Hindistan gerginliğini Hindistan açısından konu edinen kısa bir analiz[i] ile karşılaşılması üzerine ortaya çıkmış bir çalışmadır. Kısa analizin satır aralarından söz konusu Pakistan-Hindistan gerginliğinin ne anlama geldiğine işaret edilmiş; aynı zamanda, ülkelerin iç siyasetlerinin artık daha çok dış politika üzerinden yapılır hale geldiği yolundaki görüşe Hindistan örneği üzerinden dikkat çekilmek istenmiştir.

Analizde, bu çalışmaya esas teşkil eden, dikkat çekici bir tespit yer alıyor. Deniliyor ki; Pakistan ile yaşanan gerginlik, Hindistan’ın askeri seçeneklere başvurma (ve risk alma) istekliliğine ve Hindistan’ın, Keşmir konusundaki tarihsel kısıtlamaların dışına çıkma eğilimine işaret ediyor. Modi’nin Pakistan ile devam eden söz konusu gerginlikte sergilediği Ordu konusundaki yaklaşımının Hindistan’daki Ordu konusunda yerleşik “çizgi” ile örtüşmediği değerlendirmesi de yapılmaktadır. Bunlarla birlikte, söz konusu Pakistan-Hindistan gerginliğinin önümüzdeki Nisan-Mayıs (2019) dönemini kapsayan Hindistan’daki genel seçimler öncesine denk gelmesine dikkat çekiliyor.

Hindistan Başbakanı Modi ile, lideri olduğu Bharatiya Janata Partisi, 2014 yılında, ekonomik reform sözü ile iktidara gelmiş; ancak, geçen süre içerisinde bu sözünü yerine getirememiş gözükmektedir. Bu da, önümüzdeki ay (Nisan 2019) başlayacak federal parlamento seçimlerini, Modi ve partisi için oldukça sıkıntılı hale getirmektedir. Kısa analizde, Hindistan Başbakanı Modi’de ve partisinde gözlemlendiği ifade edilen askeri seçeneklere başvurma, risk alma ve Keşmir konusunda tarihsel kısıtlamaların dışına çıkma eğilimi, Hindistan ekonomisindeki bu olumsuz görüntü (Kötü gidiş) ile ilişkilendirilmektedir. Bu ilişkilendirme, doğal olarak, Modi’de ve partisinde beliren eğilime, ekonomideki kötü gidişin üzerinin örtme işlevinin yüklenmiş olabileceği algısına yol açmaktadır.

Ancak bu algı, sadece söz konusu kısa analizin ürünü olan bir algı değildir. Bu algıyı besleyen ciddi başka hususlar da vardır. Asya’daki gelişmeleri düzenli olarak takip etmeye çalışan bir uzman olarak, Hindistan ile ilgili olarak epeyi bir süredir gördüğüm, kimine analizlerimde ve/veya kısa yorumlarında yer verdiğim, dikkatimi çeken gelişmeler var. Bunlar, hem güncel Pakistan-Hindistan gerginliği ile, hem de Hindistan’da önümüzdeki Nisan-Mayıs (2019)  aylarında gerçekleşecek federal parlamento seçimleri ile ilişkilendirilebilen hususlardır.

Hindistan, bir süredir, ABD ve ABD’nin Asya’nın bu bölgesindeki ortakları ile eski yakınlık içinde değildir. Bir soğukluk görülmekte ve hissedilmektedir. Hindistan Başbakanı Modi, geçtiğimiz yıl (Nisan-Mayıs 2018’de) kısa aralıklarla Çin’i ziyaret etmiştir. Çin ve Hindistan heyetleri, artık düzenli olarak bir araya gelip iki ülke arasındaki sorunları ele almaktadırlar.  Ayrıca Kasım 2018’de, Pakistan, Lahor’un kuzeydoğusunda, Hindistan sınırına yakın bir bölgede yer alan Karpatur sınır kapısını açarak, Sih inancında hac bölgesi kabul edilen Darbar Sahib Tapınağını Hintli ziyaretçilere açmıştır. Hindistan Başbakanı Modi de, Aralık 2015’de, sürpriz bir şekilde ve tartışmalar içinde, Pakistan’ı ziyaret etmiştir. Hindistan’ın Çin ve Pakistan ile sorunlarını çözmek istediğine ve bunun için bir diyalog zeminin kurulup işletildiğine işaret eden bu gelişmeler çıkış noktası alındığında; Hindistan’da Modi Yönetiminin yapılacak seçimlerden sonra da iktidar kalması, hem Pekin’in, hem de İslamabad’ın isteyebileceği bir durum olarak gözükmektedir. Buna bağlı olarak da, Keşmir konusundaki çıkmış mevcut gerginliğin, belirtilen mülahazalar ışığında ortaya çıkmış, yapay ve kontrollü bir gerginlik olabileceği değerlendirilmektedir.

Hindistan-ABD yakınlığında gerilemenin gözlemlendiği dönemde, bununla eş zamanlı olarak Hindistan-Rusya ilişkilerindeki artan hareketlilik dikkate alındığında; yukarıda Çin ve Pakistan için ifade edilen hususların Rusya için de geçerli olabileceği açıktır.

Belirtilenlerden, doğal olarak, Pakistan-Hindistan gerginliğinin (Keşmir konusundaki yüksek tansiyonun) en azından önümüzdeki Mayıs (2019) ayına kadar devam edeceği çıkmaktadır. Bu gerginliğin (yüksek tansiyonun), Başbakan Modi’nin ve partisi nin iktidarlarını sürdürmesine aracılık etme potansiyeli yüksektir, bundan yararlanmak isteyeceklerdir.

Bu noktada, Pakistan ile Hindistan arasındaki güncel gerginliğe dair kısa analizin içeriğinin ve yol açtığı çağrışımların, Türkiye’de devam eden yerel seçim kampanyasını hatırlattığını da ifade etmem gerekir. Bu, doğal olarak, akla gelmektedir. Türkiye’de de, Hindistan’da olduğu gibi, bozulmuş-kötüye giden bir ekonomi vardır. İktidar, seçmenin savunma ve güvenlik endişelerine hitap etmek (adeta bunu “seçmenin gözüne sokmak”) suretiyle ekonomideki kötü gidişi seçmenin gözünden kaçırma peşinde gözükmektedir. Ancak söz konusu edilen Hindistan ile örtüşme, tam bir örtüşme değildir. Türkiye’nin Hindistan’dan ayrıldığı nokta vardır. O nokta da, Türkiye’nin, seçim sürecinde henüz Hindistan gibi “sıcak” bir krize/gerginliğe angaje olmamasıdır. Doğal ve yukarıdaki mülahazalara bağlı olarak, Türkiye’nin seçim sürecinde henüz “sıcak” bir krize/gerginliğe angaje olmaması ya da olamaması da, Türkiye’nin (mevcut iktidarın) dış politikadaki “değerli” ve “dip yapmış” yalnızlığını akla getirmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 10 Mart 2019

[i] https://www.worldpoliticsreview.com/articles/27589/the-latest-india-pakistan-standoff-raises-the-stakes-for-future-crises, 10.3.2019.


ORTADOĞU: ABD BÖLGEDE HALA GÜÇLÜ MÜ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Brookings Institute tarafından yayınlanan, ekip çalışmasının ürünü, Ortadoğu’ya ilişkin güncel bir değerlendirmede gerçekçi tespitlerde bulunulmuştur.[i] Değerlendirmede; Soğuk Savaşın sona ermesinden (1991) bu yana yaşananların Ortadoğu’nun jeopolitiğini değiştirdiği ve ABD’nin artık Ortadoğu’nun tartışmasız ve egemen tek dış gücü olmadığı ifade ediliyor. Ayrıca ABD’nin Ortadoğu’dan çekildiği algısının gerçeği yansıtmadığına, ABD’nin Ortadoğu’da mevcut

KOMUTANLARIN AMERİKAN SİYASETİNE NÜFUZU MU ARTIYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Asıl karargâhı Tampa/Florida’da olan, sorumluluk alanına geniş anlamda Ortadoğu’nun dâhil olduğu bilinen ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel, geçtiğimiz gün Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde açıklamalarda bulundu. Yaptığı açıklamada, hem IŞİD’dan alınan yerler için “anıtsal bir askeri başarı” ifadesini kullanmış, hem de IŞİD’ın Irak’ta ve Suriye’de yerin

HANOİ’DEKİ TRUMP-KİM ZİRVESİNİN SONUCU HAKKINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Vietnam/Hanoi’deki Trump-Kim Zirvesi, bilindiği üzere başarısızlık ile sonuçlanmış; sonrasında da taraflardan, görüşme sürecinin devamı konusunda karamsarlığa neden olan açıklamalar gelmişti…

ABD AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD, Afganistan’dan çekilir mi? Ya da Afganistan’daki askeri varlığı, ABD’nin denizaşırı askeri varlığı için neye işaret ediyor? ABD’nin küresel ve bölgesel gelişmelere (Ortadoğu’ya, Suriye’ye) ilişkin mevcut ve muhtemel yaklaşımları açısından, bunlar önemli diye düşünüyorum.

ABD TARTIŞIYOR… ACABA BU, “İNİŞ SÜRECİNİ” TERSİNE ÇEVİREBİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu’unda “Dünyada Otoriterliğin Yaygınlaşmasının Ulusal Güvenlik Açısından Sonuçları” adlı bir oturum gerçekleştirilmiş[i]. Türkiye’nin de sıkça gündeme geldiği bu oturum ve özellikle konuşmacılarından biri, dikkatimi çekti.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.